Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2478, sondan 3759. ayet; 20. sure ve bu surenin 130. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 20, harf sayısı 85 ve toplam ebced değeri ise 5631 olarak hesaplanmıştır. Bu sure طه hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (2) ه (2) bulunuyor.
فاصبر على ما يقولون وسبح بحمد ربك قبل طلوع الشمس وقبل غروبها ومن انائ اليل فسبـح واطراف النهار لعلك ترضى
فاصبرعلىمايقولونوسبحبحمدربكقبلطلوعالشمسوقبلغروبهاومنانائاليلفسبـحواطرافالنهارلعلكترضى
Fasbir ‘alâ mâ yekûlûne vesebbih bihamdi rabbike kable tulû’i-şşemsi vekable ġurûbihâ(s) vemin ânâ-i-lleyli fesebbih veatrâfe-nnehâri le’alleke terdâ
O hâlde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın.
Hz. Peygamber’in ve ona inananların büyük sıkıntılar çektiği bir dönemde inmiş olan bu sûre, –ilk âyetlerinde olduğu gibi– Resûlullah’ın ve müminlerin moral gücünü artıran açıklamalarla sona ermektedir. Birçok âyette inkârcı kavimlerin başlarına gelen felâketlerden söz edilip bunlardan ibret alınması istenirken, Kur’an’ın ilk muhatapları arasında da artık bir ilâhî ceza gelmesi konusunun zihinleri kurcalaması tabii idi. Zira o sıralarda müşrikler müminlere karşı baskı ve işkencelerini gitgide arttırıyor ve gerçek peygamber olmadığına insanları inandırmak üzere Resûlullah hakkında küstahça nitelemelerde bulunuyorlardı. Bu durum inkârcı kesim açısından bir meydan okuma anlamı taşıdığı gibi, inançlı kesimde de Allah katından onlara ağır bir şamar inmesi beklentisini doğuruyordu. Bu âyetlerde yine ilâhî irade ile belirlenmiş vade dolmadıkça bu inkârcıların kökünü kazıyan bir ceza gelmeyeceği bildirilmekte; müminlerin İslâm mesajının hedefine ulaşması için bu tür beklentilere bel bağlamak yerine karşılaştıkları zorluklara katlanmaları, sürekli bir ibadet bilinci ve disiplini içinde mücadeleye devam etmeleri istenmekte; Allah yolunda eziyete katlanmalarına ve çalışıp çabalamalarına Allah’ın ihtiyacı olmayıp bunu asıl kendi iyilikleri için yapmış olacaklarına dikkat çekilmektedir. Mutlu geleceğe ancak Allah’a saygı şuuru içinde yaşayanların erişebileceği hatırlatılmaktadır. 129. âyette sözü edilen vade ve zamanı geldiğinde verilecek ceza hakkında şöyle yorumlar yapılmıştır: Vade kıyamet günü, ceza cehennem azabıdır; vade her bir inkârcının ölüm vakti, ceza kabir azabıdır; vade Bedir Savaşı, ceza o gün azılı birçok inkârcının öldürülmesidir (İbn Atıyye, IV, 69). Tefsirlerde 130. âyette beş vakit namazın kastedildiğini ispatlamaya çalışan yorumlar yer almakla beraber, –bu sûrenin indiği dönemde henüz beş vakit namaz farz kılınmadığına göre– burada asıl amacın müminleri Allah’ı tesbih etmeye yani O’nun yüceler yücesi olduğunu ve her türlü eksiklikten uzak bulunduğunu daima hatırlarında tutup her fırsatta söz ve eylemleriyle bu inancı ortaya koymaya teşvik etmek olduğu, bunun da bireyi mânevî doyuma ve iç huzura kavuşturmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. 131. âyette Resûlullah’ın şahsında müminlere yapılan uyarı, 129. Âyette işaret edilen beklentinin bir başka türünü, yani bazı müminlerin Allah’ın birliğini inkâr edenlerin ferah fahur yaşantısına özenmiş olabilecekleri hatıra getirmektedir. Bu ve benzeri birçok âyette belirtildiği üzere, dünya hayatındaki refah düzeyi ebedî mutluluğun ve hele Allah’ın hoşnutluğunun göstergesi değildir; bu hayat bir sınavdan ibarettir. Fakat yaklaşım, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmanın dünya hayatını fakru zaruret içinde geçirmeye bağlı olduğu gibi ters bir mantık işletilmesinede izin vermez; aksine âyette sadece, Allah’a ve O’nun dinine sırt çevirip kendilerini geçici dünya nimetlerinin debdebesine kaptırmış olanların bu haline aldanılmaması ve onlara özenilmemesi istenmiş, Allah’ın hoşnutluğuna uygun olarak elde edilen maddî ve mânevî imkânların ise en iyi ve sonuçları itibariyle en kalıcı olduğu belirtilmiştir. Mümin helâlinden elde ettiği dünya nimetlerinden yararlanır, başkalarına da yardım eder; yokluk ve yoksulluk halinde çökmez, ayakta kalmasını, rabbine güvenmesini ve O’nun rızâsını elde etme bilinci içinde mutlu olmasını bilir. 130 ve 131. âyetlerin içeriği ve sûrenin anlam örgüsüne sıkı biçimde bağlı olduğu dikkate alındığında bunların Medine’de indiğine dair rivayeti tereddütle karşılamak gerekir; özellikle üslûp açısından bunların Mekkî âyet özelliği taşıdığı görülmektedir (Derveze, III, 95). 133. âyette “Peki önceki sahifelerde bulunan açık kanıt onlara gelmiş değil mi?” buyurularak, Kur’an’ın önceki peygamberlere indirilenlerle aynı temel gerçekleri dile getirdiği hatırlatılmakta, aynı zamanda önceki kitaplarda Muhammed aleyhisselâmın geleceğini haber veren işaretlere ilişkin bir imada bulunulmaktadır. Eski kutsal kitaplarda Hz. Muhammed’in peygamberliğini müjdeleyen bu bilgiler İslâm kaynaklarında “beşâirü’n-nübüvve” veya kısaca “beşâir” diye anılır (bilgi ve örnek için bk. A‘râf
7:157; Esed, II, 644). 134. âyette, ilâhî çağrıya uymamakta direndikleri ayan beyan görülen ve Allah’ın ezelî ilminde öyle davranacakları belli olan bir topluluktan söz edilirken dahi, “Eğer gerekli tebligat yapılmadan cezaya çarptırılmış olsalardı haklı konuma gelebilirlerdi” biçiminde bir anlatıma yer verilerek, Kur’an’da değişik şekillerde ifade edilen “bildirimde bulunmadan sorumlu tutmama” ilkesine vurgu yapılmaktadır. 135. âyette sûrenin başındaki hitabın amacıyla bağlantılı olarak Resûlullah’a ve ona gönülden bağlananlara şöyle bir mesaj verildiği anlaşılmaktadır: Müminlerin âhirette bütün hakikatlerin ortaya çıkacağına inanarak beklemelerine mukabil, kendini kişisel arzularının veya çevresel etkilerin anaforuna bırakmış insanlar da onların iddialarının boşa çıkacağı gibi bir beklenti içindedirler; tebliğ görevi hakkıyla yerine getirildikten sonra onlar bu tavırlarında ısrar ediyorlarsa, dünya hayatında insana verilen seçim özgürlüğünün bir sonucu olarak bu kuruntularıyla baş başa bırakılmalıdırlar, ama bir gün gerçekleri bütün çıplaklığıyla görüp anlayacaklardır.
Onların söylediklerine sabret! Güneşin doğuşundan önce ve batışından önce Rabbini [hamd] (övgü) ile [tesbih] et (yücelt)! Gecenin bir kısım saatlerinde ve gündüzün uçlarında da [tesbih] et (yücelt) ki huzur bulasın.
Onların söylediklerine sabret! Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini övgü ile tesbih et/namaz kıl! Gece saatlerinde de O'nu övgü ile tesbih et/namaz kıl! Gündüzün belli vakitlerinde buna devam et ki mutlu olasın!
O halde söylenen şeylere sabret! Ve Rabb'ini, Güneş'in doğmasından önce ve batmasından önce ve gecenin bir kısmında ve gündüzün taraflarında¹ hamd ile tesbih² et. Umulur ki böylece O'nun hoşnutluğunu kazanırsın.
1- “Ve etrâfe” üç ve daha fazla şeyi gösteren çoğul bir sözcüktür. Bütün bir gün, gün içinde anlamına gelmektedir. 2- Tesbih; Allah'ın, her türlü noksanlıktan arınık, tüm mükemmel niteliklere sahip olduğunu bilmek; Allah'ı kendisine özgü nitelikleri ile tanımak ve tanıtmak demektir. Tesbihe, namazda “tesbih çekmek” olarak anlam vermek doğru değildir. Tesbih, tevhid inancının ve anlayışının kavranması ve Yaratıcının tüm nitelikleri ile tanınması ve tanıtılması etkinliğidir. Allah'ı tesbih etmek; O'nu şirk içeren her türlü düşünce ve inançtan arındırarak, Kendisine özgü nitelikleri ile yüceltmek demektir.
(Ey Resulüm!) Şu halde Sen onların söylediklerine (ve eziyetlerine) karşı sabırlı ol, Güneş’in doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt) . Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da (beş vakit namazda ve her fırsatta Rabbini zikredip) tesbihte bulun ki hoşnut olasın (rıza makamına ve itminana ulaşasın).
Söyledikleri sözlere sabret ve Rabbini, hamd ederek gün doğmadan ve batmadan önce ve gecenin bir kısmıyle gün ortasında noksan sıfatlardan tenzih et de rızasına mazhar ol.
Hamd ederek tenzîh etmekten maksat namazdır. Gün doğmadan kılınan sabah namazıdır. Gün batmadan kılınan ikindidir. Gecenin bir kısmında kılınan akşam ve yatsı namazlarıdır. Gün ortasındaki namaz da öğledir.
Bunun içindir ki, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler ne derlerse desinler göğüs ger ve dayanıklı davran, gevşeklik gösterme. Güneşin doğmasından ve batmasından önce, Rabbinin sınırsız kudret ve yüceliğini, tüm eksiksiz övgüleriyle an ve gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün belli vakitlerinde yine, Rabbinin kudret ve yüceliğini an yani ibadet et ki hoşnutluğa, esenliğe erişesin.
O halde, onların söyledikleri mantıksız, çirkin, incitici sözlere sabrederek mücadeleye devam et. Güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et, namaz kıl. Gecenin bir kısım vakitlerinde, ilerleyen saatlerinde ve gündüzün etrafında, iki ucunda da tesbih et, namaz kıl ki, Allah katında hoşuna giden şeylere kavuşmana vesile olsun.
Sen onların dediklerine sabret ve güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün taraflarında da tesbih et. Umulur ki hoşnut olursun.
Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.
O halde, dediklerine (küfür ve tekziblerine) sabret. (Bu hüküm, Kıtal = Seyf ayeti ile nesh edilmiştir.) Hem güneşin doğmasından evvel, hem batmasından evvel Rabbini hamd ile tesbih et (sabah ve ikindi namazını kıl). Gecenin bir kısım vakitlerinde (akşam ve yatsı saatlerinde) ve gündüzün etrafında (öğle vaktinde) de tesbih et (namaz kıl) ki, Allah'ın rızasına eresin.
Artık sen, onların dediklerine karşı sabret. Güneş doğmadan ve batmadan evvel, Rabbinin mükemmelliğini, kusursuzluğunu bildir. (Hamd ve tesbih et.) Gecenin bazı anlarında ve gündüzün iki ucunda da Rabbini tesbih et ki (ebedî mutluluğu hissedip) razı olasın.
Katlan dediklerine, hem güneş doğmadan, hem de batmadan önce, gece sularında Tanrına, hamtla tespih et, gündüzün iki ucunda dahi tespih et, olur ki hoşnut olursun
(Ey Resul!) O hâlde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini övgüyle tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki ilahi hoşnutluğa, esenliğe eresin.
“Güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini övgüyle tespih et” ifadesinden namaz anlaşılmaktadır. Güneşin doğuşundan önce sabah namazı, batışından önce ikindi namazı, gece vakitlerinde akşam ve yatsı namazı, gündüzün uçlarında (tepe noktasında) da öğle namazı kastedilerek günün beş ayrı vaktinde namaz ikame etmeye ve namazda sürekliliğe işaret edilmektedir. İnsanlar ya namaz kılıyor ya da kılmıyor. Kılanların çoğu beş vakit kılıyor, kılmayanlar da hiçbir vakit kılmıyor. Hâlbuki; her namaz kendi başına bir namazdır ve kendi vaktinde değerlidir. Hiçbir namaz bir diğerine bağlı değildir. Kişi ne kadar namaz kılarsa o kadar feyiz alır. Onun için beş vakti kılamayanlar hiç olmasa bir vakit kılsın, daha sonra ikiye çıkarsın, daha sonra üçe… Ama hiç olmazsa her gün bir vakit de olsa Allah’ın huzuruna çıksın. Zira âyetin son cümlesinde, hoşnut olmanın ve esenliğe ermenin ancak namazla mümkün olabileceği mesajı verilmektedir.
Onların dediklerine sabret; güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et; gece saatlerinde ve gündüzleri de tesbih et ki Rabbinin rızasına eresin.
(Resûlüm!) Sen, onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de Rabbini övgü ile tesbih et; gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün etrafında (iki ucunda) da tesbih et ki, hoşnutluğa eresin.
Müfessirler, bu âyette «övgü ile tesbih»ten maksadın, namaz olduğunu belirtirler. Namaz en büyük ve en kâmil zikirdir; Allah’ı tesbih, tekbir, yakarış ile anma, O’na ve yalnız O’na tapınma, kulluğu arzetmedir. Beyzâvî’ye göre, güneşin doğmasından önceki tesbih, sabah namazı; gecenin bir kısım saatlerindeki ise akşam ve yatsı namazlarıdır. «Gündüzün etrafında, yani başında ve sonunda tesbih et» ifadesi ile, önemine binaen, sabah ve akşam namazlarına ikinci defa dikkat çekilmiştir.
Sözlerine karşı dayanıklı ol, güneşin doğumundan ve batımından önce Rabbini yücelterek an. Geceleyin ve günün her iki ucunda da an ki mutlu olabilesin.
O halde, dediklerine sabret; güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısım vakitlerinde ve gündüzün etrafında da tesbih et ki hoşnudluğa eresin.
O halde dediklerine sabret de rabbına hamdile tesbih eyle: Güneş doğmadan evvel: gece saatlerinde de tesbih et gündüzün etrafın da ki rızaya irebilesin
O halde sen, onlar ne derlerse, sabret. Güneşin doğmasından evvel de, batmasından evvel de Rabbini hamd ile tesbîh et. Gecenin bir kısım saatlerinde ve gündüzün etrafında dahi tesbîh et ki rızâ (yi ilâhî)ye eresin.
(Habîbim, yâ Muhammed!) Artık (onların) söylediklerine sabret; güneşin doğmasından önce (sabah namazını) ve batmasından önce (ikindi namazını kılarak)Rabbini hamd ile tesbîh et! Gecenin bir kısım saatlerinde ise (akşam ve yatsı namazını) ve gündüzün etrâfında (öğle namazını kılarak) tesbîh et ki (sana verilecek sevâb ile) hoşnûd olasın!
Sen onların söylediklerine sabret. Rabbinin yüceliğini överek, güneşin doğmasından önce, güneşin batmasından önce ve gecenin bazı saatlerinde noksan sıfatlardan arındır. Gündüzün etrafında (herhangi bir saatlerinde) de Rabbini yücelt ki, Razı olacağın şeylere (Rabbinin rızasına) kavuşman umulur.
Artık senin hakkında dediklerine sabret. Rabbinin inayetine hamdederek güneş doğmadan ve batmadan evvel [²], gecenin bazı saatlerinde [³] tespih et, gündüzün etrafında da [⁴] tespih et [⁵] ki vereceği sevaba razı olasın.
[2] Sabah, ikindi namazlarını kıl.[3] Akşam, yatsı namazlarını kıl.[4] Zeval vaktinde öğle namazını kıl.[5] Tespih etmek, namaz kılmak demektir.
O halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan önce ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir bölümünde ve gündüzün etrafında (iki ucunda) da tesbihte bulun ki (sana iki âlemde verilenlerden) hoşnut olabilesin.
O hâlde, ey Müslüman, onların inkâr ve alay dolu sözlerine sabret! Mücâdelende sana azık olmak üzere, güneşin doğmasından ve batmasından önce, gece saatlerinde ve bir de, gündüzün uygun vakitlerinde namaz, dua ve zikirlerle Rabb’ini överek ve O’nun yüceliğini hem kendi benliğine, hem de tüm insanlığa ilan ederek tesbih et ki, ilâhî rahmet ve hoşnutluğa eresin.
Söyleyecekleri şeylere karşı sabret!
Güneş’in doğuşlarından önce, batımlarından da önce rabbinin hamdi ile tesbih et!
Hoşnut olman için Gece anlarında da tesbih et, Gündüz’ün uçlarında da!
(Ey Muhammed!) Sen, onların söylediklerine karşı sabırlı ol. Rabbinin rızasına erebilmek için güneşin doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini hamd ile (sürekli olarak) an. Gecenin bir bölümü ile gündüzleri de Rabbini (sürekli olarak) an.1
1 Bu âyette beş vakit namazın zamanları belirlenmiştir. Şöyle ki; güneşin doğuşundan önce; sabah namazı, batışından önce; ikindi namazı, gecenin bir bölümü; akşam ve yatsı namazları ve gündüzleri de; öğle namazı vaktine işarettir. Bu vakitler Peygamberimizin uygulamaları ile de sâbittir.
Bunun içindir ki, [hakkı inkar eden]ler ne derlerse desinler, sabret; ve güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbinin sınırsız kudret ve yüceliğini övgüyle an; ve gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün belli vakitlerinde 114 yine Rabbinin kudret ve yüceliğini an ki hoşnutluğa, esenliğe erişesin.
Sen onların söylediklerine sabret, güneşin doğuşundan ve batışından önce (namazla) Rabbini överek onun yüceliğini dillendir, gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün iki ucunda da O’nun yüceliğini dillendir ki Rabbinin hoşnutluğuna eresin. 11/114, 17/78, 30/17-18, 24/58, 50/39
Öyleyse, artık onların söyleyeceklerine karşı sabırlı ol! Bir de güneşin doğumundan önce ve batımından önce Rabbinin aşkın olan yüce zatını (namaz kılarak) hamd ile an![2660] Yine gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün belli zamanlarında (namaz kılarak) O’nun yüce zatını an;[2661] kim bilir, belki sen de razı olursun![2662]
[2660] Tesbih Kur’an’da zaman ile kayıtlı olarak geldiği yerlerde namaza delâlet eder. Aksi halde zamanın anılmasının bir anlamı olmazdı (Krş:
50:39). Kaldı ki hemen arkadan gelen 132. âyet “Yakınlarına namazı emret!” talimatını açıkça içermektedir.
[2661] Namaz vakitleri konusunda ilk ayrıntılı âyet budur. Namazın teşri sürecinde bundan bir önceki adımı
50:39-40 teşkil eder. Bu sûrenin peygamberliğin 6. yılında indiği hatırlanacak olursa, beş vakit namazın yaygın kanaatin aksine çok daha erken yıllarda farz kılındığı anlaşılır. Âyet açıkça beş vakitten söz etmektedir: 1) kable tulû‘i’şşems, 2) ve-kable ğurûbihâ, 3) ve min ânâi’l-leyl, 4-5) ve etrâfe’n-nehâr. Dilsel olarak beş vakti gösteren bu ibârelerin delâlet ettikleri vakitlerin bire bir tayinini Allah Rasûlü uygulamasıyla beyan etmiştir. Hûd 114. âyet de, aynen bu âyet gibi dilsel olarak beş vakte delâlet eder.
[2662] Veya: “O’ndan razı olduğunun gerekçesi olsun”. Le‘alle edatının ‘gerekçe’ kastıyla kullanılması için bkz: İtkân II, 233. Turdâ şeklindeki okuyuşa göre anlam “razı olunursun” olur. Fakat insanın Allah’tan hoşnut olmasının Allah’ın da ondan hoşnut ve razı olması sonucunu doğuracağı için, alternatif okuyuştaki mâna zaten mefhumun içinde saklıdır.
Artık onların dediklerine sabret ve güneşin doğmasından evvel ve batmasından evvel Rabbine hamd ile tesbihte bulun. Ve gece saatlerinde de tesbih et ve gündüzün etrafında da. Tâ ki sen hoşnut olasın.
O halde onların söylediklerine sabret! Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbinin yüceliğini ilan et, O'na hamdet! Gecenin bazı vakitlerinde, gündüzün bazı taraflarında da O'na ibadet et ki memnun ve mutlu olasın.
Burada beş vakit namaza işaret edilmektedir. Âyette geçen hamd ile tesbihten maksat namazdır. Güneşin doğmasından önce sabah namazı: batmasından önceki, İkindi namazı: gecenin bir kısım saatleri, akşam ile yatsı: gündüzün bazı taraflarındaki namaz ise öğle namazıdır.
Onların dediklerine sabret, güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini överek tesbih et; gece sa'atlerinden bir kısmında ve gündüzün taraflarında da tesbih et ki memnun olasın!
Onlar ne derlerse desinler, sen sabret. Güneşin doğuşundan önce, batmasında önce ve gecenin bölümlerinde[1] her şeyi güzel yaptığından dolayı Rabbine ibadet et. Gündüzün bölümlerinde [2] de ibadet et; belki memnun kalırsın.
[1] Gecenin bölümleri وَمِنْ آنَاء اللَّيْلِ ifadesinde "bölümler" diye anlam verdiğimiz ânâ = kelimesi çoğuldur. Arapçada çoğul en az üçtür. Kur'an'a göre güneşin batımından doğumuna kadar olan süre gece olduğu için gecenin en az üç bölümünün olduğu anlaşılır. Güneşin batımından gök kubbenin tamamen kararması(yıldız gölmelerinin başlangıcı olan güneşin -18 dereceye ulaşması) arasında geçen birinci dilim içinde akşam ve yatsı namazları ve bunlara bağlı nafileler kılınır. Gök kubbenin aydınlanmaya başladığı sırada seher vakti girer. Sabah ışıklarının ufukta kümeleşip kümeleri birbirinden ayıran siyah ve bayaz ışılkların bir iplik gibi üst üste gelmesi sırasında imsak ve sabah namazı vakti girer. Güneş doğunca gece biter. Bu iki bölüm simetrik ve hemen hemen eşit uzunluktadır. birinci bölümde akşam ve yatsı namazları, üçüncü bölümün ikinci kısmında sabah namazı kılınır. Bu ikisinin arası da gecenin en uzun bölümü olan geceyarısıdır. Bu vakitte güneş ışınlarının etkisi tamamen kaybolduğu için beyaz gecelerin yaşandığı yerlerde havanın iyice soğuduğu, diğer yerlerde de karanlığın en yoğun olduğu bölümdür..Bu bölüm ile seher vaktinde gece namazı kılınır. [2]"Bölümler" diye tercüme ettiğimiz "etraf = اَطْرَافَ" kelimesi "taraf = طرف"ın çoğuludur. Arapçada çoğul, en az üçü ve daha fazlasını gösterdiğinden gündüzün ilk bölümü, güneşin doğmasından zeval vaktine kadar olur. İkinci bölümü öğle namazının, üçüncü bölümü de ikindi namazının vakti olur. Âyet, " سَبِّحْ = kuluk et" emriyle başladığı, "namaz kıl" diye açık bir emir içermediği için bu ayette yapılması istenen ibadet nafile namazlar olur. Ebu Hureyre'nin şöyle dediği bildirilmiştir: "Dostum Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bana üç şey vasiyet etti: Her ay üç gün oruç tutmak, iki rekat kuşluk (duhâ) namazı ve uyumadan vitir kılmam [Buhârî, Teheccüd 35; Muslim, Müsâfirîn 85 (721)]"
Söylediklerine sabret, güneş doğmadan önce ve batmadan önce ve gece saatlerinde de Rabbini hamd ederek tesbit et. Gün boyunca da tesbih et ki hoşnutluğa eresin.
Onların söylediklerine sabret; güneş doğmadan önce ve batmadan önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün etrafında da tesbih et ki Allah'ın hoşnutluğuna erişesin.(16)
(16) Beş vakit namaza işaret eden âyetlerden birisi de budur.
Artık, onların söylediklerine sabret; Güneş'in doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini överek tespih et! Gecenin bazı saatleriyle gündüzün iki ucunda da tespih et ki, hoşnutluğa erebilesin.
pes śabr eyle eyittükleri üzere daħı namāz ķıl añar-iken çalabuñı [169a] güneş ŧoġduġından ilerü daħı batduġından ilerü. daħı gice sa'atlerindan pes namāz ķıl daħı gündüz ķıranlarında ola kim sen ħoşnūd olasın.
Pes ṣabr eyle yā Muḥammed anlar söyledügine. Daḫı tesbīḥ eyle seni yaradanşükri‐y‐le güneş çıḳarmazdan burun, güneş batmazdan öñdin, daḫı güneşsā‘atlerinden daḫı, tesbīḥ eyle gündü[z] ṭaraflarından daḫı. Ola kim rıżāyayitişesin.
(Ya Rəsulum! Elədə Məkkə müşriklərinin) dediklərinə səbr et. Günəş doğmamışdan və batmamışdan əvvəl Rəbbinə şükür edib şə’ninə tə’riflər de (sübh və əsr namazlarını qıl), gecənin bir və’dəsində (axşam və gecə saatlarında) və günorta radələrində də Rəbbini öyüb təqdis et (şam, gecə və günorta namazlarını qıl) ki, (bunun müqabilində Allahın səni böyük savaba, yüksək dərəcələrə, yaxud ümmətin üçün şəfaətə nail etməsindən) razı (xoşhal) olasan!
Therefor (O Muhammad), bear with what they say, and celebrate the praises of thy Lord ere the rising of the sun and ere the going down thereof. And glorify Him some hours of the night and at the two ends of the day, that thou mayst find acceptance.
Therefore be patient with what they say, and celebrate (constantly)(2654) the praises of thy Lord, before the rising of the sun, and before its setting; yea, celebrate them for part of the hours of the night, and at the sides(2655) of the day: that thou mayest have (spiritual) joy.*
2654 All good men must be patient with what seems to them evil around them. That does not mean that they should sit still and do nothing to destroy evil; for the fight against evil is one of the cardinal points of Islam. What they are told is that they must not be impatient: they must pray to Allah and commune with Him, so that their patience and faith may be strengthened, and they may be able the better to grapple with evil. For they thus not only get strength but inward spiritual joy. 2655 Taraf, plural atraf, may mean sides, ends, extremities. If the day be compared to a tubular figure standing erect, the top and bottom are clearly marked, but the sides are not so clearly marked: they would be atraf (plural), not tarafayn (dual). Now the prayer before sunrise is clearly Fajr t that before sunset is 'Asr: "part of the hours of the night" would indicate Maghrib (early night, just after sunset), and 'Isha, before going to bed. There is left Zuhr, which is the indefinite side or middle of the day; it may be soon after the sun's decline from noon, but there is considerable latitude about the precise hour. The majority of Commentators interpret in favour of the five Canonical prayers, and some include optional prayers. But I think the words are even more comprehensive. A good man's life is all one sweet Song of Praise to Allah (Cf. 3521)-