Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 460, sondan 5777. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 167. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 167. ayetinin kelime sayisi 33, harf sayısı 151 ve toplam ebced değeri ise 7728 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (26) ل (25) م (15) bulunuyor.
Arapça Metin
وليعلم الذين نافقوا وقيل لهم تعالوا قاتلوا في سبيل الله او ادفعوا قالوا لو نعلم قتالا لاتبعناكم هم للكفر يومئذ اقرب منهم للايمان يقولون بافواههم ما ليس في قلوبهم والله اعلم بما يكتمون
166,167. İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin” denildi de onlar, “Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.
İki ordunun karşılaştığı gün müminlerin başına gelenler kendi kusurlu davranışları sebebiyle olmakla birlikte yine de Allah’ın izniyle gerçekleşmiştir. Kul bir işi yapmak isteyince Allah ona izin ve güç verir. Burada niyet ve istek kula ait olduğu için sorumluluk da ona aittir. Allah müşriklere izin vermeseydi elbette müminlere galip gelemezlerdi. Ama Allah sebep sonuç ilişkisine bağladığı kanunları gereği –rızâsı olmasa bile– müşriklere bu izni vermiştir. Çünkü O’nun kanununa göre savaşta tedbirli olanlar, sabır ve sebatla gayret gösterenler ve Allah’ın bu husustaki yasalarına uyanlar başarılı olurlar. Bununla birlikte müminlerin yenilmesinde başka hikmetler de bulunabilir. Yüce Allah’ın, savaşta sabır ve sebat gösteren müminlerle ikiyüzlü davranan münafıkları birbirinden ayırt etmesi ve insanların bunları tanımasını sağlaması bu hikmetlerdendir. Abdullah b. Übey b. Selûl’ün başını çektiği 300 kişilik bir grup münafık savaş alanına varmadan yoldan geri dönerken müslümanlar onları ikna edip kendileriyle birlikte kalarak Allah yolunda cihad etmelerini ve müşterek vatanlarını düşmana karşı savunmalarını istemişler; münafıklar ise “Bugün bir savaş olacağını sanmıyoruz. Bu sebeple geri dönüyoruz. Eğer savaş olacağını tahmin etsek elbette sizinle birlikte geliriz” diyerek savaşa katılmamalarına bahane göstermişlerdir. Oysa savaş olacağını çok iyi biliyorlardı. Çünkü müşriklerin Bedir Savaşı’nın intikamını almak için her türlü savaş hazırlığını yapıp Medine’ye kadar geldiklerini görüyorlardı. Öte yandan meydan savaşı isteyen müslümanlar bu isteklerinden vazgeçtiklerini bildirdiklerinde Hz. Peygamber’in, “Bir peygamber zırhını giydikten sonra artık savaşmadan onu çıkarmaz!” (Müsned, III, 351; Buhârî, “İ‘tisâm”, 28) buyurduğunu da biliyorlardı. Ancak 167. âyette de buyurulduğu gibi onlar samimi olarak iman etmedikleri için böyle davranıyorlardı. Oysa Allah onların gizlediklerini de açıkladıklarını da herkesten iyi bilmektedir. 167. âyetteki “Savaş olacağını bilsek elbette size katılırız” şeklinde tercüme edilmiş olan ve buna göre yorumlanan bölümü bazı müfessirler, “Eğer savaşmasını bilseydik elbette size katılırdık (ama biz savaşmasını bilmeyiz)” şeklinde de yorumlamışlardır (Elmalılı, II, 1228).
Mehmet Okuyan
166,167. (Uhud’da) iki ordu karşılaştığı gün başınıza gelenler ancak Allah’ın izniyle olmuştur ki bu da müminleri (diğerlerinden) ayırt etmesi ve münafıkları ortaya çıkarması içindi. Onlara (münafıklara) “Gelin, Allah yolunda çarpışın veya savunma yapın!” dendiği zaman, “Savaşmayı (savaşın olacağını) bilseydik elbette size uyardık.” demişlerdi. Onlar (o gün) imandan çok küfre yakındı. Ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. (Oysa) Allah onların içlerinde gizlediklerini çok iyi bilendir.
Mehmet Okuyan Âl-i İmran Suresi 167. Ayet Açıklaması
“Yüce Allah’ın bilmesi” ifadesiyle ilgili izahımız ve ilgili ayetler için bkz. Âl-i İmrân 3:140, dipnot 11.,“Yüce Allah’ın bilmesi” ifadesiyle ilgili izahımız ve ilgili ayetler için bkz. Âl-i İmrân 3:140, dipnot 11.
Yüce Allah önceki ayette hem müminleri hem de münafıkları ayırt etmek için Uhud’da yaşananlara izin verdiğini ifade ettikten sonra, bu ayette de onların nasıl ikiyüzlü davrandıklarını ifade etmektedir. Münafıklara Uhud günü “Gelin, Allah yolunda savaşın; bunu yapamazsanız hiç olmazsa savunmada olun; kalabalık görüntüye katkı vererek müşriklerin gözünün korkmasına yarayın” şeklinde çağrı yapıldığında onların cevabı tam münafıkça olmuş ve bu teklifi reddetmişler, Uhud günü savaşı bırakıp çekip gitmişlerdi.
Bayraktar Bayraklı
Bu savaş, yine münâfıkları ve kendilerine, “Geliniz, Allah yolunda savaşınız yahut müdafaa ediniz” denildiğinde, “Eğer savaşmayı bilseydik elbette arkanızdan gelirdik” diye cevap verenleri ortaya çıkarması içindi. Onlar o gün kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söyleyerek, imandan çok inkâra yaklaştılar. Halbuki Allah, gizlemeye çalıştıklarını çok iyi bilmektedir.[65]
[65] Münâfık kavramı hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎR, IV, 470-473; I, 208-235; VIII, 251-262; XIX, 37-43; XIX, 299-314.
Erhan Aktaş
Bir de münafık olanların belirlenmesi içindi. Onlara: “Gelin bizimle birlikte Allah yolunda savaşın veya savunmada bulunun.” denildiğinde; onlar: “Savaşı bilseydik¹ elbette size uyardık.” dediler. Onlar, izin günü, imandan çok küfre yakındılar. Kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlardı. Oysa Allah, onların içlerinde sakladıklarını çok iyi bilmektedir.
(Böylece) Münafıklık yapanları da (açığa çıkarıp) belirlemesi içindir ki, onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda savaşın ya da savunma yapın" denildiğinde, "Bizi (mazur görün) savaşmayı bilseydik, elbette sizi izlerdik (ve desteklerdik) ” diye (bahane uydurdular) . O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir (ve elbette belalarını verir).
Münafıklık edenleri de açığa vurmayı murad etmişti. Onlara, gelin, Allah yolunda savaşın, yahut da onları defedin deyince, savaşmayı bilseydik elbette size uyardık dediler. Halbuki onlar, o gün imandan ziyade küfre yakındılar. Özlerinde olmayan söze getiriyorlardı. Onların bütün gizlediklerini Allah bilir.
Ve yine iki yüzlülük yapmış olanları açığa vurması içindir ki, o iki yüzlülere “Geliniz, Allah yolunda savaşınız veya hiç olmazsa savunmaya geçiniz denilmişti de, onlar, biz savaşmasını veya savaş olacağını bilseydik, arkanızdan gelirdik” diye cevap vermişlerdi. O iki yüzlüler, o gün kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söyleyerek, imandan çok inkârcılığa yakın idiler. Halbuki Allah gizlemeye çalıştıklarını çok iyi bilmektedir.
Ayrıca müslüman görünerek İslâm'a karşı gizli eylem planları ve eylem yapan münafıkları ortaya çıkarması içindi. Onlara:
“Gelin, Allah yolunda, İslâm uğrunda savaşın, ya da savunma yapın” denildi de, onlar:
“Biz savaş olacağını bilsek, elbette sizin peşinizden gelir, sizi yardımsız bırakmayız” dediler. O gün onlar imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla, akıllarında, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Allah onların gizlediklerini iyi bilir.
Ve yine münafıkları ortaya çıkarmak içindi. Onlara: "Gelin Allah yolunda savaşın veya savunmada bulunun" denildiğinde: "Çarpışmayı bilseydik muhakkak size uyardık" cevabını verdiler. O gün onlar imandan çok küfre yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah onların gizlediklerini daha iyi bilir.
Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara: 'Gelin, Allah'ın yolunda savaşın ya da savunma yapın' denildiğinde, 'Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik' dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.
Bir de münafıklık edenleri açığa vurmak içindi. Kendilerine: “-Gelin, Allah yolunda savaşın yahut üzerine olan düşman saldırışını önleyin”, denildiği zaman şöyle cevap verdiler: “- Biz savaş yapmayı bilseydik elbette arkanızdan gelirdik.” Onlar, o gün imandan çok küfre yakındılar, ağızlarıyla kalblerinde olmıyan şeyi söylüyorlardı. Allah onların gizlediği şeyi pek iyi bilir.
Ve münafıklık yapanları da ayırt etmek içindi. Onlara: “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunma yapın” denildiğinde onlar: “Eğer savaşmayı bilseydik, size tabi olurduk “dediler. Onlar o gün imandan ziyade küfre yakındılar. Kalplerinde olmayan şeyleri sadece ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah onların gizlediklerini çok iyi bilir.
Münafıkları ayırdetmekçindir, onlara denilse ki: «Allahın yolunda ya çarpışınız, ya da dayanın», derler ki: «Bizler savaş bilseydik, size uyardık», onlar o gün, inanmaktan, küfre daha yakındılar, içlerinde olmayanı dilleriyle söylerler, Allah bilir neyi gizliyorlarsa
166-167. (Ey mü'minler!) İki topluluğun (mü'min ve müşriklerin Uhud Savaşı'nda) karşılaştığı gün, başınıza gelen (yenilgi sizin hatanız yüzünden ve fakat), Allah'ın izniyle olmuştur. Bu da (Allah'ın gerçek) inananları ayırt etmesi ve münafıkları meydana çıkarması içindi. (Onlara:) “Gelin, Allah yolunda savaşın ya da (düşmana karşı) savunma yapın” denince: “Eğer savaşmayı bilseydik, mutlaka peşinizden gelirdik” dediler. O gün onlar imandan çok küfre yakındılar. Kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlardı. Hiç kuşkusuz Allah, onların kalplerinde gizlediklerini (de açığa çıkardıklarını da) çok iyi bilendir.
Cemal Külünkoğlu Âl-i İmran Suresi 167. Ayet Açıklaması
Bkz. 3:152, 3:172 Hz. Muhammed, düşmana karşı müdafaa için Uhud Dağı’na gitmek üzere asker toplamaya çalışırken, bazı münafıklar ve münafıkların etkisinde kalan bazı göçebe Araplar, farklı mazeretlerle Hz. Peygamber’in çağrısına uymamıştı. Hatta “Eğer savaşmayı bilseydik, mutlaka peşinizden gelirdik.” diyerek bir de işi sulandırmışlardı. Sulandıranların başında Abdullah bin Ubeyy bin Selul vardı. Allah bu ayetle bunların konumuna işaret ederek münafık olduklarını bildiriyor ve bu şekilde Müslümanların safını münafıklardan temizlediğini anlatıyordu. Onların imandan çok küfre yakın olduklarını bildirerek “Kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlar.” ifadesiyle söylediklerinde samimi olmadıklarını ortaya koyuyordu. Çünkü onlar, savaş olacağını bildikleri halde, Müslümanlarla müşrikler arasında savaşın çıkabileceğini tahmin etmediklerini ileri sürüyorlardı. Bilmiyorlardı ki, kalplerinde gizlediklerini Allah çok iyi biliyor ve bildiklerinden elçisini de haberdar ediyordu.
Diyanet İşleri (Eski)
166,167. İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen, Allah'ın izniyledir. Bu, inananları da, münafıklık edenleri de belirtmesi içindir. Münafıklık edenlere: "gelin, Allah yolunda savaşın, veya hiç olmazsa savunmada bulunun" dendiği zaman: "Eğer savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik" dediler. O gün, onlar imandan çok inkara yakındılar. Kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah gizlediklerini onlardan iyi bilir.
166, 167. İki birliğin karşılaştığı gün sizin başınıza gelenler, ancak Allah'ın dilemesiyle olmuştur ki, bu da, müminleri ayırdetmesi ve münafıkları ortaya çıkarması için idi. Bunlara: «Gelin, Allah yolunda çarpışın; ya da savunma yapın» denildiği zaman, «Harbetmeyi bilseydik, elbette sizin peşinizden gelirdik» dediler. Onlar o gün, imandan çok, kâfirliğe yakın idiler. Ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Halbuki Allah, onların içlerinde gizlediklerini daha iyi bilir.
İkiyüzlüler de böylece açığa çıkarılır. Kendilerine, "Gelin, ALLAH yolunda savaşın ya da katkıda bulunun," denildiğinde, onlar, "Savaştan anlasaydık size katılırdık," dediler. O an onlar imandan daha çok inkara yakın idiler. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Halbuki ALLAH onların gizlediğini çok iyi biliyor.
166,167. İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen musibet de Allah'ın izniyledir. Bu da müminleri belirlemesi ve hem de münafıklık yapanları ayırt etmesi içindir. Ve onlara: "Geliniz, Allah yolunda savaşınız veya (hiç olmazsa) savunmaya geçiniz." denilmişti. Onlar ise: "Biz savaşmasını (veya savaş olacağını) bilseydik arkanızdan gelirdik." demişlerdi. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakındılar. kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah neyi gizlediklerini daha iyi bilendir.
hem mü'minleri belli edeceği için hem münafıklık edenleri belli edeceği için ki bunlara gelin Allah yolunda muharebeye girin veya müdafaada olsun bulunun» denilmişti, «bir muharebe bilse arkanızdan gelirdik» dediler, onlar o gün iymandan ziyade küfre yakın idiler, ağızlarile kalblerinde olmıyanı söyliyorlardı, Allah daha iyi bilirken neyi gizleyorlardı
Münafık olanları da açığa vurması içindi, Berikilere: «Gelin. Allah yolunda muhaarebe edin, yahud (hiç olmazsa düşmanın kendinize ve ailelerinize saldırmasını) önleyin» denildi, de: «Biz muharebe etmeyi bilseydik elbette arkanızdan gelirdik» dediler. Onlar o gün îmandan ziyâde küfre yakındılar. Ağızlarıyle kalblerinde olmayanı söylüyorlardı. Onlar ne gizlerlerse Allah çok iyi bilicidir.
Bir de münâfıklık edenleri ortaya çıkarması içindi. Bunlara: “Gelin, Allah yolunda savaşın veya müdâfaada bulunun!” denilmişti. (Onlar ise:) “Eğer harb etmeyi bilseydik, elbette size tâbi' olurduk” dediler. Onlar o gün îmandan daha çok küfre yakın idiler! Ağızlarıyla, kalblerinde olmayanı söylüyorlardı. Hâlbuki Allah, (onların) gizlemekte olduklarını en iyi bilendir.
Ve ayrıca ikiyüzlü davrananları bilmesi için, onlara “Gelin Allah yolunda savaşın veyahut kendinizi savunun” denildiğinde, “Biz savaşmasını bilseydik size uyardık” dediler. Onlar o gün inkâr etmeye, iman etmekten daha yakındırlar. İçlerinden geçirmediklerini ağızlarıyla söylüyorlar, ama Allah içlerinde gizlediklerini daha iyi biliyor.
Bir de münafık olanları ayırdetmek [¹] içindir. Onlara «gelin, Allah yolunda kıtalda bulunun veya düşmanınızı defedin» [²] denildiğinde, onlar «kıtali bilse idik [³] size tâbi olurduk» dediler. O gün mü/minlikten ziyade kâfirliğe daha yakın idiler. Ağızlariyle kalplerinde olmayanı söylüyorlar. Allah gizlediklerini daha iyi bilir.
İsmail Hakkı İzmirli Âl-i İmran Suresi 167. Ayet Açıklaması
[1] Mü'minlerin imanı artsın, münafıkların nifakı aşikâr olsun, her ikisi de zahir olsun için.[2] Münafıkları, âhirete inanmışlar ise âhiret uğurunda, âhirete inanmamışlar ise ehlü ayallerini himaye uğrunda çalışmaları arasında tahrirdir. Yahut bizim ile kıtalde bulunmayacak iseniz, adedimizi çoğaltmak suretiyle düşmanı defedin veya hudutta durun demektir.[3] Kıtalda maslahat görseydik veya usul-ü harbi bilseydik. Bu söz istihza ile söylenmiştir.
Kadri Çelik
(Uhud yenilgisi) Hem de Münafıklık edenleri belirtmek içindi. Münafıklık edenlere, “Gelin, Allah yolunda savaşın veya hiç olmazsa savunmada bulunun” dendiği zaman, “Eğer savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik” dediler. O gün, onlar imandan çok küfre yakın idiler. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah gizlediklerini onlardan iyi bilir.
Nitekim,onlara:“Haydi; gelin Allah yolunda savaşın, ya da hiç değilse cephe gerisinde savunma görevi yapın!” denildiğinde, sizinle alay edercesine:“Eğer savaş olacağını bilseydik, elbette peşinizden gelirdik. Kaldı ki, savaş stratejisi konusundaki görüşümüzü ciddiye almadığınıza göre, bizim savaşmayı bilmediğimizi kabul ediyor olmalısınız. Bu durumda, bizi savaşa çağırmaya hakkınız yok.” demişlerdi. Münâfıkların bu tavırları, yüzlerindeki maskeyi düşürmüş oldu. O gün onlar, imandan çok inkâra yakın idiler.Müslümanlıktan dem vururlarken, ağızlarıyla, kalplerinde olmayan şeyleri söylüyorlardı. Hâlbuki Allah, içlerinde gizlediklerini çok iyi bilmekteydi.
Nifak çıkaranları da bilmesi içindir.
Onlara:
-“Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunma yapın!” denildi.
-“Savaşmayı bilseydik, size uyardık” dediler.
Onlar o gün İman’dan çok İnkâr’a yakındı.
Ağızlarıyla kalblerinde olmayan şeyleri söylüyorlardı.
Ne gizliyorlarsa, Allah çok iyi bilmektedir.
166,167. İki topluluğun karşılaştığı (Uhud savaşı) gününde başınıza gelen musîbet, kesinlikle Allah’ın izniyledir. Bu (musibetin sebebi) ise; (Allah’ın) gerçekten îman edenleri belirleyerek, münâfıklık yapanları, ayırt etmesi içindir. Onlara: “Gelin, ya Allah yolunda savaşın, ya da savunma yapın.” denilince: “Eğer biz, savaşmayı bilseydik, kesinlikle sizin peşinizden gelirdik.” dediler.1 O gün (Müslümanlara göre) onlar, kalplerinde olmayan şeyi ağızları ile söyleyerek, îmandan çok küfre daha yakın idiler. Hâlbuki Allah, onların gizlediklerini, en iyi bilendir.2
Mehmet Türk Âl-i İmran Suresi 167. Ayet Açıklaması
1 Bu bölüm, “Eğer biz, gerçekten savaş yapılacağını bilseydik, kesinlikle sizin peşinizden gelirdik, dediler.” şeklinde de tercüme edilebilir.2 Bu iki âyet, Uhud savaşına katılamayan ve Peygamber Efendimizi terk eden, Abdullah b. Übey ve onun peşine takılan 300 münâfık hakkında, indirilmiştir. (Kurtubî)
Muhammed Esed
[ve yine,] ikiyüzlülük yapmış olanları ve kendilerine: “Gelin, Allah yolunda savaşın” yahut, “kendinizi savunun!” 128 denildiğinde, “E-ğer savaş[la sonuçlanacağın]ı bilseydik elbette arkanızdan gelirdik” diye cevap verenleri ortaya çıkarması içindi. Onlar, o gün, kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söyleyerek imandan çok irtidada yaklaştılar. 129 Halbuki Allah, gizlemeye çalıştıklarını çok iyi bilmektedir:
Ve kendilerine, gelin Allah yolunda savaşın veya savunma hattında yer alın denildiğinde, “Eğer savaşmasını bilseydik elbette size katılırdık’’ diyen ikiyüzlü münafıkları belirlemek içindir. Onlar bugün, imandan daha çok küfre yakındılar, kalplerinde olmayan şeyleri ağızlarıyla söylüyorlar, Allah ise onların gizlediklerini çok iyi bilmektedir.” 4/141, 63/1...4
Yine, ikiyüzlülük yapıp da kendilerine “Gelin, Allah yolunda savaşın!”, dahası “Kendinizi savunun!” denildiğinde,[687] “Eğer savaşmayı bilseydik kesinlikle arkanızdan gelirdik” diye cevap verenleri belirlemek içindi. Onlar o gün, kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söyleyerek inkâra imandan daha fazla yaklaştılar. Oysa Allah onların gizledikleri şeyi çok iyi biliyordu;
Mustafa İslamoğlu Âl-i İmran Suresi 167. Ayet Açıklaması
[687] Allah yolunda savaşın meşru müdafaa olduğuna dair dikkat çekici bir atıf.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve nifakta bulunmuş olanları açığa çıkarmak içindi. Ve onlara, «Geliniz Allah yolunda mukatelede veya müdafaada bulunun,» denildi. Dediler ki: «Biz mukateleyi bilseydik elbette size uyardık.» Onlar o gün imândan ziyâde küfre yakın bulunmuşlardı. Onlar kalblerinde olmayan şeyi dilleriyle söylerler. Ve Allah Teâlâ onların ne sakladıklarını tamamen bilicidir.
166, 167. İki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelen musîbet Allah'ın izniyle olmuştu. Bu da O'nun müminleri ayırd etmesi, münafıklık yapanları da meydana çıkarması için idi. O münafıklara: “Gelin, Allah yolunda savaşın veya hiç olmazsa düşmanınızın size ve ailelerinize saldırmasını önleyin! ” denildiğinde: “Biz savaş olacağını bilseydik size katılırdık. ” dediler. Doğrusu o gün onlar imandan ziyade küfre yakın idiler. Onlar, ağızlarıyla, kalplerinde olmayan şeyleri söylüyorlardı. Ama Allah onların gizlediklerini pek iyi bilir.
Suat Yıldırım Âl-i İmran Suresi 167. Ayet Açıklaması
Kureyş ordusunun saldırısı sebebiyle Uhud savaşı öncesinde Hz. Peygamber, ashabı ile istişare etti. Şahsî görüşü, şehir dışına çıkmaksızın savunma yapmaktı. İbn Übeyy de bu görüşte idi. Gençler meydan savaşı isteyip ağır basınca, Hz. Peygamber de ordusunu gönülsüz olarak çıkardı. Onun bu halini ve şahsî fikrini bahane ederek, İbn Übey üç yüz kadar adamı ile ayrılıp Medineye döndüler. Müslümanlar yedi yüz kişi olarak Medine’yi savunmada yalnız kaldılar. Antlaşma gereği savaşa katılması gereken Yahudiler de, Cumartesine rastlamasını bahane ederek katılmadılar. İbn Übeyy grubuna: “Ahdiniz gereği, gelin Medineyi beraberce savunalım.” denilince onlar: “Savaş olacağını sanmıyoruz. Bugün savaşacağınızı bilseydik biz de sizinle savaşırdık!” diyerek çekip gittiler. Münafıklar bu sözleriyle şunu da kasdetmiş olabilirler: “Harp işinde mahir olanlar, sizin yaptığınıza “savaş” demezler. Sizin yaptığınız, kendinizi tehlikeye atmaktır.” (Nesefî).
Süleyman Ateş
Ve iki yüzlülük edenleri bilsin (ortaya çıkarsın). Onlara: "Gelin, Allah yolunda savaşın, ya da savunun." dendiği halde: "Eğer savaş (olacağını) bilseydik, sizinle gelirdik." dediler. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla, kalblerinde olmayanı söylüyorlar. Halbuki Allah, içlerinde sakladıkları şeyi çok iyi bilmektedir.
Bir de iki yüzlülük (münafıklık) edenleri bilmek için yaptı. Onlara: "Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunma yapın!" denince “Savaşmayı bilsek, elbette geliriz!" demişlerdi. O gün, imandan çok kâfirliğe yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Onların neleri gizlediğini en iyi bilen Allah’tır.
166,167. -İki ordunun çarpıştığı gün başınıza gelen ancak Allah'ın izni ile olmuştu. Müminleri belirlemek ve münafıklık edenleri de ortaya çıkarmak için. O münafıklara: -Gelin, Allah yolunda savaşın veya müdafaada bulunun! denilmiş, onlar da: -Savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik elbette, demişlerdi. Onlar o gün, imandan çok küfre yakındılar. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Allah onların gizlediğini çok iyi biliyor.
Nifaka düşmüş olanları da ortaya çıkarsın. Onlara, “Gelin de Allah yolunda savaşın veya savunmada bulunun” dendi. Onlar ise “Savaşmayı bilseydik size uyardık” dediler. O gün onlar imandan ziyade inkâra yakın idiler. Ağızlarıyla söyledikleri, kalplerinde olmayan birşeydir. Allah ise onların gizlediklerini bilmektedir.
Ve ikiyüzlülük yapan münafıkları bilsin diye. Onlara, "Hadi gelin, Allah yolunda çarpışın yahut savunma yapın!" dendiğinde: "Savaştan haberimiz olsaydı sizi elbette izlerdik." dediler. O gün onlar, imandan çok küfre yakın idiler. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah, onların gizlemekte oldukları şeyi çok iyi bilmektedir.