Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 465, sondan 5772. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 172. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 172. ayetinin kelime sayisi 15, harf sayısı 69 ve toplam ebced değeri ise 5167 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (14) ل (8) م (6) bulunuyor.
Arapça Metin
الذين استجابوا لله والرسول من بعد ما اصابهم القرح للذين احسنوا منهم واتقوا اجر عظيم
Onlar yaralandıktan sonra Allah’ın ve Peygamberinin davetine uyan kimselerdir. Onlardan güzel davranıp iyilik edenlere ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara büyük bir mükâfat vardır.
Tarihî kaynaklara göre Uhud Savaşı sona erdiğinde Kureyş ordusu Mekke’ye dönmek üzere yola çıkmış, ancak Revhâ denilen yere geldiklerinde müslümanların tamamını imha etme imkânı doğduğu halde bu durumu değerlendirmediklerine pişman olmuşlar ve bütün müslümanları imha etmek üzere dönüp Medine’ye saldırmak istemişlerdi. Ne var ki buna cesaret edemeyip Mekke istikametinde yollarına devam ettiler. Öte yandan Hz. Peygamber de düşmanın böyle bir fırsatı değerlendirmeyi düşünebileceğini tahmin ederek gereken tedbiri almak üzere arkadaşlarını topladı ve Kureyş ordusunu takip etmenin gerekli olduğunu anlattı. Müslümanlar yorgun, bitkin ve yaralı olmalarına rağmen büyük bir cesaret ve feragat göstererek Allah Resûlü’nün çağrısına uydular. Ancak Hz. Peygamber bu takibe bir gün önce savaşta bulunanların dışında yalnızca Câbir b. Abdullah’a izin verdi. Hz. Peygamber savaşa katılmış olanlardan 200 kişilik bir kuvvetle yola çıkıp Medine’ye yaklaşık 15 km. uzaklıktaki Hamrâülesed denilen yere gelerek burada üç gün kaldı. Bazı kaynaklarda Hz. Peygamber’le birlikte gidenlerin yetmiş kişi olduğu belirtilmektedir. Düşmanın çekilip gittiğini öğrenince o da Medine’ye döndü. İşte bu âyet o çetin şartlarda ve yaralı olmalarına rağmen Hz. Peygamber’in çağrısına uyarak düşmanı takip eden müminler hakkında inmiştir. Yüce Allah müminlerin bu davranışlarının güzel ve kendi rızâsına uygun olduğuna işaret buyurmakta, bu sebeple kendilerine büyük bir mükâfat verileceğini bildirmektedir (bk. İbn Atıyye, I, 542; Reşîd Rızâ, IV, 138; Elmalılı, II, 1231).
Mehmet Okuyan
Yara aldıktan sonra yine de Allah’ın ve Elçi’nin çağrısına uyanlar (özellikle) bunların içlerinden iyilik yapanlar ve [takvâ]lı (duyarlı) olanlar için büyük bir ödül vardır.
Yara aldıktan sonra yine Allah'ın ve Peygamber'in çağrısına uyanlar, özellikle bunların içinden iyilik yapanlar ve takvâ sahibi olanlar için pek büyük ödül vardır.
Kendilerine (Hakk dinlerinde ve davalarında dik durmalarından dolayı çeşitli sıkıntılar ve) yaralar dokunduktan sonra (bile), Allah ve Elçisinin (cihad) çağrısına icabet edip (hizmete koşanlar), onlardan ihsan (ve ikramda bulunup davaları için harcayanlar) ve (her türlü kötülük ve kirlenmeden) sakınanlar için büyük bir ecir vardır.
Yaralandıktan sonra bile Allah'ın ve Peygamberin davetine icabet edenlere, hele onların içinden iyiliklerde bulunup sakınanlara pek büyük bir ecir var.
Yaralandıktan sonra yine Allah'ın ve elçisinin çağrısına uyup gönül verenleri, hele onlardan iyilik edenleri ve yolunu Allah ve kitabıyla bulmaya çalışanları çok büyük bir karşılık vardır.
Mü'minler, sıkıntıya uğradıktan, bir takım kayıplara maruz kalıp, yara aldıktan sonra da, Allah'ın ve Rasulünün davetine icabet edenler, emirlerini yerine getirenlerdir. Özellikle bunların içlerinden iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, yararlı hizmetler yapan müslüman askerî erkân, idareciler, müslümanlar ve Allah'a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü'minler için büyük mükâfatlar vardır.
Kendilerine yara dokunduktan sonra Allah'ın ve Peygamberin çağrısına icabet edenlere, (özellikle) içlerinden iyilikte bulunan ve kötülüklerden sakınanlara büyük ecir vardır.
Ahmet Varol Âl-i İmran Suresi 172. Ayet Açıklaması
172-173.Taberani`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre müşrikler Uhud`dan dönünce Hz. Muhammed (a.s.)`i öldüremediklerini ve Müslümanları kesin bir yenilgiye uğratamadıklarını anladılar ve geri dönüp Medine`ye ani bir saldırı yapmayı tasarladılar. Ancak buna cesaret edemediler. Öte yandan Resulullah (a.s.) müşriklerin geri dönüp ikinci bir saldırı teşebbüsünde bulunabileceklerini düşünerek Müslümanları müşrikleri takib etmek için kendisine uymaya çağırdı. Bu arada bazı kimseler: "İnsanlar size karşı toplandılar, onlardan korkun" diyerek Müslümanları korkutmaya çalışıyorlardı. Ama inançları sağlam Müslümanlar bunlardan etkilenmeyip müşriklerin arkasından gittiler ve Hamra`u`l-Esed`e veya Atebe kuyusuna kadar ulaştılar. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi. Bu ayeti kerimenin iniş sebebi hakkında daha başka rivayetler de bulunmaktadır.
Ali Bulaç
Kendilerine yara isabet ettikten sonra, Allah ve elçisinin çağrısına icabet edenler, içlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir ecir vardır.
Yaralandıktan sonra yine Allah'ın ve Peygamber'in çağrısına koşanlar ve hele onlardan iyilik edip fenalıktan sakınanlar için çok büyük bir mükâfat vardır.
Onlar ki yara aldıktan sonra da Allah’a ve elçisine icabet ettiler. Onlardan (ibadetlerle) iyilik yapanlar, (günahlardan sakınmakla) özünü koruyanlar için büyük bir mükâfat vardır.
O inananlar ki, savaşta yara aldıktan sonra bile (müşrikleri kovalayıp geri püskürtmek için) Allah'ın ve Resul'ün çağrısına uydular. Onlar içinden iyilik yapıp erdemli davrananlara büyük bir ödül vardır.
Yara aldıktan sonra yine Allah'ın ve Peygamber'in çağrısına uyanlar (özellikle) bunların içlerinden iyilik yapanlar ve takvâ sahibi olanlar için pek büyük bir mükâfat vardır.
Kendilerine yara dokunduktan sonra da Allah ve Peygamberi'nin davetine uydular. Hele onlardan iyilik edenlere ve gereğince Allah'tan korkanlara büyük bir mükafat vardır.
hele o, kendilerine yara değdikten sonra Allahın ve Peygamberin emrine icabet eyleyenler: mü'minler içinden bilhassa böyle ihsan ve ittika edenler için pek büyük bir ecir var
Kendilerine yara isaabet etdikden sonra yine Allah'ın ve Peygamberin dâ'vetine icabet edenler, (hele) içlerinden iyilik yapanlar ve (fenâlıkdan) sakınanlar için pek büyük mükâfat vardır.
(Uhud'da) kendilerine yara isâbet ettikten sonra Allah ve Resûlünün (cihad)da'vetine icâbet edenler var ya, işte onlardan iyilik eden ve (günahlardan) sakınanlar için pek büyük bir mükâfât vardır.
Kendilerine savaşta isabet eden yaralardan sonra Allah’ın ve Elçinin çağrılarına icabet edenler var ya, onlardan iyilik yapmaya devam edenlere ve Allah’dan sakınanlara büyük mükâfatlar var.
Onlar ki canları yandıktan sonra Allah/a, peygambere dâvette icabet ettiler. Onlardan iyilik işleyenler ile nehyinden sakınanlar hakkında büyük mükâfat vardır.
Onlar ki kendilerine yara isabet ettikten sonra, Allah ve Resulü'nün çağrısına icabet ettiler. İçlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir ecir vardır.
O inananlar ki, Uhud savaşında ağır bir yara almış olmalarına rağmen,yaralarından akan kan henüz kurumadan, Allah’ın ve Peygamberin çağrısına kulak verip düşmanı takibe yöneldiler. Onlardan, güzel davranış gösteren ve fenâlıklardan titizlikle sakınıp korunanlara, Rableri katında büyük bir ödül vardır!
Kendilerine Yara isabet ettikten sonra Allah’a ve Rasûl’e icabet edenlere gelince; sakınıp korunan ve onlardan iyilik edenler için çok büyük bir ödül vardır.
171,172. Onlar, (ayrıca) Allah’tan bir nîmet ve bir lütuf olarak Allah’ın; yaralandıktan sonra Allah ve Peygamberin davetine uyan mü’minlerin, (yaptıklarının) karşılığını kesinlikle boşa çıkarmayacağını ve onlardan Allah’ı görüyormuş gibi ibâdet edenlere ve Allah’tan hakkıyla sakınanlara büyük bir mükâfatın olduğunu da müjdelerler.1
Mehmet Türk Âl-i İmran Suresi 172. Ayet Açıklaması
1 Rivayet olunur ki; Ebu Süfyan ve arkadaşları Uhud’dan çekilip “Ravha” denilen yere vardıklarında pişman olmuşlar ve “çoğunu öldürdük azı kalmıştı niçin bıraktık geldik, hemen dönmeli ve köklerini kesmeliyiz” diyerek dönüp Müslümanlara tekrar hücum etmek istemişlerdi. Hz. Peygamber de bunu haber almış kendinin ve Ashabının kuvvetini göstermek için Ebu Süyfan’ı takip etmek üzere Ashabını teşvik etmiş ve: “Bu gün bizimle beraber sadece dünkü günümüzde hazır bulunanlar çıksın” buyurmuştu. Binaenaleyh Peygamberle beraber yetmiş kişilik bir cemaat hareket ettiler Medine’den sekiz mil mesafede bulunan “Hamra’ül-Esed” mevkiine kadar gittiler. Ashap, yaralı idi, çok zahmet çekiyorlardı. İçlerinde öyle yaralılar vardı ki nöbetleşe birbirlerini sırtlarında taşıyorlardı. Fakat Cenab-ı Allah müşriklerin kalplerine korku verdi de kaçtılar gittiler. İşte bu âyet, bu hal içinde Rasulullah’ın davetine icabet eden bu Müslümanlar hakkında nazil olmuştur. (Elmalılı)
Muhammed Esed
O inananlar ki başlarına gelen beladan sonra 130 Allah'ın ve Elçisi'nin çağrısına uydular. İyilik yapmada sebat edenleri ve Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanları muhteşem bir karşılık bekliyor:
Onlar kendilerine isabet eden büyük acı ve yaradan sonra Allah’ın ve Allah’ın mesajlarını tebliğ eden elçisinin çağrısına icabet edenlerdir. Onlardan iyilik eden ve sorumlu davrananlar için büyük bir ödül vardır. 69/18...20, 77/41...44
Onlar ki, kendilerine dokunan zarardan sonra Allah’ın ve Elçisi’nin çağrısına uydular;[689] bunlardan iyilikte sebat gösterenleri ve sorumluluk bilincini kuşananları muazzam bir karşılık beklemektedir.
Mustafa İslamoğlu Âl-i İmran Suresi 172. Ayet Açıklaması
[689] Uhud’un ertesi gün Nebi’nin Hamrâu’l-Esed’e kadar (8 mil) düşmanı takip etme çağrısı.
Ömer Nasuhi Bilmen
Onlar ki kendilerine yara isabet ettikten sonra Allah Teâlâ için ve Peygamberi için (davete) icâbet eylediler. Onlardan iyilik edenler ve ittikada bulunanlar için pek büyük bir mükâfaat vardır.
Hele o yara aldıktan sonra Allah'ın ve Resulünün çağrısına uyup gönül verenlere, hele onlar gibi ihsan ve takvâ sahiplerine pek büyük mükâfatlar vardır.
Suat Yıldırım Âl-i İmran Suresi 172. Ayet Açıklaması
Uhud savaşından sonra Kureyş ordusu Mekke’ye doğru bir miktar yol aldıktan sonra, Müslümanları yerle bir etme fırsatı ellerine geçmişken neden yapmadıklarına esef edip harp konseyi topladılar. Fakat sonuçta Medine’ye hücum kuvvetini kendilerinde bulamayıp Mekke’ye doğru devam ettiler. O sırada Hz. Peygamber de bir saldırı ihtimalini düşünerek Uhud’un ertesi günü “Kureyşi kovalayalım!” emrini verdi. Müminler bitkin, durum kritik olmasına rağmen çağrıya uydular ve Medine’den 15 km. kadar uzakta olan Hamra’ul-esed’e kadar gidip düşmâna göründüler. Üç gün orada kaldılar. Kureyş hücuma cesaret edemedi. Müslümanlar da bir nevi rövanş alarak maneviyatlarını kazandılar. Ayrılırken Ebû Süfyan: “Gelecek sene Bedir panayırında karşılaşalım” diye söz verdi.
Süleyman Ateş
O(mü'mi)nler ki yaralandıkları halde yine Allah'ın ve Elçinin çağrısına uydular; onlardan güzel davrananlar ve (günahlardan) korunanlar için pek büyük ecir vardır.
Savaşta yara aldıktan sonra, Allah’ın ve Elçisinin çağrısına koşanlardan güzel davranan ve Allah’tan çekinerek korunanlar, büyük bir ödül alacaklardır.
Onlar kendilerine isabet eden yaradan sonra da Allah'a ve Resulüne icabet edenlerdir. Onlardan iyilik eden ve takva sahibi olanlar için büyük bir ecir vardır.
O müminler ki, kendilerine yara isabet ettikten sonra bile Allah'ın ve resulün çağrısına cevap verdiler. Onlar içinden, güzel işler yapıp takvaya sarılanlara büyük bir ödül vardır.
Ol kişiler kim buyruġın ḳabūl itdiler Tañrı Ta‘ālānuñ, peyġamberüñ özle‐rine yitişdükden ṣoñra yaralar. Ol kişiler ki muḥsinlerdür anlardan. DaḫıTañrıdan ḳorḳdılar, anlara ulu ẟevāb vardur.