Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
2965, sondan
3272. ayet;
26. sure ve bu surenin
33. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi
6, harf sayısı
26 ve toplam ebced değeri ise
3034 olarak hesaplanmıştır. Bu ayetle aynı/benzer
1 ayet daha bulunmaktadır. Bunlar;
7:108 ayetleridir. Bu sure
طسم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ط (0)
س (0)
م (0) bulunuyor.
ونزع يده فاذا هي بيضاء للناظرين
ونزعيدهفاذاهيبيضاءللناظرين
Veneze’a yedehu fe-iżâ hiye beydâu linnâzirîn(e)
Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.[399]
Bu mucize ile ilgili olarak bakınız: A’râf sûresi, âyet, 108; Kasas sûresi, âyet, 32.
Eski Mısır inancında Firavun hem kral hem de tanrının oğlu ve dolayısıyla tanrı sayılıyordu. Bu sebeple, onun tanrılığını kabul etmemek veya tanrısallığına karşı meydan okumak mevcut dine karşı çıkmak anlamına geliyordu (Firavun hakkında bilgi için bk. A‘râf
7:103); Allah tarafından seçilerek gönderilmiş bir peygamberin, Firavun’un tanrılığını kabul etmesi ise söz konusu olamazdı. Hz. Mûsâ’nın getirdiği deliller karşısında çaresiz kalan Firavun, kaba kuvvete başvurarak onu zindana atmakla tehdit etti. Bununla birlikte Mûsâ aleyhisselâm Firavun’un iman edeceği ümidiyle ona tatlı dille konuştu, Allah da mûcizeler gönderdi (32 ve 33. âyetlerde belirtilen mûcizeler hakkında bilgi için bk. A‘râf
7:107-108; Tâhâ
22:22, 56-76).
Elini de (koynundan) çıkarmıştı. Bir de ne görsünler, o (eli) bakanlara bembeyaz (görünmüştü).
Bu ayet A‘râf
7:107-108, Tâhâ
20:22 ile okunmalıdır.
Elini de koynundan çıkardı, bir de ne görsünler; bembeyaz olmuş.
Ve elini çıkardı. Bakanlar ne görsün; beyaz bir el.
Elini de (cebinden) çekip çıkardı, bir de (baktılar ki) o, seyredenler için 'parlayıp aydınlanıvermiş' (ve bembeyaz kesilmişti).
Elini koynundan çıkardı, derhal bakanlara parıl parıl parlayan bembeyaz bir el göründü.
Ve elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlar için bembeyaz ışık saçan bir lamba gibi oluvermiş.
Elini koynundan çıkardı. Bir de ne görsünler! Bakanlara bembeyaz, ışıl ışıl göründü.
Ardından elini çıkardı. O da bakanlara bembeyaz görünüverdi.
Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş'.
Bir de elini çekti çıkardı; o da, bakanlara bembeyaz (nur saçan bir el) kesiliverdi.
Elini koynundan çıkardı, bakanlar için bembeyaz ışık saçan (bir lamba gibi) oluverdi.
Elini gösterince, bakanlara hemen akpak göründü !
Ve elini (koynundan) çekip çıkardı ki bakanların gözlerini kamaştıracak kadar bembeyaz (olmuş)!
Elini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü.
Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!
Elini çıkarınca bakanlara bembeyaz görünüverdi.
Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi.
Bir de elini çekti çıkardı, o da bakanlara bem beyaz oluverdi
Elini de çekib çıkardı. Bir de (ne görsünler) bu, temâşâ edenler için bembeyaz (ve nuur saçan bir el) dir.
Ve elini (koynundan) çıkardı; bir de gördüler ki o, bakanlara bembeyaz (parlayan, ışık saçan bir el)dir.
Elini çıkarınca, Musa’nın eli bakanlara bembeyaz göründü.
Musa elini koltuğu altından çıkardı, eli derhal temaşa edenlerin gözlerini kamaştıracak surette bembeyaz oldu.
Elini de çekip çıkardı, (bir de ne görsün) bakanlara bembeyaz oluverdi.
Ve elini koynuna sokup çıkardı; bir de ne görsünler, koynuna sokmadan önce normal olan eli, görenlere hayranlık verecek derecede ışıl ışıl, bembeyaz!Böylece ne Firavunun, ne de adamlarının, Mûsâ’nın doğru söylediğine dâir en ufak bir şüpheleri kalmadı. Fakat kibir ve ihtirâsları, onları imandan alıkoydu. Bu yüzden, Mûsâ’nın dâvetini etkisiz kılmak amacıyla plânlar kurmaya başladılar:
Elini çekip çıkardı; hemen o Bakanlar için bembeyaz!
(Sonra) elini (koynundan) çıkardı. Bir de baktılar ki; o da seyredenlere bembeyaz görünüverdi.1
1 Aynı âyet için Bk. (A’raf: 108)
Sonra elini ortaya çıkardı; bakanlar ne görsünler, bembeyazdı. 19
Musa elini koynuna sokup çıkardı fakat o da ne! Bakanların gözünü kamaştıran bir beyazlık! 28/30...32
Ve elini çıkardı, fakat o da ne, bu bakanların (gözünü kamaştıracak) kadar beyaz![3195]
[3195] Bizim değerlendirmemiz şudur: Bu beyazlık tam anlamıyla “kusursuzdu” (Bkz:
27:12;
28:32). Yed-i beyzâ (beyaz el), arınmayı ve tevbeyi temsil ediyordu. O el bir zamanlar istemeden cinayetle sonuçlanan bir kazaya sebep olmuştu. Fakat o elin sahibi öyle bir tevbe etti ki, o tevbe sadece eli pırıl pırıl ve tertemiz yapmakla kalmadı, aynı zamanda etrafını aydınlatan bir el yaptı. Zaten tevbe “onarmak ve tekrar kazanmak” anlamını içerir. Mesaj açıktır: Elleriniz yaptıklarınızla kirlenebilir. Fakat samimi ve bedeli ödenmiş bir tevbeyle yıkarsanız pırıl pırıl, ap ak olur. “Peki, sonunda pırıl pırıl olacaktı da niçin kirlendi?” sorusunun cevabı bellidir: Elleri temizlemek için önce bir ele sahip olmak gerek; olmayan el kirlenmez de, temizlenmez de. Ölümlü kaza, Musa’ya elin gücünü fark ettirdi. Herkes ellerine baksın!
Ve elini çekip çıkardı. Hemen o, nazar edenlere karşı bembeyaz (kesilmiş) idi.
Bir de elini koynundan çıkardı ki bakanların gözlerini kamaştıracak kadar parlak mı parlak! [27, 12; 28, 32]
Elini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi.
Elini çıkardı; bakanlar için bembeyaz oluverdi.
Elini çekip çıkardı o da bakanlara bembeyaz oluverdi.
Elini çıkardı; o da bakanların gözlerini alan bir beyazlıktı.
Elini çıkardı, o da anında seyredenler önünde bembeyaz kesildi.
daħı ŧarttı elini yaķasından [196b] pes ol vaķt ol aķdur ya'nį nurlu baķıcılara.
Daḫı çıḳardı elini ḳoynından, pes ol güneş gibi gözükdi gözeden kişilere.
Sonra əlini (qoltuğunun altından, yaxud qoynundan) çıxarar-çıxartmaz o, baxanlara ağappaq göründü (parlar bir nur kəsildi).
And he drew forth his hand and lo! it was white to the beholders.
And he drew out his hand, and behold, it was white to all beholders!(3157)*
3157 Cf.
7:107-8. See the whole passage there, and the notes thereon.