Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2762, sondan 3475. ayet; 23. sure ve Mü'minûn Suresinin 89. ayetidir. Mü'minûn Suresi 89. ayetinin kelime sayisi 5, harf sayısı 22 ve toplam ebced değeri ise 1322 olarak hesaplanmıştır. Mü'minûn Suresinin toplam ebced değeri 343363 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Bu âyetlerin birinci amacı, Allah’ın yüce kudretinin kesin kanıtlarını ortaya koyarak inkârcıların, yeniden dirilmeyi imkânsız gören iddialarını reddetmek; ikincisi de Allah’tan başka, tanrı kabul etmeye ve tapınmaya değer hiçbir varlık bulunamayacağını kanıtlamaktır (Râzî, XXIII, 115-116). “Allah’a saygı” şeklinde çevirdiğimiz 87. âyetteki ittika kavramı sözlükte “bir tehlike karşısında akıllı davranarak önlem alma, tehlikeye karşı bir şeyi siper edinme, kendini koruma altına alma” mânasına gelir. Kelime “kişinin iman ve ibadetinin himayesinde kendisini âhiret azabına karşı koruması” anlamında kullanılmaktadır (bilgi için bk. A‘râf 7:26). “... büyülenmiş gibi davranıyorsunuz” şeklinde çevirdiğimiz 89. âyetin sonundaki tüsharûn fiilinin sözlük anlamı “sihirlenme, büyülenme”dir. Kelime burada, “büyülenmiş gibi şuurlu davranmaktan, aklını kullanmaktan mahrum kalma” anlamında kullanılmıştır. Gerek bu âyetin gerekse bundan önceki âyetlerin sonlarında yer alan eleştiri ve uyarılarda bilgiye, düşünüp taşınmaya, Allah’a saygıya ve şuurlu davranmaya vurgu yapılmak suretiyle insanlığın yalnız dünyevî sorunlarını değil, dinî ve metafizik sorunlarını çözmede de zihinsel faaliyetin, akıl ve bilgi verilerinin ne kadar gerekli olduğuna işaret edilmektedir. Müşriklerin 84-89. âyetlerdeki sorulara verdikleri cevaplar, onların Allah’a, O’nun sınırsız kudret ve hâkimiyetine inandıklarını göstermektedir. Bu durumda onların, bir yandan bu inanca sahip olurken diğer yandan Allah’ın peygamber ve kitap göndermesini, âhiret hayatını gerçekleştirmesini imkânsız görmeleri bir çelişki olduğu gibi bu tür inkârcı tutumlarıyla onlar “kesinlikle yalancı” olduklarını da ortaya koymuş bulunuyorlardı.
Mehmet Okuyan
“Allah’a aittir.” diyeceklerdir. De ki: “Öyle ise nasıl da büyüleniyorsunuz?”
Cemal Külünkoğlu Mü'minûn Suresi 89. Ayet Açıklaması
Yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığına göre, inkârcı ya da müşrik diye adlandırılan kesim Allah’ı inkâr etmiyor. O’na ve O’nun yaratıcılığına, kudretine, büyüklüğüne inanıyor ama Peygambere ve ona gönderilen vahye iman etmiyor. Demek sadece “Lâ ilâhe illellâh” (Allah’tan başka ilah yoktur) demek Müslüman olmak için yetmiyor. Kelime-i tevhidin içinde şirkten tamamen arındıktan sonra, ahirete iman, Hz. Peygamber’i kabul ve ona indirilen Kitab’ı tasdik olmalıdır. Başka bir deyişle, Allah’tan başka varlıklara tanrısal nitelikler yakıştıran, Kur’an mesajını kısmen veya tamamen devre dışı bırakarak onun hayata müdahalesine karşı çıkan ve Hz. Peygamber’i dışlayan ya da görmezlikten gelen bir zihniyet, İslâm inanç ve tasavvuruyla asla bağdaşamaz. Kur’an inanç temelli mesajların ve evrensel ahlâkî değerlerin bulunduğu bir hayat kitabıdır, hayata geçirilenler Kur’an’ın tasvibinden geçmelidir. Hz. Peygamber bir modeldir, hayat rehberidir, ahlak örneğidir, yaşananlar ana hatlarıyla Hz. Peygamberin hayatıyla örtüşmelidir. O nasıl Kur’an ahlakıyla yani Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmışsa ona tabi olan Müslümanlar da öylece Kur’an ahlakıyla ahlaklanmalıdır. Hayatında Kur’an ahlakı olmayanların Müslüman olduğunu söylemeleri İslam adına bir şey ifade etmez ve sadece dil ile söylenen bir iddiadan ibaret kalır.
Diyanet İşleri (Eski)
"Allah'tır" diyecekler; "Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz" de.
84-89. âyetlerden açıkça anlaşılacağı üzere cahiliye devri Arapları ile onların kalıntıları olan inatçı müşrikler, esasen Allah’ın varlığına ve O’nun kâinat üzerindeki hakimiyet ve tasarrufuna inanıyorlardı. Bununla beraber, 83. âyetten anlaşılacağı üzere, Hz. Muhammed’in risaletine, onun tebliğ ettiği İslâm dinine ve Kur’an-ı Kerim’e inanmıyorlardı. Ayrıca, 82. âyette tasrih edildiği gibi, özellikle öldükten sonra tekrar dirilmeyi yani ahiret gününü kabul etmiyorlardı.
Edip Yüksel
"ALLAH.," diyeceklerdir. De ki, "O halde nasıl da aldanıyorsunuz?"
(2)“(Kur’ân-ı Hakîm) umûmun nazarına en zâhir bürhanları (en açık delilleri) daha ziyâde zikreder. (...) Pek çok âyâtla (âyetlerle) Kur’ân-ı Hakîm, hılkat-i arz ve semâvâtı (yer ve göklerin yaratılmasını)vahdâniyete (Allah’ın birliğine) bedâhet derecesinde (apaçık bir şekilde) bir bürhan gösteriyor ki: İster istemez, zişuûr (şuurlu) olan her adam, hılkat-i arz ve semâvâtta bizzarûre (ister istemez) Hâlik-ı zü’l-Celâl’ini (celâl sâhibi yaratıcısını) tasdîk etmeye mecburdur.” (Sözler, 32. Söz, 273)
İlyas Yorulmaz
Diyecekler ki “Allah dır” O zaman nasıl da etki altında kalıyorsunuz!
Yine tereddütsüz, “Allah’tır!” diyecekler. Sen de onlara de ki: “O hâlde, nasıl oluyor da, inkârcıların süslü propagandalarına kanıp göz göre göre aldatılıyorsunuz?”
Mustafa İslamoğlu Mü'minûn Suresi 89. Ayet Açıklaması
[2946] Zımnen: Bu sorulara verdiğiniz doğru cevaplarla, onlarla taban tabana zıt olan tavır ve davranışlarınız arasındaki farkı nasıl ve neyle açıklıyorsunuz? Aklî hiçbir izahı olmayan bu fark, olsa olsa bu tür eylem sahiplerinin düşünme yeteneklerini tamamen devre dışı bırakmalarıyla açıklanabilir. Ki bu da bir tür “büyülenme” olsa gerek. Bu pasaj şunu söyler: Sadece bir yaratıcının varlığını bilmek ve inanmak, fakat onun evrene ve insana karşı ilgisiz olduğunu düşünmek (deizm) kişiyi kurtuluşa götüren iman değildir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Hemen diyeceklerdir ki: «Allah içindir.» De ki: «Artık siz nereden büyüleniyorsunuz?»