Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4158, sondan 2079. ayet; 40. sure ve bu surenin 25. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 19, harf sayısı 87 ve toplam ebced değeri ise 4447 olarak hesaplanmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (2) م (7) bulunuyor.
فلما جاءهم بالحق من عندنا قالوا اقتلوا ابناء الذين امنوا معه واستحيوا نساءهم وما كيد الكافرين الا في ضلال
فلماجاءهمبالحقمنعندناقالوااقتلواابناءالذينامنوامعهواستحيوانساءهموماكيدالكافرينالافيضلال
Felemmâ câehum bilhakki min ‘indinâ kâlû-ktulû ebnâe-lleżîne âmenû me’ahu vestahyû nisâehum(c) vemâ keydu-lkâfirîne illâ fî dalâl(in)
Mûsâ onlara tarafımızdan gerçeği getirince, “Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın” dediler. Fakat kâfirlerin tuzağı hep boşa çıkmıştır.
Bu ifadelerden anlaşıldığına göre –henüz Tevrat gelmemiş olsa da– Mûsâ, kavmini kurtarmak için geldiği Mısır’da Firavun ve çevresine Allah’ın birliği inancına dayalı İsrâil dinî kültüründen gelen bazı inançlardan söz etmişti. Halbuki eski Mısır dinî geleneğine göre firavunlar hem kral hem de tanrının oğlu, dolayısıyla tanrı sayılıyorlardı. İşte Firavun, muhtemelen, Mûsâ’nın sözünü ettiği dinî inançların kendi halkının geleneksel dinî telakkisini ve kendisinin o telakkiye göre sahip olduğu konumu tehlikeye sokacağını gördüğü için bu kaygısını çevresindekilere, “Onun, dininizi değiştireceğinden yahut ülkede huzursuzluk çıkaracağından kaygı duyuyorum” şeklinde ifade etmiş ve Mûsâ’yı öldürmeye, ona inananların erkek çocuklarını katliama tâbi tutmaya karar vermişti. Nitekim İbn Atıyye de söz konusu âyetleri bu yönde yorumlamaktadır (IV, 555). Ancak bu büyük tehlikeye rağmen Hz. Mûsâ, âhirete inanmadıkları için yaptıklarının yanlarına kalacağını sanan bütün despotik güçlere karşı Allah’ın, kendisine inanıp güvenerek doğru yolda azimle ilerleyenlere yardım edeceğinden emindi.
İşte o (Musa), tarafımızdan kendilerine gerçeği getirince “Onunla birlikte iman edenlerin oğullarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın!” demişlerdi. (Ama) kâfirlerin tuzağı elbette boşa çıkar.
İşte Mûsâ, tarafımızdan kendilerine hakkı getirince, “Onunla beraber, iman edenlerin erkek çocuklarını öldürünüz, kadınlarını sağ bırakınız!” dediler. Ama kâfirlerin tuzağı elbette boşa çıkar.
Böylece katımızdan hakk ile geldiği zaman onlar: “Onunla birlikte iman eden kimselerin oğullarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın.” dediler. Gerçeği yalanlayan nankörlerin düzeni, sapkınlığa düşmekten başka bir şey değildir.
Böylece o (elçimiz), katımızdan kendilerine bir Hakk (Kitap) ile geldiği zaman, dediler ki: "Onunla birlikte iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın." (Böylece nesilleri kurutulup tehlike olmaktan çıksınlar!) Ancak kâfirlerin hileli düzenleri, sonunda mutlaka boşa çıkacaktır.
Musa, katımızdan gerçekle onlara gelince öldürün demişlerdi, onunla beraber inananların oğullarını ve bırakın kadınlarını; kafirlerin düzeni, ancak gerçekten dışarıdır, boştur.
Musa onlara bizden aldığı gerçekleri getirdiğinde dediler ki: “Onlarla beraber inananların kadınlarını sağ bırakıp oğullarını öldürün!” Ama gerçekten, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin hile ve düzenleri, her zaman boş ve neticesizdir.
İşte Mûsâ, bizim katımızdan onlara mucizeleri getirince, onlar:
“İman edenlerin, onunla beraber olanların oğullarını öldürün. Kızlarını öldürmeyip hayatta bırakın.” dediler. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlerin, kötülük etme planları, taktikleri hep boşa çıkmaktadır.
Böylece o, kendilerine tarafımızdan hakkı getirince: "Onunla birlikte inananların oğullarını öldürün ve kadınlarını sağ bırakın" dediler. Oysa kâfirlerin oyunları muhakkak boşa çıkar.
Böylece, o, katımızdan kendilerine bir hak ile geldiği zaman, dediler ki: 'Onunla birlikte iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın.' Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta olandan başkası değildir.
Bunun üzerine Mûsa, tarafımızdan onlara hakkı (kitabı) getirince de şöyle dediler: “- Mûsa ile beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını ise diri bırakın.” Fakat kâfirlerin hilesi ancak yok olmağa mahkûmdur.
Kendi katımızdan bir hak ile onlara geldiğinde, onlar: “Onunla beraber inananların erkek çocuklarını öldürün, kadınlarını yaşatın.” dediler. Fakat kâfirlerin tuzakları hep boşa çıkar.
Onlara katımızdan, o, hakla vardığında dediler ki: «Onunla birlikte inananların oğulların öldürün, kadınların diri tutan!»; Kâfirlerin hilesi ancak sapıklıktadır
(Musa, Firavun'a ve tebaasına) tarafımızdan gönderilmiş hakikatleri getirince şöyle dediler: “İman edip, Musa ile birlikte olanların oğullarını öldürün, kadınlarını ise sağ bırakın (Kıptilerle evlendirerek, iman edenlerin nüfusunun çoğalmasını engelleyin!)” Ama inkârcıların tuzakları, neticede boşa çıkmaya mahkûmdur.
Musa katımızdan onlara gerçeği getirince: "Onunla beraber iman etmiş kimselerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın" dediler. Ama inkarcıların hilesi elbette boşa gider.
İşte o (Musa), tarafımızdan kendilerine hakkı getirince: Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınları sağ bırakın! dediler. Ama kâfirlerin tuzağı elbette boşa çıkar.
Bu üç kişiden Firavun ve Hâmân, Kıptîlerin ileri gelenlerinden Karun da İsrailoğullarındandır. Daha sonraki âyetlerden de anlaşılacağı gibi Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın diyen Firavun’dur. Ona bu fikri verenin de Hâmân olduğu rivayet edilmektedir.
Onlara bizden bir gerçeği götürünce, "Onunla birlikte inananların oğullarını öldürün, kadınlarını ise yaşatın," dediler. İnkarcıların planı hep sapıkçadır.
Bunun üzerine Musa, kendilerine tarafımızdan hakkı getirince de: "Onunla beraber iman etmiş olanların oğullarını öldürün, kadınlarını diri tutun." dediler. Fakat o kâfirlerin tuzağı da hep boşa çıkmaktadır.
Bunun üzerine kendilerine tarafımızdan hakkı getiriverince de onunla beraber iyman etmiş olanların oğullarını öldürün, kadınlarını diri tutun dediler, kâfirlerin düzeni de hep dalâl içinde
İşte o, tarafımızdan kendilerine hakkı getirince: «Onunla beraber îman edenlerin oğullarını öldürün. (Yalnız) kadınları diri bırakın» dediler. Kâfirlerin düzeni heder olmakdan başka (bir şey'e mahkûm) değildir.
Ve (Mûsâ) onlara tarafımızdan hakkı getirdiğinde (daha önce de dedikleri gibi yine)dediler ki: “Onunla berâber îmân etmiş olanların (yeni doğan) oğullarını öldürün, kadınlarını(kızlarını) ise sağ bırakın!” Fakat kâfirlerin hîlesi ancak boşuna (yorulmak)tır.
Musa onlara bizim katımızdan gerçek doğruları getirdiği zaman “Onunla beraber iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün, kadınlarını bırakın yaşasınlar” dediler. İnkâr edenlerin yaptıkları tuzaklar boşa çıkmıştır.
Musa onlara tarafımızdan hak bir din getirince onlar «— Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını diri bırakın [³]» dediler. Kâfirlerin bu hileleri ancak beyhude olmaktan ibaret kaldı.
[3] Tekrar yine böyle işkenceye başlayın.
Böylece o, katımızdan kendilerine bir hak ile geldiği zaman dediler ki: “Onunla birlikte iman etmekte olanların erkek çocuklarını öldürün, kız çocuklarını ise sağ bırakın.” Ancak kâfirlerin hileli düzeni, boşa çıkmakta olandan başkası değildir.
Böylece Mûsâ, Firavun’un ilâhî hükümlere boyun eğmesi ve İsrail Oğulları’nı özgür bırakması gerektiğine dâir Bizden aldığı gerçeği onlara iletince, Firavunun danışmanları, “Ey Firavun!” dediler, “En iyisi, Mûsâ’ya inananların yeni doğan erkek çocuklarını öldürün, kız çocuklarını da ahlaksız bir şekilde hizmetimizde kullanmak üzere sağ bırakın!”İşte zâlimler, böyle plânlar kuruyorlardı. Aynı plânı Mûsâ doğduğunda da uygulamaya çalışmışlardı. Oysa ilâhî kanunlara göre, inkârcıların bütün tuzakları, bütün komploları yıkılıp gitmeye mahkûmdu!
Onlara katımızdan Hakk’ı getirdiğinde:
-“Onunla birlikte iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın!” dediler.
Oysa Kâfirler’in düzeneği ancak sapkınlık içindedir / boşunadır.
Bunun üzerine (Mûsa) kendilerine tarafımızdan gerçekleri1 getirince: “Onunla birlikte îman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın.” dediler. Kâfirlerin tuzağı (bile) sapkınlıktan başka (bir şey) değildir.
1 Yani gerçeklerle dolu olan Tevrât’ı...
[Firavun'a, ve tebaasına gelince,] Musa onlara Bizden [aldığı] hakikati getirdiğinde “Onun inançlarını benimseyenlerin 17 kadınlarını sağ bırakıp oğullarını öldürün!” dediler. Fakat inkarcıların hilesi hep boşa çıktı.
Musa onlara katımızdan vahyedilmiş ayetleri iletince Firavun ve adamları şöyle dediler: – Musa ile birlikte olup ona iman etmiş olanların erkek çocuklarını katledip kızlarını sağ bırakın. Ne var ki bu kâfirlerin tuzakları boşa çıkmaya mahkûmdu. 28/4
(Musa) kendilerine tarafımızdan gönderilmiş malum hakikatle gelince,[4187] “Onun yanında yer alan mü’minlerin kadınlarını sağ bırakıp oğullarını öldürün!” dediler. Kâfirlerin entrikası asla hedefine ulaşamayacaktır.
[4187] Arapça’da geçişsiz bir filî geçişli yapmanın birden çok yolu vardır. Fakat bir filî tef’il veya if’al babına taşıyarak geçişli yapmakla bâ edatıyla geçişli yapmak arasında fark vardır. Diğerlerinde öznenin aynı anda ve aynı yerde nesneyle birlikte olması şart değilken, sonuncusunda şarttır (Furûk). Burada câe bi şeklinde geldiği için, “hakikati getirince” mânası değil “hakikatle gelince” mânası verdik. Çeviri boyunca buna uymaya çalıştık. Aksi durumlar ya istisnalar ya da gözümüzden kaçanlardır.
Vaktâ ki, onlara Bizim tarafımızdan hak ile geliverdi, dediler ki: «O'nunla beraber imân edenlerin oğullarını öldürünüz, kadınlarını da diri bırakınız.» Kâfirlerin hilesi ise bir sapıklıkta bulunmaktan başka değildir.
Mûsa onlara Bizim tarafımızdan gerçeği getirince, “Onun yanında bulunan müminlerin oğullarını öldürün, kızlarını ise hayatta bırakın! ” dediler. Fakat kâfirlerin hile ve tuzakları boşa çıkar. [14, 6; 2, 49]
Hz. Mûsâ’nın doğumundan önce de Firavun böyle bir uygulama yaptırmış, bilâhere bu uygulamaya son vermişti. Fakat Hz. Mûsâ peygamber olarak gönderilince, öncekinin yerine geçen yeni Firavun da aynı endişelerden hareketle, tekrar erkek çocukları öldürtmeye başladı.
(Musa,) Onlara katımızdan hakkı getirince: "Onunla beraber inananların oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın!" dediler. Fakat kafirlerin tuzağı hep boşa çıkar.
Onlara, katımızdan verilen gerçeklerle gelince dediler ki "Onun yanındaki müminlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın.” Ama gerçekleri görmezlikten gelenlerin tuzakları boştur.
Onlara kendi katımızdan gerçeği getirdiği halde:-Onunla birlikte iman edenlerin oğullarını öldürüp, kadınlarını sağ bırakın, demişlerdi. Oysa kafirlerin tuzağı ancak boşa gitmeye mahkumdur.
Musa onlara katımızdan hakkı getirdiğinde, “Onunla beraber iman edenlerin kızlarını sağ bırakıp oğullarını öldürün” dediler. Fakat kâfirlerin hilesi boşa çıkmaya mahkûmdu.
Mûsa, katımızdan hakkı onlara getirince, şöyle dediler: "Onunla beraber iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün, kadınlarını hayata salın/kadınlarına uygunsuzca davranın/kadınlarının rahimlerini yoklayın!" Ama inkârcıların tuzağı hep boşa çıkmıştır.
pes ol vaķt kim geldi anlara ŧoġrulıġ-ıla bizüm ķatumuzdan eyittiler “depeleñ oġlanlarını anlaruñ kim įmān getürdiler anuñ-ile daħı diri ķoñ ķızlarını anlaruñ.” daħı degül kāfirler mekri illā azġunlıķ içinde.
Ol vaḳt ki geldi Mūsā anlara ḥaḳḳ‐ıla bizüm ḳatumuzdan. Eyitdiler: Öldü‐rüñ oġlanlarını bilesince īmān getürenlerüñ. Daḫı diri ḳoyuñuz ‘avratlarını.Daḫı kāfirlerüñ mekri degüldür, illā azġunluḳ içinde.
(Musa) onların yanına dərgahımızdan haqq ilə (həqiqi dinlə, mö’cüzələrlə) gəldikdə onlar: “Onunla birlikdə iman gətirənlərin (yəhudilərin) oğlanlarını öldürün, qadınlarını (qızlarını) isə diri saxlayın!” – dedilər. Kafirlərin hiyləsi ancaq boşa çıxar.
And when he brought them the Truth from Our presence, they said: Slay the sons of those who believe with him, and spare their women. But the plot of disbelievers is in naught but error.
Now, when he came to them(4391) in Truth, from Us, they said, "Slay the sons of those who believe(4392) with him, and keep alive their females," but the plots of Unbelievers (end) in nothing but errors (and delusions)!...*
4391 Verse 24 described the opposition of three types of Unfaith, which opposed Faith, in different ways, as described in the last note. Qarun, in his overweening insolence, may well have called Moses and Aaron "sorcerers telling lies" in the Sinai desert, as he despised priests and men of God, and might cast the Egyptian reproach in their teeth as a reminiscence. Here, in verse 25, we have an episode about the time of the birth of Moses: "them" and "they" refer to Pharaoh and his Court; the "coming" of Moses here refers to the time of his birth. On that construction, "with him", lower down in their speech would be elliptical, referring to "slay the sons", as if they had said, "Kill all Israelite male children: the unknown Prophet to be born would be amongst them: so kill them all with him." In verse 26 we again skip some years and recall an episode when Moses, having got his mission, stood in Pharaoh's Court, and some of the Egyptian Commonalty were almost ready to believe in him. 4392 That is, the Israelites, for they were the custodians of Allah's Faith then. For the slaughter of Israelite children by Pharaoh, see
27:4-6, and notes.