Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4093, sondan 2144. ayet; 39. sure ve bu surenin 35. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 12, harf sayısı 58 ve toplam ebced değeri ise 3003 olarak hesaplanmıştır.
ليكفر الله عنهم اسوا الذي عملوا ويجزيهم اجرهم باحسن الذي كانوا يعملون
ليكفراللهعنهماسواالذيعملواويجزيهماجرهمباحسنالذيكانوايعملون
Liyukeffira(A)llâhu ‘anhum esvee-lleżî ‘amilû ve yecziyehum ecrahum bi-ahseni-lleżî kânû ya’melûn(e)
Allah, işlediklerinin en kötüsünü örtmek ve onlara yaptıklarının en güzeli ile karşılık vermek için (onları böyle mükâfatlandırdı).
“Gerçeği getiren” ile Cebrâil’in, “onu tasdik eden” ile Hz. Peygamber’in kastedildiği veya gerçeği getirenin Hz. Peygamber, onu tasdik edenin Hz. Ebû Bekir yahut Hz. Ali gibi önde gelen bazı sahâbîler olduğu yönünde görüşler varsa da burada Hz. Peygamber ile onu tasdik eden bütün müminlerin kastedildiği şeklindeki yaygın görüşün daha isabetli olduğu anlaşılmaktadır. İbn Mes‘ûd’dan nakledilen bir kıraat farkına dayanarak âyetin bu bölümünün, insanları Allah’ın birliğine inanmaya çağıran ve Allah tarafından kullarının iyiliği için konulmuş hükümlere uymaları yönünde insanları aydınlatan herkesi içine aldığı da ileri sürülmüştür (İbn Atıyye, IV, 531; Râzî, XXVI, 279; Şevkânî, IV, 350). 33. âyetteki “takvâ sahipleri” bu bağlamda üzerinde durulan tevhid ilkesiyle çelişen inançlara sapmaktan, ilâhî gerçeğe sırt çevirmekten sakınan samimi müminleri ifade etmektedir. Bunların niteliği olarak 34. âyetin metninde geçen “muhsinîn” kelimesinin masdarı olan ihsan kavramı ise her türlü iyi ve güzel davranış için kullanılmakla birlikte, bir hadiste “Allah’a O’nu görüyormuş gibi derin bir saygı ve huşû içinde ibadet etmek” şeklinde açıklanmıştır (Buhârî, “Îmân”, 37; Müslim, “Îmân”, 5, 7). Böylesine yüksek bir kulluk bilincine ve duyarlılığına ulaşan insanın, diğer işlerinin iyi ve güzel olmasında da aynı duyarlılığı göstereceğinde kuşku yoktur. İnsanın yanlışlarının, günahlarının farkına vararak hatalı yolda olduğunu kabul edip dönüş yapması da günah işlememek kadar önemlidir, değerlidir. İnsan, yanlış yoldan dönüp iyi şeyler yapma fırsatına sahip olduğu sürece İslâm ona kapıyı açık tutmaktadır. Tövbenin başlı başına bir ibadet değeri taşıması da buradan ileri gelir. Bu sebeple 35. âyette yüce Allah, bu şekilde dönüş yapanların geçmişteki en büyük kötülüklerini dahi bağışlayacağı, onları geçmişteki günahlarına göre değil yaptıkları en güzel işlere göre ödüllendireceği müjdesini vermektedir.
Böylece Allah onların (dünyada) yaptıkları en kötü şeyleri bile örtecek, ödüllerini yapmış olduklarının en güzeliyle verecektir.
Bu ayette bir müjde verilmekte, samimiyetle tevbe edenlerin yani [muttakî] ve [muhsin]lerin Allah’a yönelenlerin yaptığı hataların örtüleceği ve sonrasında gerçekleştirecekleri davranışların en güzeli üzerinden değerlendirilmeye tabi kılınacakları ifade edilmektedir. Benzer mesajlar: Tevbe
9:121; Nahl
16:96, 97; Nûr
24:38; ‘Ankebût
29:7; Ahkâf
46:16.
Böylece Allah, onların geçmişte yaptıkları en kötü davranışları bile örtecek ve yaptıklarının en güzeline denk olarak ödüllerini verecektir.
Allah, onların¹ yaptıklarının en kötülerine kafir² olacak; yaptıklarının karşılığında, en iyisiyle karşılık verecek.
1- Muhsin olanlardan. 2- Örtecek.
Çünkü Allah, onların (dünyada) yaptıklarının en kötüsünü (bile) temizleyip-giderecek (iyilik ve ibadetlerini kefaret sayıp günahlarını silecek) ve yaptıklarının en güzeliyle ecirlerini verecektir.
Allah, onların önce işledikleri en kötü suçları bile örtecek ve ettikleri iyiliklerin mükafatını daha da güzel bir surette verecek.
Böylece Allah, işledikleri kötülükleri siler ve onları hayatta iken yaptıkları en güzel şeylere göre ödüllendirir.
Böylece, Allah onların geçmişte, İslâm'a girmeden önce yaptıkları en ağır kusurlarını bile silip bağışlayacak, onları işlemeye devam ettikleri bilinçli amellerin en güzelini, en değerlisini ölçü alarak mükâfatlandıracaktır.
bk. Kur’an-ı Kerim,
46:16.
Çünkü Allah onların yaptıklarının en kötülerini örtecek ve kendilerine yapmakta olduklarının en güzeliyle karşılık verecektir.
Çünkü Allah, onların (dünyada) yaptıklarının en kötüsünü temizleyip-giderecek ve yaptıklarının en güzeliyle ecirlerini verecektir.
Çünkü Allah, onların daha önce işledikleri amelin en kötüsünü bile örtüb bağışlayacak ve yapmakta oldukları güzel amellerin en güzeli ile mükâfatlarını kendilerine verecektir.
Nihayet Allah, onların yapmış oldukları en kötü şeyleri onlardan siler. Ve yapmakta oldukları şeylerin en güzeliyle ücretlerini vererek onları mükâfatlandırır.
En kötü işlerini, Allah örter onların, sevap verir onlara, en iyi işleri derecesinde
Çünkü Allah, (onların geçmişte) yaptığı kötülükleri örter ve onları (hayatta iken) yaptıkları en güzel şeylere göre ödüllendirir.
Allah sınırsız lütuf sahibi olduğu için insanların ufak tefek kusurlarını bağışlar ve onların rahmetten mahrum kalmasını istemez. Yapılan iyiliklerin kat kat artırılarak kötülükleri örtmesi, tevbe kapısının sürekli açık tutulması, Allah’ın dualara icabet etmesi, yakarışlara mukabelede bulunması bundandır. İnananların yaptıklarının en güzellerine göre ödüllendirilmesi, Allah’ın rahmetinin büyüklüğünden ve kullarını layık olduklarından daha güzeliyle ödüllendirmek istemesindendir. “İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu da (dünyada) kendilerine vaadedilen doğru sözün gerçekleşmesidir.” (Ahkâf
46:16)
Zira Allah, onların yaptıkları kötülükleri örter, onlara, işledikleri şeylerin en güzel karşılıklarını verir.
Böylece Allah, onların geçmişte yaptıkları en kötü hareketleri bile örtecek ve yaptıklarının en güzeline denk olarak mükâfatlarını verecektir.
Böylece ALLAH onların en kötü işlerini bağışlar ve yapmış olduklarının karşılığını da en güzel bir biçimde verir
Çünkü Allah, onların önceden yaptıkları amelin en kötüsünü bile keffaretle örtüp, işlemekte bulundukları güzel amellerin en güzeline göre mükafatlarını kendilerine verecektir.
Çünkü Allah onların mukaddemâ yaptıkları amelin en kötüsünü bile keffaretle örtüp, işlemekte bulundukları güzel amellerin en güzeline göre ecirlerini kendilerine ihsan edecektir
Çünkü Allah onların geçmişde yapdıkları en kötü (amel ve hareketleri bile) örtecek, yapmakda olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını ihsan edecekdir.
Tâ ki, Allah onların yaptıklarının en kötüsünü (dahi) örtsün ve onlara mükâfâtlarını, yapmakta olduklarının daha güzeliyle (fazlasıyla) ihsân etsin!
Bu vaatler, korunanların yaptıkları kötülükleri örtmesi ve yaptıklarının en güzeli ile karşılık vermesi içindir.
Allah bununla onların işledikleri kötü amellerini örtecek, onlara amellerinin en güzeli derecesinde mükâfat verecektir.
Böylece Allah, onların (dünyada) yaptıklarının en kötüsünü temizleyip giderecek ve yapmakta olduklarının en güzeliyle ecirlerini verecektir.
Allah, böyle fedâkâr müminlerden oluşan bir toplumu dâimâ iyiliğe, güzelliğe yönlendirecek, böylece bireysel ve toplumsal alanda her türlü zulmü, haksızlığı, kötülüğü yok ederek onların Kur’an’la tanışmadan önce işlemiş oldukları en büyük suçları bile silecek ve âhirette kendilerini, yaptıkları iyiliklerin en güzeliyle ödüllendirecektir.
İşlediklerinin kötülerini Allah’ın örtmesi, işliyor olduklarının en güzeliyle ödüllerini onlara vermesi içindir.
Böylece Allah onların (geçmişte) yaptıklarının1 en kötülerini bile örtecek ve onların mükâfatını (dünyadaki) en güzel ibâdetleri sebebiyle, verecektir.2
1 Yani Allah onların Müslüman olmadan önceki yaptıklarını örtecek, affedecek. Bu âyet halen Müslüman olanlar için; Allah, “gerçekten tevbe edip, yaşayışını Allah’ın istediği şekle soktu ktan sonra, onların önceki yaptıklarını örtecek, affedecek” şeklinde anlaşılabilir.2 Yaptıkları kötülükleri aşanen güzel ibâdetleri, sebebiyle... (İbnü Kesir) Âyetin son bölümü: “Biz, (âhirette) onların mükâfatını, yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.” şeklinde de tercüme edilebilir. Bk. (Nahl: 96-97) Ancak, böyle tercüme yapılırsa, bir defa bile iyilik yapanın kesinlikle onunla mükâfat görmesi gerekeceğinden; yukarıdaki tercüme daha doğrudur. Bu âyet; Müslümanlara yaptıkları kullukların karşılıklarının fazlasıyla ve kat kat verileceğini müjdelemektedir. Kâfirlerin cehennemde ebedi olarak kalacakları konusunda akla; “sadece Allah’ı inkâr için, sonsuz bir cezâ verilmesi zulüm olmaz mı?” sorusu gelebilir. Bunda bir zulüm yoktur. Çünkü hakkı bir anlık inkâr, ezelî ve ebedî olan Allah’ı sonsuz olarak inkâr, demektir. Yani, Allah’ın rahmetini ebedî olarak rettir. Böyle olunca, sonsuz Allah’a karşı yapılan, sonsuz inkârın karşılığının da sonsuz olması, adaletin gereğidir. Hatta Allah’ın ezelî olduğu düşünülürse ebedi ceza az bile gelebilir. Konuyla ilgili olarak Bk. (En’am: 160, Tevbe: 121, Nur: 38, Ankebut: 7, (Nahl: 96-97)
Bu amaçla Allah, işledikleri kötülükleri siler ve onları [hayatta iken] yaptıkları en güzel şeylere göre ödüllendirir.
Şöyle ki Allah, onların yaptıklarının en kötülerini örtüp bağışlayacak ve onları yaptıklarının en iyisine göre mükâfatlandıracaktır. 25/70-71, 29/7
Şöyle ki: Allah onların yaptıklarının en kötülerini örter ve onları yapageldiklerinin en iyisiyle ödüllendirir.[4137]
Tâ ki, Allah onlardan yapmış oldukları en kötü şeyleri af ve setretsin ve onları yapar olduklarının en güzeliyle mükâfaata eriştirsin.
Böylece Allah onların yaptıkları en kötü işi bile affeder ve yaptıkları makbul işlerin karşılığını en güzel şekilde verir. [46, 16]
(Böyle olur) Ki Allah onların yaptıklarının en kötülerini onlardan örtsün ve onları, yaptıklarının en güzeliyle mükafatlandırsın.
Bu, işledikleri kötü şeyleri Allah’ın örtmesi ve onları, yaptıklarının en güzeliyle ödüllendirmesi içindir.
Bu, onların yaptıklarının en kötüsünü bağışlaması ve onların ödüllerini yaptıklarının en iyisiyle vermesi içindir.
Allah onların geçmişte yaptıkları en kötü işleri bile örtecek, yaptıklarının en güzeliyle de onları ödüllendirecektir.
Böylece, Allah onların yaptıklarının en kötülerini örtecek, ödüllerini, yaptıklarının en güzeliyle verecek.
tā arıda daħı örte Tañrı anlardan yazuġın anuñ kim işlediler daħı yanud vire anlara müzdlerin görklüregi-y-ile anuñ kim oldılar işlerler.
Gidermeg‐içün Tañrı Ta‘ālā anlaruñ üstinden işledükleri ‘amellerüñgünāhını, daḫı cezā virmeg‐içün anlara ẟevāblarını, ‘amellerinden yaḫşı ẟevāb.
Allah (bununla) onların etdikləri ən pis işlərin üstünü örtəcək və gördükləri ən yaxşı işlərə görə onları mükafatlandıracaqdır (yaxud etdikləri əməllərin ən gözəl mükafatını verəcəkdir).
That Allah will remit from them the worst of what they did, and will pay them for reward the best they used to Jo.
So that Allah will turn off from them (even) the worst in their deeds(4295) and give them their reward according to the best of what they have done.*
4295 The conjunction (Lam in Arabic, translated "so that") indicates here the results, not the purpose. Allah's Reward is so bounteous, that if we truly and sincerely put our will into His keeping, He will remove the consequences not only of our minor faults but of the worst of our sins, and judge us according to the very best of our deeds.