Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 269, sondan 5968. ayet; 2. sure ve bu surenin 262. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 24, harf sayısı 92 ve toplam ebced değeri ise 5481 olarak hesaplanmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (14) ل (11) م (10) bulunuyor.
الذين ينفقون اموالهم في سبيل الله ثم لا يتبعون ما انفقوا منا ولا اذى لهم اجرهم عند ربهم ولا خوف عليهم ولا هم يحزنون
الذينينفقوناموالهمفيسبيلاللهثملايتبعونماانفقوامناولااذىلهماجرهمعندربهمولاخوفعليهمولاهميحزنون
Elleżîne yunfikûne emvâlehum fî sebîli(A)llâhi śumme lâ yutbi’ûne mâ enfekû mennen velâ eżen(ﻻ) lehum ecruhum ‘inde rabbihim velâ ḣavfun ‘aleyhim velâ hum yahzenûn(e)
Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rab’leri katında mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.
Malî yardımın, infak ve sadakanın Allah rızâsı için yapılmış olmasının kesin işareti, yardım yapılan kimseden hiçbir menfaat beklememek, onu yardım sebebiyle minnet altında tutmamak, incitmemek, hiç böyle bir şey olmamış gibi davranmaktır. Büyük ecri bu şekilde verenler alacak, korku ve üzüntüden kurtulma saadeti de bunların olacaktır.
Vâhidî’nin rivayetine göre 262. âyet Hz. Osman ve Abdurrahman b. Avf’ın, Tebük Seferi öncesinde orduya yaptıkları yardım vesilesiyle gelmiştir. Bu iki büyük sahâbîden birincisi savaş araç ve gereçleri olmayan bütün gazilerin bu ihtiyaçlarını karşılamış, ikincisi de servetinin yarısını bağışlamıştır (Esbâbü’n-nüzûl, s. 61).
Kendisine sadaka verilecek kişiye karşı takınılacak tavır bir şekilde onu incitecekse bunu vermek yerine uygun sözler söylemek ve ihtiyacını arzeden kişiyi hoş görmek, durumunu başkalarına duyurmamak mânevî sonuç, ecir ve ahlâkî davranış olarak tercih edilmektedir.
İnsanları, sadaka ve malî yardım yüzünden minnet altında bırakmaya ve incitmeye kalkışanların bu davranışı, Allah’a ve âhirete iman etmeyen, başkalarına gösteriş olsun diye veya kişiden menfaat beklediği için harcama yapan kimselerin davranışlarına benzetilmiş, bunun da semere ve sonucu kaya misaliyle anlatılmıştır. Yalçın ve pürüzsüz bir kayanın üzerindeki toprak şiddetli yağmur aldığında sıyrılıp yere inmekte, düz yerlerdeki toprağa bereket getiren yağmur bu kayada toprağı yok etmektedir. Sadaka da böyledir; Allah rızâsı için verildiği ve karşılığında bir menfaat beklenmediği, ihtiyaç sahibi incitilmediği takdirde harcayana bereket ve ecir getirir, aksi halde verilen boşa gider, hem maldan olunur hem de sevaptan mahrum kalınır.
Mallarını Allah yolunda [infak] edip (verip) arkasından başa kakmayan, (fakirleri) incitmeyenler var ya onlar için Rableri katında ödül(ler)i vardır. Onlara herhangi bir korku yoktur; onlar üzülmeyecek de.
Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Rabbleri katında has ödülleri vardır. Onlara hiç korku olmadığı gibi, onlar üzülmeyeceklerdir de.
Mallarını Allah yolunda infak¹ edip de ardından yaptığı iyiliği başa kakmayarak² yardımcı oldukları kimseleri incitmeyenlerin ödülleri Rabb'leri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
1- Allah yolunda ve ihtiyaç sahipleri için harcayan. 2- Minnet altında bırakmayarak.
Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeye kalkışmayanların ecirleri Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.
Mallarını verip ardından da, verdiklerinin başlarına kakmayanların, onlara minnet yüklemeyen ve eziyette bulunmayanların ecri, Rableri katındadır. Onlara ne korku vardır, ne hüzün.
Mallarını Allah yolunda harcayıp, sonra başa kakmayan ve eziyet etmeyenler, mükafatlarını Rableri katında bulacaklardır, artık onlar için ne korku vardır, ne de üzüntü.
Mallarını, servetlerini Allah yolunda, İslâm uğrunda karşılık beklemeden, gönüllü harcayıp da, sonradan başa kakmayan, fakirlerin gönlünü incitmeyenlerin mükâfatları Rableri katındadır. Onlara her iki dünyada da korku yok. Geride bıraktıkları yakınları ve yapamadıkları şeylerden dolayı mahzun da olmayacaklar.
Mallarını Allah yolunda verip de verdiklerinin arkasından başa kakmayıp eziyette bulunmayanların alacakları karşılık Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.
Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
Mallarını, cihâd ve hayır işlerinde Allah için harcayanlar ve sonra harcadıklarının arkasından başa kakmayı, gönül incitmeyi uygun görmiyenler (var ya!) İşte onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara hiç bir korku yoktur ve mahzun da olmayacaklardır.
Allah yolunda mallarını nafaka ve sadaka verenler, sonra o yaptıklarına minnet ve eziyet katmayanların, Rableri katında (ebedi âlemde) ücretleri vardır. Bir de onlara ne (geleceğin) korkusu ne de (geçmişin) üzüntüsü vardır. (Mal ve minnet çengelinden kurtuldukları için, Allah’ın yakınları demek olan veliler olmuşlardır. Çünkü veliler ne korkarlar ne de üzülürler.)
Allahın yolunda mallarını harcayan, sonra başa kakmayıp, incitmeyen kimselerin, Tanrıları katında sevapları bulunur; onlara ne korku var, ne de kaygılanırlar
Mallarını, cihad ve hayır işlerinde Allah için harcayanlar ve sonra harcadıklarının arkasından başa kakmayı uygun görmeyenler (var ya!) İşte onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlar artık gelecekten endişe duymayacaklar ve geçmişten dolayı da üzülmeyeceklerdir.
Mallarını Allah yolunda sarfedip sonra sarfettikleri şeyin ardından başa kakmayan ve eza etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir.
Paralarını ALLAH yolunda harcadıktan sonra iyiliklerini başa kakıp eziyet etmeyenler için Rab'leri katında ödülleri vardır. Onlara korku ve üzüntü yok.
Allah yolunda mallarını infak eden, sonra verdiklerinin arkasından başa kakmayı, gönül incitmeyi uygun görmeyen kimselerin Rableri yanında mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar, üzülmeyeceklerdir.
Fisebilillâh mallarını infak eden, sonra verdiklerinin arkasından başa kakmayi gönül incitmeyi reva görmeyen kimseler, rabları ındında onların ecirleri vardır, onlara bir korku yoktur ve onlar mahzun olmıyacaklardır
Mallarını (Allah yolunda) harcayıb da sonra o harcadıklarının arkasından bir başa kakış ve bir eziyyet takıb katmayanlar (yok mu?) Onların Rableri yanında mükâfatları vardır. Onlara hiç bir korku yokdur, mahzun da olacak değillerdir onlar.
Mallarını Allah yolunda sarf etmekte olanlar, sonra sarf ettikleri şey(in arkasın)a başa kakma ve (gönül) incitme katmayanlar var ya, onların, Rableri katında mükâfâtları vardır. Hem onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.(2)
(2)Bu âyet-i kerîme, Tebük Seferi dolayısıyla hazırlanan ve “Ceyşü’l-Usra” (Zorluk Ordusu) denilen ordunun donatılması için bin deve veren Hz. Osman (ra) ile dört bin deve vererek yardım eden Abdurrahman bin Avf (ra) hakkında nâzil olmuştur. (Celâleyn Şerhi, c. 1, 330)“Ey ehl-i kerem ve vicdan (ikrâm edici ve vicdan sâhibi) ve ey ehl-i sehâvet ve ihsan (cömert ve ihsân edici olanlar)! İhsanlar zekât nâmına olmazsa, üç zararı var. Bazen de fâidesiz gider. Çünki Allah nâmına vermediğin için, ma‘nen minnet ediyorsun, bîçâre fakiri minnet esâreti altında bırakıyorsun. Hem makbûl olan duâsından mahrum kalıyorsun. Hem hakīkaten Cenâb-ı Hakk’ın malını ibâdına (kullarına) vermek için bir tevzîât(dağıtma) me’mûru olduğun hâlde, kendini sâhib-i mal zannedip bir küfrân-ı ni‘met (nankörlük) ediyorsun. Eğer zekât nâmına versen, Cenâb-ı Hakk nâmına verdiğin için bir sevab kazanıyorsun, bir şükrân-ı ni‘met gösteriyorsun (ni‘mete şükrediyorsun). O muhtaç adam dahi sana tabasbus etmeğe (sun‘î hareketlere)mecbûr olmadığı için, izzet-i nefsi kırılmaz ve duâsı senin hakkında makbûl olur.” (Mektûbât, 22. Mektûb, 101)
Allah yolunda mallarını harcayanlar ve sonrada harcadıkları malları başa kakmayan ve eziyet etmeyenlerin karşılıkları Rableri katındadır. Onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Onlar ki mallarını Allah yolunda harcederler, sonra bu harçlarının ardından başa kakmazlar, eziyet vermezler. Onların Rabbileri yanında mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
Mallarını Allah yolunda infak edip sonra infak ettikleri şeyin ardından başa kakmayan ve eza etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Mallarını Allah yolunda harcayan ve bu harcamalarının ardından, yaptığı iyilikleri başa kakmayan, gönül incitmeyen kimseler var ya, işte Rableri katında onlara nice ödüller vardır; Hesap Gününde onlar ne korkuya kapılacak, ne de üzüntüye uğrayacaklar!
Allah yolunda mallarını harcayan, sonra harcadıklarını başa kakmayan ve incitmeyenlerin ödülleri rabb’leri katındadır.
Onlara korku da yoktur; onlar üzülür de değildir.
(Ayrıca) Mallarını Allah yolunda harcadıktan sonra harcadıklarını başa kakmayanlar1 ve onu, onur kırma2 aracı olarak kullanmayanların mükâfatı, Rableri katındadır. Onlar için bir korku yoktur ve onlar, mahzun da olmayacaklardır.3
1 Minnet: Lügatte iki manaya gelir. Birisi, nimet manasınadır ki dilimizdeki “memnuniyet” bu kökten gelir. Diğeri ise, bir hakkı kesmek, iyilik ettiği kimseye karşı iyiliklerini bir şey saymak ve az çok ihsanına mağrurlanmaktır ki bu iyiliğin kıymetini eksiltir veya keser. Burada kastedilen budur. Dilimizdeki “minnet” de bu kökten gelir.2 Eza: Tiksindirmek, iyiliği sebebiyle bir kusur yüzünden şikâyet etmek, iyiliği yüzüne vurmak, onurunu kırmak ve başa kakmak demektir.3 Bu âyetin, Tebük savaşına hazırlanan İslâm ordusuna, Abdurrahman b. Avf (r.a)’ın dört bin dirhem Hz. Osman (r.a)’ın da bin deve, sadaka vermeleri üzerine indiği rivâyet edilmektedir. (Vâhidî)
Allah yolunda mallarını harcayan ve sonra iyiliklerini başa kakıp [muhtaç kişinin duygularını] inciterek [bu] harcamalarının değerini düşürmeyenler 258 mükâfatlarını Rableri katında bulacaklar; onlar için artık ne korku vardır, ne de üzüntü.
Mallarını Allah yolunda harcayıp, peşinden verdiklerini başa kakmayan ve eziyet etmeyenlerin ödülleri Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. 6/48, 2/38
[487] Mallarını Allah yolunda infak edip de, sonra infak ettiklerini başa kakıp gönül incitmeye kalkışmayanlar, ödüllerini yalnızca Rableri katında bulacaklardır.[488] Artık onlar gelecekten endişe duymayacaklar, geçmişten dolayı mahzun olmayacaklar.[489]
[487] Önceki âyette müjdelenen verimin elde edilebilmesi için elbette yalnızca “harcamak” yetmemektedir. Bu harcamayı ahlâkî ilkeleri çiğnemeden yapmak ve harcamadan yararlananları yaralamamak gerekir. Tıpkı bu âyette vurgulandığı gibi.
[488] Velâ ezen ibaresinde lânın ikinci kez tekrarlanması, “başa kakmak” ve “gönül incitmek” eylemlerinin her birinin ayrı ayrı Allah yolunda yapılan harcamanın sevabını iptal ettiği anlamını vermektedir. Bu durumda, amelin iptali için iki olumsuzluktan birinin gerçekleşmesi yeterlidir. Cümlenin ortasındaki summe bağlacı, cümlede ma’tûfun aleyh olan söz konusu davranış sahibinin yücelik ve erdemini vurgular.
[489] Havf gelecek, huzn geçmiş için kullanılır (Bkz:
2:38, not 68). Çünkü gelecek endişesi duyan biri olsaydı, zaten Allah yolunda servetini harcamaya kıyamazdı. Allah’tan karşılığını kat kat alacağından kuşkusu olsaydı, hem verir hem de verdikten sonra telaş içerisinde birilerine fatura çıkarırdı. Bu bir iyi niyettir ve iyi niyet kalbin eylemidir. Endişe ve hüzünden arındırılmış olmak da, o eylemine karşılık kalbe verilen ilâhî ödüldür.
O kimseler ki, mallarını Allah yolunda infak ederler. Sonra da o infak ettiklerine bir minnet, bir eza tahmil eylemezler. İşte onlar için Rabbileri nezdinde mükâfaat vardır. Ve onların üzerine bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.
Mallarını Allah yolunda harcayıp da infaklarının ardından minnet etmeyenler, rahatsızlık vermeyenler yok mu, işte onların Rab'leri katında mükâfatları vardır. Onlara hiçbir endişe yoktur ve onlar asla üzülmeyeceklerdir.
Mallarını Allah yolunda verip de sonra verdiklerinin ardından başa kakmayan ve eziyet etmeyenlerin, Rableri katında ödülleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Mallarını Allah yolunda harcayan sonra da yaptıkları iyiliği başa kakmayan ve incitmeyenler var ya, onlara Rableri (Sahipleri) katında ödül vardır. Onlar ne bir korku duyar ne de üzülürler.
Mallarını Allah yolunda harcama yapıp, sonra da verdiklerinin ardından başa kakmayan ve eziyet etmeyenlerin, Rab'leri katında mükafatları vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Mallarını Allah yolunda harcayan, harcadığını da başa kakmayan kimselerin Rableri katında ödülleri vardır. Artık onlar için hiçbir korku olmaz; onlar hiçbir şekilde de üzülmezler.
Mallarını Allah yolunda harcayıp sonra bu harcadıklarına bir eziyet ve başa kakma eklemeyenlerin, Rableri katında kendilerine has ödülleri vardır. Korku yoktur onlar için; tasalanmayacaklardır onlar.
anlar kim nafaķa virürler mallarını Tañrı yolında; andan, ardınca eylemezler anuñ kim nafaķa eylediler, minnet eylemek, ne daħı incinesi nesene: [22b] anlaruñdur üzere, müzdi anlaruñ, çalabı’ları ķatında. daħı ķorķu yoķdur anlaruñ üzere, ne daħı anlar ķayġuralar.
ol kişiler kim ḫarc iderler māllarını Tañrı Ta‘ālā yolında, andan ṣoñraeydivirmezler ḫarc itdükleri nesneyi minnet eylemek ne daḫı incidmek.Anlar cezāları cennetdür Çalapları ḳatında, daḫı yoḳdur ḳorḳu anlaruñ üstine,ne daḫı anlar ḳayururlar.
Heç bir kəsə minnət qoymadan, əziyyət vermədən mallarını Allah yolunda sərf edənlərin Rəbbi yanında mükafatları vardır. Onların (axirətdə) heç bir qorxusu yoxdur və onlar qəm-qüssə görməzlər.
Those who spend their wealth for the cause of Allah and afterward make not reproach and injury to follow that which they have spent; their reward is with their Lord, and there shall no fear come upon them, neither shall they grieve.
Those who spend their substance in the cause of Allah, and follow not up their gifts with reminders of their generosity or with injury,-for them their reward is with their Lord: on them shall be no fear, nor shall they grieve.