Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3682, sondan 2555. ayet; 35. sure ve bu surenin 22. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 16, harf sayısı 66 ve toplam ebced değeri ise 3029 olarak hesaplanmıştır.
وما يستوي الاحياء ولا الاموات ان الله يسمــع من يشاء وما انت بمسمــع من في القبور
ومايستويالاحياءولاالامواتاناللهيسمــعمنيشاءوماانتبمسمــعمنفيالقبور
Vemâ yestevî-l-ahyâu velâ-l-emvât(u)(c) inna(A)llâhe yusmi’u men yeşâ(u)(s) vemâ ente bimusmi’in men fî-lkubûr(i)
Diriler ile ölüler de bir olmaz. Allah, dilediğine işittirir. Sen, kabirde bulunanlara işittirecek değilsin.
Müfessirlerin genel kanaatine göre bu karşılaştırmalı örneklerin olumlu olanları hakkı, imanı, iman sahiplerini ve kavuşacakları güzellikleri; olumsuz olanları da bâtılı, inkârcılığı, inkârcıları ve kötü âkıbetlerini temsil etmektedir. Bu konudaki yorumları şöyle özetlemek mümkündür: Müminin tuttuğu yol sağlam, ufku ve basireti açık, niyet ve iradesi zinde, yaptıkları kalıcı ve yarayışlıdır; kâfir ise ölüden farksızdır, basireti kapalı, kalbi kararmış, yaptıkları anlam kazanamamış ve boşa gitmiştir (Taberî, XXII, 128-129). Râzî bu örneklere şöyle bir izah getirir (XXVI, 16): “Gören” kelimesi mümini, “kör” kelimesi kâfiri, “aydınlık” imanı, “karanlıklar” küfrü, “gölge” rahatlığı ve huzuru, “sıcak” sıkıntıyı ve yakıcı ateşi, “diriler” müminleri, “ölüler” kâfirleri anlatmak için kullanılmıştır. Zira mümin önündeki açık yolu (dünya hayatından sonra yeni bir hayatın başlayacağını) görmekte, inkârcı ise bunu görmemektedir. Ama unutulmamalıdır ki kişinin görme duyusu ne kadar keskin olursa olsun ışık olmazsa bir şey göremez. İşte iman ışık demektir ki gören kişinin önünü aydınlatır, küfür ise karanlığı temsil ettiğinden kâfir için kambur üstüne kamburdur. Sonra her ikisinin âkıbetine, müminin rahata ve huzura kavuşacağına, kâfirin ise sıkıntı ve yakıcı ateş ile karşılaşacağına işaret edilmiştir. Yüce Allah mümin ve kâfir hakkında bir başka örneğe daha yer vermekte, âdeta şöyle buyurmaktadır: Mümin ve kâfirin durumunu anlatmaya, gören ile körün mukayesesi bile az gelir. Çünkü âmâ bazı şeyleri idrak etmede gören ile ortak özelliğe sahiptir, kâfir ise hiçbir yararlı idrak gücüne haiz değildir, ölü gibidir. 19. âyette geçen “bir olmaz” fiilinin dirilerle ölülerden söz eden 22. âyette tekrar edilmesi de bu yorumu desteklemektedir. Öte yandan Râzî, gören ile kör mukayesesinde olumsuzluk kelimesinin tekrar edilmeyip diğerlerinde tekrar edilmesinde şöyle bir mâna inceliği bulunduğunu belirtir: Bu tekrar tekit anlamı taşır. Birinci örnekte birbirine eşit olmama zıtlık düzeyinde değildir, diğerleri ise aynı zamanda birbirine zıttır. Şöyle ki, bir şahıs görür olabildiği gibi aynı şahıs âmâ da olabilir. Oysa karanlık ve aydınlık, gölge ve sıcak, diriler ve ölüler mahiyetleri bakımından da farklıdır; kör olma ve görür olma da böyledir, fakat âyette âmâ ile gören karşılaştırılmıştır. Aynı vücudun hem hayata hem ölüme konu olabileceği dikkate alındığında bu örneği birinciye paralel görmek mümkünse de gerçekte diri ile ölü arasındaki farklılık kör ile gören arasındaki farklılıktan çok fazladır. Daha önce belirttiğimiz üzere âmâ bazı şeyleri idrak etmede gören ile ortak özelliğe sahiptir, diri ile ölü arasında ise böyle bir ortaklık da yoktur, yani ölü sadece vasıf açısından değil işin gerçeği ve mahiyeti bakımından da diriden farklıdır (XXVI, 16; bu konuda başka görüşler için bk. Taberî, XXII, 129). Bazı müfessirlere göre ise diriler ve ölüler örneği, âlimlerle câhilleri, bazılarına göre de aklını kullananlarla aklını kullanmayanları anlatmaktadır (Şevkânî, IV, 396).22. âyetin son cümlesinde, getirilen bütün kanıtları görmezden gelen ve inatla inkârcılığını sürdürenler kabirlerdekilere yani ölülere benzetilmiştir (İbn Atıyye, IV, 436). Bu benzetmedeki maksat, inkârcıların Resûlullah’ın bildirdiklerine kulaklarını tamamen tıkamış olduklarını belirtmek olabileceği gibi, o ne yaparsa yapsın onların iz‘anını harekete geçiremeyeceğini bildirmek yani Hz. Peygamber’e teselli vermek de olabilir (Râzî, XXVI, 18).
19,20,21,22. Kör ile gören, karanlıklar ile aydınlık, (serinletici) gölge ile (kavurucu) sıcak ve diriler ile ölüler bir olamaz. Şüphesiz ki Allah dileyene (layık gördüğüne) duyurur. Sen (aklı) mezarlarda olanlara (gerçeği) duyuramazsın.
Benzer mesaj: Mü’min
40:58
Bu ayet ruhen ölülere duyurulamayacağını göstermektedir. Ölü ruha duyurulamayacağına göre, bedenen ölmüş kişilere de elbette hiçbir şey duyurulamaz. Benzer mesaj: Meryem
19:98.
19,20,21,22. Görmeyen ile gören, karanlık ile aydınlık, gölge ile sıcak bir olmaz. Diriler ile ölüler de bir olmaz. Şüphesiz ki Allah dileyene işittirir. Sen kabirdekilere işittiremezsin.
Dirilerle ölüler bir değildir. Kuşkusuz ki Allah, dileyene duyurur. Sen mezarlarda olanlara asla duyuramazsın.
(Bunun gibi) Dirilerle ölüler de bir olamaz, (bunlar farklı ve aykırı şeylerdir, aynı değildir) ; şüphesiz Allah (hikmet ve hakikati) dilediği kimseye duyurup işittirir. Sen ise kabirlerde olanlara (canlı cenaze hükmündeki gafil ve kâfir insanlara) işittirebilecek değilsin. (Sadece tebliğ görevini yapmalı, sonuçlarına kafayı takmamalısın.)
Ve ne de dirilerle ölüler eşit olur; şüphe yok ki Allah, dilediğine duyurur ve sen kabirlerdeki ölülere duyuramazsın.
ve ne de yaşayan ile kalben ölmüş bulunan. Şüphesiz Allah, dileyen kimseye dilediği şekilde işittirir. Halbuki sen, mezarlardaki ölüler gibi, kalben ölmüşlere işittiremezsin.
İman, Kur'an nuru ve marifetullah sayesinde ebedi hayata nail olacak mü'minler ile inkar ve isyan karanlıkları içinde kalan ölüler mesabesindeki kâfirler bir olmaz. Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıklara tebliği duyurur. Sen kabirdekiler gibi duygusuz kafirlere bir şey duyuramazsın.
bk. Kur’an-ı Kerim,
11:24.
Dirilerle ölüler de bir olmaz. Allah dilediğine duyurur. Sen kabirlerde olanlara duyuracak değilsin.
Diri olanlarla ölüler de bir değildir. Gerçekten Allah, dilediğine işittirir; sen ise kabirlerde olanlara işittirecek değilsin.
Dirilerle ölüler hiç de bir olmaz, (hülâsa müminlerle kâfirler müsavi değildir). Doğrusu Allah dilediği kimseye (hakkı kabul ettirir) işittirirse de sen, kabirde bulunanlara (kalbleri ölü kâfirlere) işittirecek değilsin.
Diriler ile ölüler de eşit değiller. Şüphesiz Allah, istediğine (bu mesajları) işittirir. Fakat sen kabirde olanlara (manen ölmüşlere) işittiremezsin.
Dirilerle ölüler de bir olmaz; Allah işittirir dilediğine, mezarlarda olana sen işittiremen
Dirilerle ölüler de eşit olamaz. Allah, dileyene (gerçeği) işittirir. Sen, (cesetleri) kabirde bulunan (ölü)lere işittiremezsin.
Ayette geçen “kabirde bulunanlara işittiremezsin” ifadesi, hakkı inkâra şartlanmış olanların kabirlerdeki cesetler gibi ölü durumda olduklarına vurgu yapıyor. Yani ölüye nasıl ki -duyuramadığın için- bir şey yaptıramazsan onlara da inanmaları için bir şey anlatamazsın çünkü onlar seni duymuyor. Ayrıca bu ifadeden, kabirlerde bulunan insan cesetlerinin dışarıda konuşulanları duyamayacağı da anlaşılmaktadır. Ancak bazı din adamları cenaze gömüldükten hemen sonra ve -sözde- sual melekleri gelmeden hemen önce defnedilen insanın imanını kurtarmak için imdadına yetişerek ona telkinde bulunmaktadır. Hiçbir Kur’ânî ve İslâmî dayanağı olmayan bu tip uygulamaların ölen kişiye hiçbir faydası olmadığı gibi dinimizi de gülünç duruma düşürmektedir. Ruhlarla ilgili İsra suresinin
17:85. ayetine bakabilirsiniz.
Dirilerle ölüler de bir değildir. Doğrusu Allah, dilediği kimseye işittirir. Sen, kabirlerde olanlara işittiremezsin.
Dirilerle ölüler de bir olmaz. Şüphesiz Allah, dilediğine işittirir. Sen kabirlerdekilere işittiremezsin!
İman, bilgi, hikmet ve akıl sahibi, ahlâklı, faziletli kimseler ile bunların takip ettiği hak yol ve nâil olacakları uhrevî nimetler ile imansız, bilgisiz, akıl, basiret, ahlâk ve faziletten yoksun kimseler ve bunların takip ettikleri bâtıl yol ve uğrayacakları uhrevî azap, kesinlikle bir tutulamaz.
Ne de diriler ile ölüler birdir. ALLAH, kim/kimi dilerse ona işittirir. Sen mezarlarda bulunanlara işittiremezsin.
Ölülerle diriler de eşit olmaz. Gerçi Allah, her dilediğine işittirirse de sen, kabirlerdekine işittirecek değilsin.
Ölüler de müsavi olmaz diriler de, gerçi Allah her dilediğine işittirirse de sen kabirlerdekine işittirecek değilsin
(Hulâsa:) Dirilerle ölüler bir olmaz. Şübhesiz ki Allah kimi dilerse ona (hakıykatları) duyurur. Sen kabirlerde olanlara da işitdirecek değilsin a!..
Dirilerle ölüler de bir olmaz. Şübhesiz ki Allah (Kur'ân'ın hakikatini hikmetine binâen) dilediği kimseye işittirir (de onlara hidâyet eder). Yoksa sen kabirlerde bulunanlara(ma'nen ölmüş olanlara) işittirecek bir kimse değilsin!(1)
(1)Bakınız; (sahîfe 409, hâşiye 1)
Yaşayanlar ile ölüler de bir değildir. Allah dilediği kimseye işittirir, ama sen mezarlarda ki ölülere işittiremezsin.
Dirilerle ölüler [³] de bir değildir, Allah dilediğine hakk/ı işittirir. Sen kabirlerde bulunan ve ölü gibi olan kâfirlere söz işittiremezsin.
[3] Mü'minlerle kâfirler veya âlimlerle cahiller
Diri olanlarla ölüler de bir değildir. Gerçekten Allah, dilediğine işittirir; sen ise kabirlerde olanlara işittirecek değilsin.
Tıpkı, kalben diri olanlarla ölülerin aynı olmadığı gibi!Çünkü Allah, ancak samîmî bir kalple doğruya, gerçeğe ulaşmak isteyenehakîkati işittirir. Gönlünü kibir, inatçılık, bencillik örtüleriyle karartmış olanlara gelince; sen, mezarlardaki ölüler gibi hakîkat karşısında duyarsız kalan zâlimlere hiçbir şey işittiremezsin! Onun için, inanmıyorlar diye üzülme!
Ne Diriler eşit düzeyde olur, ne Ölüler!
Allah, dileyeceği kimselere işittirir.
Sen Kabirler’deki kimselerin işittiricisi değilsin.
Dirilerle ölüler de asla bir değildir. Gerçekten Allah dilediğine işittirir, sen ise kabirlerdekilere işittiremezsin.
ve ne de yaşayan ile [kalben] ölmüş bulunan. Şüphen olmasın ki [ey Muhammed,] Allah dilediğine işittirir, halbuki sen mezarlardaki [ölüler gibi kalben ölmüş]lere işittiremezsin:
Ne de dirilerle ölüler. Allah bu mesajı duymak isteyene işittirir. Fakat sen kabirdeki ölülere işittiremezsin. 27/80-81, 30/52
ne de (manen) dirilerle ölüler bir olurlar.[3905] Şu kesin ki Allah, tercih edene/tercih ettiğine işittirir, fakat sen mezardakiler (gibi manen) ölülere asla işittiremezsin:
[3905] Râzî, 19-22. âyetlerde sayılan unsurların söz diziminde sesin dikkate alındığı görüşündedir.
Ve berhayat olanlar ile ölmüşler de müsavî olamaz. Şüphe yok ki, Allah dilediğine işittirir ve sen kabirlerde bulunanlara işittirici değilsin.
19, 20, 21, 22. Görenle görmeyen (âma) bir olmaz. Karanlıklarla aydınlık, gölge ile sıcak, dirilerle ölüler de bir olmaz! (müminlerle kâfirler bir olmaz). Allah, dilediğine hakkı işittirir, Sen kabirde olanlara sesini elbette işittiremezsin. [11, 24]
Dirilerle, ölüler de bir olmaz. Allah dilediğine işittirir; yoksa sen kabirlerde bulunanlara işittirecek değilsin.
Dirilerle ölüler de eşit olmaz. Allah dinlemeyi tercih edene dinletir. Sen kabirlerde olanlara bir şey dinletemezsin.
Dirilerle ölüler de bir değildir. Allah dilediğine işittirir. Sen kabirlerde olanlara işittiremezsin.
Diriler ile ölüler de bir olmaz. Allah dilediğine işittirir; yoksa kabirdekilere işittirmek senin elinde değildir.
Diriler de eşit olmaz, ölüler de. Allah dilediğine/dileyene işittirir. Ama sen, kabirlerdekilere işittiremezsin!
daħı [233a] berāber degül diriler ne daħı ölüler. bayıķ Tañrı işiddürür aña kim diler daħı degülsin sen işittürici aña kim sinlerdedür.
Daḫı berāber olmaz diriler‐ile ölüler. Tañrı Ta‘ālā işitdürür kime dilese vesen yā Muḥammed işitdüremezsin sinlerde olanlara.
Dirilərlə ölülər də eyni deyillər! (Bütün bunlar kimi kafirlə mö’min, küfrlə iman, Cəhənnəmlə Cənnət, batillə haqq da eyni olmazlar!) Şübhəsiz ki, Allah dilədiyinə (ayələrini) eşitdirər. Sən isə (ya Peyğəmbər!) qəbirlərdə olanlara (haqqı) eşitdirən deyilsən!
Nor are the living equal with the dead. Lo! Allah maketh whom He will to hear. Thou canst not reach those who are in the graves.
Nor are alike those(3905) that are living and those that are dead. Allah can make any that He wills to hear; but thou canst not make those to hear who are (buried) in graves.*
3905 The final contrast between the Living and the Dead; those whose future has in it the promise of growth and fulfilment, and those who are inert and on the road to perish. With Allah everything is possible: He can give Life to the Dead. But the human Teacher should not expect that people who are (spiritually) dead and buried will by any chance hear his call.