Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4315, sondan 1922. ayet; 42. sure ve bu surenin 43. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 8, harf sayısı 28 ve toplam ebced değeri ise 3020 olarak hesaplanmıştır. Bu sure حم عسق hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م ع (0) س (0) ق (0) bulunuyor.
ولمن صبر وغفر ان ذلك لمن عزم الامور
ولمنصبروغفرانذلكلمنعزمالامور
Velemen sabera ve ġafera inne żâlike lemin ‘azmi-l-umûr(i)
Her kim de sabreder ve bağışlarsa, işte bu elbette azmedilecek işlerdendir.
Müslümanların inanç özgürlüğü tanımayan putperest Mekkeliler’in ağır baskıları altında yaşadıkları ve henüz suçlunun kamu adına cezalandırılmasını sağlayacak bir örgütlenmeye sahip olmadıkları bir dönemde inen bu âyetlerde dahi müminler, başkasının hakkına saldırı niteliği taşıyan bir eyleme karşı gösterilen toplumsal ve bireysel tepkinin mahiyeti ve sonuçları, yani bir bakıma suç ve cezanın fikrî temelleri üzerinde düşünmeye yöneltilmektedir. Yakın gelecekte medenî bir toplumun kurulmasına öncülük edecek olan Resûlullah’ın ashabı, bireyler ve toplumlar arası ilişkilerde önemli bir konuda, saldırıya karşılık verilmesi halinde haklılık sınırlarının aşılmaması, amaca uygunluk ve denklik ilkelerine riayet edilmesi hususunda fikren hazırlanmaktadır. Özellikle 39 ve 41. âyetler bazı müfessirlerce müslümanlar ile müslüman olmayanlar arasındaki ilişkilerle sınırlandırılarak açıklanmış olmakla beraber, Taberî’nin ısrarla belirttiği üzere buralarda yüce Allah herhangi bir ayırım ve sınırlandırma yapmaksızın, haksız saldırıya uğradığı için hakkını korumaya ve zalime haddini bildirmeye çalışan herkesi övmüştür (XXV, 37-38, 39-40. Gerek ceza hukuku alanındaki gerekse haksız fiillerle verilen zararların tazmini konusundaki fıkhî hükümlerin birçoğunun belirlenmesinde 40. âyetin önemli bir dayanak teşkil ettiği hakkında bilgi için bk. Râzî, XXVII, 178-181). Bütün insanlığa ışık tutan bu âyetlerde özetle şu hususlara dikkat çekildiği söylenebilir: İster sebepsiz yere isterse bir kötülüğe karşılık verirken sınırı aşmak suretiyle olsun, başkalarına haksızlık edilmesi Allah’ın hoşnut olmadığı bir davranıştır. Şayet cezalandırma yolu seçilmişse, kötülüğü yapan kişi o eylemin kötülüğünü kendisine hissettirecek nitelikte ve ona denk bir karşılık görmelidir; ama konu şahsî bir hakla ilgiliyse bağışlama ve düzeltme yolunun seçilmesi hak sahibini ziyana sokmaz, onun Allah katındaki mükâfatı mahfuzdur. Öte yandan haksız saldırıyı önlemeye çalışmak ve meşrû müdafaa ölçüleri içinde karşılık vermek, kınamayı ve cezayı gerektiren bir eylem değildir, hatta yukarıda belirtildiği üzereyerine göre bir erdemdir; fakat olabildiğince sabredip özveride bulunmak da büyük bir erdemdir. Bazı müfessirler bu âyetlerin tefsiri sırasında, bir hakkın kamu otoritesi vasıtasıyla alınması hususunda fikir birliği bulunduğuna işaret ettikten sonra ihkåk-ı hak (hak sahibinin bizzat hakkını alması) konusundaki görüş ayrılıklarına değinirler (meselâ İbn Atıyye, V, 39-40). Esasen bu, –bu âyetlerden çok– başka deliller ışığında incelenmesi gereken bir konudur.
Kim sabreder ve bağışlarsa şüphesiz ki bu (davranışı) yapılmaya değer işlerdendir.
Kim sabreder ve affederse, şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.
Ancak kim sabreder ve bağışlarsa, büyüklük yapmış olur.
Fakat (şahsi haksızlıklara) sabreden ve bağışlayıp vazgeçen kimsenin bu hareketi; muhakkak “azmi'l-umur”dan= değerli ve şerefli davranışlardan (teşekküre değer bir harekettir).
Ve kim, dayanır ve suçları örterse şüphe yok ki bu, azme, iradeye dayanan işlerdendir elbet.
Kim her türlü sıkıntı ve eziyetlere sabreder, yapılan kötülüklere de intikam almayıp affetme yolunu tutarsa, şüphesiz bu hareketi yapılmaya değer işlerdendir.
Kim sabrederek mücadeleye devam eder ve affederse, bilsin ki, bu davranış, ciddi, kararlı olmayı gerektiren, maksada ulaştıran mücadele metotlarındandır.
Kim de sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu (yaptığı) üzerinde kararlılık gösterilecek (azmedilecek) işlerdendir.
Kim sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu, azme değer işlerdendir.
Her kim de sabredib suç bağışlarsa, işte bu (sabredib bağışlamak), işlerin en hayırlısındandır.
Fakat sabredip bağışlayan olursa, şüphesiz bu yol, yapılmasına azmedilen (önemli) işlerdendir.
Bir kimse sabrederse, bağışlarsa, işte bu azimli işlerdendir
Fakat kim de sabreder ve (kendisine yapılan kötülüğü) bağışlarsa, şüphesiz bu, azmedilip yapılmaya değer (hayırlı) işlerdendir.
“Yapılmaya değer işlerdendir” ifadesi, güzel olan, olması gereken budur demektir. Yani kim kötülük karşısında sabreder, anlayış gösterir ve affedici olursa erdemli bir iş yapmış olur ki Kur’an’ın önerdiği de budur. Allah’ın kısas gibi bazı konularda ruhsat vermesi, caydırıcılığı olsun ve o suçun tekrar işlenmemesi konusunda daha dikkatli olunsun diyedir. Aynı zamanda zulme ve haksızlığa maruz kalan tarafı teselli etmek ve haksızlığını telafi etmek içindir. Ama görüldüğü gibi bağışlamak en makbul olanı ve güzelidir.
Ama sabredip bağışlayanın işi, işte bu, azmedilmeye değer işlerdendir.
Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.
Kötülük karşısında sabreden ve onu bağışlayan kimse, mert ve azimli insanların yaptığı işi yapmıştır. Dinin istediği de budur.
Saberedip bağışlamak, sağlam bir karakteri gösterir.
Her kim de sabreder ve kusuru bağışlarsa, işte bu elbette azmedilecek işlerdendir.
Her kim de sabreder suç örterse işte o azmolunacak umurdandır
Bununla beraber kim sabreder, (suçları) örter (bağışlar) sa işte bu, şübhesiz ve elbet azm olunacak umurdandır.
Kim de hakikaten sabreder ve affederse, şübhesiz bu, elbette azmedilecek(kararlılıkla istenecek) işlerdendir.
Elbetteki haksızlığa uğradığında sabreden ve bağışlayanın yaptığı, büyük işlerden birisidir.
Her kim zulme katlanır öc almayıp yarlıgarsa işte bu hareket, en iyi bir harekettir, büyüklerin kârıdır.
Kim de sabreder ve bağışlarsa, hiç şüphesiz bu, azim gerektiren işlerdendir.
Bununla birlikte, her kim câhillerin sataşmalarına karşı sabreder ve onları bağışlarsa, ona da ne mutlu! Çünkü bu, büyük bir azim ve kararlılıkla yapılmaya değer işlerdendir.
Kim sabrettiyse, bağışladıysa, şüphesiz bu, elbette İşler’in azmindendir.
Kim de sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu kararlılık gerektiren bir iştir.
Ama bilin ki, kim sıkıntıya göğüs gerer ve affederse işte bu, gönülden istenen bir şeydir. 42
Her kim de sabreder ve bağışlarsa, işte bu gerçekten takdire şayan ve güzel bir davranıştır. 13/23-24, 39/10
Yine de kim sabreder ve affederse, iyi bilsin ki bu kararlılık ve direnç isteyen (büyük) bir davranıştır.
Ve elbette her kim sabreder ve (kötülüğü) setrederse şüphe yok ki bu, azmolunacak emirlerdendir.
Her kim dişini sıkarak sabr eder ve kusurları affederse, işte onun bu hareketi, ancak büyüklere yaraşan örnek davranışlardandır.
Fakat kim sabreder, affederse, şüphesiz bu, çok önemli işlerdendir!
Kim sabreder (katlanır) de (kendisine yapılmış yanlışı) örterse, onun bu yaptığı kararlılık gerektiren işlerdendir.
Kim de sabreder ve bağışlarsa, işte bu gerçekten işlerin en şereflisidir.
Bununla beraber, kim sabreder ve bağışlarsa, işte bu, uğrunda azmedilmeye değer işlerdendir.
Sabredip bağışlayan bilsin ki, bu, işlerin en zorlularındandır.
daħı her kim śabr eyledi daħı 'afv eyledi bayıķ şol işlerüñ buyrulmışlarındandur.
Daḫı ṣabr idüp ‘afv itse, taḥḳīḳ ol işlerüñ ulusındandur.
Əlbəttə, hər kəs (pisliyə) səbr edib (qisası) bağışlasa, (onun bu hərəkəti şəriətcə) çox bəyənilən əməllərdəndir!
And verily whoso is patient and forgiveth, lo! that, verily, is (of) the steadfast heart of things.
But indeed if any show patience and forgive,(4586) that would truly be an exercise of courageous will and resolution in the conduct of affairs.*
4586 It is harder to be patient and forgive, and yet to get wrongs righted, as was done by the Prophet, than to bluster about and "punish the guilty" or "teach them lessons". It may look like futility or lack of purpose, but in reality it is the highest and noblest form of courage and resolution. And it may carry out the purpose of reform and the suppression of evil even better than stern punishment. The gentleness of innocence often "persuades where stronger measures fail," But of course circumstances alter cases, and there is some allowance also to be made for the personal equation of the men you have to deal with: in some cases severity may be called for, but it should be from a strict judicial motive, and not merely from personal anger or spite or lower motive in disguise.