Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 304, sondan 5933. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 11. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 11. ayetinin kelime sayisi 14, harf sayısı 68 ve toplam ebced değeri ise 5613 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (11) ل (8) م (4) bulunuyor.
Arapça Metin
كدأب ال فرعون والذين من قبلهم كذبوا باياتنا فاخذهم الله بذنوبهم والله شديد العقاب
(Bunların durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir: Âyetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah, azabı çok şiddetli olandır.
Bu âyette Firavun hânedanı ve onlardan önceki inkârcılarla 10. âyette belirtilen (Kur’an’ın muhatabı olan) inkârcılar arasında kurulan benzerlik ilişkisinin hangi açıdan olduğu hususunda farklı yorumlar yapılmıştır. Âyette geçen de’b kelimesinin “çaba sarfetme, devamlılık, âdet, durum” gibi anlamlarının bulunması bu yorumlarda etkili olmuştur. Buna göre her iki gruptaki inkârcıların: a) Peygamberleri yalanlamada çok büyük çaba harcadıkları, b) bu tavır ve tutumda farklılık göstermedikleri, c) mal ve evlâtlarının Allah’ın azabına karşı kendilerini koruyamayacağı, d) cehennemde sürekli kalacakları ve cehennem ateşine yakıt olacakları, e) Allah tarafından aynı muameleye tâbi tutulacakları, f) dünyada da birtakım benzer cezalara çarptırılacakları şeklinde anlamlar verilmiştir (Râzî, VII, 185-187; Şevkânî, I, 356-357). Söz konusu kelimenin sözlük mânası ve cümle yapısı içindeki yerinden hareketle verilen bu farklı anlamların özü ve ortak noktası şudur: Kur’an’ın muhatabı olan inkârcılar, Firavun ve yandaşlarıyla örneklendirilen önceki inkârcıların durumlarından ders çıkarmalı ve kendi âkıbetlerinin de onlarınkine benzer olacağına dikkat etmelidirler.
Mehmet Okuyan
(Bunların durumu) tıpkı Firavun’un ailesi (destekçileri) ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. (Onlar) ayetlerimizi yalanlamışlardı; Allah da günahları sebebiyle onları yakalamıştı. Allah, azabı şiddetli olandır.
Mehmet Okuyan Âl-i İmran Suresi 11. Ayet Açıklaması
Günahlar “sebep”, Yüce Allah’ın yakalaması ise “sonuç”tur.
Bayraktar Bayraklı
İnkârcıların yolu Firavun hanedanının ve onlardan öncekilerin tuttuğu yola benzer. Onlar bizim âyetlerimizi yalanladılar; Allah da kendilerini günahları yüzünden yakalayıverdi. Allah'ın cezası çok şiddetlidir.
Onların durumu, tıpkı Firavuncuların ve onlardan önceki kimselerin durumu gibidir. Ayetlerimizi yalanladılar; Allah da onları suçları nedeniyle yakaladı. Allah'ın cezası çok çetindir.
Tıpkı Firavun ailesinin (zulüm ve küfür yönetiminin) ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi (olanların akıbeti de aynıdır) . Ayetlerimizi yalanlamışlardı, böylece Allah, günahları nedeniyle onları (kahrıyla) yakalamıştı. Allah, (cezayla) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
Firavun halkının ve onlardan önce yaşayanların başına gelenlerin aynısı, onların başına da gelecek, onlar mesajlarımızı yalanladılar ve Allah günahlarından dolayı onları yakaladı. Allah'ın Cezası pek şiddetlidir.
İnkârda ısrar edenlerin halleri, Firavun hanedanının, devlet görevlilerinin, yandaşlarının ve onlardan öncekilerin hallerine, davranışına benziyor. Onlar âyetlerimizi, Kur'ân'ı yalanladılar. Bunun üzerine Allah, işledikleri günâhlar sebebiyle onları suçüstü yakaladı. Allah onlara, âyetlerinin inkâr edilme suçuna denk âdil ceza verme gücüne sahiptir.
Tıpkı Firavun ailesi ve onlardan önce geçmiş olanlar gibi ki, onlar bizim ayetlerimizi inkar ettiler; Allah da günahlarından dolayı onları yakaladı. [2] Allah cezası çok şiddetli olandır.
Tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Ayetlerimizi yalanladılar, böylece Allah günahları nedeniyle onları yakalayıverdi. Allah, (cezayla) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
O kâfirlerin Râsûlüllah'ı tekzipleri, tıpkı Firavun hânedânının ve onlardan öncekilerin tutumu gibidir. Onlar, bizim âyetlerimizi yalanladılar da Allah, yaptıkları günahlar sebebiyle kendilerini enseledi. Allah'ın azâbı çok şiddetlidir.
Firavun ordusu ile onlardan öncekilerin durumu gibi… Ayet ve mucizelerimizi yalanladılar. Allah da günahlarından dolayı, onları yakaladı. Allah’ın cezası çok ağırdır.
Bunların tutumu, Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin tutumu gibidir. Onlar (yaptıkları kötülüklerle beraber) âyetlerimizi de yalanlamışlardı. Allah da onları günahlarından dolayı (kahrıyla) hesaba çekti. Allah'ın cezası pek şiddetlidir.
Cemal Külünkoğlu Âl-i İmran Suresi 11. Ayet Açıklaması
Firavun “Ben sizin en yüce rabbiniz değil miyim?” (Nâziât 79:24) diye sorarken bulunduğu yerde kendisinden başka itaat edilecek bir otoriteyi tanımadığını ifade eder. Kanun konacaksa ben koyarım, yasak getirilecekse ben getiririm, düzen kurulacaksa ben kurarım, benden başka bir güç tanımıyorum ve herkes bana itaat etmek zorundadır. Aksi takdirde herkesin canına okurum, istediğimi keser, istediğimi asarım, istediğimi öldürür, istediğimi hayatta bırakırım diyor ve iktidarını bu şekilde zulüm ve zorbalıkla sürdürüyordu. Ama bu ayette de ifade buyrulduğu gibi Firavun ve avanesinin egemenliği felaketle sonuçlanıyor. “Azabın en şiddetlisiyle kuşatılıyorlar” (Kamer 54:42) ve sonunda bütün yaptıklarının bedelini boğularak ödüyorlar (Zuhruf 43:55). Ahiretteki durumları ise çok daha felaket olacak ve azabın en şiddetlisine uğrayacaklar (Mü’min 40:46).
Diyanet İşleri (Eski)
Bunların tutumu, Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin tutumu gibi ki, ayetlerimizi yalanladılar da Allah onları günahlarından dolayı yok (helak) etti. Allah'ın cezalandırması şiddetlidir.
(Onların yolu) Firavun hanedanının ve onlardan öncekilerin tuttuğu yola benzer. Onlar bizim âyetlerimizi yalanladılar, Allah da kendilerini günahları yüzünden yakalayıverdi. Allah'ın cezası çok şiddetlidir.
Firavun'un halkı veya onlardan öncekilerin durumu gibi... Ayetlerimizi (vahiy ve mucizelerimizi) yalanladılar ve ALLAH da onları suçüstü yakaladı. ALLAH'ın cezalandırması şiddetlidir.
Kuran'da "ayet" kelimesi sadece "mucize, delil, ders" anlamına gelirken, çoğulu olan "ayat (ayetler)" ise buna ek olarak "Tanrısal kitapların cümleleri" için kullanılır. Bu yüzden, Kuran'da geçen "ayetler" kelimesi, çoğu yerde bütün bu anlamları kapsayarak anlama zenginlik katmaktadır. Bu gerçeği her keresinde parantezle vurgulamadık. Bak 2:106.
Elmalılı Hamdi Yazır
Gidişatları, Firavun soyunun ve daha öncekilerin gidişatı gibidir. Onlar, âyetlerimizi yalan saymışlardı. Bunun üzerine Allah da onları işledikleri günahlar yüzünden yakalayıp alaşağı etti. Allah, cezası çetin olandır.
(Onların gidişi) tıbkı Fir'avn haanedânının ve onlardan evvel gelenlerin gidişi gibidir. Onlar bizim âyetlerimizi yalanladılar da Allah da kendilerini günâhları yüzünden yakalayıverdi. Allah, cezası pek çetin olandır.
(Bunların âdeti) Fir'avun ehlinin ve onlardan öncekilerin âdeti gibidir. (Onlar da)âyetlerimizi yalanlamışlardı. Allah da onları, günahları sebebi ile yakalayıvermişti. Allah ise, azâbı pek şiddetli olandır.
Firavun ailesinin durumu gibi, hani Firavun’dan öncekiler Allah’ın ayetlerini yalanlamışlardı sonra Allah onları, günahları ile birlikte yakalamıştı. Allah’ın hesabı çok çetindir.
Nasıl ki firavuncular ve onlardan önce gelenler de âyetlerimizi tekzip etmişlerdi. Allah onları günahlarıyla yakaladı [²]. Allah/ın ukubeti şiddetlidir.
İsmail Hakkı İzmirli Âl-i İmran Suresi 11. Ayet Açıklaması
[2] Yâni tövbe etmeksizin yakaladı. Kurtulmağa mecalleri kalmadı. Ukubete giriftar oldular. Yahut günahlarından nâşi azaba giriftar etti.
Kadri Çelik
(Bunların durumu,) Ayetlerimizi yalanlayan ve Allah'ın da kendilerini günahları yüzünden yakalayıverdiği Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Allah, cezası çetin olandır.
Şu inkârcıların gidişâtı, tıpkı Firavun hanedanının ve onlardan önceki zâlimlerin durumuna benziyor. Onlar da Allah’ın ayetlerini yalanlamışlardı; Allah da günahları yüzünden onları kıskıvrak yakalayıvermişti. Cezalandırması, gerçekten çok şiddetli olan Allah’tır.
Tıpkı Firavun’un ailesi ve onlardan öncekiler gibi!
Âyetlerimizi yalanladılar; Allah da onları günahları sebebiyle yakaladı.
Allah Cezalandırması şiddetlidir.
10,11. Gerçek şu ki onların malları da çocukları da Allah’ın azabından o kâfirleri asla kurtaramayacaktır. Çünkü onlar; tıpkı âyetlerimizi yalanlayan ve Allah’ın da bu günâhları sebebiyle kendilerini helâk1 ettiği, Firavun’un ailesi ve ondan öncekiler gibi, cehennemin yakıtıdırlar. Şüphesiz Allah’ın cezâsı, çok şiddetlidir.
1 Firavun: Eski Mısır krallarına verilen unvandır. Türklerin hükümdarlarına Hakan, Bizanslıların Kayzer, İranlıların Kisra dedikleri gibi, eski Mısırlılar da Firavun derlerdi. Firavun kelimesi, kibir ve gurur anlamına gelen “fer’ane” ya da “tefar’ane” kelimesinden gelir. Çoğulu “ferâine”dir. Kelimenin anlamı, diğer bir görüşe göre, “güneş tanrısının oğlu” da demektir. Buna göre her zâlim, sapkın ve mütekebbir kişi firavundur. Kur’an da kelimeyi bu anlamı doğrulayacak biçimde kullanır. Kur’an, Hz. Musa ile ilişkisi nedeniyle sık sık andığı Firavun’un kimliğinden söz etmez. Kur’ân kimlikler üzerinde durmayarak ilâhî mesaj karşısında yer alan Firavun tipinin özelliklerini vurgular. Kur’an, tarihî olayları bir tarih kitabı gibi belli bir olayı aktarma amacıyla değil; insanları uyarma, düşündürme ve evrensel gerçekleri kavratma gibi amaçlarla konu edinir. Kur’an, bize Firavun kıssası ile Firavunî toplumların temel özelliklerini belirleme imkânı verir. Buna göre bu tür toplumların en temel özelliği; Allah’ın yeryüzündeki hâkimiyetini reddetmeleridir. Firavunun ilâhlık ve rablık iddiası, gerçekte Allah’ı ya da o toplumda varlığı kabul edilen ilahları yok saydığını değil; yeryüzünde kendisinden başka itaat edilecek, kanun koyacak, yönetecek güç tanımadığını ifade eder. Allah’ın hâkimiyetini ve ilahî kanunları reddeden toplum, bu yetkiyi ister Firavun gibi tek kişiye, isterse belli bir topluluğa, bir sınıfa, bir partiye tanısın, sonuç değişmez. Firavunî düzenler yapıları gereği varlıklarını ancak zulüm ve zorbalıkla sürdürebilirler. Firavun kıssası, Firavun ve işbirlikçilerinin kaçınılmaz akıbetlerini de gözler önüne serer. Onlar, galip ve güçlü olanın yakalayışı ile yakalanır (Kamer: 42) ve azabın en kötüsü ile kuşatılırlar. (Mü’min: 55) Sonunda bütün yaptıklarının intikamı alınır ve hepsi boğulur, yok olup giderler. (Zuhruf: 55) Ahiretteki durumları ise daha da kötüdür. Onlar azabın en şiddetlisine sokulurlar. (Mü’min: 46) Hz. Musa ve müminler ise imanlarının, sabır ve mücâdelelerinin bir ödülü olarak kurtuluşa erer, Firavun ve işbirlikçilerinin mülküne vâris ve hâkim olurlar.
Muhammed Esed
Firavun halkının ve onlardan önce yaşayanların başına gelenlerin aynısı [onların başına da gelecek]: Onlar mesajlarımızı yalanladılar ve Allah günahlarından dolayı onları hesaba çekti: çünkü Allah karşılık vermede şedittir.
Onların durumu tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin gidişatı gibidir. Onlar ayetlerimiz karşısında yalana sarıldılar, Allah da onları günahları sebebiyle cezalandırdı. Allah’ın cezalandırması çok şiddetlidir. 4/147, 43/46...52
(Onların gidişatı da) tıpkı Firavun toplumu ve onlardan öncekilerin gidişatı gibi: mesajlarımızı yalanladılar ve Allah da onları günahları nedeniyle (suçüstü) yakalayıverdi: Allah pek şiddetli cezalandırandır.
Onların bu gidişi, tıpkı âl-i Fir'avun'un ve ondan evvelki kimselerin gidişi gibidir ki Bizim âyetlerimizi tekzîp ettiler. Allah Teâlâ da onları günahları sebebiyle yakaladı. Ve Allah Teâlâ Şedîdü'l-İkab'tır.
Tıpkı Firavun taraftarlarının ve onlardan daha öncekilerin gidişi gibi. Onlar, âyetlerimizi yalanladılar, Allah da kendilerini cürümleri sebebiyle kıskıvrak yakaladı. Allah'ın cezası pek şiddetlidir.
Fir'avn ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibi. Onlar da ayetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah'ın cezası çetindir.
Bunların tutumu, Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin tutumu gibidir[1]. Onlar da ayetlerimiz karşısında yalana sarılmışlardı[2] da Allah suçüstü yakalamıştı. Allah cezayı, suça göre verir.
Süleymaniye Vakfı Âl-i İmran Suresi 11. Ayet Açıklaması
[1] Başta bazı hocalar olmak üzere kendine Müslüman diyenlerin çoğu, işlerine gelmediği için bazı âyetleri görmek istemezler. Firavun ve ailesi de öyleydi. Allah Teâlâ şöyle demiştir: "Her şeyi açıkça gösteren âyetlerimiz gelince: "Bunlar açık büyüdür" dediler. İçlerinde en küçük şüphe olmadığı halde yanlış yapmalarından ve büyüklenmelerinden dolayı onları, bile bile inkâr ettiler." (Neml 27:13-14) [2] Kezzebe = كذب fiili "yalanlama" veya "çokça yalan söyleme" anlamına gelen tekzib = تكذيب kökündendir. Kelimenin geçtiği âyetlere, yerine göre "yalanlama" veya "yalan yanlış şeyler söyleme" anlamı verilmiştir.
Şaban Piriş
Tıpkı Firavun Hanedanı ve onlardan öncekilerin gidişi (tavırları) gibi ayetlerimizi yalanladılar da Allah da onları günahları sebebiyle cezalandırdı. Allah'ın cezalandırması pek şiddetlidir.
Tıpkı Firavun ehli ile daha öncekilerin durumu gibi. Onlar da âyetlerimizi yalanlamışlardı. Derken Allah onları günahlarıyla yakalayıverdi. Allah'ın ise cezası pek şiddetlidir.
Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin durumu gibi. Ayetlerimizi yalanlamışlardı da Allah, onları günahları yüzünden yakalamıştı. Allah, cezayı çok şiddetli vermektedir.