Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3422, sondan 2815. ayet; 30. sure ve bu surenin 13. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 9, harf sayısı 43 ve toplam ebced değeri ise 2377 olarak hesaplanmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (6) ل (2) م (5) bulunuyor.
ولم يكن لهم من شركائهم شفعؤا وكانوا بشركائهم كافرين
ولميكنلهممنشركائهمشفعؤاوكانوابشركائهمكافرين
Velem yekun lehum min şurakâ-ihim şufe’âu vekânû bişurakâ-ihim kâfirîn(e)
Onların, Allah’a koştukları ortaklardan kendileri için şefaatçılar da olmayacaktır. Artık onlar ortak koştukları şeyleri de inkâr ederler.
İlk âyette geçen ve “suçlular” anlamına gelen mücrimûn kelimesi müteakip âyetin ışığında “günaha saplanmış kimseler” şeklinde çevrilmiştir. Belirtilen kelimeyle bu bağlamda özellikle şirk günahına saplanıp kalmış, yani Allah’tan başka varlıklara tanrılık yakıştıran kimselerin kastedildiği anlaşılmaktadır. “Ümitsiz ve şaşkın kalıverecekler” şeklinde çevirdiğimiz müblisûn kelimesinin masdarı olan iblâs, ümit kesmenin yanı sıra kişinin ne yapıp edeceğini şaşırır bir hale düşmesini de ifade eder. Arap dilinde bu kelime özellikle, başına âniden gelen bir musibet sebebiyle şaşkına dönen (Taberî, XXI, 26) yahut bir konuyu tartışırken karşı tarafın ileri sürdüğü güçlü bir argüman karşısında suspus olan (Zemahşerî, III, 199) kişiler için kullanılır. Râzî âyette şirk günahına saplanıp kalanlar hakkında bu kelimenin kullanılmasındaki inceliği şöyle bir örnekle açıklar (XXV, 103-104): Bir insan düşünelim ki eğlenmesine ve dünyadan kâm almasına yarayan imkânlarla donatılmış, yeşillikler içinde bir köşkte böbürlene böbürlene müreffeh bir hayat sürmektedir. Sözüne güvenilir bir kimse, karşı konulamaz, amansız bir düşmanın kendisine yaklaşmakta olduğunu ve ona yakalandığı takdirde perişan olacağını haber vermiş, artık kaçış ve kurtuluş çareleri aramak gerektiği kesin olarak anlaşılmıştır. Bu sırada bir çocuk veya akıl hastası ona, altında bulunduğu ağacın, altındakileri düşmanlara karşı koruyan bir özelliğe sahip bulunduğunu söylemiş, bu gafil de o çocuk veya akıl hastasının sözü üzerine ağaca güvenip zevku safaya devam etmeye karar vermiştir. Düşman gelip orayı kuşatınca ona göstereceği ilk felâket o ağacı kökünden sökmek suretiyle kendisini koruyamadığını göstermek olacaktır. İşte günaha saplanmış kimsenin durumu da böyledir; dünyada kendini nefsinin arzularına kaptırmışken sözünün doğruluğunda kuşku bulunmayan peygamber ona perişan ve rezil rüsvâ edecek bir azabın kendisine doğru gelmekte olduğunu haber verir, şeytan ve kötülüğü emreden nefis ise o putların kendisini kurtaracağını söyler. Ama kıyamet günü gelip çattığında ilk karşılaşacağı manzara o putların ateşe atılışıdır, bunu görünce o da ümidini büsbütün yitirir ve şaşkınlık içinde donarkalır. 13. âyette geçen “ortaklar” ile dünyada iken kendilerini sapkınlığa teşvik eden ve kötülükleri işlemekte yardımlaştıkları kimselerin veya Allah’a ortak koştukları varlıkların kastedildiği yorumları yapılmıştır. Buna paralel olarak âyetin “Zaten onlar da o ortaklarını inkâr edeceklerdir” şeklinde çevrilen kısmı için ya suç ortaklarını veya o varlıkların tanrılık vasfını inkâr edecekleri açıklaması yapılmıştır. Gramer özellikleri dikkate alınarak bu cümleyi, “Onlar dünyada iken o ortaklar sebebiyle inkârcılık yapıyorlardı” biçiminde tercüme etmek de mümkündür (Taberî, XXI, 26; Zemahşerî, III, 199).
(Allah’a koştukları) ortaklarından kendilerine hiçbir şefaatçi çıkmayacaktır. Zaten onlar ortaklarını da inkâr edeceklerdir.
Allah'a koştukları ortaklarından kendilerine hiçbir şefaatçi çıkmayacaktır. Zaten onlar, ortaklarını da inkâr edeceklerdir.
Ortak koştukları da onlara şefaatçi¹ olmayacaktır. Ortaklarını da yok sayacaklar.
(Kıyamet gününde, müşriklere ve münafık kimselere Allah'a eş koştukları) Ortaklarından (hiçbiri) kendilerine şefaatçi olamayacaktır; onlar, (kendilerine tâbi olanları) ortaklarını inkâr edip tanımayacaklardır.
Ve onlara, Tanrı'ya ortak sandıkları şeylerden şefaat eden de olmaz ve onlar da Tanrı'ya şerik sandıkları şeylere kafir olurlar.
Çünkü Allah'a ortak koştukları putlarından, kendilerine hiçbir şefaatçi çıkmaz. Onlar o zaman ister istemez, ortaklarını inkâr edip reddederler.
İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah'a ortak koştukları varlıklardan kendilerine aracılar, şefaat edenler olmayacaktır. Zaten onlar ortak koşulduklarını da inkâr edeceklerdir.
Ortak koştuklarından kendilerine şefaatçiler olmaz ve ortak koştuklarını inkar ederler.
(Allah'a eş koştukları) Ortaklarından kendilerine şefaatçi olan yoktur; onlar, ortaklarını inkar ediyorlar.
Allah'dan başka ibadet ettikleri ortaklarından da kendilerine şefaatçılar bulunmaz. Onlar, Allah'a ortak koştuklarını da inkâr edeceklerdir.
Allah’a eş koştukları O şeyler de, onlara şefaat etmeyecektir. O gün, o eş koştuklarını inkâr edeceklerdir.
Eş koşmuş oldukları şeylerden, onları hiçbir kollayan da bulunmaz, tanımazlar ortak koştuklarını!
Onlar, Allah'a ortak koştukları varlıkların hiçbirinden bir destek göremeyecekler; oysa ki onlar ortak koştukları varlıklar yüzünden kâfir olmuşlardı.
Demek Allah’tan başka varlıklara tanrısal özellikler yükleyerek hangi adla ve düşünce ile olursa olsun onlardan medet ummak hem küfürdür hem de şirktir.
Koştukları ortakları artık şefaatçileri değildir; ortaklarını inkar ederler.
(Allah'a koştukları) ortaklarından kendilerine hiçbir şefaatçı çıkmayacaktır. Zaten onlar, ortaklarını da inkâr edeceklerdir.
Koştukları ortaklarından da kendilerine şefaat eden hiç bir kimse çıkmaz; ortaklarını inkar ederler.
Allah'a ortak koştuklarından, kendilerine şefaat edecekler de bulunmaz. Onlar, o zaman Allah'a koştukları ortakları inkâr ederler.
Kendilerine şeriklerinden şefaat edenler de bulunmaz, şeriklerine hep kâfir olmuşlardır
Ortaklarından da kendilerine şefâatcılar olmamışdır (olmayacakdır). Onlar ortaklarını da inkâr edeceklerdir.
Ve (Allah'a koştukları) ortaklarından kendilerine şefâat eden kimseler olmaz; ve (o zaman onlar) ortaklarını da inkâr eden kimseler olurlar.
Allah’a ortak koştukları şefaatçilerin yardımları olmadığı gibi, şefaatçileri de kendilerini Allah’a ortak koşmalarını inkâr edecekler.
Şerik edindikleri mâbutlardan şefaat edecek hiçbir kimseleri bulunamayacak. Onlar zaten kendi şeriklerini de tanımayacaklar.
(Allah'a eş koştukları) Ortaklarından kendilerine şefaatçi olan yoktur; onlar, ortaklarını da inkâr etmektedirler.
Çünkü, vaktiyle Allah’a ortak koştukları o sözde ilâhlar, onların affedilip kurtulması için kendileriyle Allah arasında aracılık edemeyecektir; zaten o zaman bizzat kendileri, Allah’a ortak koştukları bu ilâhlarını reddedeceklerdir.
Koştukları ortaklardan onlara hiçbir şefaat eden olmadı.
Kendi ortaklarını inkâr etmekteydiler.
(Allah’a) eş koştukları ilâhlarından kendilerine bir şefâatçi çıkmaz ve onlar, ortaklarını da inkâr ederler.
çünkü Allah'a ortak koştukları varlıkların hiç birinden bir şefaat göremeyecekler, 10 çünkü [o zaman] bizzat kendileri eski müşrikçe kuruntularını terk edeceklerdir. 11
Zira Allah’a ortak koştukları onlara şefaatçi aracı olamayacak. Hâlbuki onlar ortak koştukları için kâfir olmuşlardı. 6/94, 26/92...103
zira ortak koştukları varlıkların hiç birinden bir şefaat görememişlerdir; oysa ki onlar ortak koştukları varlıklar sebebiyle kâfir olmuşlardı.[3571]
[3571] Veya Ankebut 25 ışığında: “..onlar ortak koştukları varlıkları reddeder hale gelmişlerdi”. Ya da “(Putlar) bu ortaklarını reddetmişlerdi.”
Ve kendilerine şeriklerinden şefaat ediciler de bulunmuş olmayacaktır ve şeriklerini inkâr ediciler olmuş olacaklardır.
Ortaklarından kendilerine bir tek şefaatçi dahi bulunmaz, zaten onlar ortaklarını da rededeceklerdir.
(Allah'a) ortak(koştukları put)larından da kendilerine hiçbir şefa'atçi çıkmaz. O zaman ortaklarını inkar ederler.
Allah’a ortak saydıkları arasından bir şefaatçileri de olmayacaktır. Zaten ortak saydıklarını tanımazlıktan geleceklerdir.
Onların ortak koştuklarından kendileri şefaat edecek, kimse olmayacak ve ortaklarını da tanımayacaklardır.
Allah'a ortak koştukları şeylerden hiçbiri onlara şefaatçi olmamış, kendileri de o ortakları reddetmişlerdir.
Allah'a ortak tuttukları arasından, kendileri için şefaatçılar çıkmayacaktır. Kendi yandaşlarına nankörlük etmektedir onlar.
daħı olmadı anlaruñ ortaķlarından [216a] şafa'atçılar daħı oldılar ortaķlarına anlaruñ kāfirler.
Daḫı anlara şerīklerinden hīç şefā‘atci bulunmaya ve anlar şerīklerine kāfirolurlar.
(Allaha qoşduqları) şəriklərindən onlar üçün şəfaət edəcək kimsələr olmayacaq. Onlar öz şəriklərini inkar edəcəklər.
There will be none to intercede for them of those whom they made equal with Allah. And they will reject thee partners (whom they ascribed unto Him).
No intercessor will they have among their "Partners",(3519) and they will (themselves) reject their "Partners".*
3519 False worship will then appear in its true colours. Anything to which we offered the worship due to Allah alone, will vanish instead of being of any help. Indeed the deluded false worshippers, whose eyes will now be opened, will themselves reject their falsehoods, as the Truth will now shine with unquestioned splendour.