Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3663, sondan 2574. ayet; 35. sure ve bu surenin 3. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 22, harf sayısı 85 ve toplam ebced değeri ise 6477 olarak hesaplanmıştır.
يا ايها الناس اذكروا نعمت الله عليكم هل من خالق غير الله يرزقكم من السماء والارض لا اله الا هو فانى تؤفكون
ياايهاالناساذكروانعمتاللهعليكمهلمنخالقغيراللهيرزقكممنالسماءوالارضلاالهالاهوفانىتؤفكون
Yâ eyyuhâ-nnâsu-żkurû ni’meta(A)llâhi ‘aleykum(c) hel min ḣâlikin ġayru(A)llâhi yerzukukum mine-ssemâ-i vel-ard(i)(c) lâ ilâhe illâ huv(e)(s) feennâ tu/fekûn(e)
Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Allah’tan başka size göklerden ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?
Mekke döneminin ilk yıllarında inen sûrenin bu ilk âyetlerinde, tek tanrı inancını zedeleyen telakkilerin yıkılması ve bu konudaki muhâkeme ârızalarının onarılması hedeflenmekte; yüce Allah’ın mutlak kudret ve egemenliği ile ilgili uyarılar yapılmaktadır. Bunları şöyle özetlemek mümkündür: 1. Hamd, evrendeki bütün varlıkların yegâne yaratıcısı ve sahibi olan yüce Allah’a mahsustur (dilimizdeki övme ve teşekkür kelimeleriyle hamd arasındaki farklar için bk. Fâtiha
1:2; Râzî’nin Kur’an’da “el-hamdü lillâh” diye başlayan beş sûre bulunmasından hareketle yaptığı bir yorum için bk. XXV, 238-239). 2. Melekleri yaratan, onlara dilediği yapıyı veren ve görevlerini belirleyen O’dur. 3. Hayır kapılarını açma ve kapama O’nun irade ve kudretine bağlıdır; kula yaraşan, başkalarından değil yalnız O’nun lutfundan istemektir. 4. Nimetlerin asıl kaynağı O olduğuna göre, şükre lâyık olan da O’dur. 5. Tevhid mücadelesinde en ağır yükleri taşıyan peygamberlerin karşılaştığı ortak tavır, yalancılıkla itham edilmek olmuş, fakat bu önyargılı tutum iman nurunu söndürmeye yetmemiştir. 6. Yüce Allah olup bitenlerden haberdardır; her işin inceden inceye hesabının görüleceği bir gün mutlaka gelecektir. “Yoktan var eden” diye çevirdiğimiz 1. âyetteki fâtır kelimesinin kök anlamı “yaratmak, yoktan var etmek, bir şeyi yapmada ilk olmak, icat etmek”tir. Yüce Allah, evreni ve evrendeki bütün varlıkları ilk olarak yaratması, her varlığa aslî (fıtrî) özelliklerini vermesi sebebiyle kendi zâtını “fâtır” olarak nitelemiştir (Zemahşerî, III, 266). Âyetin “melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan” şeklinde çevrilen kısmını “ikişer, üçer, dörder kanatlı melekleri elçiler kılan” şeklinde de tercüme etmek mümkündür (İbn Âşûr, XXII, 249). Büyük ve küçük melekler, vahyi iletmek, Allah’ın kulları ve evren ile ilgili emirlerini yerine getirmek gibi görevleri sebebiyle O’nun elçileridir. “Kanatlar” şeklinde çevrilen ecniha kelimesi (tekili: cenâh), bir şeyin kol, kanat gibi cüzlerini veya yönlerini ifade eder. Kanat kelimesinin bu âyette ve Hz. Peygamber’in bazı hadislerinde hakikat anlamında mı yoksa meleklerin engelleri süratle ve kolayca aşma gücüne sahip olduklarını ifade etmek üzere, mecaz yollu mu kullanılmış olduğunu kesin olarak ortaya koyan bir delil bulunmamaktadır (İbn Âşûr, XXII, 249). Hakikat anlamında kullanılmış olsa da bunun mahiyet ve biçimini Allah bilir. Tefsirlerde değişik açıklamalar yapılmış olmakla beraber, buradaki sayıların muayyen bir miktar bildirmeyip çokluğu belirttiği söylenebilir. Âyetin devamında Allah Teâlâ’nın yaratma veya yaratılmışlarda dilediği arttırmayı yapma gücüne sahip olduğunun belirtilmesi ve Hz. Peygamber’in Cebrâil’i altı yüz kanatlı olarak gördüğüne dair rivayet bu anlayışı destekleyen delillerdendir (Zemahşerî, III, 266; Elmalılı, VI, 3973). Âyette, bir yandan meleklere inanmanın İslâm’ın iman esasları arasında önemli bir yer tuttuğuna, diğer yandan da onları yaratan ve görevlendirenin yüce Allah olduğuna, yani bu inancın Allah’a ortak koşma sınırına vardırılmaması gerektiğine dikkat çekilmektedir. Böylece –özellikle Araplar arasında yaygın bulunan– bazı putları melekleri sembolize eden, melekleri de insanları Allah’a yaklaştırmada aracılık eden varlıklar olarak görme telakkisi eleştirilmiş olmaktadır. Burada şöyle bir inceliğe işaret edildiği söylenebilir: Cenâb-ı Allah’ın bazı işler için melekleri görevlendirmesi veya vasıta kılması, insanların kulluklarını ifa ederken onları aracı kılmasına haklılık kazandırmaz; kulluk yalnız Allah’a yapılır. Meleklerin varlık sebebini de tam olarak yalnız, onları yaratan bilir. Fakat bunun hikmetleri üzerinde İslâm âlimleri bazı açıklamalar yapmaya çalışmışlardır. Bu hikmetlerden, tefsir etmekte olduğumuz âyet kümesi ile yakından ilgili olanı şudur: Melek inancına sahip olan kimse, kendisini iyiliğe çağıran her sese kulak verir; çünkü bunun meleğin sesi olduğuna, –5 ve 6. âyetlerde belirtildiği üzere– kötülüğe çağıran sesin de şeytana ait olduğuna inanır. Nitekim Hz. Peygamber bu konuda şöyle bir uyarıda bulunmuştur: “Şeytan da melek de insana sokularak kalbine bir şeyler getirir. Şeytanın işi kötülüğü telkin edip hakkı yalanlamaktır. Meleğin işi ise iyiyi tasvip edip hakkı doğrulamaktır. İçinde böyle bir duyguyu bulan kimse onun Allah’tan olduğunu bilsin ve O’na hamdetsin. Şeytanın telkinini hisseden ise şeytandan korunması için Allah’a sığınsın” (Tirmizî, “Tefsîr”, 3. Melekler hakkında bilgi için bk. Bakara
2:30; Ahmet Saim Kılavuz, “Melek”, İFAV Ans., III, 187-190). “O dilediği kadar fazlasını da yaratır” diye çevrilen cümle, “O yarattıklarında dilediği arttırmayı yapar” şeklinde de anlaşılmıştır. Bazı müfessirler bu ifadeyi, Allah Teâlâ’nın meleklerin kanatlarını dilediği kadar arttırabileceği şeklinde açıklamışlardır. Bazılarına göre ise bunu daha genel bir bakışla yorumlamak mümkündür. Onlara göre burada, meleklerle ilgili ifadenin uyandıracağı hayret sebebiyle muhataplara âdeta şöyle denmektedir: Evrende gördüğünüz mükemmel düzen ve denge ilâhî kudretin son sınırı gibi düşünülmemelidir. Allah dilerse müşahede veya tesbit ettiğiniz güzellik ve mükemmelliklerin, akıl, güç, ilim, sanat gibi imkân ve donanımların daha nicelerini yaratır (Zemahşerî, III, 267; Şevkânî, IV, 387). 2. âyetin ilk cümlesinde söz konusu edilen “ilâhî rahmetin kısılması”yla ilgili olarak dua, tövbe, başarı veya hidayetin nasip edilmemesi gibi açıklamalar yapılmışsa da sınırlandırıcı bir yoruma gitmeden, “Allah’ın insanlar için rahmeti açması”nı, O’nun rahmet hazinelerinden değişik nimetler lutfetmesini, “kısması”nı da bu nimetlerden mahrum bırakmasını içine alacak şekilde anlamak uygun olur (Şevkânî, IV, 387). Taberî de âyetin bu kısmını şöyle açıklamıştır: Hayır kapılarının anahtarları da kilitleri de Allah’ın elindedir; onu kime açarsa artık kimse onu kapayamaz, kime de kapatırsa kimsenin onu açmaya gücü yetmez (Taberî, XXII, 115).
Ey insanlar! Allah’ın size olan nimet(ler)ini hatırlayın! Allah’tan başka size gökten ve yerden rızık verecek herhangi bir yaratıcı mı varmış! O’ndan başka ilah yoktur. Nasıl oluyor da (gerçeklerden) döndürülüyorsunuz!
Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayınız; size gökten ve yerden rızık veren Allah'tan başka bir yaratan mı var? O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse nasıl döndürülüyorsunuz?
Ey insanlar! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Allah'tan başka gökten ve yerden size rızık veren bir yaratıcı var mı? O'ndan başka ilah yoktur. O halde ne diye döndürülüyorsunuz?¹
1- Başka varlıklara yöneliyorsunuz.
Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki (sayısız) nimetini (sürekli) hatırlayıp (şükrünüzü yapın) . Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında bir başka yaratıcı var mı? Kesinlikle O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl olur da (Hakk’tan ve hayırdan) çevriliyorsunuz? (Bu ne derin bir gaflettir!)
Ey insanlar, anın Allah'ın size verdiği nimetleri; Allah'tan başka bir yaratıcı var mıdır ki sizi rızıklandırsın gökten ve yeryüzünden; ondan başka yoktur tapacak, o halde ne diye boş şeylere kapılıyorsunuz?
Ey insanlar! Allah'ın size bağışladığı nimetleri hatırlayın! Size gökten ve yerden azık sağlayan, Allah'tan başka bir yaratıcı var mı? Hayır, O'ndan başka gerçek ilah yoktur. Ama nasıl olur da, haktan çevriliyorsunuz?
Ey insanlar, üzerinizdeki Allah'ın nimetlerini, size tevdi ettiği ilâhi değerleri, şeriatı koruyun, kollayın, zâyi etmeyin, şükredin. Allah'tan başka size, gökten ve yerden rızık ve servet verecek bir yaratıcı mı var? Hak ilâh yalnızca O'dur. Nasıl oluyor da, Allah'ın birliğini kabul ettikten sonra küfre, inkâra döndürülüyorsunuz?
Ey insanlar! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Allah'tan başka, sizi gökten ve yerden rızıklandıracak bir yaratıcı var mıdır? O'ndan başka ilah yoktur. Artık nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?
Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında bir başka yaratıcı var mı? O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?
Ey insanlar! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Size, gökten ve yerden rızık verecek Allah'dan başka bir yaratıcı var mı? O'ndan başka bir ilâh yoktur. O halde hangi yönden (imandan küfre) çevriliyorsunuz?
Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetlerini hatırlayın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah’tan başka yaratan mı var? Asla O’ndan başka ilah yoktur. Artık nasıl (haktan batıla) dönüyorsunuz?!
Ey insanlar! Allahın size olan nimetini anınız, size azık veren, gökte, yerde Allahtan özge bir yaratan var mıdır? Ondan özge Tanrı yok, niçin haktan dönersiniz?
Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın! Allah'tan başka size göklerden ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde nasıl oluyor da haktan çevriliyor (başka varlıkları kendinize ilah ediniyor)sunuz?
Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini anın; sizi gökten ve yerden rızıklandıran Allah'tan başka bir yaratan var mıdır? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz?
Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; Allah'tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl oluyor da (tevhidden küfre) çevriliyorsunuz!
Ey insanlar, ALLAH'ın size olan nimetlerini hatırlayın. Sizi gökten ve yerden rızıklandıran ALLAH'tan başka bir yaratıcı mı var? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl da saptırılıyorsunuz?
Ey insanlar! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Allah'tan başka bir yaratıcı mı var? O size gökten ve yerden rızık verir. O'ndan başka ilâh yoktur. O halde (haktan) nasıl çevrilirsiniz?
Ey insanlar! Allahın üzerinizdeki ni'metini anın, Allahın gayrı bir hâlık mı var? Size Gökden ve Yerden rızık verir, başka tanrı yok ancak o, o halde nasıl çevirilirsiniz?
Ey insanlar, Allahın, üzerinizdeki (bunca) ni'metini (kalbinizle) hatırlayın, (dilinizle) anın. Sizi gökden ve yerden rızıklandıracak Allahdan gayri bir yaratan var mı? Ondan başka hiçbir Tanrı yokdur. O halde nasıl (olub da tevhîdden küfre) çevriliyorsunuz?
Ey insanlar! Allah'ın, üzerinizdeki ni'metini hatırlayın! Allah'dan başka sizi gökten ve yerden rızıklandıracak bir yaratıcı mı var?(2) O'ndan başka ilâh yoktur. Öyle ise (tevhidden şirke) nasıl çevriliyorsunuz?
(2)“Cenâb-ı Hakk’ın insana verdiği ni‘metler, ister âfâkī (dış âlemde) olsun ister enfüsî (iç âleminde)olsun, bazı şerâit altında insana gelir. Vusûl bulur (ulaşır). Meselâ ziyâ (ışık), hava, gıdâ, savt, sadâ gibi ni‘metlerden insanın istifâde edebilmesi, ancak göz, kulak, ağız, burun gibi vesâitin (vâsıtaların) açılmasıyla olur. Bu vesâit Allah’ın halk ve îcâdıyla (yaratmasıyla) olur. İnsanın kesb ve ihtiyârında (kazanmasında ve dilemesinde) olan, yalnız o vesâiti açmaktır. Binâenaleyh o ni‘metleri yolda bulmuş gibi, sâhibsiz, hesabsız olduğunu zannetme! O ni‘metler ancak Mün‘im-i hakīkīnin (ni‘meti hakīkatte verenin) kasdı ile gelir. İnsan da ihtiyârıyla alır. Sonra ihtiyâca göre in‘âm edenin (ni‘met verenin) irâdesiyle bedeninde intişâr eder (yayılır).” (Mesnevî-i Nûriye, Habâb, 80)
Ey İnsanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini hatırlayın. Göklerden ve yerden sizi rızıklandıracak Allah’dan başka bir yaratıcı mı var? Yalnızca ilah O dur. Nasılda aldatılıyorsunuz?
Ey nâs! Allah/ın size olan nimetini yâdedin. Allah/tan başka size gökten ve yerden rızk veren bir yaratan var mıdır? O/ndan başka tapacak yoktur. Artık niye tevhitten dönüyorsunuz?
Ey insanlar! Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında da bir başka yaratıcı var mı? O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nereye çevriliyorsunuz?
O hâlde, ey insanlar! Allah’ın size bahşettiği nîmetleri düşünün:Gökten yağdırdığı ve yerden çıkardığı sayısız nîmetlerle sizi besleyen Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? Hayır; O’ndan başka tanrı yok! Öyleyse, nasıl oluyor da, inkârcıların propagandasına aldanıp Allah yolundan yüz çeviriyorsunuz!
Ey İnsanlar! Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini anın!
Sizi Yer ve Gök’ten rızıklandıran, Allah’tan başka hiçbir yaratıcı var mı?
O’ndan başka ilah yoktur.
Nasıl (aldanıp) çevriliyorsunuz?
Ey insanlar! Allah’ın size ihsan ettiği nîmetini (sürekli) anın. Size gökten ve yerden rızık veren Allah’tan başka bir yaratıcı, olabilir mi? Zâten Ondan başka ilâh yoktur. Öyleyse siz, (Hak’tan) nasıl da saptırılıyorsunuz?
Ey insanlar! Allah'ın size bağışladığı nimetleri hatırlayın! Size göklerden ve yerden azık sağlayan Allah'tan başka bir yaratıcı var mı? 3 (Hayır!) O'ndan başka ilah yoktur: ama nasıl olur da zihinleriniz bu [apaçık hakikatten] sapar! 4
Ey insanlar! Allah’ın size verdiği nimetleri bir düşünün. Gökten ve yerden size rızık verecek Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? O’ndan başka ilah yoktur. O halde nasıl böylesine aldanıyorsunuz? 16/5...8, 23/78...90, 80/17...23
Siz ey insanlar: Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Allah’tan başka sizi gökten ve yerden sürekli[3878] doyuracak bir yaratıcı mı var?[3879] O’ndan başka ilâh yoktur: şu halde, nasıl böylesine savruluyorsunuz?[3880]
[3878] Muzari formu “sürekli” anlamını içerir (Bkz: İtkân, II, 317).
[3879] Zımnen: Haneye değil hanenin sahibine teşekkür edin! Bu teşekkür, Allah söz konusu olduğunda kulluktan başkası değildir.
[3880] Tu’fekûn: “(birine) iftira etti” anlamındaki efekeden meçhul fiil: “İnançta haktan yola çıkıp bâtılda karar kılmak, sözde doğrudan yalana kaymak, eylemde güzelden başlayıp kötüye ulaşmak” manalarını verir (Râğıb). Kur’an’ın iniş sürecinde muhtemelen ilk kullanıldığı bu yerde kelime zihni bir savruluşu ifade eder. İlk neden ve son gaye arasındaki bağı kuramamak işte bu savruluşun sonucudur. “Rabbimiz!.. kalplerimizi saptırma!” (
3:8) duası, bu tür bir savruluşa karşı mücadele edenlerin duasıdır.
Ey insanlar! Allah'ın üzerinizde olan nîmetini hatırlayınız. Allah'tan başka sizi göklerden ve yerden merzûk eden bir Hâlık var mıdır? O'ndan başka ilâh yoktur. O halde nereden döndürülmüş oluyorsunuz?
Ey insanlar! Allah'ın üzerinizdeki nimetlerini hatırlayın: Düşünün: göklerden ve yerden sizi rızıklandıran Allah'tan başka bir yaratıcı mı var? Ondan başka tanrı yoktur. Böyle iken nasıl oluyor da (imandan inkâra) çevriliyorsunuz?
Ey insanlar, Allah'ın size olan ni'metini hatırlayın: Allah'tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl oluyor da gerçekten çevriliyorsunuz?
Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini düşünün; Allah’ın dışında size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mıdır? O'ndan başka ilah yoktur. Neye güvenerek yanlışa sürükleniyorsunuz?
-Ey insanlar! Allah'ın size verdiği nimetini düşünün. Allah'tan başka, size göklerden ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? O'ndan başka ilah yoktur. O halde nasıl aldanıyorsunuz?
Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Sizi gökten ve yerden rızıklandıracak, Allah'tan başka bir yaratıcı mı var? Ondan başka hiçbir tanrı yoktur. Öyleyse nasıl oluyor da tersiniz dönüyor?
Ey insanlar, Allah'ın, üzerinizdeki nimetini anın! Allah'tan başka yaratıcı mı var? Sizi gökten ve yerden rızıklandırır. O'ndan başka ilah yoktur. Hal böyle iken nasıl oluyor da yüz geri çevriliyorsunuz?
iy ādemįler! anuñ Tañrı ni'metini üzerüñüze. hįç var mı yaradıcı Tañrı’dan ayruķ kim rūzį vire size gökden daħı yirden? yoķdur Tañrı illā ol pes nite döndürilürsiz! ya'nį įmāndan.
İy ādemīler, ẕikr eyleñüz Tañrı ni‘metlerini üstüñüze. Yaradıcı var mıdurTañrıdan özge ki rızḳ virici gökden ve yirden? Andan özge tañrı yoḳdur.Pes niçün īmāndan ṣarf olursız?
Ey insanlar! Allahın sizə olan ne’mətini yada salın. Allahdan başqa sizə göylərdən və yerdən ruzi verən bir xaliq varmı?! Ondan başqa heç bir tanrı yoxdur. Elə isə necə (aldanıb haqdan) döndərilirsiniz?
O mankind! Remember Allah's grace toward you! Is there any creator other than Allah who provideth for you from the sky and the earth? There is no God save Him. Whither then are ye turned?
O men! Call to mind the grace of Allah unto you! is there a creator, other(3874) than Allah, to give you sustenance from heaven or earth? There is no god but He: how then are ye deluded away from the Truth?*
3874 As the primal Cause of all things is Allah, an appeal is made to man to turn to Allah instead of running after false fancies. Allah is not only the source, but the centre of all life and activity, and all affairs return to Him. The world is sustained, and human life is sustained, by Allah's grace and providence. "Sustenance" is to be taken, in Qur'anic language, for all that helps to maintain and develop every aspect of life, physical and spiritual. It would be the height of folly, then, for man to ignore Allah's gracious Message, as explained in His Revelation.