Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2873, sondan 3364. ayet; 25. sure ve bu surenin 18. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 21, harf sayısı 88 ve toplam ebced değeri ise 6697 olarak hesaplanmıştır.
قالوا سبحانك ما كان ينبغي لـنا ان نتخذ من دونك من اولياء ولكن متعتهم واباءهم حتى نسوا الذكر وكانوا قوما بورا
قالواسبحانكماكانينبغيلـنااننتخذمندونكمناولياءولكنمتعتهمواباءهمحتىنسواالذكروكانواقومابورا
Kâlû subhâneke mâ kâne yenbeġî lenâ en netteḣiże min dûnike min evliyâe velâkin metta’tehum veâbâehum hattâ nesû-żżikra vekânû kavmen bûrâ(n)
Onlar, “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular ve helâke giden bir toplum oldular” derler.
Bu âyetlerden anlaşıldığına göre büyük yargı gününde, mutlak adaletin gerçekleşeceği kıyametteki sorgulamada Allah, putperestlerle diğer çok tanrıcı inanç sahiplerinin taptıkları varlıkları da huzurunda sorgulayacak ve bunlar, kendilerine tapanların aleyhinde şahitlik edeceklerdir. Muhammed Esed, –Kur’an’ı rasyonelleştirme şeklindeki hâkim çabasının bir sonucu olarak– burada “bazı müfessirlerin söylediği gibi ‘yargı günü’nde konuşturulacak olan cansız putlara değil, fakat tanrılaştırılan akıl sahibi varlıklara, yani peygamberlere, azizlere, velîlere” hitap edildiğini savunuyorsa da bu görüşe tam olarak katılmak mümkün değildir. Bu âyetlerin, Esed’in belirttiği inanç gruplarıyla da ilgili olduğu muhakkaktır. Ancak sûrenin 3. âyetinden itibaren geniş ölçüde Mekke putperestlerine hitap edilmekte, onların inanç ve tutumları eleştirilmektedir. Bu putperestler, geçmişleriyle bol bol övünmekle beraber peygamberlere, azizlere, velîlere tapmıyorlardı; onlarda ata ruhlarına tapınma inancı da yoktu. Temel dinî tutumları, bazı gök cisimlerini ve onların sembolleri olarak yaptıkları putları tanrı sayıp onlara tapmaktı. İşte burada yüce Allah’ın sınırsız kudretiyle âhirette bu tapılan varlıklara can vererek onlara şahitlik yaptıracağı; bunların da müşriklerin sorumluluğunun kendilerine ait olduğu, müşriklerin inandıkları gibi kendileri şuurlu ve iradeli varlıklar olsalardı Allah’a dayanıp güvenmekten başka bir şey yapamayacaklarını ve müşriklerin –Allah’ın verdiği nimetleri yerinde kullanmak şöyle dursun– bu nimetler yüzünden Allah’ı unutup yoldan çıktıklarını ifade edecekleri; böylece putperestlerin suçları sabit olunca hak ettikleri şekilde cezalandırılacakları bildirilmektedir.
Onlar (melekler) de şöyle demiş (olacaklar)dır: “Sen yücesin. Senin peşin sıra dostlar edinmek bize yakışmazdı. Fakat sen onlara ve atalarına bol nimet verince (Allah’ı) hatırlamayı unuttular ve helaki hak eden bir toplum oldular.”
Benzer mesaj: Sebe’
34:40-41.
Sahte tanrılar der ki: “Senin şanın yücedir, senden başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular ve helâk olmayı hak eden bir topluluk oldular.”
Dediler ki: “Seni tenzih ederiz, Senden başka veliler¹ edinmek bize yakışmaz. Ancak Sen, onları ve atalarını öylesine mal mülk sahibi yaptın ki, öğüdüne uymayı boş verdiler. Ve helak olmayı hak eden bir halk oldular.
1- Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş.
(Kendileri istemediği halde tapılan ve tağutlaştırılan bazı salih ve halis kimseler ise : “Ey Rabbimiz!) Sen Yücesin; (hâşâ) Senin dışında başka veliler edinmemiz bize yakışmaz, ancak onları ve atalarını Sen meta verip yararlandırdın, öyle ki (Senin) Zikri(ni) unuttular ve böylece (Hakk’tan ayrılan ve) yıkıma uğrayan bir kavim oldular” diyeceklerdir.
Diyecekler ki: Tenzih ederiz seni, senden başka dost ve yardımcı kabul etmek bize yaraşmaz; fakat sen, onları da, atalarını da nimetler vererek yaşattın, sonunda seni anmayı unuttular ve helake müstahak bir topluluk oldular.
Onlar da derler ki: “Senin şanın yücedir, senin dışında dostlar edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onları ve babalarını nimet verip yaşattın, nimetin bolluğu içinde zevke daldılar da, seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir toplum oluverdiler.”
Onlar:
“Seni tenzih ederiz. Seni bırakıp, kulların durumundakilerden, bir kısım dostlar koruyucular, otoriteler edinmek bize yakışmaz. Fakat sen, onlara ve atalarına o kadar nimet verdin ki, sonunda seni zikretmeyi, okunması ibadet olan övünç kaynağı Kurân'ı ve şeriatı unuttular. Helâkî hak eden bir kavim oldular.” derler.
Derler ki: "Seni tenzih ederiz. Senden başka dostlar edinmemiz bize yaraşmaz. Ancak sen onları ve atalarını yararlandırdın, onlar da zikri [3] unuttular ve böylece helake uğrayan bir topluluk oldular."
3.Seni anmayı, imanı, kendilerine yapılan öğüdü.
Derler ki: 'Sen yücesin; senin dışında başka veliler edinmemiz bize yakışmaz, ancak onlara ve atalarına meta verip yararlandırdın, öyle ki (senin) zikri(ni) unuttular ve böylece yıkıma uğrayan bir kavim oldular.'
Putlar şöyle derler: “- Seni tenzih ederiz. Senden başka veliler edinmemiz bize lâyık olmaz (böyle iken, biz başkasına nasıl mabud olabiliriz?) Fakat sen onları ve atalarını zevk içine daldırdın, nihayet zikri (tevhidi ve sana ibadeti) unuttular ve helâke düşen bir kavim oldular.”
Onlar: “Allah’ım! Seni tenzih ederiz. Sen’den başka dostlar edinmek, (kendimize taptırmak) bize yakışmaz. Fakat Sen, onları ve atalarını öyle nimet içinde yaşattın ki mesajı unuttular ve helak olan bir toplum oldular” derler.
«Sen kutsalsın, bizim için senden özge dost edinmek yaraşmaz, sen ise hem onları, hem de atalarını geçindirmiştin, unuttular anmayı, yok oldular!» derler
Onlar şöyle cevap verecekler: “Sınırsız kudret ve yüceliğinle seni tenzih ederiz! Senin dışında başka dostlar edinmek bize yakışmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimetler verdin ki; (onlar azıtıp) sonunda seni anmayı unuttular ve yok olmayı hak eden bir topluluk oldular.”
Onlar: "Haşa; Seni bırakıp başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat Sen onlara ve babalarına nimetler verdin de sonunda Seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir millet oldular" derler.
Onlar: Seni tenzih ederiz. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda (seni) anmayı unuttular ve helâki hak eden bir kavim oldular, derler.
"Sen yücesin, senin yanında kimseyi veliler kabul etmek bize yakışmaz. Fakat, sen onlara ve atalarına nimetler bağışladın. Nihayet, onlar mesajı unutup yozlaşan bir toplum oldular," diye karşılık verdiler.
Onlar: "Sübhansın seni tenzih ederiz. Seni bırakıp da senden başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat sen onlara ve atalarına o kadar nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir kavim oldular." derler.
Sübhansın, demişlerdir: Senden başka veliler ittihaz etmemiz (olunmamız ) bize yaraşır değildi ve lâkin sen onları ve atalarını zevka daldırdın, o kadar ki nihayet zikri unuttular ve helâke giden bir kavm oldular
(görürsün ki) onlar (şöyle) demişlerdir: «Seni tenzîh ederiz. Seni bırakıb da başka velîler edinmemiz bize yakışmaz. Fakat (gerek) onları (n) ve (gerek) ataları (nın azâb müddetlerini) kendin uzatdın da nihayet zikri unutdular ve helak (e mahkûm) bir kavm oldular».
(Onlar:) “Seni tenzîh ederiz; senden başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat onlara ve babalarına birçok ni'metler verdin de sonunda (seni) anmayı unuttular(2) ve helâk edilmeyi hak eden bir kavim oldular!” derler.
(2)“Cin ve insin en çok isyanlarını, en şedîd tuğyanlarını (şiddetli taşkınlıklarını), en azîm küfranlarını (büyük nankörlüklerini) tevlîd eden (doğuran) öyle bir vaziyetleri var ki, ni‘met içinde in‘âmı(ni‘met vermeyi) görmüyorlar. İn‘âmı görmediklerinden, Mün‘im-i Hakīkī’den (ni‘meti gerçekte verenden)gaflet ediyorlar. Mün‘im’den gafletleri sâikasıyla (sevkiyle) o ni‘metleri esbâba (sebeblere) veya tesâdüfe isnâd ediyorlar (dayandırıyorlar), Allah’dan o ni‘metlerin geldiğini tekzîb ediyorlar (yalanlıyorlar). Binâenaleyh (bundan dolayı), her bir ni‘metin bidâyetinde (başlangıcında), mü‘min olan kimse Besmeleyi unutmasın, okusun! Ve o ni’metin Allah’dan olduğunu bilmekle, kendisi ancak Allah’ın ismiyle, Allah’ın hesâbına aldığını bilsin, Allah’a minnet ve şükranla mukābelede (karşılıkta) bulunsun.” (Mesnevî-i Nûriye, Habâb, 81)
Kendilerine kulluk edilenler “Rabbimiz sen her türlü eksiklikten yücesin. Bizim, senden başka sığınılacak bir yer aramamız bize asla yakışmaz. Ancak bunların ve atalarının yeryüzündeki ihtiyaçlarını sen karşıladığın halde, onlar zikri (Kur’an’ı) unuttular ve kaybeden bir topluluk oldular” dediler.
Onlar «— Aman Allah/ım! [⁶] Senden başka bir yâr edinmek bize yaraşmaz [⁷]. Fakat siz dünyada onlara, babalarına o kadar bol nimet verdiniz ki seni anmayı unuttular. Böylece helake duçar oldular [⁸]» diyecekler.
[6] Veya seni nalâyık şeylerden tenzih ederiz.[7] Veya bizim buna liyakatimiz, salâhiyetimiz yoktur.[8] Veya helake mahkûm kavimdiler.
Derler ki: “Sen yücesin, senin dışında başka veliler edinmemiz bize yakışmaz. Fakat sen onlara ve babalarına nimetler verdin de sonunda (seni) anmayı unuttular ve yıkımı hak eden bir topluluk oldular.”
Onlar, “Sen her türlü eksiklik ve noksanlıktan uzaksın, yüceler yücesisin ya Rab!” diye cevap verecekler, “Senden başka hükmüne boyun eğilecek otoriteler, sığınılacak dostlar edinmek bize asla yaraşmaz! Dolayısıyla, insanlardan bize kulluk etmelerini istememiz de asla olacak şey değildir! Biz onları kesinlikle saptırmadık! Sen onlara ve atalarına türlü nîmetler bahşetmiştin fakat onlar, bu nîmetlere şükredip sana kulluk edecekleri yerde, senin öğüt ve uyarılarını dile getiren Kitabını, yani Zikri hayatın dışına itip tamamen unuttular ve böylece, cezayı hak eden bir toplum hâline geldiler.”
Dediler ki:
-“Sen sübhansın / seni tenzih ederiz; bize, senden başka hiçbir veliyy edinmemiz yaraşmaz.
Onları ve babalarını geçindirdin.
O kadar ki Zikr’i unuttular; helâke giden bir kavim oldular”.
Onlar da: “(Ey Rabbimiz!) Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız, Senin dışında başka dostlar edinmek bize yakışmaz. Fakat Sen, onlara ve atalarına (dünyada) nîmetler verdin de sonunda (Seni) anmayı unuttular ve helâki hak eden bir toplum oldular.” derler.
Onlar: “Sınırsız kudret ve yüceliğinle Seni tenzîh ederiz!” diye cevap verecekler, “Senden başka dostlar, efendiler edinmek bize yakışmazdı! 14 Fakat, [bunlara gelince-] Sen bunlara ve babalarına dünya hayatının tadını çıkarmaları için fırsat verdin; öyle ki, onlar da sonunda 15 [Seni] anmayı büsbütün unuttular; çünkü bunlar her türlü iyilikten yoksun kimselerdi”.
Onlar da: – Hâşâ Rabbim! Seni tenzih ederiz sen noksan sıfatlardan uzaksın, senden başkasını evliya ve otorite edinmek bize yakışmaz. Fakat sen onlara ve atalarına dünyevi hazları o kadar çok tattırdın ki şımarıp zikri/Kuran’ı unuttular ve sonunda helak olmayı hak eden bir toplum oldular. 7/51, 9/72, 39/71, 45/34- 35, 59/18- 19
Cevap verecekler: “Aşkın olan zatını tenzih ve tesbih ederiz ki, Senin dışındakilerden herhangi bir dost, bir veli edinmek bize yakışmaz; ne var ki onlara ve atalarına dünyevî hazları öylesine tattırdın ki, sonunda onlar vahyi unuttular da,[3099] bitip tükenmiş bir toplum olup çıktılar.”[3100]
[3099] Veya: “(Seni) anmayı..” Buradaki zikr, vahyin sıfatı olarak okunabileceği gibi “anmak, hatırlamak” anlamına mastar olarak da okunabilir. 29. âyetteki tereddüde mahal bırakmayan açıklıktaki kullanımı ve 30-32, 43-44, 73. âyetlerde dile gelen vahye karşı sakat yaklaşımları öne çıkaran niteliği göz önüne alındığında, tercihimizin gerekçesi anlaşılacaktır (Krş:
20:124, not 109).
[3100] Bûr “mahvolmak, hiç olmak, tükenmek, kredisi bitmek” anlamına gelir. Geldiği beş yerde de olumsuz kullanılmıştır (Ferrâ ve Taberî).
(O mabûd ittihaz edilenler de) derler ki: «Sen zât-ı ehâdiyetine layık olmayan şeylerden münezzehsin. Bizim için yaraşmaz ki, Sen'den başka velîler ittihaz edinelim. Fakat, onları ve babalarını nîmetlere nâil kıldın, tâ ki, zikri unuttular ve helâk olmuş bir kavim oldular.»
Onlar şöyle cevap verirler: “Sübhansın! Yüceler Yücesisin! Senden başka dost edinmeyi düşünmek bize yaraşan şey değildir. Ne var ki Sen onları ve babalarını, nimetlerine mazhar edip ömür vererek yaşatınca onlar Sen'i anmayı unuttular ve helâke müstahak bir güruh haline geldiler. ” [34, 40-41; 46, 5-6]
Veli: Hâmi, koruyucu, yönetici, dost, bir kimsenin işlerini deruhde eden anlamlarına gelir.
Derler ki: "Senin şanın yücedir, senden başka veliler edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onları ve atalarını ni'met verip yaşattın, (bolluk içinde dünyaya daldılar da seni) anmayı unuttular ve helaki hak eden bir topluluk oldular.
Onlar da, “Sana içten boyun eğeriz; seni bırakıp başka velilere tutunmak bize yakışmaz. (Biz yapmadık ki onlara bunu emretmiş olalım) Ama sen, onlara ve babalarına nimetler verdin, o zikri (senin kitabını) unuttular ve bereketsiz bir topluma dönüştüler.”
Onlar da derler ki:-Seni tenzih ederiz, senden başka veliler edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen, onlara da babalarına da nimetler verdin. O derece ki zikri/kitabı önemsemediler de yok olmayı hak eden bir toplum oldular.
“Seni her türlü noksandan uzak tutarız,” derler. “Senden başka veli edinmek bize yaraşmaz. Ancak Sen onları nimetlerinle nasiplendirdin; onlar da Seni anmayı unuttular ve helâk olmayı hak etmiş bir topluluk oldular.”
Derler ki: "Tespih ederiz seni; seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmazdı. Ama sen onları ve atalarını öylesine nimetlendirdin ki, zikiri/Kur'an'ı unuttular ve helâke giden bir topluluk oldular."
eyittiler “arılıġuñ senüñ olmadı yarar bize kim dutavuz senden ayruķ arķa viriciler velįkin gönendürdüñ anları daħı atalarını tā unıttılar ķur’ān’ı daħı oldılar helāk olmış ķavumlar.”
Eyideler: Münezzehsin yā Allāh şerīkden. Bize lāyıḳ degüldür ki biz sen‐den özge da‘vet eylemek. Lākin gönendürdüñ anları, atalarını daḫıdünyāda, ḥattā ki unutdılar senüñ ẕikrüñi. Anlar bir ḳavm‐idi ki helāk oldılar.
(Bütlər) deyəcəklər: “Sən paksan, müqəddəssən! Səni qoyub (özümüzə) başqa dostlar (hamilər) qəbul etmək bizə yaraşmaz. Lakin sən onlara və atalarına o qədər ne’mət verdin ki, hətta (Sənin öyüd-nəsihətini, Qur’anı) xatırlamağı belə unutdular və (buna görə də) məhvə məhkum edilmiş bir tayfa oldular!”
They will say: Be Thou glorified! It was not for us to choose any protecting friends beside Thee; but Thou didst give them and their fathers ease till they forgot the warning and became lost folk
They will say: "Glory to Thee! not meet was it for us that we should take for protectors others besides Thee:(3073) But Thou didst bestow, on them and their fathers, good things (in life), until they forgot the Message: for they were a people (worthless and) lost."*
3073 The creatures of Allah who were worshipped will prove that they never asked for worship: on the contrary they themselves worshipped Allah and sought the protection of Allah and of none but Allah, Cf.
46:5-6. They will go further and show that the false worshippers added ingratitude to their other sins: for Allah bestowed abundance on them, and they blasphemed against Allah. They were indeed "worthless and lost", for the word bur bears both significations.