Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3311, sondan 2926. ayet; 28. sure ve bu surenin 59. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 20, harf sayısı 83 ve toplam ebced değeri ise 4946 olarak hesaplanmıştır. Bu sure طسم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (0) س (1) م (7) bulunuyor.
وما كان ربك مهلك القرى حتى يبعث في امها رسولا يتلوا عليهم اياتنا وما كنا مهلكي القرى الا واهلها ظالمون
وماكانربكمهلكالقرىحتىيبعثفيامهارسولايتلواعليهماياتناوماكنامهلكيالقرىالاواهلهاظالمون
Vemâ kâne rabbuke muhlike-lkurâ hattâ yeb’aśe fî ummihâ rasûlen yetlû ‘aleyhim âyâtinâ(c) vemâ kunnâ muhlikî-lkurâ illâ veehluhâ zâlimûn(e)
Rabbin, ülkelerin merkezî yerlerine, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe oraları helâk edici değildir. Zaten biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helâk etmeyiz.
Güçlerine ve servetlerine güvenip şımaran, azan ve inkârcılıkta direnen bazı eski toplulukların tarih sahnesinden silinmiş oldukları hatırlatılarak insanlık uyarılmaktadır. Helâk olan o şımarık toplulukların izleri gösterilmekte, onlardan sonra buraların terkedildiği, harap olduğu ve ancak pek azında insanların oturabildiği belirtilmektedir. Bazı tefsirlere göre ise helâk olan kavimlerin yurtlarında insanların çok kısa bir süre veya çok az kimsenin barındığı bildirilmektedir. Bunlar, o kalıntılarda kısa bir süre için konaklayarak dinlendikten sonra kalkıp giden yolculardır (Râzî, XXV, 5; Şevkânî, IV, 174; İbn Âşûr, XX, 151; ayrıca bk. En‘âm
6:6). Bununla birlikte insanlara Allah’ın âyetlerini okuyup onları yeteri kadar aydınlatacak ve doğru ile eğrinin ne olduğunu gösterecek bir peygamber göndermeden Allah’ın, herhangi bir ülke halkını –haksızlığa, taşkınlığa sapmadıkça– helâk etmeyeceğini haber vermektedir (bu konuda bilgi için bk. İsrâ
17:15). “Hepsi bize kalmıştır” cümlesi belde halkı helâk olduktan sonra yurtlarına vâris olacak kimsenin kalmadığına, dolayısıyla beldelerin ıssız ve sahipsiz kaldığına işaret etmekte, ayrıca mülkün hakiki sahibinin Allah Teâlâ olduğu gerçeğine imada bulunmaktadır. “Merkez” diye çevirdiğimiz “üm” kelimesi gönderilen peygamberin ümmetine ait şehirlerin en büyüğü ve en ünlüsünü ifade eder. Nitekim Hz. Peygamber, yörenin en önemli beldesi olan Mekke’de gönderilmiştir. Büyük şehirlerin tercih edilmesinin sebebi, oralarda dinî tebliğe muhatap olacak istidatlı (farklı kabiliyetler taşıyan) kimselerin daha çok bulunması ihtimalidir.
Rabbin, kendilerine ayetlerimizi [tilavet] eden (okuyup aktaran) bir elçiyi şehirlerin merkezine gönderinceye kadar o şehirleri helak ediciler değildik. (Zaten) biz halkı zalim olan şehirlerden başkasını da helak ediciler değildik.
Bu ayet En‘âm
6:131, Enfâl
8:33 ve Hûd
11:117. ayetlerle birlikte okunmalıdır.
Rabbin, ana kentlerine âyetlerimizi okuyacak bir peygamber göndermedikçe, onları helâk etmiş değildir. Ancak, halkı zâlim olan ülkeleri yok ederiz.
Rabb'in, ülkelerin ana merkezlerine kendilerine ayetlerimizi okuyan bir resûlü göndermedikçe, yıkıma uğratıcı olmadı. Biz, halkı zulmetmedikçe, kentleri yıkıma uğratıcı değiliz.
Senin Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine' (şehirlere ve ilçelere), hatta ki onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe (onlar da itiraz, inkâr ve isyan etmedikçe), memleketleri (ve medeniyetleri) yıkıma uğratıcı değildir. Ve zaten Biz, halkı zulmeden ülkelerden ve şehirlerden başkasını helak edip (yıkıma uğratıcı) değiliz.
Ve Rabbin, ana şehirlerine, halka ayetlerimizi okuyacak peygamber göndermedikçe şehirleri helak etmez ve biz, halkı zalim olan şehirlerden başka şehirleri helak etmedik.
Bununla birlikte yine de senin Rabbin, hiçbir toplumu kendi içlerinden onlara mesajlarımızı okuyup, açıklayacak bir elçi göndermedikçe yok etmez; ve yine hiçbir toplumu kendi aralarında haksızlık yapmayı, yol olarak benimsemedikçe, yok etmiş değiliz.
Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir Rasulü, memleketin merkezî bir şehrinde özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirmedikçe, o memleketleri helâk edecek değildir. Zaten biz, ancak idarecileri baskı, zulüm ve işkence yapan, temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen memleketleri helâk ettik.
Senin Rabbin, ana merkezlerine, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir Peygamber göndermedikçe beldeleri helak etmez. Biz, halkı zalim olmadığı sürece beldeleri helak etmeyiz.
Senin Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine' onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz.
Senin Rabbin şehirlerin (merkezine) en büyüğüne, halkı üzerine ayetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe, o memleketler halkını helâk edici değildir. Biz ahalisi zalim (kâfir) olan memleketlerden başkasını helâk edici değiliz.
Ana şehre, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermeden, terbiyecin ve sahibin olan Allah, etraftaki şehirleri helak edici değildir. Ve ahalisi zalim olmadan, Biz şehirleri yok edici değiliz.
Senin Tanrın, ana şehirleri —bizim âyetlerimizi okuyan bir peygamber göndermiş olmadıkça —yok edici değildir; halkı zalim olmadıkça, biz kentleri de yok edici değiliz
Bununla birlikte, yine de senin Rabbin hiçbir memleketi/medeniyeti, ana merkezlerine kendilerine mesajlarımızı okuyup açıklayacak bir elçi göndermedikçe helâk etmez. Ve zaten Biz hiçbir toplumu, fertleri birbirlerine zulmetmedikçe helâk etmeyiz.
Rabbin şehirlerin anasına, onlara ayetlerimizi okuyacak bir peygamber göndermedikçe onları yok etmiş değildir. Zaten Biz yalnız, halkı zalim olan şehirleri yok etmişizdir.
Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamberi memleketlerin merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.
Âyetteki «merkezine» olarak manalandırılan «fî ümmihâ», Mekke şehri olarak açıklanmıştır. Zira Mekke’nin, bir adı da «Ümmü’l-Kurâ» idi. Aynı kelime, memleketin ileri gelenleri şeklinde de tefsir edilmiştir.
Rabbin, toplumların merkezine, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe onları yok etmez. Biz, halkı zalim olmayan toplumları asla yok etmeyiz.
Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamberi memleketlerin ana merkezlerine göndermedikçe, memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz, ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.
Hem rabbın memleketleri, ana noktasında kendilerine âyetlerimizi okur bir Resul göndermedikçe helâk edici değiller, hem de biz o memleketleri hep ahalisinin zulümleri halinde helâk etmişizdir
Senin Rabbin memleketlerin ana merkez (ler) ine, karşılarında âyetlerimizi okuyacak bir peygamber gönderinceye kadar, o memleketleri helak edici değildir ve biz ehâlîsi zaalimler (den ibaret) olan memleketlerden başkasını helak edici de değiliz.
Rabbin ise, onların ana (şehir)lerinde, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe o memleketleri helâk edici değildir. Zâten (biz), halkı zâlim kimseler olan şehirlerden başkasını helâk ediciler değiliz.
Senin Rabbin bir şehri, onların geneline ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe helak etmez. Biz yalnızca, halkı haksızlıkta (zulümde) ileri gitmiş şehirleri helak ederiz.
Rabbin, ana kasabalarına [¹⁰] peygamber gönderip onlara âyetlerimizi okumadıkça kasabaları helâk etmiş değildir. Biz ahalisi zalim olan kasabalardan başkasını helâk etmiş değiliz.
[10] Merkezlerine, büyük şehirlerine.
Senin Rabbin, ana yerleşim merkezlerine onlara ayetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir ve biz, halkı zulmetmekte olan şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz.
Senin Rabb’in, ana yerleşim merkezlerine, kendilerine ayetlerimizi okuyup kendilerini uyaracak bir Elçi veya dâvetçi göndermedikçe, hiçbir ülke halkını helâk edecek değildir. Zaten Biz, halkı zulüm ve haksızlık peşinde koşmadığı sürece, hiçbir ülkeyi helâk etmeyiz. Öyleyse, düşünün; Kur’an’a göre bir hayat yaşadığınız zaman mı üstünlük ve başarıyı elde edeceksiniz, yoksa onu rafa kaldırıp arzularınızın peşine düştüğünüz zaman mı? O korkup çekindiğiniz felâketler iman ettiğiniz takdirde mi başınıza gelecek, yoksa inkâra yöneldiğiniz zaman mı? Kaldı ki:
Senin rabbin Şehirler’i, onlara âyetlerimizi okuyacak bir rasûlü oranın ana-merkezine göndermedikçe helâk edecek değildi.
Halkı zâlim olanlar dışında, Şehirler’i helâk edecek değildik.
Rabbin, ana merkezine,1 kendilerine âyetlerimizi okuyan bir Peygamber göndermediği, hiçbir memleketi, asla helâk etmez. Zâten Biz, sadece halkı zâlim olan memleketleri, helâk ederiz.
1 Peygamberlerin en büyük kente gönderilmesi, mesajın hiç kimsenin mazeret ileri sürmesine fırsat vermeyecek şekilde her tarafa yayılabilmesi içindir. Ayrıca son Peygamberin; “şehirlerin anası” ve “dünyanın başkenti” olan Mekke’de Peygamber olarak görevlendirilmesi, çok önemlidir. Zîrâ İslâmiyet bu başkentten tüm dünyaya çok kısa sürede yayılmıştır.
Bununla birlikte, yine de senin Rabbin hiçbir toplumu, kendi içlerinden onlara mesajlarımızı okuyup açıklayacak bir elçi göndermedikçe 60 yok etmez; ve yine Biz hiçbir toplumu, üyeleri birbirlerine zulmetmeyi yol olarak benimsemedikçe, yok etmiş değiliz. 61
Çünkü senin Rabbin, bir memleketin ana şehrine ayetlerimizi kendilerine okuyup ileten bir elçi göndermedikçe o memleketi helak edecek değildir. Zira biz, ayetlerimize karşı gelen toplumlardan başkasını helak edecek değiliz. 6/130- 131
Ama senin Rabbin hiçbir ülkeyi, onların ana kentine kendilerine mesajlarımızı okuyup açıklayan bir elçi göndermedikçe asla helâk etmemiştir.[3435] Zaten Biz halkı zalim olmadıkça, hiçbir yerleşim biriminin helâk edicisi olmamışızdır.[3436]
[3435] Krş:
11:117.
[3436] Hz. Ömer’in “Adâlet mülkün temelidir” sözü, İbn Teymiyye’nin “Devlet küfürle değil zulümle yıkılır” sözü, hep bu gibi âyetlerin inşâ ettiği bir aklın ürünüdür. Değil mi ama: Adâlet devletin imanıdır.
Ve Rabbin kasabaları ihlâk eder olmadı, onların ana merkezlerine bir peygamber gönderip de onlara âyetlerimizi tilâvet eder oluncaya değin ve Biz ahalisi zalimler olan kasabalardan başkasını helâk edici olmadık.
Senin Rabbin ülkelerin anakentlerinde halka âyetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe o ülkeleri imha etmez. Biz zaten, ahalisi zulmü meslek edinmiş olandan başkasını imha etmeyiz. [6, 92; 7, 158; 42, 7; 46, 27]
Rabbin, Anakent(olan Mekke)de onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe ülkeleri helak edici değildir. Ve biz, halkı zalim olmadan ülkeleri helak ediciler değiliz.
Mekke'nin bir adı da Ummu'l-kurâ (kentlerin en büyüğü) demektir.
Senin Rabbin, merkezlerine elçi göndermediği yerleri yok etmez. Bizim yok ettiğimiz kentler sadece halkı yanlışlar içinde olanlardır.
Rab'bin, kentlerin ana noktasında onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermeden helak edecek değildir. Biz, halkı zalim olan beldelerden başkasını helak edici değiliz.
Âyetlerimizi onlara okuyan birer peygamberi ana kentlerine göndermedikçe, Rabbin hiçbir ülkeyi helâk etmemiştir. Ahalisi zalim hale gelmemiş bir ülkeyi Biz zaten helâk etmeyiz.
Senin Rabbin, memleketleri/medeniyetleri, ana merkezlerinde kendilerine ayetlerimizi okuyan bir resul göndermedikçe helâk etmez. Biz; ülkeleri/medeniyetleri, halkları zulme sapmadıkları sürece helâk etmeyiz.
daħı olmadı çalabuñ helāk eyleyici köyleri tā viribiye uluraġında yalavaç oķıya anlaruñ üzere āyetlerümüzi. daħı olmaduķ köyler helāk eyleyiciler illā kim ķavumı anuñ žālimlerken.
Daḫı Tañrı Ta‘ālā helāk itmez şehrler ḫalḳını, ol şehrler ulusına birpeyġamber göndermeyince ki oḳuya anlar üstine bizüm āyetlerümüzi.Daḫı biz helāk eylemez‐biz şehrler ḳavmini, illā ehli ẓālimler‐iken.
(Ya Rəsulum!) Sənin Rəbbin mərkəzlərinə (ən böyük şəhərlərinə) ayələrimizi oxuyan bir peyğəmbər göndərməmiş məmləkətləri məhv etmədi. Biz yalnız əhalisi zalım olan məmləkətləri yox etdik!
And never did thy Lord destroy the townships, till He had raised up in their mother(town) a messenger reciting unto them Our revelations. And never did We destroy the townships unless the folk thereof were evil doers.
Nor was thy Lord the one to destroy a population until He had sent to its centre a messenger, rehearsing to them Our Signs; nor are We going to destroy a population except when its members practise iniquity.