Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3007, sondan 3230. ayet; 26. sure ve bu surenin 75. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 5, harf sayısı 22 ve toplam ebced değeri ise 1946 olarak hesaplanmıştır. Bu sure طسم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (0) س (0) م (3) bulunuyor.
قال افرايتم ما كنتم تعبدون
Kâle eferaeytum mâ kuntum ta’budûn(e)
75,76. İbrahim, şöyle dedi: “Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?”
Bu âyetlerin zâhirinden anlaşıldığı üzere Hz. İbrâhim’in kavmi ay, güneş ve yıldızlara veya bunların yerdeki sembolü olan putlara tapıyorlardı. Bu toplumun gökyüzündeki en büyük tanrıları güneş, yeryüzündeki en büyük tanrıları ise onun temsilcisi olan Baal adındaki put idi. Onlara göre insanların hayatını putlar yönetiyordu, yaratma ve yok etme işini de zaman yapıyordu (İbn Âşûr, XIX, 141). İşte Hz. İbrâhim, kavminin Allah’ı bırakıp da tapmış oldukları bütün tanrıların uydurma, onlara tapanların da yanlış yolda olduklarına işaret etmiş, bundan sonra da gerçek ve tapılmaya lâyık olan tanrının yaratan, hidayete erdiren, yediren, içiren, şifa veren, öldüren, hayat veren ve kıyamet gününde günahları bağışlayan Allah Teâlâ olduğuna dikkat çekmiştir.83-89. 84. âyette “Bana, sonra gelecekler içinde iyilikle anılmayı nasip eyle!” diye çevirdiğimiz cümledeki “lisân-i sıdk” (doğruluk dili) tamlaması iki türlü yorumlanmıştır: a) Bu tamlamadaki lisân terimi dille aktarılabilecek, dille ulaştırılabilecek şeyleri veya bunları aktaranları ifade için mecaz olarak kullanılmıştır. Buna göre Hz. İbrâhim söylediklerinin doğru, gerçek ve yüce mânalar taşıyan sözler olmasını veya kendi soyundan, getirmiş olduğu hak dini sonraki nesillere aktaracak kimselerin gelmesini Allah Teâlâ’dan niyaz etmiştir. Nitekim yüce Allah duasını kabul ederek başta Hz. Muhammed olmak üzere onun soyundan birçok peygamber göndermiş ve Hz. Peygamber’e onun dinine uymasını emretmiştir (bk. Nahl
16:123; krş. Âl-i İmrân
3:95; Nisâ
4:125). b) Bu tamlama Hz. İbrâhim’in, sonraki nesiller içerisinde iyilikle anılmak istediğini ifade etmektedir. Bundan dolayıdır ki Müslümanlar onu önder kabul eder, kendisini ve soyundan gelenleri hayırla anarlar. Yahudi ve hıristiyanlar gibi Ehl-i kitap da aynı şekilde ona ve soyundan gelenlere saygı gösterirler (Zemahşerî, II, 512; krş. Meryem
19:50). Müfessirler, 89. âyette “temiz bir kalp” diye çevirdiğimiz “kalb-i selîm” tamlamasını şu mânalarda yorumlamışlardır: Şirk ve şüpheden arınmış, iman esaslarına samimiyetle inanmış, mânen sağlıklı (İbn Kesîr, VI, 159), kötülüklerden korunmuş (Esed, II, 749), sünnete gönülden bağlı olup bid‘atlardan uzak duran, mal ve evlât sahibi olduğu için şımarmayan bir kalp (Şevkânî, IV, 103). Râzî’ye göre bu konudaki görüşlerin en doğrusu, kalb-i selîmi, “Cehaletten ve kötü huylardan arınmış kalptir” diye tanımlayan görüştür (XXIV, 151). Hz. İbrâhim bu duayı yaptığı zaman kendisine peygamberlik görevi verilmişti (Râzî, XXIV, 147; İbn Âşûr, XIX, 145). Bu sebeple müfessirler, meâlinde “hikmet” diye çevirdiğimiz hükm kelimesini birçok yerde “peygamberlik” anlamında yorumlarken, burada 83. âyette “derin bilgi, doğru hüküm verme ve kavrama yeteneği” gibi anlamlarda yorumlamışlardır. Müfessirler, İbrâhim’in babasının affı dışındaki bütün dileklerinin kabul olunduğuna dair çeşitli deliller getirmişlerdir (Râzî, XXIV, 147-150). İbrâhim aleyhisselâm, babasının Allah düşmanı bir putperest olduğunu anlayınca ve bu inancında ısrar ettiğini görünce ondan uzaklaşmıştır (bk. Tevbe
9:114; Meryem
19:42-48). Hz. İbrâhim’in “hep iyilikle anılması” konusundaki duasının bir sonucu olarak her ümmet ona ayrı bir sevgi duymuş ve adını övgüyle anar olmuştur. Müslümanlar namazda ve namaz dışında “salli” ve “bârik” dualarını okurken Hz. Peygamber’le birlikte onu da anarlar.
75,76. (İbrahim) şöyle demişti: “Siz ve önceki atalarınız neye taptığınızı hiç düşündünüz mü?
75,76,77,78,80,81,82,83. İbrâhim şöyle demişti: “Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak âlemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Âhiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!”
İbrahim: “Peki neye kulluk ettiğinizi hiç düşünüyor musunuz?” dedi.
(İbrahim) Dedi ki: “Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü? (Böyle saçmalık ve sapkınlık olur mu?) ”
Şimdi gördünüz mü dedi, neye kulluk ediyorsunuz.
İbrahim: “Peki” dedi. “Bu taptığınız şeylere başınızı kaldırıpda, onların ne olduklarına hiç bakmadınız mı,
İbrâhim:
“Neye taptığınızı biraz olsun düşündünüz mü?” dedi.
Dedi ki: "Şimdi neye taptığınızı gördünüz mü?
(İbrahim) Dedi ki: 'Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?'
75,76. İbrahim şöyle dedi: “- Şimdi gördünüz mü, o sizin ve geçen atalarınızın taptıklarını?
75, 76. İbrahim: “Sizin ve önceki atalarınızın taptıklarını gördünüz mü?!
Dediler ki: «Atalarımızı böyle yapar bulduk biz»
75-76. (İbrahim:) “Şimdi gördünüz mü, siz ve geçmişteki atalarınız neye kulluk ediyormuşsunuz?” dedi.
75,76,77,78,79,80,81,82,83. İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
75, 76. İbrahim dedi ki: İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın; neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?
"Peki," dedi, "Tapmakta olduklarınızı gördünüz mü,"
75,76. İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"
Şimdi, dedi: gördünüz a o sizin ve eski atalarınızın taptıklarınızı
75,76. (İbrâhîm): «Şimdi gördünüz mü, dedi, gerek sizin, gerek daha evvelki atalarınızın neye tapmakda olduğunuzu»?
75,76. (İbrâhîm) dedi ki: “Siz ve önceki atalarınız, artık nelere tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?”
İbrahim onlara “Şimdi şu taptıklarınızı görüyor musunuz?”
75, 76. İbrahim dedi ki: Sizlerin ve evvelki babalarınızın neye taptıklarınızı düşündünüz, taşındınız da gereği gibi bildiniz mi?
(İbrahim) Dedi ki: “Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?”
İbrahim, “Şu taptığınız şeyleri görüyorsunuz, değil mi?”
Dedi ki: -“Şimdi gördünüz mü tapıyor olduğunuz şeyleri?”.
75,76. İbrahim: “Hem siz, hem de eski atalarınız nelere kulluk ettiğinizi hiç düşündünüz mü?” dedi.
[İbrahim:] “Peki” dedi, “(bu) taptığınız şeylere (başınızı kaldırıp da) hiç bakmadınız mı:
–İbrahim: Peki siz kulluk ettiğiniz şeylerin ne olduğuna hiç düşünüp baktınız mı? Dedi. 37/68...71
(İbrahim) “Ne yani” dedi, “taptığınız şeylerin ne olduğuna (bir kez olsun) dönüp bakmadınız mı;
Dedi ki: «Şimdi neye ibadet eder olduğunuzu görmüş oldunuz mu?»
75, 76. İbrahim dedi ki: “Peki, gerek sizin taptığınız, gerek gelip geçmiş babalarınızın taptığı şeyler hakkında biraz olsun düşünmediniz mi?
İşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz? dedi.
“Peki, neye kulluk ettiğinizin fakında mısınız?” dedi.
-Şimdi gördünüz mü nelere kulluk ettiğinizi? dedi.
İbrahim dedi ki: “Gördünüz mü taptıklarınızı?
Dedi: "Gördünüz mü neye ibadet ediyormuşsunuz!"
75-76. eyitti ibrāhįm “ay gördüñüz mi anı kim olduñuz ŧaparsız siz daħı atalarımız ilerügiler?”
Eyitdi: Görür misiz ol ṭapduġuñuz nesneleri,
(İbrahim) demişdi: “İndi nəyə ibadət etdiyinizi görürsünüzmü?-
He said: See now that which ye worship,
He said: "Do ye then see whom ye have been worshipping,-