Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2838, sondan 3399. ayet; 24. sure ve Nûr Suresinin 47. ayetidir. Nûr Suresi 47. ayetinin kelime sayisi 15, harf sayısı 70 ve toplam ebced değeri ise 3620 olarak hesaplanmıştır. Nûr Suresinin toplam ebced değeri 414067 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ويقولون امنا بالله وبالرسول واطعنا ثم يتولى فريق منهم من بعد ذلك وما اولئك بالمؤمنين
(Münâfıklar), “Allah’a ve peygambere inandık ve itaat ettik” derler. Sonra da onların bir kısmı bunun ardından yüz çevirirler. Hâlbuki onlar inanmış değillerdir.
Hz. Peygamber Medine’de duruma hâkim olunca bazı şahıslar ve gruplar, işlerini yürütmek, müslümanlara mahsus menfaatlerden yararlanmak, birtakım tehlikelerden uzak kalmak için inanmış görünmeyi tercih ettiler. Bilindiği gibi bunlara “münafık” denilmektedir. Bazı şahıslar da İslâm’a inanmışlardı, fakat imanları henüz zayıf bulunuyordu, tefekkür ve dinî tecrübe yoluyla güçlenmemiş, davranış ve kararlarına hâkim hale gelmemişti. Üçüncü bir grup açıkça inançsız, veya başka din ve inanışlara bağlıydı. Gittikçe çoğalan bir grup ise hakkıyla inanmış kimselerden oluşuyordu. Bu âyetlerde, inancın samimi ve güçlü olup olmamasına bağlı olarak grupların davranışları, Allah ve resulüne itaatleri, teslimiyetleri, ilâhî hüküm ve adalete rızâları mukayeseli bir şekilde anlatılmaktadır. Allah’ın, vahiy yoluyla bildirdiği hükümlerin bir kısmı apaçık olup yoruma ihtiyaç yoktur, diğer bir kısmı naslarla hakkında vahiy açıklaması bulunmayan konulardır; bunlar için yorum ve ictihad gerekir. Vahyin belirlediği hükme, Allah’ın buyruğuna uymak gerekir; bildiği halde buna uymayanlar ya inançsız yahut da inancı zayıf kimselerdir. Zayıf da olsa imanın fayda vereceğine dair rivayetler vardır. Ancak dünya ve âhirette asıl kazançlı çıkacak ve kurtuluşa erecek olanlar, sağlam imana, bu imandan kaynaklanan, bu inancın motive ettiği ibadetlere, güzel davranışlara, hayırlı ve faydalı işlere, eserlere sahip olanlardır.
Mehmet Okuyan
(Bazı insanlar:) “Allah’a ve Elçi’ye inandık ve itaat ettik!” diyor; sonra da içlerinden bir grup yüz çeviriyor. Bunlar asla inanmış değillerdir.
47,48. Onlar “Allah'a ve peygambere inandık, itaat ettik” derler; ondan sonra bir kısmı yüz çevirir. İşte bunlar inanmamışlardır. Aralarında hüküm vermek üzere Allah'a ve Peygamberine çağrıldıkları zaman, bir kısmı hemen yüz çevirir.
Onlar (bazı insanlar) : “Allah'a ve elçisine iman ettik ve itaat ettik” derler, (ama) sonra bunun ardından onlardan bir grup sırt çevirirler. Bunlar iman etmiş değildirler.
Ve derler ki: İnandık Allah'a ve Peygambere ve itaat ettik, sonra da onların bir kısmı bu sözün ardından yüz çevirir ve onlar inanmış kişiler değildir.
Çünkü nice insanlar, Allah'a ve Rasûlü'ne inandık, itaat ettik derler de, sonra onlardan bir kısmı, bu sözlerine rağmen, doğru yoldan geri dönerler. İşte böyleleri hiçbir zaman, gerçek mü'minler değillerdir.
Bir de:
“Allah'a ve ilâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili Rasulüne iman ettik, Kur'ân'a, sünnetine ve devletine bağlıyız, itaat ediyoruz” diyorlar, sonra da, ardından, içlerinden bir grup Rasulullah'ın verdiği kararlardan yüz çeviriyor, güç ve iktidarlarını kullanarak halkı istedikleri istikamette yönlendiriyorlar. İşte bunlar, Allah'ın Rasulünün verdiği hükmü kabul etmeyenler mü'min değildirler.
47-48.Medarik ve Kadı Beyzavi tefsirlerinde bildirildiğine göre bu ayeti kerimeler münâfıklardan Beşer hakkında inmiştir. Onunla bir yahudi arasında bir arazi konusunda anlaşmazlık vardı. Yahudi Resulullah (a.s.)`ın hükmüne başvurmak istediği halde münâfık, Resulullah (a.s.)`ın haksızlık edeceğini ileri sürerek Ka`b bin Eşref`in hükmüne başvurmak istedi.
Ali Bulaç
Onlar derler ki: 'Allah'a ve elçisine iman ettik ve itaat ettik' sonra bunun ardından onlardan bir grup sırt çevirir. Bunlar iman etmiş değildirler.
Bir de münafıklar: “-Allah'a ve Rasûlüne inandık ve itaat ettik.” diyorlar da, sonra bunun arkasından bir zümresi yüz çeviriyor. Bunlar, (kalbleriyle inanmış) müminler değillerdir.
“Allah’a ve Resulüne inandık ve itaat ettik” derler. Sonra onlardan bir grup, bunun ardından sırt çevirir. İşte onlar, mümin olmaya layık ve ehil değiller.
(Öyleleri de vardır ki:) “Allah'a ve resule inandık ve direktiflerine uymayı kabul ettik” derler. Fakat bazıları bu sözlerinden sonra sırt çevirirler. İşte onlar inanmış değillerdir.
Bunun örneklerini daha çok sadece kimlik Müslümanı olarak yaşayanlarda görmek mümkün. Bu ayet, inandığını iddia eden ve fakat neye inandığını bilmeyen, Hz. Allah’ın insandan nasıl bir hayat yaşamasını istediğini araştırmayan ve hayatına Allah’ın müdahalesini istemeyen, Hz. Kur’an’a inanan ama onun nelerden bahsettiğini, hangi konuları ihtiva ettiğini, muhatabından neleri istediğini merak etmeyen, Hz. Muhammed’i peygamber olarak kabul eden ama onun hayatını, misyonunu, mücadelesini, erdemli duruşunu düşünmeyen ve sadece “kelime-i şahadet” le Müslüman olunacağını ve kafasına göre yaşayabileceğini zanneden insanlara bir hatırlatma yapmaktadır.
Diyanet İşleri (Eski)
Münafıklar: "Allah'a ve Peygamber'e inandık, itaat ettik" derler; sonra da bir takımı yüz çevirirler. İşte bunlar inanmış değillerdir.
(Bazı insanlar:) «Allah'a ve Peygamber'e inandık ve itaat ettik» diyorlar; ondan sonra da içlerinden bir gurup yüz çeviriyor. Bunlar inanmış değillerdir.
Bu âyet göstermektedir ki sırf lisanen «Allah’a ve Peygamber’e inandım» demek, mümin olmak için yeterli ve geçerli değildir. Bu, münafıkların tutumudur. Müminler ise, dilleri ile söylediklerine kalben de inanır; ayrıca ibadetleri ve her türlü davranışları ile imanlarını isbat ve te’yid ederler. İmam Gazâlî’nin dediği gibi, amelsiz mümin, bütün hayatî faaliyetleri durmuş, sadece nefes alıp vermekle canlılık emaresi gösteren komadaki insan gibidir. Bunun yaşadığı hayatın kıymeti ne ise, ibadetten ve güzel davranışlardan yoksun kimsedeki imanın kıymeti de odur. Ayrıca, hakiki müminin bir diğer özelliği de, karşılaştığı her meselede, her anlaşmazlıkta, Allah ve Resûlünün hükmü ne ise ona razı olması ve gönül hoşluğu ile ona uymasıdır. Bunun aksine davranmak, müteakıp âyette de işaret buyurulduğu gibi münafıkların işidir.
Edip Yüksel
"ALLAH'a ve elçiye inandık ve itaat ettik," derler. Fakat sonra, bunun ardından, onlardan bir grup yüz çevirir; bunlar inanmış değildir.
(Münafıklar): «Allaha da, peygambere de inandık, itaat etdik» derler de sonra bunun arkasından içlerinden bir zümre yüz çevirirler. Bunlar mü'min adamlar değildir.
(Münâfıklar:) “Allah'a ve peygambere inandık ve itâat ettik!” diyorlar. Sonra da içlerinden bir tâife bunun ardından yüz çeviriyor. İşte bunlar, mü'min kimseler değildirler.
(İnsanlardan) Allah’a ve Resulüne inandık, itaat ettik diyenler var. Sonra, onlardan bir gurup bu sözlerin arkasından, inanmadıkları için, (Allah’ın hükümlerine) sırtlarını dönerler.
Münafıklar biz Allah/a ve resûl/üne iman getirdik, emirlerine itaat ettik derler, böyleyken onlardan bir fırka bu ikrar ve itaattan sonra onlardan yüz çevirirler. İşte böyleleri mü/min değillerdir.
Onlar inananlarla karşılaştıkları zaman, “Biz de Allah’a ve Elçisine iman ediyor, Allah’ın hükümlerine yürekten itaat ediyoruz!” derler fakat içlerinden bir kısmı, bütün bunlardan sonra yine de verdikleri sözden döner, ilk fırsatta itaatten yüz çevirirler. Çünkü onlar, gerçekte hiçbir zaman inanmış değiller. Öyle ki:
-“Allah’a da, Rasûl’e de iman ettik, itaat ettik” diyorlar; bundan sonra onlardan bir grup yine yüz çeviriyorlar.
İşte onlar Müminler’le birlikte / ilgili değildir.
Onlar: “Hem Allah’a hem de Peygambere îman ve itaat ettik.” derler, sonra da bunun ardından içlerinden bir grup (îman ve itaatten) yan çizer.1 İşte bunlar (gerçekten) îman2 etmemişlerdir.
1 İtaatten yüz çevirenler her ne kadar îman ettik deseler de mü’min değil münâfıktırlar. Yani îman laftan ibaret değildir.2 Gerçek îman: Allah’a ve indirdiklerine Allah’ın istediği gibi inanmak, yaşayışıyla tasdik etmek ve yaşamadığının ızdırabını hissetmektir.
Muhammed Esed
Çünkü, [niceleri] “Allah'a ve Rasûl'e inandık, itaat ettik!” derler de, sonra onlardan bir kısmı, bu [sözlerine] rağmen, (doğru yoldan) geri dönerler; işte böyleleri hiçbir zaman [gerçek] müminler değillerdir.
Kimileri “Allah’a ve mesajlarını tebliğ eden elçisine inanıp itaat ettik” diyorlar; sonra da bunlardan bir grup sözlerinden dönüyorlar İşte bunlar mümin değiller. 2/75- 76, 5/61- 62, 24/48...52
Ama birileri “Biz Allah’a ve Rasul’e[3041] hem inandık, hem de itaat ettik” derler, sonra da onlardan bir kısmı bunca (taahhüdün) ardından sözlerinden geri dönerler: şu halde bu gibiler gerçek mü’min değildirler.
[3041] “Allah’a ve Rasul’e” ifadesi, “Allah’a, dolayısıyla O’nun mesajını taşıyan Rasul’e” şeklinde anlaşılmalıdır. Bilinen bir gerçektir ki, burada birbirinden bağımsız iki otorite söz konusu değildir. Allah ve Rasul arasındaki vav da, düz bir bağlaç değil, açıklama vurgusuna sahiptir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve derler ki: «Allah'a ve Peygambere inandık ve itaat ettik.» Bundan sonra onlardan bir tâife yüz çevirirler ve onlar imân etmiş kimseler değildirler.
Çünkü niceleri: “Biz Allah'a ve Resulüne inandık ve itaat ettik” derler de sonra onlardan bir kısmı, buna rağmen geri dönerler. İşte bunlar mümin değildirler. [4, 150]
-Allah'a ve peygamberine iman ettik, itaat ettik, diyorlar; sonra bunlardan bir grup, böyle söylemesine rağmen yüz çeviriyor. Bunlar, mümin değillerdir.
"Allah'a ve o resule inandık, boyun eğdik." diyorlar, sonra da içlerinden bir fırka bunun hemen ardından yüz çeviriyor. Bunlar, inanmış insanlar değiller.