Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 291, sondan 5946. ayet; 2. sure ve bu surenin 284. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 28, harf sayısı 102 ve toplam ebced değeri ise 7916 olarak hesaplanmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (16) ل (11) م (8) bulunuyor.
لله ما في السموات وما في الارض وان تبدوا ما في انفسكم او تخفوه يحاسبكم به الله فيغفر لمن يشاء ويعذب من يشاء والله على كل شيء قدير
للهمافيالسمواتومافيالارضوانتبدوامافيانفسكماوتخفوهيحاسبكمبهاللهفيغفرلمنيشاءويعذبمنيشاءواللهعلىكلشيءقدير
li(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fi-l-ard(i)(k) ve-in tubdû mâ fî enfusikum ev tuḣfûhu yuhâsibkum bihi(A)llâh(u)(s) feyaġfiru limen yeşâu ve yu’ażżibu men yeşâ(u)(k) va(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)
Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
Müslim’in naklettiği bir hadis (“Îmân”, 199) bu âyet geldiğinde sahâbenin onu nasıl anladıklarını ortaya koymak suretiyle âyetin yorumuna ışık tutmaktadır. Rivayet özetle şöyledir: Bu âyet nâzil olunca sahâbeye ondan anladıkları ağır gelmiş, Resûlullah’ın huzuruna gelerek diz çökmüş ve “Ey Allah’ın elçisi! Namaz, oruç, cihad, sadaka (zekât) gibi gücümüzün yettiği amellerle yükümlü kılındık (bunlara bir diyeceğimiz yok). Şimdi ise size bu âyet geldi; buna uymaya gücümüz yetmez!” demişlerdi. Resûlullah “Sizden önceki iki kitabın tâbileri gibi siz de ‘Duyduk ve uymadık’ mı diyeceksiniz? Oysa ‘Duyduk, itaat ettik. Senin bağışlamanı dileriz ey rabbimiz, gidiş sanadır’ demeniz gerekir” buyurmuş, onlar da aynen böyle söylemişler, bu cümleyi tekrarladıkça dilleri de buna alışmıştı. Bunun üzerine (onların bu tutumunu öven) 285. âyet, daha sonra da 284. âyete açıklık getiren ve bir bakıma sahâbenin bu âyetle ilgili yukarıdaki anlayışlarını düzelten “Allah hiçbir kimseyi gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz...” meâlindeki 286. âyet nâzil olmuştur.
Müslim yukarıda özetlenen rivayetin ardından aynı konuyla yakından ilgisi bulunan şu meâldeki hadisleri de nakletmiştir: “Allah ümmetimin içinden geçirdiklerini –söylemedikçe ve yapmadıkça– bağışlamıştır” (“Îmân”, 201-202).
“Kulum iyi bir şeyi yapmaya niyetlendiği zaman ona bir sevap yazarım, onu yaptığı zaman ise ondan 700’e kadar katlayarak sevap yazarım. Kötü bir şey yapmaya niyetlenip de onu yapmadığı zaman günah yazmam, yaptığı takdirde ise bir günah yazarım” (Müslim, “Îmân”, 204-207).
Sahâbe Resûlullah’a gelerek zihinlerinden, inançla ilgili olup açıklamaları mümkün olmayan bazı kötü düşüncelerin gelip geçtiğini söylediklerinde Allah’ın elçisi kendilerine şu cevabı vermiştir: “O imanın ta kendisidir” (Müslim, “Îmân”, 209).
Meâlleri nakledilen âyet ve hadisleri, birbiriyle çelişmeyen bir mâna çerçevesine doğru anlayabilmek için bir bütün halinde düşünmek, “insanların içlerinden geçirip açığa bile vurmadıkları bir şeyden hesaba çekilmeleri ve Allah isterse azap görmeleri” hükmüyle –yine Allah’ın açıkladığı– “zihinden geçirilip yapılmayan kötülüklere günah yazılmaması, zihinden gelip geçen şeyler gibi insanın hâkim olamayacağı (gücünün yetmeyeceği) düşüncelerden dolayı sorumluluğun bulunmaması” hükümlerini uzlaştırmak gerekmektedir. Tefsirciler bu maksatla farklı yorumlar yapmışlardır.
1. Yukarıda meâli verilen hadise göre âyetin hükmü kaldırılmıştır. Yani Allah Teâlâ önce zihinden geçenlerden de insanları sorumlu tutacağını bildirmiş sonra da bu hükmü, “insanın gücünün yetmeyeceği, elinde olmayan şeylerin sorumluluk konusu olmayacağını bildiren” âyetle kaldırmıştır. Şevkânî sahih hadisler bulunduğu gerekçesiyle bu nesih tezini savunmuştur (I, 339).
2. İbn Abbas’tan bu hükmün, şahitliği gizlemek ve yalancı şahitlikle ilgili olduğu yorumu nakledilmiştir. Yukarıdaki âyetlerde borcu yazdırma, şahitlik, rehin gibi tedbirler emredildikten sonra borcun taraflarının emanete hıyanet etmesi durumunda ne ile karşılaşacakları da bu âyette bildirilmiş, “Allah her şeyi eksiksiz bilir; çünkü tamamının yaratıcısı, mâliki, yöneticisi O’dur. Şahit bildiğini gizlerse veya eksik söylerse Allah onu da bilir ve gereğini yapar” denilmek istenmiştir. Âyetin bu mânayı ihtiva ettiğinde şüphe bulunmamakla beraber çerçevesini bu kadar daraltmak hem gereksiz hem de delilsizdir.
3. Taberî haklı olarak nesih tezine karşı çıkmış, “Bir âyetin diğerini neshettiğinden söz edebilmek için ikincisinin, birincisiyle her yönden çatışması, aralarında özel-genel, mutlak-kayıtlı gibi ilişkilerin bulunmaması ve birincinin getirdiğini bütünüyle ikincisinin kaldırması gerekir. Burada böyle bir durum yoktur. Ayrıca günahların ve insanın içinden geçenlerin eksiksiz yazılması da, kulların bunlardan hesaba çekilmesi de cezalandırmayı gerektirmez. Yüce Allah büyük günahlardan kaçınanların küçük günahlarını affedeceğini de bildirmiştir. Allah önce hesaba çekip sonra affederek kullarına lutfunu ve rahmetini bildirir...” demiştir (III, 149).
İbn Âşûr’un, Müslim şârihleri Mâzerî ve İyâd’dan naklen yaptığı, bizim de özetleyerek sunacağımız şu açıklama, âyet ve hadisleri –biri diğerinin hükmüyle çelişip onu kaldırmadan– bir bütün halinde anlama ve değerlendirme bakımından güzel bir örnektir: İnsanın zihninden gelip geçen şey yalnızca bir “hâtır”sa (hayal, tasavvur, doğuş) bundan sorumlu olmayacağında şüphe yoktur. Çünkü buna hâkim olup engellemek kulun elinde değildir. “İnsanların zihinlerinden gelip geçen şeylerden sorumlu olmadıklarını” bildiren hadis bu hâtırla ilgilidir. Eğer hâtır gelip geçmemiş, üzerinde durulmuş, düşünülmüş, niyet ve karar safhasına kadar gelmişse bunun da konusuna göre şıkları vardır: a) Eğer bunlar iman, inkâr, haset, kin, nefret gibi –tabiatları gereği dışa vurmayan, fiile dönüşmeyen, kalpte ve zihinde kalan– psikolojik haller, duygular ve kararlarsa bunların sorumluluk doğuracağı açıktır. b) Niyet ve kararın konusu “fiil”le ilgili ise, meselâ hırsızlık yapmaya niyet edilmiş, karar verilmiş, sonra bundan, dış etki ve engelleme bulunmadan vazgeçilmişse buna ecir bile verileceği hadiste bildirilmiştir. c) Eğer kötü niyet ve karardan bir dış etki ve engel sebebiyle vazgeçilmiş olursa, o fiili işlemiş gibi cezalandırılma konusunda birbirine zıt iki görüşvardır (III, 130-131).
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi yalnızca Allah’a aittir. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çekecektir. (Allah) dileyeni (layık gördüğünü) bağışlar; dileyene (layık gördüğüne) de azap eder. Allah her şeye gücü yetendir.
Burada ve Bakara
2:225, Nahl
16:22 ve 106. ayetlerde kişilerin tasarladıkları düşüncelerin de hesaba konu olduğuna dikkat çekilmektedir
Bu cümle “Allah dilediğini (layık olanı) bağışlar, dilediğine (layık olana) ise azap eder” şeklinde de tercüme edilebilir. Benzer mesajlar: Âl-i İmrân
3:129; Mâide
5:18, 40; ‘Ankebût
29:21; Fetih
48:14.
Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'a aittir. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir ve sonra O, istediğini affedecek, istediğini cezalandıracaktır. Zira Allah her şeye gücü yetendir.
Gökte ve yerde olan her şey, Allah'ındır. İçinizde olanı¹ açıklasanız da gizleseniz de Allah, sizi onunla hesaba çeker. Allah dilediği kimseyi bağışlar, dilediği kimseye de azap eder.² Allah, Her Şeye Güç Yetiren'dir.
1- Tanıklık ettiğiniz şey hakkındaki bilgiyi. 2- Allah, bağışlanmayı hak edeni bağışlar; azabı hak edene de azap eder.
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini (kurgulayıp nefislerinizde beslediklerinizi) açığa vursanız da, gizli tutsanız da, Allah sizi (niyet ve hedefleriniz doğrultusunda) onunla sorguya (hesaba) çekecektir. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah, her şeye (güç yetiren) Kâdir’dir.
Allah'ındır göklerde ne varsa ve yeryüzünde ne varsa. İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de Allah, onunla sizi hesaba çeker. Dilediğini yarlıgar, dilediğini azaplandırır ve Allah'ın her şeye gücü yeter.
Göklerde ve yerdeki herşey, Allah'a aittir. Aklınızdan geçeni açıklasanız da, gizleseniz de, hesaba çekecektir. Ve sonra O, affedilmek isteyeni affedecek ve azaplandırılmak için gayret edeni de cezalandıracaktır. Zira Allah'ın gücü herşeye yeter. Kalbe gelen vesvese insanın gücü dışındadır. (286. Ayet bu ayete açıklık getirecektir.)
Göklerdeki varlıkların, imkânların ve yerdeki varlıkların ve imkânların hepsi Allah'ındır, Allah'ın tasarrufundadır.
İçinizdeki düşünce ve niyetleri, saklı-gizli yaptıklarınızı, açığa vursanız da, gizli tutsanız da, Allah bunlardan dolayı sizi hesaba çeker. Sonra sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimseleri koruma kalkanına alır, bağışlar, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimseleri cezalandırır da. Allah'ın gücü, kudreti herşeye yeter.
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. İçinizde olanları açığa vursanız da gizleseniz de Allah onlardan dolayı sizi sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar dilediğine de azab eder. Allah her şeye güç yetirir.
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Allah, her şeye güç yetirendir.
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Siz içinizde olan şeyi açıklasanız da, saklasanız da Allahü Tealâ sizi onunla hesaba çeker; nihayet dilediğini bağışlar ve dilediğine de azâp eder. Allah her şeye kâdirdir.
Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi ondan hesaba çekecektir. İstediğini bağışlar, istediğine azap verir. Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir.
Göklerde, yerde olan Allahın, içinizde olanı, ister açın, ister saklayın, Allah size hesabını soracak, dilediğin yarlıgar, dilediğin azap eder Allahın her şeye gücü yetişir
Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır. İçinizdeki (kötü niyet, duygu ve düşünceleri)nizi açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir. Sonra o, istediğini (hak ettiği şekilde) affedecek, istediğini (de yaptıkları yüzünden) cezalandıracaktır. Zira Allah, her şeye gücü yetendir.
Allah; elinizde olmadan ve kendiliğinden ya da dış dürtülerle aklınıza geliveren hoş olmayan düşüncelerinizden dolayı sizi bağışlar ama cezayı gerektirecek derecede bilerek ve isteyerek kötülüğe yol açacak haince düşüncelerinizden dolayı da sizleri cezalandırır.Burada Allah’ın istediğini affetmesi ve istediğini cezalandırması; (hâşâ) haksızlık olarak değerlendirilmemeli. Eğer Allah bir kulunu affediyorsa onun kaşına gözüne bakarak affetmiyor. Bizim bilemediğimiz ve dünyadaki faydalı eylemleri, Allah’a karşı duruşu, Hakk ’tan yana yer alışı, insanî ve ahlakî durumu, doğa ile ilişkisi, canlılara saygısı… Onun affına vesile olabilir. Birini de cezalandırıyorsa onun da mutlaka cezayı hak eden bir sebebi vardır. Yoksa birini cehennemlik yaratmıştır onun için affetmeyecek, diğerini cennet için yaratmıştır onu bağışlayacak diye bir şey düşünülemez. Bu, Allah’ın şanına yakışmaz ve adaletine sığmaz. Nitekim Bakara
2:281. ayette ifade buyrulduğu gibi “Herkese kazandığının karşılığı verilir ve kimseye zerre kadar haksızlık yapılmaz.”
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker ve dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Allah her şeye Kadir'dir.
Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ındır. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir, sonra dilediğini affeder, dilediğine de azap eder. Allah her şeye kadirdir.
Yerde ve göklerde olanlar ALLAH'ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de ALLAH sizi ondan sorumlu tutar. Dilediğini bağışlar, dilediğini cezalandırır. ALLAH herşeye gücü yetendir.
Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Allah her şeye kadirdir.
Allahındır hep Göklerdeki ve Yerdeki, siz nefislerinizdekini açsanız da gizlesiniz de Allah onunla sizi hisaba çeker sonra dilediğine mağfiret eyler dilediğine de azab, ve Allah her şey'e kadîrdir
Göklerde ne var, yerde ne varsa (hepsi) Allahındır. Eğer siz içinizdekini açıklar, yahud, gizlerseniz Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra kimi dilerse onu yarlığar, kimi dilerse onu da azâblandırır. Allah her şey'e hakkıyle kaadirdir.
Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizde olanı açıklasanız da onu gizleseniz de, Allah sizi onunla hesâba çeker.(1) Bununla berâber (O,) dilediği kimseyi (kendi lütfundan) bağışlar, dilediği kimseye de (hak ettiği için) azâb eder. Ve Allah, herşeye hakkıyla gücü yetendir.
(1)Sahîh-i Müslim’de geçen bir rivâyete göre: “İçinizde olanı açıklasanız da onu gizleseniz de, Allah sizi onunla hesâba çeker” meâlindeki âyet nâzil olduğunda Sahâbe-i Kirâm (radıyallâhü anhüm ecmaîn) ciddî bir endîşeye düştüler. Huzûr-ı saâdete gelip: “Yâ Resûlallah! Namaz, oruç gibi tâkatimizin yettiği ibâdetlerle mükellef tutulduk. Hâlbuki şimdi bu âyet indi. Fakat bizim buna tâkatimiz yetmeyecek!” dediklerinde Resûl-i Ekrem (asm): “Siz de evvelki ümmetlerin dediği gibi: ‘İşittik ve isyân ettik!’ mi diyeceksiniz? Siz: ‘İşittik ve itâat ettik; Rabbimiz! Mağfiretini dileriz; dönüş sanadır!’ deyin!” buyurdu. Ashâb-ı Kirâm (radıyallâhü anhüm ecmaîn) da bunu tekrâra başladılar. Bunu okudukça dilleri yumuşadı, kalbleri sükûnet buldu. Bunun ardından اَمَنَ الرَّسُولُ âyet-i kerîmesi nâzil oldu. Böyle teslîmiyetle duâ ve niyâza devâm ettiklerinden bir müddet sonra: “Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz!” meâlindeki âyet-i kerîme nâzil oldu ve yukarıdaki âyetin hükmü kaldırıldı. (İbn-i Kesîr, c. 1, 257)
Gökte ve yerde olanların tümü Allah’a aittir. Kendiniz içinizde olanları açığa çıkarsanız da, gizleseniz de, Allah onlarla sizi hesaba çekecektir. Böylece Allah dilediğini bağışlar ve dilediğine de azap eder. Allah her şeye gücü yetendir.
Göklerde, yerde ne varsa hepsi Allah/ındır. Kalplerinizdekini âşikâr tutsanız da, gizleseniz de Allah onun hesabını sizden alır. Artık dilediğini yarlıgar, dilediğini azaba duçar kılar. Allah her şeye hakkiyle kadirdir.
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker ve dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder. Allah her şeye kadirdir.
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. İçinizdeki kötü niyet, duygu ve düşünceleri açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi ondan hesaba çeker; sonra dilediğini bağışlar, dilediğini cezalandırır. Elinizde olmadan aklınıza geliveren kötü düşüncelerinizi bağışlar, bilerek ve isteyerek kurduğunuz hâince niyet ve düşüncelerinizi de —eğer cezayı gerektiriyorsa— cezalandırır.Hiç kuşku yok ki, Allah’ın her şeye gücü yeter.Bu ayet-i kerime inince, Allah’ın emir ve yasaklarını uygulamakta son derece titiz davranan Müslümanlar, ellerinde olmaksızın kalplerinden geçen bütün duygu ve düşüncelerinden dolayı günaha girdiklerini ve bu yüzden azâba uğrayacaklarını zannederek, Allah’ın elçisine gelip gözyaşları içinde ona acziyetlerini arz ettiler. Bunun üzerine, konuyu açıklığa kavuşturarak yanlış anlamaları gideren ve endişe dolu kalplere ferahlık veren şu ayetler indi:
Yer’dekiler ve Gökler’dekiler Allah’ındır.
Nefislerinizdekileri açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker; dileyeceği kimseyi affeder; dileyeceği kimseye de azap eder.
Allah her şeye kadîrdir / güç yetirendir.
Göklerde ve yerde her ne varsa şüphesiz hepsi Allah’ındır. Gönüllerinizde bir şeyi açığa vursanız da saklı tutsanız da Allah sizi onunla mutlaka hesaba çeker sonra da dilediğini bağışlar, dilediğini de cezâlandırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye yeter.
Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'a aittir. Aklınızdan geçeni açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onun için hesaba çekecektir; ve sonra O, istediğini affedecek, istediğini cezalandıracaktır: Zira Allah her şeye kâdirdir.
Göklerde ne varsa, yerde ne varsa hepsi de Allah’ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de, Allah onunla sizi mutlaka hesaba çekecektir! Sonra da hak eden kimseyi bağışlar, hak eden kimseyi de cezalandırır. Allah, her şey için bir ölçü koyandır. 2/235, 3/29, 13/10, 40/19, 100/10.
Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’a aittir. Siz içinizdekini açıklasanız da gizleseniz de, Allah sizi ondan dolayı hesaba çekecektir;[545] ve ardından O tercih edeni/tercih ettiğini bağışlar, tercih edeni/tercih ettiğini de cezalandırır. Ve Allah her şeye kadirdir.
[545] Âyetin başı 286. âyet ışığında anlaşılmalıdır. Âyetin son cümlesini çevirimizin gerekçesi için bkz:
13:27;
14:4;
24:21, ilgili notlar.
Göklerde olanlar da, yerde bulunanlar da bütün Allah'ındır. Ve siz nefsinizde olanları açıklasanız da veya gizleseniz de Allah Teâlâ sizi onunla muhâsebe edecektir. Artık dilediği için mağfiret eder dilediğini de muazzeb kılar ve Allah Teâlâ her şeye pek ziyâde kâdirdir.
Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır. Ey insanlar! Siz içinizdeki şeyleri açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onlardan dolayı hesaba çeker. Sonra dilediğini affeder, dilediğini azaba uğratır. Doğrusu Allah her şeye kadirdir.
Bu âyet Bakara sûresinin dördüncü maksadı olan “ihsan” maksadını gerçekleştirir. Böylece, şimdiye kadar bildirilen hükümlerin müeyyidesi, yani dayandığı kuvvet belirtilir. Sûre mukaddimeden sonra iman hakikatlerini, İslâm’a dâveti ihtiva etmişti. Din binasının çatısı ve en güzel süsü ise, Allah’ı görüyorcasına bir hayat sürmek, ihsan makamına çıkmaktır.
Göklerdekilerin ve yerdekilerin hepsi Allah'ındır. İçlerinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker; dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Allah, herşeye kadirdir.
Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. İçinizde olanı, açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi ondan hesaba çeker. Affı hak edeni affeder, azabı hak edene de azap eder. Her şeye ölçü koyan Allah’tır.
[*] İnsan, içinden geçenden değil, içinde olandan sorumlu olur. İçinde olan; iman, şirk, münafıklık gibi şeylerdir. İbadeti Allah için değil de gösteriş olsun diye yapan, sevap alamaz. Bu ayette anlatılan, bu gibi durumlardır.
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de, Allah, onunla sizi hesaba çeker! Sonra da dilediği kimseyi bağışlar! dilediği kimseyi de azaba uğratır. Allah'ın her şeye gücü yeter.
Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini ister açığa vurun, ister gizleyin, Allah onun hesabını sizden sorar. Sonra da dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder.(140) Çünkü Allah herşeye kadirdir.
(140) Azabı hak etmiş olanlardan dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Yoksa Allah’ın hiç kimseye haksız yere azap etmeyeceği, henüz 281’inci âyette belirtildiği gibi, düzinelerce âyette daha tekrar tekrar hatırlatılmıştır. Meselâ
4:40’ta “Allah hiç kimseye zerre kadar olsun haksızlık etmez. İyiliği ise kat kat arttırır; üstelik kendi katından da pek büyük bir ecir verir” buyurulmuştur. Allah’ın azabı, adalettir; bağışlaması ise lütuftur; her ikisini de bir mecburiyetten değil, tamamen kendi iradesiyle yapar. Bu ve benzeri âyetlerde sık sık Allah’ın dilemesine atıfta bulunulması, bu noktayı teyit içindir; yoksa bir keyfîlik ifadesi değildir. Allah dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder; çünkü lütuf da, ceza da Onun elindedir ve O, kimin neye lâyık olduğunu hakkıyla bilir.
Göklerdekiler ve yerdekiler de yalnız Allah'ındır. İçlerinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah, ondan sizi hesaba çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah Kadîr'dir, her şeye gücü yeter.
Tañrı’nuñdur ol kim göklerdedür daħı ol kim yirdedür. daħı eger görindüresiz anı kim nefslerünüzdedür, yā gizleyesiz anı; ḥisāb eyleye sizi anuñ-ile Tañrı. daħı yarlıġaya anı kim diler; daħı 'azāb eyleye anı kim diler. daħı Tañrı, her nesene üzere güci yiterdür.
Tañrı Ta‘ālānuñ ḫalḳı mülkidür, her ne kim göklerde‐y‐ise ve her ne kimyirlerde‐y‐ise. Daḫı eger āşikāre eyleseñüz yüregüñüzde olan nesneleri yā giz‐leseñüz daḫı anı, Tañrı Ta‘ālā ḥisāb eyler anı size. Pes ‘afv eyler kime dile‐se, daḫı Tañrı Ta‘ālā her nesneye ḳādirdür.
Göylərdə və yerdə nə varsa, (hamısı) Allaha məxsusdur. Siz ürəyinizdə olanı zahirə çıxarsanız da, çıxarmasanız da, Allah ona müvafiq sizinlə haqq-hesab çəkər. (Allah) istədiyini bağışlar, istədiyinə də əzab verər. Allah hər şeyə qadirdir!
Unto Allah (belongeth) whatsoever is in the heavens and whatsoever is in the earth; and whether ye make known what is in your minds or hide it, Allah will bring you to account for it. He will forgive whom He will and He will punish whom He will. Allah is Able to do all things.
To Allah belongeth all that is in the heavens and on earth. Whether ye show what is in your minds or conceal it, Allah Calleth you to account for it. He forgiveth whom He pleaseth, and punisheth whom He pleaseth, for Allah hath power over all things.