Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3176, sondan 3061. ayet; 27. sure ve Neml Suresinin 17. ayetidir. Neml Suresi 17. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 42 ve toplam ebced değeri ise 1654 olarak hesaplanmıştır. Neml Suresinin toplam ebced değeri 334427 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure طس hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (1) س (2) bulunuyor.
Arapça Metin
وحشر لسليمن جنوده من الجن والانس والطير فهم يوزعون
Cin “ateşten yaratılmış, gözle görülmeyen, insanlar gibi iyileri ve kötüleri bulunan varlık” anlamına gelir (cinler hakkında bilgi için bk. En‘âm 6:100; Cin 72:1-19). 17. âyetten Hz. Süleyman’ın cinlerle de irtibat kurduğu; ordusunun cinler, insanlar ve kuşlar olmak üzere üç sınıftan meydana geldiği anlaşılmaktadır. Cinleri gizli işlerde, insanları ülke savunmasında ve düşmana karşı savaşta, kuşları da haberleşme, su bulma vb. hizmetlerde istihdam ediyordu (İbn Âşûr, XIX, 240).
Tefsirlerde Karınca vadisinin Şam bölgesinde veya Tâif’te yahut Yemen’de karıncası çok olan bir yerin adı olduğu bildirilmektedir (Elmalılı, V, 3667). Bununla birlikte, böyle muayyen bir mekân olmayıp çok sayıda karıncanın bulunduğu herhangi bir yer de olabilir. Âyet, toplu halde yaşadığı bilinen karıncaların aynı zamanda bir topluluk düzeni içinde hareket ettiklerini de ifade eder. Süleyman üç sınıftan oluşan ordusunu düzenli bir şekilde yönetirken Karınca vadisi denilen yere gelmiş ve burayı geçerken de karıncaların başkanının onlara verdiği emri işitmiş, anlamış ve neşelenerek gülümsemiş, bütün bu nimetlerden dolayı rabbine şükür ve niyazını arzetmiştir.
Hüdhüd, çavuş kuşu denilen ve kendisine özgü nağmelerle öten bir kuş türünün adıdır. Bu âyette zikredilen hüdhüdün ise Süleyman’ın emrine verilmiş özel bir yaratık olduğu anlaşılmaktadır (bilgi için bk. Ömer Faruk Harman-Cemal Kurnaz, “Hüdhüd”, DİA, XVIII, 461).
Sebe’ (Saba), aslında bir hânedan veya kabile ismi olup sonradan Yemen’deki Sebe’ Devleti’nin ve başşehri Me’rib’in adı olmuştur (bilgi için bk. Sebe’ 34:15).
Tefsirler Hz. Süleyman’ın hüdhüdü bilhassa çöllerde su bulmada istihdam ettiğini belirtiyorlar. Bir gün konakladığı susuz bir çölde kuşları teftiş etmiş, su bulmak için görevlendireceği hüdhüdün ortadan kaybolduğunu anlayınca kızmış ve mazeretini gösteren bir delil getirmediği takdirde onu âyette belirtilen ceza şekillerinden biriyle cezalandıracağını ifade etmiştir (Elmalılı, V, 3670). Hüdhüd çok geçmeden gelip Sebe’ ülkesinden Hz. Süleyman’a bilgi getirdiğini, orada bir kraliçenin yönetimindeki milletin, şeytana uyarak güneşe taptığını haber vermiştir (şeytanın insanlara, yaptıklarını güzel göstermesi ve onları doğru yoldan alıkoyması hakkında bk. En‘âm 6:43; Nahl 16:63). 22. âyette, ilim ve hikmet sahibi olmasına rağmen Hz. Süleyman’ın bilmediği bir şeyi herhangi bir hayvanın bilebileceği hatırlatılmaktadır (Râzî, XXIV, 190). Ayrıca bu âyet, bilgili kimselere ârız olabilecek kendini beğenme duygusuna karşı insanı dikkatli olmaya çağıran bir uyarıdır (Zemahşerî, III, 143).
Müfessirler Sebe’ ülkesinde hükümdar olan ve Kur’an’da adı anılmaksızın bahsi geçen kadının Belkıs bint Şürahbil olduğunu kaydetmektedirler (Şevkânî, IV, 128). Ancak kaynaklarda Yelkame bint el-Yeşrah b. Hâris veya Belkıs bint el-Hedahid b. Şürahbil, bir Habeş efsanesine göre Mâkedâ adlarıyla anıldığı da bildirilmiştir. Belkıs’ın kimliği hakkında kesin bilgi verilmemekle birlikte tarihçiler onun milâttan önce X. yüzyılda yaşamış, Hz. Süleyman’la çağdaş bir Arap kraliçesi olduğunu söylemişlerdir (bilgi için bk. Orhan Seyfi Yücetürk, “Belkıs”, DİA, V, 420; Kitâb-ı Mukaddes, I. Krallar, 10:1-10, 13; II. Tarihler, 9:1-9, 12). Süleyman aleyhisselâm, hüdhüdün sözünün doğru olup olmadığını anlamak için yazdığı bir mektubu kraliçeye götürüp sonuçtan kendisini haberdar etmesini hüdhüde emretti. Mektubun besmele ile başlaması ve Sebe’ halkının Süleyman’a teslim olmalarını istemesi, davetin hem siyasî hem de dinî olduğunu göstermektedir.
Mehmet Okuyan
Süleyman için cinden, insandan ve kuştan oluşan orduları toplanmıştı; hepsi düzenli olarak sevk ediliyor(du).
Süleyman'a (hizmet için) cinnlerden, insanlardan ve kuşlardan ordular (emir dinleyen ve hizmet eden gruplar) toplanmış ve bunlar (Onun emrinde ve istediği hizmete) bölükler halinde dağıtılmıştı. (Bunlar Allah’ın özel inayeti ve nimetleridir.)
Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil askerî erkânı ve orduları Süleyman'ın emrinde, ona hizmet için toplandı. Hepsi düzenli olarak sevk ediliyordu.
Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları Süleyman'ın hizmetinde toplandı, hepsi bir arada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu.
Ve günlerden bir gün, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan ordusu Süleyman’ın huzurunda toplanmış ve Allah yolunda cihat etmek üzere düzenli gruplar hâlinde yola koyulmuşlardı.
1 (حُشِرَ) fiili meçhul kullanıldığı için tercüme bu şekilde yapılmıştır ve esas fâil, Allah’tır.
Muhammed Esed
İşte [bir gün] görünmeyen varlıklardan, 16 insanlardan ve kuşlardan oluşan ordusu Süleyman'ın önünde bir araya getirilmiş ve sonra düzenli sıralar halinde yola çıkarılmıştı;
Ve (günlerden bir gün), Süleyman’ın cinden, insandan ve kuşlardan oluşan ordusu[3296] bir araya derilmiş ve zapturapt altına alınarak sevk edilmişti.[3297]
[3296] el-Cin kavramının Kur’an’da cismanî anlamda kullanıldığı ilk yer burasıdır. Kur’an’da cinn çok anlamlı ve zengin çağrışımlı bir kavram olarak kullanılmaktadır. Bütüncül bir okuma bu sonuca ulaştırır. Bu özel bağlamda görünmez varlıklar ve insanları, cin ve insan kelimelerinin kök anlamlarının da desteğiyle “cana yakın olmayan” ve “cana yakın olan” diye adlandırmak mümkündür. 18. âyetle birlikte okunduğunda, bu kıssadaki görülmeyen varlıklar “karınca çiğneyebilen”, dolayısıyla “özgül ağırlığı olan ve iz bırakabilen” varlıklar olmalıdır. Bundan da, buradaki cin kelimesinin, Kur’an’ın genelinde kullanılandan daha özel ve farklı bir anlam taşıdığı çıkarılabilir. Şu halde, Hz. Süleyman’ın ordusundaki cinlerin “görünmezlik” özelliklerini, “gözden uzak olan, kıt görülen türden varlıklar” olarak açıklamak da mümkündür. Hz. Süleyman’ın hükmettiği cinler ve kuşlara sembolik anlamlar vermek de mümkündür. Buna göre cinlerle sembolize edilenlerin büyücülük ve astrolojinin merkezi olan Babil, kuşlarla da sembolü kartal olan Hitit ve sembolü atmaca (Horus) olan Mısır kastedilmiş olabilir. Hz. Süleyman’ın devr-i nübüvvetinde bu güçler üzerinde söz sahibi olan bir devlet kurmasına işaret edilmesi muhtemeldir (Krş: 6:112; 7:179; 34:12; 81:25, ilgili notlar).
[3297] Veya: “düzenli birlikler halinde yola çıkarılmıştı”. Hem ele avuca sığmaz kalabalıkları baştan sona birbirine bağlayarak sürü gibi sürmeyi hem de düzene koyup yola çıkarmayı ifade eder (Yûze‘ûn’un her iki anlamı için de bkz: Taberî ve Râğıb).
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve Süleyman için cinden, insden ve kuşlardan orduları toplandı. Artık onlar bir intizam üzere sevkolunuyordu.
Günün birinde, Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları toplanmış olup, hepsi birlikte, düzenli olarak kendisi tarafından sevk ediliyordu.
Eski Ahit’te cinlerin Hz. Süleyman (a.s.)’ın ordusunda yer aldıklarına dair bilgi bulunmaz. Fakat Talmut’ta ve Yahudî hahamlarının nakillerinde buna rastlanmaktadır (Jewish Encyclopadea, XI, 440). Bazı çağdaş tefsircilerin cinleri ve kuşları, bazı insan grupları diye tevil etmeleri kabul edilemez (Tefhim).
Süleyman Ateş
Süleyman'a cinlerden insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı, hepsi bir arada düzenli olarak sevk ediliyordu.