Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3351, sondan 2886. ayet; 29. sure ve bu surenin 11. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 6, harf sayısı 37 ve toplam ebced değeri ise 1789 olarak hesaplanmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (6) ل (8) م (4) bulunuyor.
وليعلمن الله الذين امنوا وليعلمن المنافقين
وليعلمناللهالذينامنواوليعلمنالمنافقين
Veleya’lemenna(A)llâhu-lleżîne âmenû veleya’lemenne-lmunâfikîn(e)
Allah, elbette kendisine iman edenleri de bilir ve elbette münafıkları da bilir.
Bu iki âyette münafıkların tutumundan söz edilmektedir. Münafıkların Medine’de ortaya çıktıkları dikkate alınarak bu âyetlerin Medine döneminde indiğini kabul edenler vardır. Ancak özellikle Mekke döneminin sonlarına doğru putperestlerin müslümanlar üzerindeki baskılarının şiddetlenmesi sebebiyle, müslüman olmuş bazı kişilerin zaaf gösterdikleri, münafıkça davrandıkları da düşünülebilir. Burada asıl önemli nokta, insan gerçeğinin son derece ciddi bazı zaaflarına işaret edilmesidir. Diğer bütün canlılardan farklı olarak insan, inançları ve değerleri uğruna gerektiğinde güçlüklere katlanmayı göze alan bir varlıktır. O, bedeni ve organları ne kadar kendi varlığının bir parçası ise aynı şekilde inancını, mânevî değerlerini, haklarını ve ödevlerini de kişiliğinin vazgeçilmez unsurları olarak gördüğü, gerektiğinde bunlar uğruna fiziksel zorluklara göğüs gerip kişiliğini koruduğu sürece yaratılmışların üstünü olma ayrıcalığına sahip olur. 10. âyet bu temel insanlık şuuruna ulaşamamaları, bu yüzden farklı durumlarda farklı kişilikler sergilemeleri sebebiyle–İslâmî literatürde münafıklar denilen– sözde inanmışları eleştirmekte; böylece müslümanların önüne yüksek bir insanlık ideali koymaktadır. Daha sonra Allah’ın, insanların kalplerindeki en gizli niyetleri bildiği gibi kimin özü sözü bir, kimin iki yüzlü, kimin sahtekâr olduğunu bildiği uyarısında bulunulmakta; böylece zımnen müminle münafık arasındaki önemli bir farka işaret edilmektedir ki, bu fark da yukarıda belirtilen kişilik yapısına, insanlık idealine ulaşma derecesinde ortaya çıkmaktadır.
Allah iman edenleri elbette bil(dir)ip (ortaya çıkaracaktır); iki yüzlüleri de elbette bil(dir)ip (ortaya çıkaracaktır).
Bu ayetteki “Allah bilsin!” ifadeleri, 4. ayette de olduğu gibi “Allah’ın bildirmesi ve/veya ortaya çıkarması” demektir. Benzer mesajlar: Bakara
2:143; Âl-i İmrân
3:140, 142, 166, 167; Tevbe
9:16; Kehf
18:12; ‘Ankebût
29:3; Sebe’
34:21; Muhammed
47:31; Hadîd
57:25.,Ankebût suresinin 10 ve 11. ayetlerinde münafıklardan söz edildiği için bu ayetlerin Medine dönemi ayetlerinden olduğunu anlaşılmaktadır.
Allah kesinlikle kimlerin gerçekten inandığını ve kimlerin de münâfık olduğunu bilmektedir.
Allah, elbette inananları bilir ve elbette kimlerin de münafık¹ olduğunu da bilir.
1- Nüzul sırasına göre, münafık sözcüğü ilk kez bu ayette geçmektedir. Münafık: “nfk” (nefeka), mastar olarak, tükenmek, bitmek, kalmamak demektir. Münafık, içten “bitmiş,” “tükenmiş” ve imanı “kalmamış,” omurgasız, onursuz ve ikiyüzlü kimse demektir. “Münafık sözcüğü, tarla faresi ve Arap tavşanın durumu için kullanılan bir sözcüktür. Arap tavşanının ve tarla faresinin yer altında birçok yuvası bulunur. Bir tehlike söz konusu olduğu zaman, bu tehlikeye göre yuva değiştirirler. Birinde tehlike olunca diğerine geçerler. Münafık, İman konusunda dürüst ve samimi olmayan, tıpkı tarla faresinin yuva değiştirdiği gibi, yer değiştiren: işlerine gelince inanan, işlerine gelince inanmayan kimselerdir.”
(Kesinlikle) Allah iman edenleri de bilmektedir; münafıkları da (kimler olduklarını ve neler yaptıklarını) elbette bilmektedir (ve herkesin ayarını gösterecektir).
Ve Allah elbette inananları da bilir, münafıkları da bilir.
Evet, elbette Allah inananları da bilir, iki yüzlüleri de.
Allah, elbette kendisine gönülden iman edenleri de bilir; müslüman görünerek İslâm'a karşı gizli eylem planları ve eylem yapan münafıkları, ikiyüzlüleri de bilir.
Allah elbette iman edenleri de bilir ve elbette münafıkları da bilir.
Allah muhakkak iman edenleri de bilmekte ve muhakkak münafıkları da bilmektedir.
Allah, iman edenleri elbette bilir ve münâfıkları da elbette bilir.
Andolsun! Allah, inananları da ortaya çıkaracaktır, münafık olanları da ortaya çıkaracaktır.
Allah inananlarla, münafıkları herhalde iyi bilir
Allah, elbette (gönülden) iman edenleri de bilir, (samimi olmayan) münafıkları da bilir.
Allah elbette inananları bilir ve elbette ikiyüzlüleri de bilir.
Allah, elbette (O'na gönülden) iman edenleri de bilir, iki yüzlüleri de bilir (ortaya çıkaracaktır).
ALLAH elbette inananlarla ikiyüzlüleri açığa çıkaracaktır.
Allah, elbette (O'na gönülden) iman edenleri de, iki yüzlüleri de bilir.
Ve elbette Allah iyman etmiş olanları her halde bilecek ve elbet münafıkları da behemehal bicek
Allah îman edenleri de elbet bilir, münafıkları da elbet bilir.
Allah, elbette (samîmi olarak) îmân edenleri de bilir, elbette münâfıkları da bilir.
Şüphesiz Allah, iman edenler de bilir, ikiyüzlü davrananları da bilir.
Allah mü/minleri de bilir, münafıkları da bilir.
Allah muhakkak iman edenleri de bilip ortaya çıkaracak ve muhakkak münafıkları da bilip ortaya çıkaracaktır.
İşte böylece Allah, sizleri bu tür sınavlardan geçirerek gerçekinanç sahiplerini mutlaka seçip belirleyecek ve iman iddiasında bulunan ikiyüzlüleri de kesinlikle deşifre edip ortaya çıkaracaktır. İşte bu sınavlardan biri:
Allah, elbette iman edenleri de bilir, Münafıklar’ı da bilir.
Hâlbuki Allah (ileride) kimin gerçekten îman ettiğini, kimin münâfık olduğunu, kesinlikle bildirecektir.
[Evet!] Allah, [gerçekten] imana erenlerin de, ikiyüzlülerin de kimler olduğunu mutlaka gösterecektir. 7
Hiç şüphesiz Allah, gerçekten iman edenleri bilir ve inanmadıkları halde inanmış gibi görünen ikiyüzlü münafıkları da. 9/64, 47/29, 63/1...4
Ve Allah her halükârda imanda sebat edenleri[3479] de elbet seçip ayıracak, ikiyüzlü olup çıkanları da elbet seçip ayıracaktır.[3480]
[3479] Ellezîne âmenûdaki geçmiş zaman kipi, çeviriye “sebat edenler” olarak yansımıştır. Bu, sonradan ikiyüzlü olanların önceden iman edenler arasında bulunma ihtimalini gündeme getirmektedir. İmanda sebat edenlerin karşısında yer alanlar, aynı form olan ellezîne nâfekû olarak değil de isim olarak el-münafikin formunda gelmiştir. Bu, ikiyüzlülüğün kişide sabit bir hal alması, onda nifakın ikinci kişilik olması anlamına gelir.
[3480] Lafzen: “bilecektir” (Bkz: Âyet 3, not 3).
Ve elbette ki, Allah imân edenleri bilir ve münafık olanları da bilir.
Elbet, Allah iman edenleri bilip ortaya çıkaracak, elbette, münafıkları da bilip ortaya çıkaracaktır.
Allah, elbette inananları da bilir, ve elbette iki yüzlüleri de bilir.
Allah inananları elbette bilecektir. İki yüzlüleri de elbette bilecektir.
Allah, elbette iman edenleri biliyor ve elbette münafıkları da biliyor.
Elbette Allah iman edenleri de ortaya çıkaracak, münafıkları da ortaya çıkaracaktır.
Allah iman edenleri elbette bilecektir. Ve münafık olanları da elbette bilecektir.
daħı bile Tañrı anları kim inandılar daħı bile munāfıķları.
Tañrı Ta‘ālā bilicidür īmān getürenleri, münāfıḳları daḫı bilicidür.
Şübhəsiz ki, Allah iman gətirənləri də, münafiqləri də çox gözəl tanıyandır!
Verily Allah knoweth those who believe, and verily He knoweth the hypocrites.
And Allah most certainly knows those who believe, and as certainly those who are Hypocrites.(3434)*
3434 Cf.
29:3 above. The general opposition between Truth and Falsehood is now brought down to the specific case of the Hypocrites, who are against the Faith when struggling but swear friendship with it when it seems to be gaining ground. The argument is rounded off with the next two verses.