Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2829, sondan 3408. ayet; 24. sure ve bu surenin 38. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 14, harf sayısı 58 ve toplam ebced değeri ise 3639 olarak hesaplanmıştır.
ليجزيهم الله احسن ما عملوا ويزيدهم من فضله والله يرزق من يشاء بغير حساب
ليجزيهماللهاحسنماعملواويزيدهممنفضلهواللهيرزقمنيشاءبغيرحساب
Liyecziyehumu(A)llâhu ahsene mâ ‘amilû veyezîdehum min fadlih(i)(k) va(A)llâhu yerzuku men yeşâu biġayri hisâb(in)
(Bütün bunları) Allah, kendilerini yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandırsın ve lütfundan onlara daha da fazlasını versin diye (yaparlar). Allah, dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır.
“... evlerde Allah’ı anarlar...” diyerek “evlerde” zarfını, “anarlar” fiiline bağlamış olduk. Bu bağlantıyı, “o nur evlerdedir”, “evlerde yakılan”, “evlerde ... adamlar vardır” şeklinde yapanlar da olmuştur. Evlerden maksat “camilerdir” diyen tefsircilere karşı haklı olarak, “bu âyetin geldiği zamanda müslümanların mescidlerinde lamba, kandil vb. yoktu, mescidin devamlı aydınlatılması âdeti Hz. Ömer zamanında başladı”, eğer evlerden mâbedler kastediliyorsa bunların, şirke sapmadan dinlerine göre ibadet eden bazı yahudi ve hıristiyanların yüksek ve tenha yerlerde yaptıkları manastırlar ve havralar olması gerekir; çünkü buralarda kandil bulunurdu” denilmiştir (İbn Âşûr, XVIII, 266 vd.). İbn Âşûr’un bizce de mâkul olan yorumuna göre burada, bir tek şeyin diğerine benzetilmesinden ziyade, bir grup nesne ve ilişkinin diğer gruba benzetilmesinden ibaret olan güzel bir temsil sanatı vardır, bir yerde toplanıp Kur’an okuyan, müzakere eden ve onunla düşünen insanların aydınlanması temsil yoluyla anlatılmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bir topluluk, Allah’ın evlerinden birinde bir araya gelip Allah’ın kitabını okudukları ve aralarında müzakere ettikleri (ortak akıl ile anlamaya çalıştıkları) sürece durmadan üzerlerine sekînet (huzur veren melekler veya huzur ve tatmin) iner, onları rahmet çepeçevre kuşatır ve Allah onları, nezdinde olanların içinde anar” (Müslim, “Zikir”, 36-37). Kâbe’ye “Allah’ın evi” denilmiştir. Allah eve muhtaç olmadığına, hiçbir mekân O’nu içine alamayacağına göre bu sözün hakiki değil, mecazi mânasının kastedildiği açıktır; bu mâna da “Allah’a ibadet etmeye tahsis edilmiş mekân” demektir. Müslümanlar namaz kılarken o evin bulunduğu yöne dönerler, tavaf ibadeti yapanlar o evin etrafında yedi kere dolanırlar. O ev ve çevresi yalnızca Allah’a ibadet etmek için kullanılır ve bunun için orası Allah evidir. Bu mânadan hareket edilerek şöyle bir sonuca ulaşmak mümkündür: Bir mekân ne kadar Allah’a ibadet için kullanılırsa o kadar Allah’a aittir, O’nun nurunun tecellisine mazhardır, lâyıktır. Allah’ın nurunun mânevî ufukları aydınlattığı, insan bilgisine ve tecrübesine madde ötesi âlemi açtığı mekânlar yalnızca mescidler değildir, Allah’a ibadet edilen her mekândır, her evdir. Bir mekânda ibadet, zikir ve tefekkür o mekânda nurdur. 37. âyette geçen ve “kişiler” diye çevirdiğimiz ricâl (erkekler) kelimesi, kadınları dışarıda bırakmaz; çünkü başka âyetlerde Allah’a çeşitli şekillerde ibadet edenler, bu arada O’nu zikredenler övülürken, onlara çeşitli ödüller verileceği müjdelenirken erkeklerle birlikte kadınlar da açıkça zikredilmiştir (Ahzâb
33:35). Burada “kişiler, erkekler”, ya Arapça’da “tağlîb” adı verilen bir anlatım şekliyle veya “genellikle uygulama böyle olduğu için vâkıadan hareket eden” anlatım yoluyla kadınları da ifade etmektedir. İnsanların çoğu, fâni olan imtihan dünyasında ticarete, zanaata, zevk ve safaya dalarak Allah’ı unuturlar, namazları vaktinde kılmazlar, mala düşkünlükleri sebebiyle zekâtı ya hiç vermezler yahut da eksik verirler. Bunlar imtihan için verilmiş, âdeta imtihan sorusuna benzeyen dünya malına ve menfaatine aldanarak servet ve nimet imtihanını kaybeden gafillerdir. Allah’ın örnek gösterdiği, övdüğü, yaptıklarının karşılığını fazlasıyla vereceği, ayrıca karşılığı olmayan hesapsız lutuflarda bulunacağı kulları ise dünya-âhiret dengesini iyi kuranlar, ebedîyi fâniye, devamlıyı geçiciye, değerliyi değersize değişmeyenlerdir. Mutasavvıflar bu âyetten “fenâ” dedikleri hal için bir delil çıkartmışlar ve “Allah’ta fâni olanlarda âdeta bir çifte şuur oluşur; dışa, dünya işlerine, mâsivâ ile ilişkiye ait olan şuur, devamlı Allah ile meşgul ve O’na mahsus bulunan şuura perde olmaz” demişlerdir.
Sonunda Allah onları yaptıklarının en güzeli ile ödüllendirecek ve lütfundan onlara fazlasıyla verecektir. Allah dilediğine (layık olana) hesapsız rızık verir.
Allah, onları işlediklerinin en güzeliyle ödüllendirir ve lütfundan onlara fazlasıyla verir. Allah, dilediğini hesapsız şekilde rızıklandırır.
Yaptıklarına karşılık Allah onlara en iyi karşılığı verecek ve lütfundan daha fazlasını da verecektir. Ve Allah dileyeni¹ hesapsız rızıklandırır.
1- Uygun gördüğünü. Hak edeni.
Çünkü Allah, yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara Kendi fazlından (olmak üzere) ziyadeleştirecektir. Allah, dilediğine hesapsız rızık(lar) verendir.
Allah'ın onları, yaptıkları işlerin daha da güzeliyle mükafatlandırması ve haklarında, lutfunu arttırması için ve Allah, dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır.
Allah onlara yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara kendi lütfundan artıracaktır. Çünkü Allah, dilediğini hesapsız olarak rızıklandırmaktadır.
O gün, Allah onları, devamlı, bilinçli olarak işledikleri amellerin en güzelini, en değerlisini ölçü alarak mükâfatlandıracak, lütfundan onlara fazlasını verecektir. Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimselere hesapsız nimet ve rızık verir.
Çünkü Allah onlara yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara kendi lütfundan artıracaktır. Allah dilediğini hesapsızca rızıklandırır.
Çünkü Allah, yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara kendi fazlından arttıracaktır. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.
Çünkü Allah, kendilerine yaptıkları işlerin en güzeli ile mükâfat verecek ve fazlından da, onlara daha ziyadesini verecektir. Allah, dilediği kimseye hesabsız rızık verir.
Nihayet Allah, yaptıklarının en güzeliyle onları mükâfatlandırır. Ve fazlından fazlasını da verir. Çünkü Allah istediğine hesapsız rızık verendir.
Allah onları, işlediklerinin en güzeliyle ödüller, erdeminden artırır da, Allah dilediği kimseye sayısız azık verir
Allah, onlara yaptıklarına karşılık en güzel mükâfatı verecektir ve (üstelik) onların mükâfatlarını kendi lütfundan artırarak verecektir. Allah (hikmetine binaen) dilediğine hesapsız rızık verir.
Bkz.
6:160,
16:31,
25:16,
39:34“Allah (hikmetine binaen) dilediğine hesapsız rızık verir.” Bu konuda kimse Allah’a hesap soramaz ve Onu neden verdin diye de yargılayamaz. Rızık takdir etmek ve ne kadar takdir edeceğine karar vermek tamamen Allah’ın iradesindedir. O, rızkı verirken kimsenin eğitim durumuna, aklı melekesine, bilgisine, ahlakına, idrakine, imanına, mefkûresine, vefasına, kabiliyetine, karakterine, kapasitesine bakmaz. Bakmayın serveti olanların “buralara kolay gelmedik, bu serveti kolay edinmedik” demelerine. Kimsenin kendiliğinden bir yere geldiği ve bir şey edindiği yok. Her şey Allah’ın takdiri ve dilemesiyle olmaktadır. Elbette ki çalışmadan bir yerlere gelinmez ama sadece çalışmakla olsaydı hamallar milyoner olurdu. Yine sadece zekâ ile zenginlik olunsaydı bilim adamları, filozoflar milyarder olurdu. “Onlar bilmiyorlar mı ki, gerçekten Allah, dilediğine rızkı genişletip yayar ve (dilediğine) de kısar. Şüphesiz bunda, inanan bir toplum için gerçekten ibretler vardır.” (Zümer
39:52) İnanan bir toplum için bu işte ibret olması, Allah’ın takdirine imanın gereğidir. Bu konuda yorum yapamayız ve Allah’ı sorgulayamayız. Zira Allah’ın adil ve merhametli olduğuna inanırız. Demek “bizim bilemediğimiz ve mahiyetini kavrayamadığımız bir sebebi vardır” deriz ve çalışmaya devam eder, neticeyi Allah’a bırakırız.
Allah, onları işlediklerinin en güzeliyle mükafatlandırır ve lütfundan onlara fazlasıyla verir. Allah dilediğini hesapsız şekilde rızıklandırır.
Çünkü (o günde) Allah, onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandıracak ve lütfundan onlara fazlasıyla verecektir. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır.
ALLAH onların güzel işlerini kuşkusuz ödüllendirecek ve onlara lütfunu arttıracaktır. ALLAH dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır.
Çünkü Allah, kendilerine işledikleri amellerin en güzeli ile ecir verecek, lütfundan fazlasını da bahşedecektir ve Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
Çünki Allah kendilerine işledikleri amellerin en güzeliyle ecir verecek, fazlından da ziyadesini bahşeyleyecekdir, ve Allah dilediğine hisabsız rızık verir
Çünkü Allah, kendilerini işledikleri amellerin en güzeliyle mükâfatlandıracak, onlara fazlından daha ziyâdesini de verecekdir. Allah kimi dilerse onu sayısız rızıklandırır (Sevaba kavuşdurur).
Tâ ki, Allah onları amellerinin daha güzeliyle mükâfâtlandırsın ve lütfundan onlara daha fazlasını da versin! Çünki Allah, dilediği kimseyi hesabsız rızıklandırır.
Hesap günü, onlara yaptıklarının en güzelini ödemesi ve verdiği rızkı bağışıyla daha çok artırması içindir. Allah dilediği kimsenin rızkını hesapsız artırır.
Allah, kendilerine amellerinin en güzel mükâfatını [²] verecek, inayetinden ve mükâfatlarını artıracaktır. Allah dilediğine hesapsız rızk ve mükâfat verir.
[2] Veya güzel amellerine mükâfat, amellerine güzel bir tarzda mükâfat.
Sonuçta Allah, onlara yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara kendi fazlından artıracaktır. Allah, dilediğine hesapsız olarak rızık vermektedir.
Ve bu bilinçle Rablerine kulluk ederler; ki Allah onları, yaptıklarının en güzeliyle ödüllendirsin ve sonsuz lütuf ve bereketi sayesinde, onlara hak ettiklerinden daha fazlasını ihsan etsin. Öyle ya, Allah, dilediğine sınırsız nîmetler bahşeder. İşte, müminler böyle ilâhî nurlarla aydınlanırken:
Allah, onları işledikleri şeylerin en güzeli ile mükâfatlandırsın, onlara kendi lütfundan versin!
Allah, dileyeceği kimseleri hesap dışı rızıklandırıyor.
(Bunu da) Allah, kendilerine yaptıklarından daha güzeliyle karşılık versin,1 hatta onlara lütfunu daha da artırsın (diye yaparlar.) Ve Allah, dilediği kimseyi hesapsız olarak rızıklandırır.
1 Konu ile ilgili olarak Bk. (Ankebût: 7 ve dipnotu.)
[Ve ancak böyleleri] Allah['ın kendilerini] yapıp-ettiklerinin en iyisi, en güzeliyle ödüllendireceğini ve onlara, lütuf ve cömertliğinden, [hak ettiklerinden de] fazlasını vereceğini [umabilirler]; çünkü dilediğine hesapsız rızık bahşeden (yalnızca) Allah'tır.
Allah da onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandıracak, onlara katından fazla fazla verecektir. Allah, gereği gibi davrananlara sınırsız mükâfat bahşeder. 10/4, 11/11, 16/97, 18/46, 35/29- 30
Bütün bunların sonucunda da[3028] Allah onları yaptıklarının en iyisiyle ödüllendirir; üstelik onlara kendi lutfundan daha fazlasını da verir: zira isteyene/istediğine hesapsız rızık bağışlayan yalnızca Allah’tır.[3029]
[3028] Baştaki edatın öncesiyle sonrası arasındaki sebep-sonuç ilişkisini ifade eden lamu’l-‘âkıbeh oluşundan yola çıkarak.
[3029] Men ile birlikte gelen yeşâ’ fiillerinin iki zamiri de gören konumu gereği böyle çevirdik. Fiil cümlelerinden farklı olarak isim cümlelerinde özneyi öne çıkarmaya gayret gösterdik. Bu cümleyi “..Allah’tır” şeklindeki çevirimizin gerekçesi budur.
Tâ ki, Allah Teâlâ onlara amellerinin en güzeli ile mükâfaat versin ve onlara ziyâdesini de kendi kereminden ihsan buyursun ve Allah Teala dilediğini hesapsız derecelerde merzûk buyurur.
Allah Teâlâ onlara yaptıklarına karşılık en güzel mükâfatı verecek, onların mükâfatlarını kendi lütfundan artıracaktır. Allah dilediği kimseyi hesapsız rızıklandırır. [39, 34; 25, 16; 16, 31; 6, 160]
Ki Allah onlara yaptıklarının en güzel karşılığını versin ve lutfundan onlara daha fazlasını da ihsan etsin. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.
Allah’ın onları, yaptıklarının en güzeli ile karşılaması ve ikramıyla daha da artırması için böyle yaparlar. Allah tercih ettiği kişiye hesapsız rızık verir.
Allah, onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandıracak, onlara katından fazla fazla verecektir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
Allah onları yaptıklarının daha güzeliyle ödüllendirecek ve lütuf ve ihsanıyla bundan daha fazlasını da onlara verecektir. Allah dilediğini hesapsız şekilde rızıklandırır.
Ki Allah kendilerine, yapıp işlediklerinin en güzelini versin ve lütfundan onlara artışlar sağlasın. Allah dilediğini hesapsızca rızıklandırır.
tā yanud vire anlara Tañrı işledüklerinüñ daħı artura anlara gendü fażlından. daħı Tañrı rūzį virür kime diler ise ḥisābsuz.
Cezā virmeg‐içün anlara Tañrı Ta‘ālā ‘amelleri yaḫşısını, daḫı anlarıfażlından arturmaġ‐ıçun. Tañrı Ta‘ālā rızḳ virür kime dilese ḥisāb‐suz.
(Onların vaxtli-vaxtında, lazımınca ibadət etmələri, Allahdan qorxub pislikdən çəkinmələri ona görədir ki) Allah onlara etdikləri əməllərin ən gözəl mükafatını (yaxud gördükləri ən yaxşı işlərin əvəzini) versin, onlara olan lütfünü artırsın. Allah dilədiyinə saysız-hesabsız ruzi verər.
That Allah may reward them with the best of what they did, and increase reward for them of His bounty. Allah giveth blessings without stint to whom He will.
That Allah may reward them according to the best(3009) of their deeds, and add even more for them out of His Grace: for Allah doth provide for those whom He will, without measure.*
3009 The best of the righteous do not deserve the reward that they get: all their faults are forgiven, and only their best actions are considered in the reward that they get. Nay, more! Out of the unbounded Grace of Allah even more is added to them. For in giving rewards, Allah's bounty is boundless.