Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2960, sondan 3277. ayet; 26. sure ve Şu'arâ Suresinin 28. ayetidir. Şu'arâ Suresi 28. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 39 ve toplam ebced değeri ise 3655 olarak hesaplanmıştır. Şu'arâ Suresinin toplam ebced değeri 392049 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure طسم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (0) س (0) م (5) bulunuyor.
Firavun’un alaycı tavırlarına rağmen Mûsâ’nın bütün ilâhî dinlerin en temel ilkesi olan tevhid akîdesini veciz ifadelerle ortaya koyduğu görülmektedir.
Mehmet Okuyan
(Musa ise) “Aklınızı kullanırsanız (anlarsınız ki Allah), doğunun, batının ve ikisi arasında bulunanların da Rabbidir.” demişti.
(Hz. Musa ise onlara; hemen karşı çıkmayın:) “Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O (Allah), Doğu’nun da, Batı’nın da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbidir” (şeklinde cevap vermişti).
Fakat Musa onun sözlerine aldırış etmeden devamla: “Doğunun, batının ve bu ikisi arasında kalan her yerin ve herşeyin Rabbidir O. Eğer aklınızı kullanırsanız, bu gerçeği kavrayabilirsiniz” dedi.
Mûsâ:
“Aklınız başınızdaysa, eşyanın hakikatini, kâinatın yaratılışındaki nihai sebebi kavramışsanız eğer, doğunun, batının ve ikisi arasında bulunanların Rabbi.” dedi.
(1)“Şu kâinâttaki mevcûdâtın birbirine teâvünü (yardım etmesi), tecâvübü (birbirlerine cevabvermeleri), tesânüdü (dayanışmaları) gösterir ki, umum mahlûkāt, bir tek Mürebbî’nin (terbiye edicinin)terbiyesindedirler. (...) Çünki zemindeki zîhayatlara (canlılara) levâzımât-ı hayâtiyeyi (hayatları için lâzım olan şeyleri) emr-i Rabbânî ile pişiren güneşten ve takvimcilik eden kamerden tut; tâ ziyâ, hava, mâ’(su), gıdânın zîhayatların imdâdına koşmalarına ve nebâtâtın dahi hayvânâtın imdâdına koşmalarına ve hayvanât dahi insanların imdâdına koşmalarına (kadar) (...) kerîmâne (cömertçe) birbirine yardım etmek, birbirinin sadâ-yı hâcetine (ihtiyaç seslerine) cevab vermek, birbirini takviye etmek, elbette bilbedâhe(açıkça) bir tek, yektâ, Vâhid-i Ehad (sıfatlarında ve zâtında bir olan Allah), Ferd-i Samed (bir olan ve herkesin ihtiyâcını karşıladığı hâlde kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan), Kadîr-i Mutlak (herşeye gücü yeten), Alîm-i Mutlak (herşeyi bilen), Rahîm-i Mutlak (sonsuz merhamet sâhibi), Kerîm-i Mutlak (sonsuz ikrâm edici) bir Zât-ı Vâcibü’l-Vücûd’un (varlığı zarûrî olan Allah’ın) hizmetkârları ve me’murları ve masnû‘ları (san‘atlı eserleri) olduklarını gösterir.” (Mektûbât, 33. Mektûb, 317)
İlyas Yorulmaz
Musa “Eğer aklınızı kullanırsanız, Allah’ın doğunun, batının ve ikisi arasında olanlarında Rabbi olduğunu anlarsınız” dedi.
Mûsâ, tebliğine devam ederek, “Allah, doğunun, batının ve ikisi arasında bulunan her şeyin, yani zamanın, bütün yön ve yönelişlerin Rabb’idir, eğer aklınızı kullanıyorsanız, O’na kulluk edilmesi gerektiğini anlarsınız!” dedi.
[Fakat Musa sözlerine devamla:] “Doğunun, batının ve bu ikisi arasında kalan her yerin 16 Rabbidir O; tabii [bunu] eğer aklınızı kullanırsanız [kavrayabilirsiniz]!” dedi.
Mustafa İslamoğlu Şu'arâ Suresi 28. Ayet Açıklaması
[3190] Yani: “..her yerin..”
[3191] Varlık kategorilerinin tümünü içeren tevhidî bir çağrı: 24. âyet, ilâhî müdâhale olan rububiyyetin, kâinatın tamamını içeren kozmik alandaki tezahürüdür. 26. âyet, bilinçli varlıkların en üstünü olan insanlık alanındaki tezahürüdür. Bu âyetse, insan altı varlıklar olan madenler, bitkiler ve hayvanlar dünyasındaki tezahürüdür (Krş: Elmalılı).
Ömer Nasuhi Bilmen
(Hazreti Mûsa da) Dedi ki: «Maşrıkın ve mağrıbın ve bunların aralarında olanların Rabbidir. Eğer siz âkilâne düşünürler oldunuz iseniz.»