Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 40, sondan 6197. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 33. ayetidir. Bakara Suresi 33. ayetinin kelime sayisi 23, harf sayısı 100 ve toplam ebced değeri ise 6199 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (23) ل (10) م (17) bulunuyor.
Arapça Metin
قال يا ادم انبئهم باسمائهم فلما انباهم باسمائهم قال الم اقل لكم اني اعلم غيب السموات والارض واعلم ما تبدون وما كنتم تكتمون
Allah, şöyle dedi: “Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini söyle.” Âdem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” dedi.
Allah, kendinin bildiği ve meleklerin bilmediği hikmetler, gerekçeler sebebiyle Âdem’i yarattığını haber verince bu üstü kapalı ve doğrulanması inanca dayalı olan açıklama melekleri ikna için yeterli idi. Fakat yüce Allah bilginin ve imanın yalnızca kendisine güvenilen kimselerin haber ve bilgi vermesi yoluyla elde edilmesini (taklid) yeterli bulmadığı, meleklerinin şahsında insanları gözlem, deney ve düşünceye yönlendirmeyi murat ettiği için bir deneme düzenledi. Âdem’e bütün isimleri, yani maddî ve mânevî varlıkların, kavramların isimleriyle bunların özelliklerini veya isim verme, dil icat etme kabiliyetini öğretti; sonra her şeyin aslı gayb âleminde, ilâhî planda mevcut olduğu için bunları meleklerine gösterdi. Meleklerden, Âdem’in müsbet vasıflarının ve kabiliyetlerinin fazlasıyla kendilerinde mevcut bulunduğu kanaatlerinde haklı ve isabetli iseler bunların isimlerini bilip söylemelerini istedi. Melekler bu deneme sonucunda kendilerine verilen bilme ve bilgi üretme kabiliyetinin Âdem’e verilenden farklı olduğunu ve bu sebeple halife olmaya onun ehil bulunduğunu anlayıp itiraf ettiler; Allah Teâlâ’nın ilim ve hikmetini, eserini görerek (ayne’l-yakîn olarak) daha üst dereceden tasdik ettiler.
Mehmet Okuyan
(Allah:) “Ey Âdem! Onların (eşyanın) isimlerini onlara (meleklere) bildir.” demiş, (Âdem) isimlerini kendilerine bildirince “Ben size, şüphesiz ki göklerin ve yerin [gayb]ını (bilinemeyenini) bilirim; açıkladıklarınızı da gizlemiş olduklarınızı da bilirim’ dememiş miydim?” demişti.
Allah, “Ey Âdem! Onlara eşyanın isimlerini anlat” dedi. Âdem, onların isimlerini meleklere anlatınca Allah, “Size demedim mi, göklerin ve yerin sırlarını ben bilirim ve ben sizin açıkladığınız ve gizlediğiniz şeyleri de bilirim” dedi.
Allah: “Ey Âdem! Bunların isimlerini onlara bildir.” dedi. Âdem isimleri onlara bildirince, Allah meleklere: “Göklerin ve yerin gaybını¹ Ben bilirim; Ben, sizin açıkladıklarınızı da içinizde gizlediklerinizi de bilirim, dememiş miydim?” dedi.
1- Gizli, görünmeyen, bilinemeyen, algılanamayan, gelecekte olacak şeyler.
Ahmet Akgül
(Ardından Cenab-ı Hakk, insanın üstünlüğünü meleklere fiilen göstermek üzere) "Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver!" dedi. O da, (bütün) bunları onlara isimleriyle (mahiyet ve marifetleriyle) haber verince de (Allah) buyurdu ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten (tümüyle ancak) Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim."
Demişti ki: Ey Âdem onlara, yaratıkları adlarıyla haber ver, Âdem, her şeyi adlı adınca haber verince demişti ki: Ben size demedim mi, göklerdeki gizli şeyleri de bilirim, yeryüzünde ki gizli şeyleri de. Açığa vurduğunuzu da bilirim, gizlediğinizi de.
Allah buyurdu: “Ey Adem! Bunların isimlerini onlara sen bildir” Adem onları isimleriyle söyleyip bildirince, Allah: “Size göklerin ve yerin gizli gerçeklerini, açıkladıklarınızın ve gizlediklerinizin tümünü yalnız ben bilirim dememiş miydim?” dedi.
Allah:
“Ey Âdem, bunları, isimleriyle, varlıklar hakkındaki bilgileriyle, varlıklarla bilgilerin irtibatıyla; harfleri, kelimeleri, lafızları, mânaları, cümleleri, lehçeleri; davranışları, ferdin ve toplumun ihtiyaçları, uyum kurallarıyla, tek tek anlat" buyurdu. Bu emir üzerine Âdem, onları, isimleriyle, varlıklar hakkındaki bilgileriyle, varlıklarla bilgilerin irtibatıyla; harfleri, kelimeleri, lafızları, mânaları, cümleleri, lehçeleri; davranışları, ferdin ve toplumun ihtiyaçları, uyum kurallarıyla, meleklere teker teker anlatınca, Allah:
“Ben size, göklerin ve yerin bilinmeyenlerini, gayb âlemini bilirim, sizin açıkça konuştuklarınızı da, içinizde gizlediklerinizi de bilirim, dememiş miydim" buyurdu.
Allah: "Ey Adem! Şunların adlarını onlara bildir" dedi. Adem kendilerine, o varlıkların adlarını bildirince, Allah meleklere: "Ben göklerin ve yerin gizliliklerini bilirim. Sizin açığa vurduğunuz ve gizlediğiniz her şeyi de bilirim, dememiş miydim!" dedi.
(Allah:) 'Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver' dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince, dedi ki: 'Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da ben bilirim.'
Allah, Hz. Âdem'e: “- Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere haber ver.” buyurdu. Âdem Aleyhisselâm da, meleklere, o isimleri haber verince Allah: “-Ben size demedim mi ki, göklerin ve yerin gayblarını ben bilirim. Açıkladığınızı da, gizlediğinizi de elbette ben bilirim.” buyurdu.
Allah: “Ey Âdem! O eşyanın isimlerini onlara bildir” dedi. Âdem bildirince, Allah: “Demedim mi? Ben göklerin ve yerin gizlisini bilirim, sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilirim” dedi.
Allah Âdeme: «Adların söyle bunların» dediğinde hemen adlarını salık verince, Allah dedi ki: «Göklerde de, yerde de, göze görünmeyeni, açık, gizli, yaptığınız bir şeyi ben iyi bilirim, demedim mi sizlere?»
(Allah, Âdem'e:) “Ey Âdem! Eşyanın özelliklerini meleklere bildir.” buyurdu. O da isimleriyle/özellikleriyle/kanunlarıyla onları bildirince (Allah) buyurdu ki: “Ben size dememiş miydim, göklerin ve yerin sırlarını sadece ben bilirim. Ayrıca sizin gizli açık yapmakta olduğunuz her şeyi bilirim.”
Allah "Ey Adem onlara isimlerini söyle" dedi. Adem isimlerini söyleyince, Allah "Ben gökler ve yerde görünmeyeni biliyorum, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye size söylememiş miydim?" dedi.
(Bunun üzerine:) Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Âdem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semâvat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi.
Dedi: "Adem! Onların isimlerini şunlara haber ver." İsimlerini onlara haber verince, "Size, yerin ve göklerin sırlarını biliyorum, açıkladığınızı da gizlediğinizi de biliyorum dememiş miydim," dedi.
(Allah): "Ey Âdem, bunlara onları isimleriyle haber ver." dedi. Bu emir üzerine Âdem onlara isimleriyle onları haber verince, (Allah): "Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim" dememiş miydim?" dedi.
Ey Adem bunlara onları isimleriyle haber ver buyurdu Bu emir üzerine Adem onlara isimleriyle onları haber veriverince de buyurdu ki demedim mi size Ben her halde Semavüt-ü Arzın gaybini bilirim, ve biliyorum ne izhar ediyorsunuz da ne ketmeyliyordunuz
(Allah) : «Ey Âdem, onları adlariyle kendilerine haber ver» deyib de o da onları isimleriyle söyleyiverince (şöyle) dedi: «Size demedim mi ki göklerin ve yerin gaybını şübhesiz ben bilirim. Neyi açıklarsanız, neyi de gizlemişseniz ben biliyorum.»
(Allah:) “Ey Âdem! Onların isimlerini kendilerine (meleklere) bildir!” buyurdu. Bunun üzerine (Âdem) onların isimlerini kendilerine bildirince (Allah): “Size demedim mi? Göklerin ve yerin gaybını (size gizli olan sırlarını) şübhesiz ben bilirim! Ve (siz) neyi açıklarsanız ve (içinizde) neyi gizlerseniz, (ben) bilirim!” buyurdu.
Allah Âdem’e “Onlara (meleklere) eşyanın isimlerini haber ver” dedi. Âdem meleklere eşyanın isimlerini haber verince (sayınca) Allah meleklere “Ben size söylemedim mi? Muhakkak ki göğün ve yerin bilinmeyenlerini ben bilirim. Aynı zamanda sizin açıkça yaptıklarınızı ve içinizde sakladıklarınızı da bilirim” dedi.
Allah «— Âdem! Meleklere eşyanın isimlerini bildir» dedi. Âdem de meleklere isimlerini bildirince Allah «— ben size göklerde, yerde olanı, olacağı bilirim, sizin aşikâr söylediğiniz, gizli tuttuğunuz şeyleri de bilirim, demedim mi? » dedi.
Allah, “Ey Âdem! Onlara isimlerini söyle” dedi. Âdem onlara isimlerini söyleyince, Allah, “Ben göklerin ve yerin bütün gizliliklerini biliyorum; sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye söylememiş miydim size?” dedi.
Bunun üzerine Allah:“Ey Âdem, şu varlıkların isimlerini meleklere bildir!” dedi. Âdem, onların isimlerini meleklere bildirince, Allah meleklere:“Ben size, ‘Göklerin ve yerin gaybını yalnızca Ben bilirim ve dilediğime, dilediğim kadar öğretirim; hem açığa vurduğunuz, hem de gizlediğiniz her şeyi yine Ben bilirim!’ dememiş miydim?” dedi.İşte burada, insanın baş düşmanı olacak İblîs ortaya çıkıyor:
-“Ey Âdem! Onlara isimlerini bildir!” dedi.
Âdem onlara isimlerini bildirdiğinde:
-“Size demedim mi? Ben, Yer’in ve Gökler’in gaybını çok iyi bilirim; açıkladığınızı da, gizliyor olduğunuzu da çok iyi bilirim” dedi.
(Allah:) “Ey Âdem! Bunların (ne olduklarını) onlara isimleriyle beraber söyle.” dedi. O da, onları meleklere isimleriyle beraber söyleyince, (Allah): “Ben size, göklerin ve yerin bütün gizli bilgilerini, sizin açıkladıklarınızı ve sakladıklarınızı da bilirim, demedim mi?” dedi.
O: “Ey Âdem, bu [şey]lerin isimlerini onlara bildir!” buyurdu. [Âdem] isimleri onlara bildirince [Allah]: “Size, ‘göklerin ve yerin gizli gerçekliğini, açıkladıklarınızın ve gizlediklerinizin tümünü yalnız Ben bilirim’ dememiş miydim?” dedi.
Allah: “Ey Âdem! Onlara, şunların isimlerini haber ver.” dedi. Âdem de meleklere onların isimlerini haber verince Allah “Size göklerin ve yerin gaybını ben bilirim aynı şekilde sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de sadece ben bilirim demedim mi?” 7/11...23, 67/13
(Allah) buyurdu: “Ey Âdem! Şunların isimlerini onlara bildir.”[64] Onların isimlerini (meleklere) bildirince de; ‘Size dememiş miydim “Ben bilirim göklerin ve yerin sırrını; gizlediklerinizin ve açıkladıklarınızın tümünü de ben bilirim’ diye?”[65]
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 33. Ayet Açıklaması
[64] Bilginin öğretilmesi (ta‘lim) Allah’a isnat edilirken, bilginin aktarılması (inbâ’) insana isnat edilir. Dilin insan düşüncesinin deposu olduğu hatırlanacak olursa, ilk insanın düşünce dağarcığını Allah’ın doldurduğunu, yani düşüncenin ilk sermayesini insana Allah’ın verdiğini ifade eder. İnsan ilk sermayenin veriliş amacına sonradan sadâkat de gösterebilir, ihanet de edebilir.
[65] Bu ifade şöyle de yorumlanabilir: Ben, insanın fesatçılığı ve kan dökücülüğü konusunda açığa vurduğunuz endişeleri bildiğim gibi, kendinizi bu makama Âdem’den daha lâyık görme hususunda gizlediğiniz duyguları da çok iyi bilirim.
Ömer Nasuhi Bilmen
Buyurdu ki: «Ey Âdem! O şeyleri adları ile meleklere haber ver!». Âdem de o şeyleri adları ile haber verince (Cenâb-ı Hak) buyurdu ki, «Size dememiş miydim ki, Ben şüphesiz göklerin de yerin de gizliliklerini bilirim. Ve sizin izhâr ettiğiniz ve gizlediğiniz şeyleri de bilirim.»
Allah: “Âdem! Eşyanın isimlerini onlara sen bildir. ” dedi. O da isimleriyle onları bildirince Allah buyurdu: “Ben size demedim mi ki, göklerin ve yerin sırlarını Ben bilirim! ” Ve Ben sizin gizli açık yapmakta olduğunuz her şeyi de bilirim! ” [20, 7; 27, 25]
(Allah) dedi ki: "Ey Adem, bunlara onların isimlerini haber ver." (Adem), bunlara onların isimlerini haber verince (Allah): "Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı ve içinizde gizlemekte olduğunuz şeyleri bilirim, dememiş miydim? dedi.
Bunlar, meleklerin hâlini temsil yoluyla anlatan ve tasvîr üslûbunun gereği ifâdelerdir; söz diliyle değil, hal diliyle olan konuşmalardır. İnsanın halîfe yapılacağını öğrenen meleklerin içinden geçen düşünceleri yansıtır. Kur'ân'da bunun örnekleri vardır: "Allah, göğe ve yere isteyerek veya istemeyerek (buyruğuma) geliniz, dedi. İsteyerek (buyruğuna) geldik, dediler" (Fussilet: 11) Burada göğün ve yerin konuşması, sözlü bir konuşma değil, Allah'ın irâdesine uyduklarını belirten durum konuşmasıdır. İşte bu âyetlerde de, daha iyi kavranması için yaratılış sahnesindeki Tanrı-melek düşünceleri, böyle bir dialog biçiminde anlatılmıştır. Yoksa meleklerin, hâşâ Allah'ın karşısında itiraz etmeleri mümkün değildir. Demek ki halîfe yapılacak insanın doğasında bozgunculuk ve kandökücülük olduğunu gözlemlemiş olan melekler, bu bozguncu ve kan dökücü varlığın nasıl hilâfete lâyık görüldüğünü düşünmüşler; fakat insandaki üstün akıl ve ilerleme yeteneğini de anlayınca Allah'ın hüküm ve hikmetine boyun eğmiş ve O'nun buyruğu uyarınca da insana hizmet etmiş, yardımcı olmuşlardır.
Süleymaniye Vakfı
Bunun üzerine Allah, “Âdem! Meleklere şunların isimlerini (neye yaradıklarını) söyle!” dedi. Âdem onlara o isimleri söyleyince, “Size dememiş miydim, ben göklerin ve yerin gaybını [1] (gizlisini, saklısını) bilirim. Neyi açığa vurduğunuzu, içinizde neyi sakladığınızı [2] da bilirim.” dedi.
Süleymaniye Vakfı Bakara Suresi 33. Ayet Açıklaması
[1] O bilgi, melekler için gayb yani bilinemezdir. Âdem'e öğretildiği için onun açısından gayb olmaktan çıkmıştır. [2] Bu söz, meleklerin Âdem'i kıskandıklarını gösterir. Âdem'e secde emri, onlar için zor bir imtihan olmuştu.
Şaban Piriş
Allah:-Ey Adem! Onlara, bunların isimlerini haber ver, dedi. Adem de meleklere onların isimlerini haber verince Allah:-Size göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ben bilirim demedim mi? Sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de ben bilirim, dedi.
Allah, “Ey Âdem, bunların isimlerini onlara söyle” buyurdu. Âdem onların isimlerini meleklere bildirince, Allah, “Ben size demedim mi,” buyurdu, “Ben göklerin ve yerin gizliliklerini de bilirim, sizin açığa vurduğunuz ve gizlediğiniz şeyleri de bilirim diye?”
Allah buyurdu: "Ey Âdem, haber ver onlara onların adlarını." Âdem onlara onların adlarını haber verince, Allah şöyle buyurdu: "Dememiş miydim ben size! Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim, A'lem'im. Ve ben, sizin açığa vurduklarınızı da saklayageldiklerinizi de en iyi biçimde bilmekteyim."
eyitti “iy ādem! ħaber vir anlara adlarını anlaruñ.” pes ol vaķt kim ħaber virdi anlara, adlarını anlaruñ; eyitti ya'nį Tañrı “eyitmedüm mi size, bayıķ ben bilürin gökler görünmezin daħı yirüñ daħı bilürin anı kim eşkere eylersiz daħı anı kim olduñuz gizlersiz?”
Eyitdi Tañrı Ta‘ālā: iy Ādem, ḫaber vir anlara adlarını her nesnenüñ. Pes olvaḳt kim ḫaber virdi anlara adlarını her nesnenüñ. Eyitdi Tañrı Ta‘ālā: Ben si‐ze eyitmedüm mi ki taḥḳīḳ ben bilür‐men gökler ġaybını, yirler ġaybını?Daḫı bilür‐men siz āşikāre eylegeni, yürekde yaşurġanı daḫı bilür‐men.