Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
3473, sondan
2764. ayet;
31. sure ve bu surenin
4. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi
9, harf sayısı
47 ve toplam ebced değeri ise
2873 olarak hesaplanmıştır. Bu ayetle aynı/benzer
1 ayet daha bulunmaktadır. Bunlar;
27:3 ayetleridir. Bu sure
الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ا (5)
ل (5)
م (3) bulunuyor.
الذين يقيمون الصلوة ويؤتون الزكوة وهم بالاخرة هم يوقنون
الذينيقيمونالصلوةويؤتونالزكوةوهمبالاخرةهميوقنون
Elleżîne yukîmûne-ssalâte veyu/tûne-zzekâte vehum bil-âḣirati hum yûkinûn(e)
Onlar; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren kimselerdir. Onlar ahirete de kesin olarak inanırlar.
Kitaptan maksat Kur’ân-ı Kerîm veya onun, bu sûrenin öncesinde inmiş olan kısmıdır. Kur’an’ın niteliği olarak zikredilen hakîm kelimesi, onun en doğru ve en yararlı bilgiler içerdiğini ifade eder; 3. âyetteki hüdâ ve rahmet kelimeleri de bu anlamı açmaktadır. Kur’an âyetleri insanlık için bir nimet olmakla birlikte onlardan ancak “güzel işler peşinde olanlar” yararlanabileceklerdir. 4. âyette bu kimselerin özellikleri namazı özenle kılmak, zekâtı vermek ve âhirete kesin olarak inanmak şeklinde özetlenirken Allah’a iman şartının açıkça belirtilmesine gerek görülmemiştir, çünkü 3. âyetin sonundaki muhsin kelimesinin masdarı olan ihsan kavramı Allah’a imanı da içermektedir (İbn Âşûr, XXI, 141). Nitekim bir hadiste ihsan, “Allah’a O’nu görüyormuş gibi ibadet etmektir” buyurulmuştur (Buhârî, “Îmân”, 37; Müslim, “Îmân”,5-7). Bu sûrenin indiği dönemde henüz beş vakit namazın ve zekâtın farz kılınmadığı dikkate alınırsa buradaki namazı umumi mânada Allah’a “ibadet ve dua” veya o dönemdeki şekliyle namaz, zekâtı da bilhassa o sıralarda putperestlerin zulüm ve baskısı altında büyük sıkıntılar yaşayan müslümanlar için özel bir önem taşıyan “malî dayanışma” olarak anlamak yerinde olur.
Onlar namazı kılar, zekâtı verir ve ahirete de kesin bir şekilde inanırlar.
Güzeli hayata geçirenler, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler; onlar âhirete de kesin olarak iman ederler.
Onlar, salâtı ikame ederler ve zekâtı verirler¹. Onlar ahirete kesin olarak iman ederler.
1- “Salatı ikame etmek, Zekâtı vermek” terkibi, ibadete layık yegâne ilah olarak Allah'a inanmak; kulluğu, Allah'a yönelmeyi, dua ve ibadeti şirkten arındırılmış bir bilinçle ve arınmış, temizlenmiş arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; yardımlaşmayı, destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Zekât sözcüğü birçok ayette daha temiz, daha iyi, arınmak, temizlenmek, aklanmak, yüceltmek anlamında kullanılmıştır. (Örneğin
2:151;
3:77;
4:49;
9:103;
19:13;
20:76;
24:21;
35:18;
53:32;
62:2;
80:3;
91:9)
Onlar, namazı dosdoğru (ve tastamam, şuurla ve huzurla) yerine getiren, zekâtı veren ve onlar kesin bir bilgi (ve kanaatle) ahirete iman eden kimselerdir.
Onlar, namaz kılarlar ve zekat verirler ve ahirete de iyice inanmışlardır.
Onlar ki, namazlarında duyarlı ve devamlıdırlar ve karşılıksız yardım olan zekatı verirler ve ahirete de kesin bir inanç besleyerek bağlanmışlardır.
Onlar namazı erkanına, şartlarına, vaktine riayet ederek âşikâre kılanlar, vicdanlarını, servetlerini, sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekâtı verenler, âhiretin, ebedî yurdun varlığını delilleriyle, gerekçeleriyle bilerek kesinlikle inananlardır.
Onlar namazı kılar, zekatı verirler ve onlar ahirete kesin olarak inanırlar.
Onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. Ve onlar kesin bir bilgiyle ahirete inanırlar.
(Güzel iş yapanlar muhsinler) o kimselerdir ki, namazı gereği üzre kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete de onlar yakinen (şüphesiz) iman ederler.
Onlar ki, namazı doğruca kılarlar, zekâtı verirler. Ve ahiret hayatına gerçekten inanırlar.
3,4. İyilik edenlere; namaz kılanlara, zekâtını verenlere kılavuzdur, rahmettir, bunlar, ahret gününe yakından inanırlar
O (güzel davrana)nlar; namazı ikame ederler, zekâtı verirler ve onlar ahirete de kesin olarak inanırlar.
Ayetteki “Zekât” terimini, sadece, hukuksal boyutu ağır basan “asli ihtiyaçlar” dışında nisab miktarı mala sahip olan ve bu sebeple zengin sayılan kişinin yükümlülük gereği vermesi gereken zekât olarak almamak lazım. Bakara
2:3, Enfal
8:3, Hac 2
2:35, Kasas
28:54, Secde
36:16 ve Şua 4
2:38 ayetlerinde de ifade buyrulduğu gibi “Kendilerine rızık olarak verdiklerimizi başkalarıyla paylaşırlar” söylemiyle anlam ilişkisi kurup, “karşılıksız yardım” olarak da düşünmek gerekir. Ayrıca “zekât” sözcüğü Kur’an’ın pek çok yerinde arınmak, aklanmak, daha temiz, daha iyi, yüceltmek anlamlarında da kullanılmıştır. Bu konuda
2:151,
3:77,
4:49,
9:103,
19:13,
20:76,
24:21,
35:18,
53:32,
62:2,
80:3,
91:9 ayetlere bakabilirsiniz.
O kimseler namazı kılarlar, zekatı verirler; ahirete de yakinen inanırlar.
O kimseler, namazı kılarlar, zekâtı verirler; onlar ahirete de kesin olarak iman ederler.
Onlar ki namazı gözetirler, zekatı verirler; ahiret hakkında da kuşkuları yoktur.
Onlar, namazı kılarlar, zekatı verirler, âhirete de kesin olarak inanırlar.
Ki namazı kılarlar ve zekâtı verirler, Âhırete de onlar yakîn edinirler
(O ihsan erbabı) ki onlar dosdoğru namazı kılanlar, zekâtı verenlerdir. Onlar âhirete yakıyn (ya'ni katî insan) haasıl edenlerin de ta kendileridir.
Onlar ki, namazı hakkıyla edâ ederler ve zekâtı verirler; onlar, âhirete de gerçekten kat'î olarak îmân edenlerdir.(2)
(2)“Hasenât da (iyilikler de) ya kalb ile olur veya kālıb ve beden ile olur veyâhut mal ile olur. A‘mâl-i kalbînin (kalb ile yapılan amellerin) şemsi (güneşi) ‘îman’dır. A‘mâl-i bedeniyenin (beden ile yapılan amellerin) fihristesi ‘namaz’dır. A‘mâl-i mâliyenin (mal ile yapılan amellerin) kutbu ‘zekât’tır.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 36)
O, iyi ve güzel davrananlar, namazlarını kılarlar, zekâtlarını verirler ve ahirete inançları da kesindir.
3, 4. Namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, âhireti de yakînen bilen güzel amelli kimseler hakkında aynı hidayet, aynı rahmettir.
Onlar namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve onlar kesin bir bilgiyle ahirete inananlardır.
Onlar ki, Müslümanlığın vazgeçilmez şartı olan namazı ona gereken dikkat ve özeni göstererek dosdoğru ve aksatmadan kılar, böylece Yaratıcıyla aralarındaki gönül bağını —günde en az beş kez huzurunda durarak— sürekli canlı tutarlar. Ayrıca, refah ve zenginliği toplumun tüm katmanlarına yaymak üzere zekâtı verirler ve ilâhî adâletin tam olarak gerçekleşeceği bir öte dünyanın varlığına, tüm kalpleriyle iman eder ve bu inanç doğrultusunda hayatı şekillendirirler.
Namaz’ı kılan, Zekât’ı veren (Muhsinler için)!
Onlar, Âhiret’e de kesin inanıyorlar.
O (Muhsinler,) âhirete gönülden inanarak namazı dosdoğru ve devamlı kılar ve zekâtı verirler.1
1 Aynı âyet için Bk. (Neml: 3)
onlar ki namazlarında kararlılık gösterir ve karşılıksız yardımda bulunurlar: 3 çünkü onlar içlerinde öteki dünyaya kesin bir inanç besleyenlerdir.
Onlar ki, namazı kılarlar, zekâtı verirler ve bunlardır ahirete şeksiz şüphesiz inananlar. 2/3, 27/3
onlar ki namazı hakkını vererek eda ederler,[3631] arınıp yücelmek için ödenmesi gereken bedeli öderler;[3632] zira onlar âhirete inananların ta kendisidirler.
[3631] Salat için bkz:
7:170 ve
2:3, ilgili notlar.
[3632] Zekâtın bu anlamı için bkz:
7:156 ve
27:3, ilgili notlar.
Onlar ki, namazı ikame ederler ve zekâtı verirler ve onlar, ahirete kat'i surette inanırlar.
Onlar namazı hakkıyla ifa ederler, zekâtı verirler, âhirete de tam olarak iman ederler.
Onlar ki namazı kılarlar, zekatı verirler ve onlar ahirete de kesin olarak inanırlar.
İyiler namazı kılan, zekatı veren ve Ahirete kesin olarak inanan kimselerdir.
Onlar, namazı kılarlar, zekatı verirler ve onlar ahirete yakinen inananlardır.
Onlar namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler; âhirete de onların tam ve kesin bir imanı vardır.
Ki onlar namazı/duayı yerine getirirler, zekâtı verirler. Ve onlar âhirete de gözle görmüşçesine inanırlar.
anlar kim ŧurururlar namāzı daħı virürler zekātı daħı anlar āħiretde anlar gümānsuz olurlar.
Anlar kim durġurur namāzı, daḫı virürler zekātı. Daḫı anlar āḫirete yaḳīn bile inanurlar.
O kəslər ki, namaz qılar, zəkat verər və axirətə tam yəqinliklə inanarlar.
Those who establish worship and pay the poor due and have sure faith in the Hereafter.
Those who establish regular Prayer, and give regular Charity, and have (in their hearts) the assurance of the Hereafter.(3582)*
3582 The righteous are distinguished here by three marks, which are summed up in the phrase "doers of good", viz.: (1) they yearn towards Allah in duty, love and prayer, (2) they love and serve their fellow-men in charity, (3) they win peace and rest for themselves in the assured hope of the Future.