Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3175, sondan 3062. ayet; 27. sure ve Neml Suresinin 16. ayetidir. Neml Suresi 16. ayetinin kelime sayisi 19, harf sayısı 75 ve toplam ebced değeri ise 4661 olarak hesaplanmıştır. Neml Suresinin toplam ebced değeri 334427 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure طس hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (2) س (2) bulunuyor.
Arapça Metin
وورث سليمن داود وقال يا ايها الناس علمنا منطق الطير واوتينا من كل شيء ان هذا لهو الفضل المبين
“Süleyman Dâvûd’un yerine geçti” cümlesi, mal ve mülküne mirasçı olduğu anlamına gelmez; zira peygamberlerin bıraktığı mal sadakadır, ona mirasçı olunmaz (bk. Buhârî, “Humus”, 1; “Megāzî”, 14, 38). O halde burada onun yerine geçmesinden maksat makam, ilim ve hikmet, peygamberlik ve hükümdarlık konularında ona mirasçı olmasıdır (bu konuda bilgi için ayrıca bk. Meryem 19:6).
“Bize kuş dili öğretildi” meâlindeki cümle, Hz. Süleyman’ın, ilâhî bir mûcize olarak kuşların dilini öğrendiğini ifade eder. Süleyman, kuşların yalnız sesleri veya hareketleriyle ifade ettikleri duygu ve eğilimlerini anlamakla kalmıyor, o duyguları idare eden ilâhî yasaları da biliyordu. Böylece onların öterek Allah Teâlâ’yı tesbih ve tâzim ettiklerini anladığı gibi, onları idaresi altına alarak kendine has teşkilâtıyla ordusunda hizmette de kullanıyordu (Elmalılı, V, 3665-3666).
“Bize her şeyden gerektiği kadar verildi” cümlesi, verilen nimetlerin çokluğunu yani sahip olduğu peygamberlik, ilim, hikmet ve malı; cinler, insanlar, kuşlar, rüzgârlar, evcil ve yabani hayvanlara hükmedebilmeyi, göklerle yer arasında kendisine ihtiyaç duyulan her şeyi ifade eder (Şevkânî, IV, 125). Süleyman aleyhisselâm Allah’ın lutfettiği bu imkânlardan faydalanarak hem peygamberlik hem de hükümdarlık görevlerini yerine getirmiştir.
Bu âyetin üslûbundan Hz. Süleyman’ın bu sözleri, büyük bir topluluğa hitap ederken söylediği, bununla insanların kendisine itaatini sağlamayı amaçladığı anlaşılmaktadır.
Mehmet Okuyan
Süleyman, Davud’a mirasçı olmuş ve şöyle demişti: “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve bize (yararlı) her şeyden (pay) verildi.” Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.
Süleyman, Dâvûd'a mirasçı oldu ve şöyle dedi: “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve bize her şeyden biraz verildi. Şüphesiz bu apaçık bir lütuftur.”
1- Dâvud'tan sonra onun yerine geçti. 2- Ses ve hareketlerinden ne demek istedikleri öğretildi.
Ahmet Akgül
(Hz.) Süleyman (babası) Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: “Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili (mantıkut-tayr = sinyallerle haberleşme) öğretildi ve bize her şeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür (ve Allah’ın faziletidir) .”
Ve Süleyman, Davud'un mirasçısı oldu ve ey insanlar dedi, bize kuşdili öğretildi ve her şeye ait bilgi verildi bize; şüphe yok ki bu, elbette apaçık bir lütuf ve ihsandır.
"Kuş dili öğretildi" sözünde, dil, yalnız insanlarda olur, maksat, kuşların seslerinden, meramlarını anladığını bildirmektir demişlerdir.
Abdullah Parlıyan
Ve bu bakımdan Süleyman, Davud'un gerçek varisi idi. Öyle ki O, şöyle derdi: “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi, güzel ve iyi şeylerin hepsinden bolca verildi. Bu bize Allah'ın apaçık bir lütfudur.”
Süleyman Dâvûd'a varis olup, onun yerine geçti. Süleyman:
“Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi. Bize her şeyden nasip verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.” dedi.
Süleyman Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve bize her şeyden (bolca) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur."
Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: 'Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize her şeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, açık bir üstünlüktür.'
Süleyman, (babası) Davûd'a vâris oldu (onun nübüvvet ve ilmi kendisine geçti) de dedi ki: “- Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi; hem de bize her şeyden (bütün nimetlerden) verildi. Şüphesiz ki bu, açık bir üstünlüktür.”
Ve Süleyman, Davud’a varis oldu. “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi, her şeyden bize bir nasip verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir üstünlüktür” dedi.
Süleyman, Davud'un yerine geçince dedi ki: “Ey insanlar! Bize kuşlarla anlaşma mantığı kavratıldı ve her şey bolca verildi, kuşku yok ki, bu apaçık bir lütuftur.”
Ve Süleyman Davûda varis olup ey nâs, didi: bize mantıkuttayr (kuş dili) ta'lim buyuruldu, hem bize her şeyden verildi, şübhesiz ki bu her halde o fazlı mübîn
Süleyman Dâvuda mîrascı oldu. Dedi ki: «Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi. Bize her şeyden (behre) verildi. Şübhesiz ki bu, apaçık bir üstünlüğün ta kendisidir».
Süleymân da, Dâvûd'a vâris oldu ve dedi ki: “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve bize herşeyden verildi.(1) Doğrusu bu, gerçekten apaçık lütuftur.”
(1)“*وَالطَّيْرمَحْشُورَةً*[Kuşları da toplanmış olarak (ona itâat ettirdik)]*عُلِّمْنَا مَنْطَقِ الطَّيْرِ*[Bize kuşların dili öğretildi] cümleleriyle Hz. Dâvûd ve Süleymân Aleyhimesselâm’a kuşlar envâ‘ının(çeşitlerinin) lisanlarını hem isti‘dâdlarının (kābiliyetlerinin) dillerini yani hangi işe yaradıklarını onlara Cenâb-ı Hakk’ın ihsân ettiğini şu cümleler gösteriyorlar. Evet mâdem hakīkattir, mâdem rûy-ı zemin(yeryüzü) bir sofra-i Rahmândır, insanın şerefine kurulmuştur. Öyle ise, o sofradan istifâde eden sâir hayvanât ve tuyûrun (kuşların) çoğu insana musahhar ve hizmetkâr olabilir. Nasıl ki, en küçüklerinden bal arısı ve ipek böceğini istihdâm edip (hizmet ettirip) ilhâm-ı İlâhî ile azîm bir istifâde yolunu açarak ve güvercinleri bazı işlerde istihdâm ederek ve papağan misillü (gibi) kuşları konuşturarak medeniyet-i beşeriyenin mehâsinine (insan medeniyetinin güzelliklerine) güzel şeyleri ilâve etmiştir.Öyle de başka kuş ve hayvanların isti‘dâd dili bilinirse, çok tâifeleri var ki karındaşları hayvanât-ı ehliye(ehil hayvanlar) gibi birer mühim işte istihdâm edilebilirler. Meselâ çekirge âfetinin istîlâsına karşı çekirgeyi yemeden mahveden sığırcık kuşlarının dili bilinse ve harekâtı tanzîm edilse (hareketleri düzenlense) ne kadar faydalı bir hizmette ücretsiz olarak istihdâm edilebilir. İşte kuşlardan şu nevi‘ istifâde ve teshîri (itâat ettirilmesi) ve telefon ve fonoğraf gibi câmidâtı (ruhsuz şeyleri) konuşturmak ve tuyurdan istifâde etmek, en müntehâ hudûdunu (en son sınırlarını) şu âyet çiziyor. En uzak hedefini ta‘yîn ediyor. En haşmetli sûretine parmağıyla işâret ediyor ve bir nevi‘ teşvîk eder.” (Zülfikār, 25. Söz, 84)
İlyas Yorulmaz
Süleyman Davud’a mirasçı olmuş ve Süleyman “Ey insanlar! Bize kuşlardan istifade etme bilgisi öğretilmiş ve her şeyden bir parça verilmiştir. Elbetteki bu apaçık Allah’ın bir lütfu dur” demişti.
Süleyman Davud/a nübüvvet ve mülkte vâris oldu da dedi ki «— Ey nâs! Bize kuş dili [¹] öğretildi, bize enbiya ve müluke verilen her şey verildi. İşte bu, apaşikâr bir inayettir».
İsmail Hakkı İzmirli Neml Suresi 16. Ayet Açıklaması
[1] Süleyman aleyhisselâm seslerinin neye delâlet ettiğini anlardı.
Kadri Çelik
Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: “Ey insanlar! Bize kuşların konuşma dili öğretildi ve bize her şeyden (bol bir nimet) verildi. Hiç şüphesiz bu, apaçık olan bir üstünlüktür.”
Süleyman, babasının ölümünün ardından onun yolunu izleyerek Davud’un mirasçısı oldu. Kendisine öyle muhteşem bir güç verilmişti ki, “Ey insanlar!” diyordu, “Bize kuşların dili ve diğer bütün varlıklarla iletişim kurma tekniği öğretildi ve her konuda bilgi, beceri ve imkânlar verildi bize. Doğrusu bu, bize Allah tarafından bahşedilmişapaçık bir lütuftur.
Süleyman, Dâvût’un yerine geçti ve: “Ey insanlar! Bize kuşdili öğretildi ve bize her şeyden1 (bolca) verildi. Kesinlikle bu, apaçık bir lütuftur.” dedi.
1 “Her şey” yerine, “her şeyden” denilmesi çokluktan kinâyedir. Bu ifâdeyle ayrıca devlette servetin önemine de bir işaret vardır.
Muhammed Esed
Ve [bu bakımdan] Süleyman Davud'un [gerçek] varisi idi; öyle ki, o şöyle derdi: “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi; [güzel ve iyi] şeylerin hepsinden [cömertçe] bahşedildi; bu [bize Allah'ın] apaçık bir lütfudur!”
Süleyman da Davud’un yerine geçti. Dedi ki; “Ey insanlar! Bize kuşların mantığı öğretildi ve her konuda bilgi verildi. İşte bu, Allah’ın büyük bir lütfudur.” 38/18...39
Ve Süleyman Dâvud’a vâris oldu; ve “Ey insanlar!” diye seslendi, “Bize kuşların mantığı öğretildi;[3294] ve bize bu alanda (gerekli olan) her şey bahşedildi;[3295] elbet bu, işte budur Allah’ın apaçık lûtfu.”
[3294] Mantıkın türetildiği mastar olan nutk, hem insana konuşma yeteneğini kazandıran düşünme ve akletme kapasitesine, hem de düşündüklerini ifade ettiği seslere denir. Bir anlamı ileten seslerden oluştuğu için her dile nutk adı verilir. Bu bağlamda kuşlara “mantık”ın nisbet edilmesi, Süleyman onların “mantığını bildiği”, bir başka ifadeyle “dilinden anladığı” içindir. Râğıb şöyle der: “Bir şeyden bir anlam çıkaran kimseye nisbetle o şeyin dili vardır, isterse hiç ses çıkarmasın; kişinin dilinden anlamadığı bir varlık ise o kimseye nisbetle dilsizdir, isterse konuşma yeteneğine sahip olsun.” Burada kuşlara Süleyman’ın mantığının/dilinin öğretildiği değil, Süleyman’a kuşların mantığının/dilinin öğretildiği ifade edilmektedir. Elmalılı’nın dediği gibi “ehemmiyet kuşun söylemesinden ziyade Süleyman’ın anlamasında ve anlayışının derinliğindedir. Hem de Kur’an’ın tabirine nazaran yalnız kuşun dilinde, lugatinde değil, mantığındadır.” Çevirimizin gerekçesi budur.
[3295] Buradaki kullu şey’in ile genel mânada “her şey” değil bu konuyla sınırlı şeyler kastedildiği açıktır (Bkz: 16:89, not 101).
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve Süleyman Dâvud'a vâris oldu ve dedi ki: «Ey Nâs! Bize her kuşun dili öğretildi ve bize her şeyden verildi. Şüphe yok ki bu, elbette bu, apaçık bir inayettir.»
Süleyman Davud'a vâris oldu ve “Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi ve daha her şeyden bolca nasip verildi. Gerçekten bunlar âşikâr lütuflardır. ” dedi.
Bu, veraset, nübüvvet ve hakimiyette yerine geçmektir ki bu Davud (a.s.)’ın on dokuz oğlundan yalnız Süleyman’a (a.s.) nasib oldu. Süleyman (a.s.)’ın M.Ö. 965-926 arasında 40 yıl kadar hükümdarlık yaptığı söylenmektedir. Şimdiki Filistin, Ürdün ve Doğu Suriye’de hüküm sürmüştür. Süleyman (a.s.)’ın kuş dili bildiği Tevrat’ta yer almasa da İsrailoğullarının geleneklerinde yer almıştır (Jewish Encyclopadea XI, 439 ‘dan Tefhimu’l-Kur’ân).
Süleyman Ateş
Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi. Ve bize her şeyden (bolca) bir pay verildi. İşte bu, açık bir lutuftur."
Süleyman, Dâvûd'a mirasçı oldu ve şöyle dedi: "Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi ve bize her şeyden biraz verildi. Kuşkusuz bu, apaçık lütfun ta kendisidir."
Daḫı mīrāẟ itdi Dāvūd[a] Süleymānı ve eyitdi: İy ādem oġlanları, biz ḳuşdilin ögrendük, didi. Daḫı virildi bize her nesnenüñ ḥükmidünyāda. Taḥḳīḳ budur ulu kerāmet, didi.