Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2511, sondan 3726. ayet; 21. sure ve bu surenin 28. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 15, harf sayısı 59 ve toplam ebced değeri ise 5273 olarak hesaplanmıştır.
يعلم ما بين ايديهم وما خلفهم ولا يشفعون الا لمن ارتضى وهم من خشيته مشفقون
يعلممابينايديهموماخلفهمولايشفعونالالمنارتضىوهممنخشيتهمشفقون
Ya’lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḣalfehum velâ yeşfe’ûne illâ limeni-rtedâ vehum min ḣaşyetihi muşfikûn(e)
Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.
İnsanlar çoğu zaman bâtıl inançlara saplanmış, Allah’a ulûhiyyeti ile bağdaşmayan sıfatlar yakıştırıp O’na ortaklar koşmuşlardır. Hıristiyanlar Hz. Îsâ’nın Allah’ın oğlu olduğunu iddia ederken, bazı putperestler de meleklerin Allah’ın kızları olduğunu ileri sürmüşlerdir (Nahl
16:57; İsrâ
17:40; Zuhruf
43:15-20). Çocuk sahibi olmak veya evlât edinmek bir ihtiyaçtan kaynaklanır. Oysa Allah bundan münezzehtir, O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Onların evlât diye Allah’a yakıştırdıkları, Allah katında yüksek mevkide ve yüce makamda bulunan, Allah’a teslim olmuş kullarıdır; Hz. Îsâ da melekler de Allah’ın ilmini, kudretini ve yüceliğini bildikleri için O’nun emrine aykırı hareket etmekten sakınırlar (bk. en-Nisâ
4:172). Melekleri Allah’ın kızları kabul edip onlara tapan müşrikler, meleklerin Allah katında kendilerine şefaat edeceğine inanıyorlardı. Oysa Allah kimin için şefaat edilmesine izin verirse ona şefaat edilecektir. Bunlar da dünya hayatında Allah’ın dinine rızâ göstermiş, günahları olsa bile iman yönünden O’nun rızâsını kazanmış kimselerdir (şefaat konusunda bilgi için bk. Bakara
2:48, 255).
(Allah) onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. (Allah’ın) razı olduğundan başkasına şefaat edemezler. Onlar (Allah’a) saygıları nedeniyle titrerler!
Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Allah'ın rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefaat etmezler. Onlar, Allah korkusundan titrerler.[324]
[324] Şefaat hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XII, 431-432; I, 419-426; XVI, 392-393.
Allah, onların bütün yapıp ettiklerini bilir. Ve onlar, rızasına ermiş olanlardan başkasına şefaat¹ edemezler. Onlar, O'na duydukları derin saygıdan titrerler.
O, (Allah) önlerindekini ve arkalarındakini (geçmişlerini ve geleceklerini) bilir; onlar (melekler ve ruhaniler, Nebiler ve şehitler, kendisinden) hoşnut olunandan (ve Allah’ın müsaade buyurduğundan) başkasına şefaatte bulunamazlar. Ve onlar, O'nun (haşmet ve) haşyetinden (Allah’ın ululuk ve korkusundan) içleri titremekte olanlardır.
O bilir, onların önlerinde ve artlarında ne varsa ve Tanrı rızasına mazhar olandan başkasına şefaat de edemezler ve onlar, onun korkusundan ürkerler.
Allah onların yaptıklarını da, yapacaklarını da bilir ve onlar Allah'ın hoşnut olacağı kimselere, şefaat edebilirler ve hepsi de, Allah korkusundan dolayı titrerler.
Allah onların aşikâre, saklı, gizli yaptıklarını, yapacaklarını bilir. Allah'ın rızasına mazhar olmuş kullarından başkasına şefaat etmezler. Onlar korku içinde, Allah'ın emirlerine itina göstererek, saygıdan titrerler.
O (Allah) onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. O'nun hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. O'nun korkusuyla titremektedirler.
O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir; onlar şefaat etmezler (kendisinden) hoşnut olunandan başka. Ve onlar, O'nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır.
Allah, onların önlerindekinide, arkalarındakini de (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir ve onlar, O'nun rıza verdiği kimselerden başkasına şefaat edemezler. Hepsi O'nun korkusundan titrerler.
Allah onların geçmişlerini ve geleceklerini bilir. Allah’ın razı olduğundan başkasına şefaat yetkileri yoktur. Allah’ın verdiği dehşet ve haşyetten titriyorlar.
Bilir önlerinde, artlarında olanı, onlar ancak Allahın hoşnutluğun kazanana şefaat ederler, onlar korkudan titrerler
Allah, onların yaptıklarını da yapacaklarını da bilir. Onlar, O'nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O'na olan saygılarından titrerler.
Bkz.
2:123,
2:254,
2:255,
6:51,
6:70,
10:3,
20:109,
34:23 ve dipnotu
53:26“O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler” söylemindeki “şefaat” ifadesi cennet ehli için söylenmiş olmalı. Çünkü Allah’ın razı olduğu kişilerin varacağı yer cennettir. Cennetteki şefaat, cennet ehlinin bir araya gelmesi konusunda görevli meleklerin Allah’a durumu arz etmesi bizim şu anda bilemediğimiz, anlam veremediğimiz şekillerle ve yollarla olabilir.
Allah, onların yaptıklarını ve yapmakta olduklarını bilir. Onlar Allah'ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler; O'nun korkusundan titrerler.
Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını da, yapacaklarını da) bilir. Allah rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefaat etmezler. Onlar, Allah korkusundan titrerler!
O onların geçmişini ve geleceğini bilir. Onlar O'nun hoşnut olduğu kullarından başkası için şefaat etmezler. Onlar bile O'nun karşısında saygıyla titrerler.
Şefaat hikayesi, Şeytanın oltasındaki en etkin yemdir. Bak,
2:48 ;
43:86.
Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar, Allah'ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O'nun korkusundan titrerler.
O onların önlerindekini arkalarındakini bilir ve onlar onun rıza verdiği kimselerden başkasına şefaat etmezler, ve hepsi onun haşyetinden titrerler
Önlerindekini de, arkalarındakini de O bilir. Bunlar, Onun rızâsına ermiş olandan başka kimseye şefaat etmezler. Bunlar Onun korkusundan titreyenlerdir.
(Allah) onların önlerindekini ve arkalarındakini (yaptıklarını ve yapacaklarını)bilir; (O'nun) râzı olduğu kimseden başkasına şefâat etmezler ve onlar O'nun korkusundan titreyen kimselerdir.
Allah onların önlerinde olanı da, arkalarında olanı da bilir. O melekler yalnızca Allah’ın razı olduğundan başkasına yardım (şefaat) edemezler ve onlar Allah korkusundan dolayı saygı içerisindedirler.
Allah onların yaptıklarını, yapacaklarını bilir, onlar yalnız Allah/ın hoşnut olacağı [¹] kimselere şefaat edebilirler, O/nun haşyet ve mehabetinden korku içinde bulunurlar.
[1] Veya şefaatine razı olduğu.
O, önlerindekini de arkalarındakini de bilmektedir. Onlar (kendisinden) hoşnut olunandan başkasına şefaat de etmezler ve onlar, O'nun haşyetinden içleri titremekte olanlardır.
Allah, onların geçmişte ve gelecekte, gördükleri ve göremedikleri, bildikleri ve bilmedikleri, açıkladıkları ve gizledikleri, kısacası önlerindeki ve arkalarındaki her şeyi tam olarak bilmektedir. Fakatonların bilgisi çok sınırlıdır. Bu yüzden, Allah izin vermedikçe ve O’nunzaten hoşnut olduğu kimselerden başkasına şefaat edemezler. Yani, azâbı hak eden kimseleri kayırıp cehennemden kurtarmak için Allah katında aracılık edemezler. Çünkü onlar, O’nun heybetinden tir tir titrerler.
Onların ellerindeki şeyleri ve arkalarındaki şeyleri biliyor.
Razı olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler.
Onlar O’nun çekincesinden titrerler.
Allah, (meleklerin) yaptıklarını da yapacaklarını da bilir. Hatta onlar, kesinlikle Allah’ın râzı olduğu kimselerden başkasına şefâat da edemezler.1 Ve onların hepsi, Allah korkusundan dolayı (içleri titreyerek) Ondan sakınırlar.
1 Yani Allah’ın istemediği bir kimseye insanlar ve peygamberler şefaat edemediği gibi melekler de Allah kendilerine izin vermediği sürece şefaat edemezler.
O, onların gözünün önünde olanları da bilir, onlardan gizli tutulan şeyleri de bilir; 36 bunun içindir ki, onlar, O'nun [zaten] hoşnut olduğu insanların dışında kimseye yan çıkıp kayıramazlar; 37 çünkü (herkesten önce) onların kendileri O'nun korkusuyla titrerler.
Allah, onların yaptıklarını ve yapacaklarını bilir ve onlar Allah’ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler. Zira onlar Allah’a duydukları derin saygıdan dolayı tir tir titrerler. 10/3, 21/27, 34/23, 53/26, 78/38
O, onların bildiklerini de bilmediklerini de bilir.[2705] Ki zaten onlar, O’nun hoşnut ve razı olmadığı hiç kimseye şefaat edemezler:[2706] zira onlar O’nun yüceliği karşısında derin bir saygıyla titrerler.[2707]
[2705] Bir başka ifadeyle: “geçmişlerini de geleceklerini de” (Bkz:
20:110, not 91).
[2706] Kur’an, Allah’tan bağımsız bir kayırma ve şefaat iddiasını tümüyle reddeder. Burada olduğu gibi reddetmediği şefaat biçimi, sadece Allah’ın razı olduğu birine verdiği ödülü, sahibine takdim etmekle onurlandırılmaktır. Ödülü takdim eden ödülü veren değildir. Onun ödül üzerinde hiçbir tasarrufu yoktur. O sadece, ödül sahibi tarafından ödül takdimine mazhar kılınmakla onurlandırılmıştır (Ayrıca bkz:
34:23, not 43 ve
39:44, not 47).
[2707] Haşyet sıradan bir korku değil, özellikle de muşfikîn ile birlikte kullanıldığında saygı ve sevgiden dolayı duyulan derin bir ürperti halidir (Bkz:
18:49, not 60).
Onların ilerilerindekini de gerilerindekini de bilir ve razı olduğundan başkasına şefaat de edemezler ve onlar O'nun mehabetinden kemal-i itina ile korkar kimselerdir.
O onların yaptıklarını da yapacaklarını da, açıkladıklarını da gizlediklerini de bilir. Onlar, sadece O'nun razı olduğu kimse hakkında şefaat ederler. O'na duydukları tazimden ötürü çekinir, titrerler. [2, 255; 34, 23]
(Allah) Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. (Allah'ın) razı olduğundan başkasına şefa'at edemezler ve onlar, O'nun korkusundan titrerler.
Yaptıklarını da geriye bıraktıklarını da O bilir. O’nun razı olduğu kişiden başkası lehine destek veremezler. Onlar Allah korkusundan titrerler.
Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Allah'ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler. O'nun korkusundan tir tir titrerler.
Allah onların geçmişini de bilir, geleceğini de. Onlar, ancak Allah'ın rıza göstereceği kimseler için şefaat ederler; Onun korkusuyla da ürpermektedirler.
O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O'nun hoşnutluk verdiklerinden başkasına da şefaat etmezler. Ve onlar O'nun korkusundan titrerler.
bilür anı kim ileylerindedür daħı anı kim artlanıncadur. daħı şafa'at eylemeyeler illā anuñ-içün kim ħoşnūd oldı Tañrı daħı anlar anuñ ķorķusından ķorķucılardur.
Bilür Tañrı Ta‘ālā ileylerinde olanı, ardlarında olanı daḫı. Şefā‘at daḫı it‐mezler, illā Allāh rāżī olduġı kimseye. Daḫı anlar Allāh heybetinden ḳorḳarlar.
(Allah) onların öndəkilərini də, arxalarındakını da (nə etdiklərini və nə edəcəklərini) bilir. Onlar yalnız (Allahın) razı olduğu (izin verdiyi) kəslərdən ötrü şəfaət edə bilər və Onun heybətindən qorxarlar.
He knoweth what is before them and what is behind them, and they cannot intercede except for him whom He accepteth, and they quake for awe of Him.
He knows what is before them, and what is behind them, and they offer no intercession except for those who are acceptable,(2688) and they(2689) stand in awe and reverence of His (Glory).*
2688 Cf.
20:109. "Acceptable" means that they have conformed to the Will of Allah and obeyed His Law, thus winning the stamp of His approval. 2689 They: the usual interpretation refers the pronoun to the servants of Allah who intercede: it may also refer to those on whose behalf the intercession is made: they do not take it as a matter of course, but stand in due awe and reverence of Allah's great glory and mercy.