Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 96, sondan 6141. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 89. ayetidir. Bakara Suresi 89. ayetinin kelime sayisi 26, harf sayısı 108 ve toplam ebced değeri ise 5534 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (17) ل (13) م (11) bulunuyor.
Arapça Metin
ولما جاءهم كتاب من عند الله مصدق لما معهم وكانوا من قبل يستفتحون على الذين كفروا فلما جاءهم ما عرفوا كفروا به فلعنة الله على الكافرين
Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun.
Medine’deki yahudiler yakında yeni bir peygamber geleceğini, Tevrat’ı tasdik eden yani tevhid ve diğer temel itikad konularıyla dinin aslî hedeflerinde Tevrat’la uyuşan, ayrıca Tevrat’ın son peygamberle ilgili müjdesini doğrulayan (Râzî, III, 180) yeni bir kitap indirileceğini biliyor; bu peygamberin ve getirdiği kitabın tevhidi yeniden hâkim kılarak, Yahudiliğin de düşmanı olan putperestliği ortadan kaldıracağına, böylece Mûsâ’nın dinini yeniden güçlendireceğine ve bu suretle kendilerinin de Medine müşrikleri karşısında üstün duruma geçeceklerine inanıyorlardı. Yahudiler, Evs ve Hazrec adlı Medineli Arap kabileleriyle savaşıp yenildiklerinde onlara, “Sizinle asıl beklediğimiz peygamber gelince hesaplaşacağız ve o zaman sizi yeneceğiz” derlerdi (İbn Atıyye, I, 178). İşte bekledikleri peygamber ve kitap geldiğine göre onu Araplar’dan önce kendilerinin kabul etmeleri gerekirdi. Fakat onlar inkâr ettiler. Çünkü bu peygamber, umduklarının aksine, İsrâiloğulları’ndan değil Araplar arasından gönderilmişti.
Mehmet Okuyan
Daha önce kâfirlere karşı zafer isterlerken, kendilerine Allah katından ellerindeki (Tevrat’ı) doğrulayan bir kitap (Kur’an) ulaşıp da (Tevrat’tan) bildikleri gerçekler kendilerine gelince onu inkâr etmişlerdi. (İşte) Allah’ın laneti böylesi kâfirlerin (üzerine)dir.
Daha önce kâfirlere karşı zafer isterlerken, kendilerine Allah katından, yanlarındakilerini doğrulayan bir kitap gelip de öğrendikleriyle karşılaşınca inkâr ettiler. İşte Allah'ın laneti böyle inkârcılaradır.
Onlara, Allah katından yanlarındakini¹ tasdik edici bir kitap² gelince; daha önce Allah'tan kâfirlere karşı üstünlük kazanmak için böyle bir şey istedikleri halde, onlara bildikleri şey³ gelince bu kez onu inkâr ettiler. Allah'ın laneti, gerçeği yalanlayan nankörlerin üzerinedir.
Ne zaman ki onlara Allah tarafından, yanlarında bulunanı (Tevrat ve İncil'in tahrif edilmemiş haber ve hükümlerini) doğrulayıcı bir Kitap (Kur'an) geldi... (Kaldı ki) Daha önce kâfirlere karşı (Allah'tan) fetih ve destek isteyip durdukları (ve bir peygamberin gelişini umdukları ve kolladıkları) halde, o bildikleri (ve bekledikleri) kendilerine gelince onu inkâr ettiler (ve kâfir oldular); artık Allah'ın laneti (böyle bile bile gerçeği gizleyen) kâfirlerin üzerinedir. (Onlar Allah’ın kahrına uğrayacaktır.)
Evvelce kafir olanlara üst gelmek için imdat isterlerken Allah tarafından, onların inandığı kitabı tasdik eden bir kitap geldi, bildikleri, tanıdıkları zuhur etti mi ona kafir oldular. Hay Allah'ın laneti kafirlere olsun.
Daha önce, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas eden kâfirlere üstün gelmek için yardım isterlerken, Allah tarafından kendi inandıkları Allah'ın kitabını doğrulayan bir kitap gelip te, ellerindeki Allah'ın kitabından bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince, hemen Allah'tan gelen gerçekleri görmezlikten geliverdiler. Artık, Allah'ın rahmetinden uzak kalmak, o hakkı örtbas eden kâfirlerin üzerinedir.
Allah katından ellerindeki geçerli bilgileri tasdik eden kitaplar gelmişken, öteden beri kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlere, kâfirlere, inanmayanlara karşı görevlendirilecek peygamberin adını kullanarak üstünlük sağlamaya, insanlardan, tekrar tekrar geleceği ile ilgili haberleri öğrenmeye, mevcut kutsal kitaplardaki bilgileri yeniden değerlendirmeye alarak geleceğini teyide çalışırlarken, Allah'tan yardım ve zafer talebinde bulunmaya devam ederlerken, işte bu sırada bildikleri, tanıdıkları peygamber Muhammed ve tebliğ ettiği din ile yüz yüze gelince, Muhammed'i, Kur'ân'ı, tebliğ ettiği dini, kendi kitaplarını inkâr ettiler. İşte bundan dolayı Allah'ın lâneti, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlere, kâfirleredir.
Daha önce kâfirlere karşı kendilerine bir ilahi yardımın gelmesini diledikleri halde; Allah katından kendi yanlarında olanı doğrulayıcı bir Kitab, özelliklerinden tanıdıkları şey kendilerine gelince onu inkar ettiler. Allah'ın laneti de inkar edenlerin üzerine olsun. [17]
89.Hakim`in el-Mustedrek`te Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre, Hayber yahudileri Gatafan kabilesine karşı savaşıyorlardı. Yahudiler onlarla ne zaman karşı karşıya gelseler yeniliyorlardı. Bunun üzerine yahudiler Allah`tan yardım dileyerek: "Ey Allah`ımız! Bize son zamanda (ahir zamanda) çıkaracağını vaad ettiğin ümmi peygamber olan Muhammed`in hakkı için onlara karşı bize zafer vermeni diliyoruz" diye dua ettiler. Bundan sonra Gatafan kabilesi ile her karşılaşmalarında bu duayı okuyor ve onlara üstün geliyorlardı. Ancak Peygamber (a.s.) gönderilince onu yalanladılar. Bundan dolayı Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi.İbnu Ebi Hatim`in bir başka tarıktan Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre de yahudiler Hz. Peygamber (a.s.)`in gönderilmesinden önce onun hakkı için Evs ve Hazrec kabilelerine karşı Allah`tan yardım diliyorlardı. Ama Allah onu Arapların içinden çıkarınca yalanladılar ve daha önce söyledikleri sözleri de inkâr ettiler. Bunun üzerine Muaz bin Cebel (r.a.), Bişr bin Bera ve Davud bin Seleme (r.a.) onlara: "Ey yahudiler topluluğu! Allah`tan korkun ve Müslüman olun. Biz şirk üzere insanlar iken siz Muhammed`in hakkı için bize karşı Allah`tan yardım istiyordunuz, bize onun gönderileceğini haber veriyor ve özelliklerinden de sözediyordunuz" dediler. Buna karşılık Nudayr oğulları kabilesinden olan Selâm bin Mişkem: "Bize bildiklerimizden bir şey getirmedi. Bu bizim size daha önce sözünü ettiğimiz kişi değildir" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi.17.Resulullah (a.s.) gelmeden önce yahudiler onun geleceğini biliyor ve "Tevrat`ta kendisinden söz edilen peygamber çabuk gelsin de biz onunla birlikte kâfirleri yenip eski şerefimizi elde edelim" diye dilekte bulunuyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.) peygamber olarak gönderilince, onu özellikleri ile tanıdıkları halde, kendi içlerinden değil de Arapların arasından gönderilmiş olması dolayısıyla inkar ettiler.
Ali Bulaç
Allah katından ellerinde olan (Tevrat)ı doğrulayan bir Kitap geldiği zaman, -ki bundan önce inkâr edenlere karşı fetih istiyorlardıişte bilip-tanıdıkları gelince, onu inkâr ettiler. Artık Allah'ın laneti kafirlerin üzerinedir.
Vaktâ ki onlara (Yahudî'lere), Allah katında beraberlerindekini (Tevrat'ı iman esaslarında) tasdîk eden Kur'an geldi, (bunu tanımadılar); halbuki Kur'an gelmeden önce, (bu yahudîler, arap müşrikleri ile mücadelelerinde zor duruma düştükleri zaman: Tevrat'da anılan âhir zaman Peygamberi gelseydi de bize yardım etseydi diye) o müşriklere karşı (Allah'dan) imdat diliyorlardı. İşte o (Tevrat'da vasfını) bildikleri (Peygamber) onlara gelince, onu inkâr ettiler. Artık Allah'ın lâneti o kâfirler üzerine olsun...
Allah katından Tevrat’ı tasdik edici bir kitap, onlara geldiğinde –ki, daha önce müşriklere (kâfirlere) karşı: “Bir peygamber gelecek, bizi sizden kurtaracak” diye fetih bekledikleri halde- o tanıdıkları kitap ve peygamber onlara geldiğinde onu yalanladılar. Artık Allah’ın laneti o inkârcıların üzerine olsun!
Ne zaman ki onlara, Allahın katından, yanlarında bulunan kitabı gerçekleyen bir kitap geldi, halbukiyse önceden, kâfirler üzerine yardım istiyorlardı, tanıdıkları bir şey geliverince, ona karşı küfrettiler, Allahın laneti kâfirleredir
Kendilerine ellerindekini (Tevrat'ın aslını) tasdik eden bir kitap (Kur'an) gelince (Yahudiler) onu inkâr ettiler. Oysa daha önce (bu kitabı getirecek resul ile) inkârcılara (müşriklere) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat'tan) tanıyıp bildikleri (bu resul) kendilerine gelince bu sefer (bu İsmailoğullarındandır, İsrailoğullarından değildir diye) kendileri onu inkâr ettiler. Artık Allah'ın lâneti bütün inkârcıların üzerinedir.
Cemal Külünkoğlu Bakara Suresi 89. Ayet Açıklaması
Müslümanlarla Yahudiler arasında bu hadiseler yaşanırken, Yahudilerin elindeki Tevrat’ın tahrif edilmemiş bölümlerinde ise aynen şöyle yazıyordu: “Onlar için kardeşleri arasından senin gibi bir elçi çıkaracağım ve sözlerimi onun ağzına koyarak ona emredeceğim her şeyi onlara aktaracak.” (Tesniye 18)
Diyanet İşleri (Eski)
Vaktaki Allah katından onlara, kendilerinde olanı tasdik eden Kitap geldi ki onlar bundan önceleri, inkar edenlere karşı kendilerine yardım gelmesini beklerlerdi, bildikleri gelince onu inkar ettiler. Allah'ın laneti, inkar edenlerin üzerine olsun.
Daha önce kâfirlere karşı zafer isterlerken kendilerine Allah katından ellerindeki (Tevrat'ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrat'tan) bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince onu inkâr ettiler. İşte Allah'ın lâneti böyle inkârcılaradır.
İnkarcılara karşı yardım beklemelerine rağmen, onlara ALLAH katından yanlarındakini doğrulayıcı bir kitap, bu bekledikleri şey, kendilerine gelince onu inkar ettiler. ALLAH'ın laneti, inkarcılara olsun!
Yanlarındakini tasdik etmek üzere onlara Allah katından bir kitap gelince, daha önceleri inanmayanlara karşı onunla yardım isteyip durdukları halde, o tanıdıkları kendilerine gelince, bu sefer kendileri onu inkâr ettiler. İşte bundan dolayı Allah'ın laneti kâfirleredir.
Yanlarındakini tasdıklamak üzere onlara Allah tarafından bir kitab gelince önceden küfredenlere karşı istimdad edib dururlarken o tanıdıkları kendilerine gelince tuttular ona küfrettiler imdi Allahın lâneti kâfirlerin boynuna
Vaktaki onlara Allah katından nezdlerinde bulunan (Tevrat) ı tasdıyk edici (ve doğrultucu) bir Kitab (Kur'an) geldi, ki daha evvel küfredenlerin (Arab müşriklerinin) aleyhine (Allahdan böyle bir) feth istiyorlardı, işte (Tevrâtın şehâdet ve saraahatiyle) tanıdıkları o şey (Kur'an) kendilerine gelince ona (hasedlerinden ve mevki' hırsından dolayı) küfretdiler. Artık Allahın lâ'neti o kâfirlerin tepesine.
Hem onlara Allah tarafından, yanlarında bulunanı (Tevrât'ı) tasdîk edici bir Kitab(Kur'ân)(1) gelince, ki daha önce (o gönderilecek peygamberi vesîle yaparak) inkâr edenlere karşı zafer istiyorlardı; işte (bu kadar iyi) tanıdıkları (o peygamber) kendilerine gelince, onu inkâr ettiler.(2) Bu yüzden, Allah'ın lâ'neti o kâfirler üzerinedir!
(1)“Ey ehl-i kitab! (Hristiyanlar ve yahudiler!) İslâmiyet’i kabûl etmekte size bir meşakkat yoktur. Size ağır gelmesin! Zîrâ size bütün bütün dîninizi terk etmenizi emretmiyor. Ancak i‘tikādâtınızı ikmâl(inançlarınızdaki eksikliklerinizi tamamlayınız) ve yanınızda bulunan esâsât-ı dîniye (dînin temelleri)üzerine binâ ediniz diye, teklifte bulunuyor. Zîrâ Kur’ân, bütün kütüb-i sâlifenin (geçmiş kitabların)güzelliklerini ve eski şeriatlarının kavâid-i esâsiyelerini (temel kāidelerini) cem‘ etmiş (toplamış) olduğundan, usûlde (asıl mes’elelerde) muaddil ve mükemmildir (düzeltici ve tamamlayıcıdır). Yani ta‘dîl ve tekmîl edicidir. Yalnız, zaman ve mekânın teğayyür etmesi (değişmesi) te’sîriyle tahavvül ve tebeddüle (değişikliğe) ma‘rûz olan fürûât kısmında (esâsa âid olmayan mes’elelerde) müessistir (yeni hükümler getirir). Bunda aklî ve mantıkī olmayan bir cihet yoktur.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 44)(2)“Pek çok yahudi ulemâsı (âlimleri) ve nasârâ (hristiyan) ulemâsı, ikrâr (kabûl) ve i‘tirâf etmişler ki: ‘Kitablarımızda Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ın evsâfı (vasıfları) yazılıdır.’ (...) Ulemâ-i yehûdun en meşhurlarından İbn-i Sûriyâ ve İbn-i Ahtâb ve onun kardeşi Kâ‘b ibn-i Üseyd ve Zübeyr ibn-i Bâtıyâ gibi meşhur ulemâ ve reisler, gayr-ı müslim kaldıkları hâlde ikrâr etmişler ki: ‘Evet, kitablarımızda onun evsâfı vardır, ondan bahsediyorlar!’ ” (Zülfikār, 19. Mektûb, 67)Ayrıca Tevrât, İncîl ve Zebûr’da Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’dan bahseden yerler için, bakınız; (Zülfikār, 19. Mektûb, 66-73)
İlyas Yorulmaz
Allah’ın katından, onların yanındakini tasdik eden bir kitap (Kur’an) geldiğinde, daha önceden (Tevrat’ı) inkâr edenlere karşı zafer istiyorlardı. Şimdi onların iyi bildiği vahiy geldiğinde, inkâr ediyorlar. Allah’ın laneti gerçekleri inkâr edenlerin üzerinedir.
Vaktaki ind-i İlâhiden onlara yanlarındaki Tevrat/larını tasdik eden Kur/an geldi. Halbuki daha evvel kâfir olanlara [¹] karşı yardım istiyorlardı [²]Tanıdıkları gelince onu tanımadılar, artık Allah/ın laneti kâfirler üzerine olsun.
İsmail Hakkı İzmirli Bakara Suresi 89. Ayet Açıklaması
[1] Arap müşriklerine.[2] Yani «Yâ Rab! Bize Tevrat'ta na'ti mubareki mezkûr olan ahırzaman peygamberi ile müşriklere karşı nusrat ihsan et» derlerdi. Nazm-ı Celildeki «sin» talep için olmayıp mübalâğaya hamlolunursa mânâ şöyle olur: Arap müşriklerine peygamberin yakında ba's olunacağını haber verirlerdi.
Kadri Çelik
Daha önce küfre sapanlara karşı kendilerine yardım gelmesini diledikleri halde böylece Allah katından onlara, kendilerinde olanı onaylayan kitap ve tanıdıkları (Peygamber) gelince onu inkâr ettiler. Allah'ın lâneti, kâfirlerin üzerine olsun!
Onlara Allah tarafından, yanlarındakini doğrulayan,yani ellerindeki Tevrat’ı —değiştirilmiş, bozulmuş kısımlarını düzelterek— onaylayan bir kitap gelince —ki, öteden beri putperestlere karşı onun sayesinde zafer kazanacakları ümidiyle Son Elçinin gelmesini bekleyip duruyorlardı— işte o tanıdıkları ve bekledikleri Son Elçi onlara gelince, kendi ırklarından değil diye onu inkâr ettiler.O hâlde, Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun!
Yanlarındakini tasdik eden, Allah katından bir kitap geldiğinde, hâlbuki önceden, inkâr edenlere karşı fetih istiyorlardı, evet, onlara tanıdıkları geldiğinde inkâr ettiler.
Allah’ın laneti İnkârcılar’a olsun!
İşte, daha önce kâfirlere1 karşı kendisiyle zafer kazanmak istedikleri ve o öteden beri bilip durdukları (Peygamber),2 onlara Allah katından yanlarında bulunan (Tevrât)’ı doğrultucu bir kitap getirince onu derhâl inkâr ettiler. Allah’ın lâneti bütün kâfirlerin üzerine olsun.
1 Kâfir: İslâm'ı inkâr eden, nimete nankörlük eden, uzak kalan, kaçınan, örten kimse demektir. Terim olarak, imanı olmayan kimseye verilen isimdir. İnanmadığı halde, dışa karşı mü'min görünene “münafık”, Müslümanlığından sonra dinden dönene “mürted” denir. Allah'a başkasını ortak koşan kimseye “müşrik” adı verilir. Allah, Yahudi ve Hristiyanların bozuk inançları yüzünden kâfir durumuna düşmeleri hakkında: “Allah, ancak Meryem’in oğlu Mesih'tir” diyenler, kesinlikle kâfir olmuşlardır...” buyurur. Buna göre; Allah'ı inkâr etmek, O'na şirk koşmak, Allah'ın oğlu olduğuna inanmak, O'nun sıfatlarından birini bilerek inkâr etmek veya O’nun sıfatlarını, her hangi birine vermek kişiyi küfre düşürür. Allah'a şirk küfrün en büyüğüdür. Yani; münafık, mürted, müşrik, Yahudi, Hıristiyan, Mecusi v.s.lerin hepsi kâfirdir ve küfür kümesinin birer elemanlarıdır. Allahü Teâlâ'yı, isim veya emirlerinden birisiyle alay ederek, hafife almak veya Allah'a noksanlık isnat etmek, O'nun sıfatlarının yaratılmış olduğunu söylemek, Allah'ın ilmini inkâr etmek, Allah'ın rahmetinden ümit kesmek veya azabından emin olmak kişiyi dinden çıkarır. Peygamberlik müessesesini kabul etmemek veya herhangi bir peygamberin peygamberliğini inkâr da küfürdür. Bu yüzden diğer peygamberleri kabul etmekle birlikte Hz. İsa ve Hz. Muhammed'i kabul etmeyen Yahudiler ve Hz. Muhammed'in peygamberliğini tanımayan ve Hz. İsa'nın Allah olduğuna inanan Hristiyanlar kâfirdirler. Yani bir peygambere ilâhlık isnat etmek küfürdür. Allah'la, Rasûlünün arasını ayırmak, Kur'ân'ın bir bölümüne iman edip bir bölümünü inkâr etmek küfürdür. Ehl-i sünnet’e göre, büyük günah işlemek, inkâr bulunmadığı sürece o kimseyi dinden çıkarmaz. Kısaca Allah'ın emirlerini, bütün İslamî hükümleri kabul ederek İslam'ı nizam olarak görmek iman gereğidir. Bunlardan bir kısmını veya İslâm'ın çağımızda uygulanmasının mümkün olmadığını ileri sürüp bir hükmünü bile reddeden kimseler kâfir olur.2 Medîne ve civarındaki Yahûdîler, Hz. Muhammed (a.s) Peygamber olarak gelmeden önce, savaştıkları müşrik Araplara; “ahir zamanda çıkacak olan Peygamberin zamanı geldi, gölgesi bastı, biz onunla beraber sizi Âd ve Semûd kavmi gibi yok edeceğiz.” derlerdi. Efendimizin gelmesinden önce Kureyza ve Nadîr Yahudîleri Evs ve Hazrec kabîlelerine karşı onun hürmetine Allah’tan yardım dilerlerdi. Âyet bu olaylara işaret etmektedir.
Muhammed Esed
Ve ne zaman Allah katından onlara, halen sahip oldukları hakikati tasdik eden bir [yeni] vahiy geldiyse, daha önce, hakikati inkara şartlanmış olanlara karşı üstün gelmek için yalvarıp yakardı[klarını çarçabuk unutarak] daha önce tanıdıkları [hakikati] bu defa inkara kalkıştılar. Ve Allah'ın lâneti, hakikati inkar eden herkesin üzerinedir.
Allah katından, onlara yanlarında bulunanı tasdik eden bir kitap geldiğinde; oysa daha önce kâfirlere karşı zafer kazanmayı bekliyorlardı. Fakat o tanıdıkları mesaj gelince buna inanmadılar. Böylece Allah’ın laneti bu kâfirlerin üzerine olsun. 2/41, 12/111
Allah katından onlara, ellerindekini (genel olarak) doğrulayan bir kitap geldiğinde;[162] -ki daha önce inkâr edenlere (o kitap ve rasullerle) istikbalde galip gelecekleri (tehdidinde) bulunuyorlardı- işte böylesine tanıdıkları o şey kendilerine geldiğinde onu inkâr ettiler:[163] Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun![164]
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 89. Ayet Açıklaması
[162] Kur’an’ın “kitap ehlinin hâlen sahip oldukları hakikati doğrulamasının” anlamı, indiği zamanda elde bulunan Tevrat ve İncil’i tasdik etmesi değildir. Kaldı ki, Kur’an’ın indiği dönemde de Yahudi ve Hıristiyanların ellerinde her birinin “en doğrusu budur, diğeri muteber değildir” dediği birden fazla kitap bulunuyordu. Kilisenin onayladıklarına “kanonik”, reddettiklerine “apokrif” adı verilir. Bu durumda Kur’an’dan eldeki kanonik ve apokrif Tevrat ve İncil’lerden hangisini tasdik etmesini bekleyebiliriz? Şu hâlde, vahyin dile getirdiği kitap ehlinin hâlen sahip oldukları hakikati doğrulama olayı, ilâhî mesajın zarfı olan metinlere değil, o metinlerin mazrufu olan hakikate bir atıftır.
[163] Âyette men ‘arafû (tanıdıkları kimse) yerine mâ ‘arafû (tanıdıkları şey) gelmesi, “Yahudilerin “öz oğullarını tanıdıkları gibi tanıdıkları” (6:20) şeyin Hz. Muhammed’in şahsı değil, bir nebinin geleceğine dair kanaate dayalı itikat olduğu sonucu çıkar. Medine Yahudileri, bölge Araplarına yakında bir nebi geleceğini, kendilerinin gelmesi beklenen o nebi sayesinde Araplara karşı üstünlük elde edeceklerini iddia ediyorlardı. Hatta, Yesriblilerin Rasulullah’ın davetine ilk icâbet eden toplum olmasında Yahudilerin bu tehdidinin payı büyüktü (Taberî, Tefsir I, 455).
[164] Bu âyet Medine Yahudileri üzerinden herkese şunu söyler: Her toplum kendi geçmişini sırtında taşır: Ey Muhammed ümmeti, öyle bir miras bırakın ki, onu gelecek nesiller boyunlarında bir zincir gibi değil, göğüslerinde bir nişan gibi taşısınlar (Allah’ın lâneti için bkz: 61. âyet, not 111).
Ömer Nasuhi Bilmen
Vaktâ ki onlara taraf-ı ilâhîden yanlarındakini musaddık olan bir kitap geldi, halbuki evvelce kâfirlere karşı fetih ve nusret isterlerdi. Fakat o bildikleri şey kendilerine gelince onu inkar ettiler. Artık Allah'ın lâneti kâfirler üzerinedir.
Onlara, Allah tarafından, ellerindeki Tevrat'ı tasdik eden bir kitap gönderildiği zaman. Daha önce kâfirlere karşı zafer kazanmak için “ahir zaman Peygamberi hakkı için” diye dua ettikleri halde. Evet o tanıyıp bekledikleri Peygamber kendilerine gelince, onu inkâr ettiler. Bu sebeple sebeple, Allah'ın lâneti de kâfirlerin boynuna olsun!
Kur’an’ın Tevrat’ı tasdiki: 1- Allah’a, peygamberlere, meleklere, ahirete, kadere iman gibi Tevrat’ta yer alan din esaslarını vurgulaması 2- Hz Muhammed (a.s.m)’ın gelmesiyle Tevrat’ta son peygamberin geleceğine dair yer alan haberlerin gerçekliğini fiilen ispatlaması tarzında olur. Yahudilerin kendi kitaplarındaki bilgilere dayanarak, yakında gelecek bir Peygamber bekledikleri Medine’de meşhur idi. Şu söz devamlı ağızlarında idi: “Şu putperestler biraz daha hükmetsinler bakalım! Peygamber geldiğinde onların hesabını göreceğiz.” Fakat o gelince, sırf ırkçılık sebebiyle ona düşman oldular.
Süleyman Ateş
Ne zaman ki, onlara Allah katından, yanlarında bulunan (Tevrat)ı doğrulayıcı bir Kitap (Kur'an) geldi, daha önce inkar edenlere karşı yardım isteyip dururlarken o bildikleri (Kur'an) kendilerine gelince onu inkar ettiler; artık Allah'ın la'neti, inkarcıların üzerine olsun!
Nihayet Allah katından, yanlarında olanı onaylayan kitap geldi. Önceleri kâfirlere karşı önlerinin bu Kitapla açılmasını bekliyorlardı. Ama tanıdıkları Kitap gelince onu görmezlikten geldiler. Allah’ın laneti (dışlaması) böylesi kâfirleredir.
Süleymaniye Vakfı Bakara Suresi 89. Ayet Açıklaması
[*] Geleceğini bildikleri.
Şaban Piriş
Allah katından, onlara, yanlarında bulunan (Tevrat)ı tasdik eden bir kitap geldiği zaman; daha önce kafirlere karşı kendilerine yardım gelmesini beklerlerken; onlara, bildikleri şey gelince onu inkar ettiler. Allah'ın laneti kafirlerin üzerinedir.
Kendilerinde olanı(47) doğrulayan bir kitap Allah katından geldiğinde—ki daha evvel onunla kâfirlere karşı zafer kazanmak için dua edip duruyorlardı(48)—işte o tanıdıkları kitap geldiğinde, onu da inkâr ettiler. Allah'ın lâneti işte böyle kâfirleredir.
(47) Tevrat’ı.(48) Tevrat’ta haber verilen peygamber ve kitap geldiğinde, onunla beraber olup müşriklere karşı zafer kazanacaklardı. Lâkin onlar peygamberin de, kitabın da kendi içlerinden çıkacağını umuyorlardı.
Yaşar Nuri Öztürk
Yanlarındakini doğrulamak üzere kendilerine Allah katından bir kitap geldiğinde, daha önce inkâr edenlere karşı zafer isteyip durdukları halde, tanıyıp bildikleri kendilerine gelince, onu inkâr ettiler. Allah'ın laneti, küfre sapanların üstüne olsun!
daħı ol vaķt kim geldi anlara kitāb ya'nį ķur’ān Tañrı ķatından; girçek dutıcı anı kim anlar geldi. daħı oldılardı, ilerden, nuśret isterler [7b] anlaruñ üzere kim kāfir oldılar. pes ol vaķt kim geldi anlara, ol kim bildileridi; kāfir oldılar aña. pes Tañrı la'neti kāfirler üzeredür.
Daḫı ol vaḳt kim kitāb geldi anlara Tañrı Ta‘ālā ḳatından, girçek dutucı, ḳatlarında olan kitābı ki Tevrītdür. Muḥammed resūl gelmezden burun nuṣret dilerlerdi Ḳur’ān bile, yā Muḥammed bile kāfirler üstine. Pes ol vaḳtkim geldi anlara, özleri bilgen kimse ki nebīdür. Kāfir oldılar, inkār eyledi‐ler anı. Pes Tañrı Ta‘ālānuñ la‘neti kāfirler üstinedür.