Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4319, sondan 1918. ayet; 42. sure ve bu surenin 47. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 21, harf sayısı 68 ve toplam ebced değeri ise 3559 olarak hesaplanmıştır. Bu sure حم عسق hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م ع (0) س (1) ق (1) bulunuyor.
استجيبوا لربكم من قبل ان يأتي يوم لا مرد له من الله ما لكم من ملجا يومئذ وما لكم من نكير
استجيبوالربكممنقبلانيأتييوملامردلهمناللهمالكممنملجايومئذومالكممننكير
İstecîbû lirabbikum min kabli en ye/tiye yevmun lâ meradde lehu mina(A)llâh(i)(c) mâ lekum min melce-in yevme-iżin vemâ lekum min nekîr(in)
Allah’tan, geri çevrilmesi imkânsız olan bir gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır, ne de (günahlarınızı) inkâr edebilirsiniz!
Gösterilen açık kanıtlara rağmen inkârcılık yolunu seçtikleri için Allah’ın kendi sapkınlıklarıyla baş başa bıraktığı kimselerin, âhirette bunun kötü sonuçlarıyla karşılaşınca ne hallere düşecekleri ve nasıl bir pişmanlık duyacakları, dünyadaki algılamalarımıza göre korku, gelecek endişesi, başkalarının önünde aşağılanmanın mahcubiyetini duyma gibi motifleri ön plana çıkaran canlı bir anlatım içinde tasvir edilmekte, ardından dönüşü olmayan gün gelmeden önce imanın aydınlık yoluna girilmesi için yeni bir çağrı yapılmakta; sonra Hz. Peygamber’e hitap edilerek, bunun da fayda vermemesi halinde kendisini bu sonucun sorumlusu gibi düşünmemesi istenmekte ve insanoğlunun yaratıcısına karşı bile nankör davranabileceğine işaret edilerek Resûlullah’a teselli verilmektedir. 44. âyette söz konusu edilen kimseler için bir velî, koruyucu bulunmayacağı yönündeki ifade, üstü kapalı biçimde, onların sapkınlıktan ve kötü âkıbetlerinden kurtuluş vesilelerini de yitirmiş olacaklarını belirtmektedir. Çünkü “velî”nin temel özelliklerinden biri, velîsi olduğu kişiye yol göstererek ona yardımcı olmasıdır. Nitekim 46. âyette ve başka bazı sûrelerde bu mâna açık olarak ifade edilmiştir (bk. Ra‘d
13:33; Zümer
39:23, 36; Gåfir
40:33; İbn Âşûr, XXV, 125). Aynı âyette geçen “... göreceksin” şeklindeki hitap, bir bakışa göre, belirli bir kişiye yönelik olmayıp azaba çarptırılacakların durumunu açık biçimde ortaya koymayı ve şaşkınlıklarına işaret etmeyi hedeflemekte, onların halinden ibret alınmasını istemektedir. Diğer bir bakışa göre ise burada Resûlullah’a hitap edilmekte ve gördüğü kötü muameleden, işittiği ağır sözlerden ötürü teselli edilmektedir (İbn Âşûr, XXV, 125). 45. âyetin “göz ucuyla etrafa baktıklarını” şeklinde çevrilen kısmı hakkında yapılan belli başlı açıklamalar şunlardır: a) Yaşadıkları zilletten dolayı kısık gözlerle veya gözlerinin feri kaçmış bir halde baktıklarını, b) Çok korktuklarından yahut içinde bulundukları kötü durumdan dolayı kaçamak bakışlar yaptıklarını, c) Çektikleri acılar sebebiyle gözlerini iyice açamadıklarını, d) Kör haşredilecekleri için kalpleriyle baktıklarını. Taberî bunlardan birincisini daha isabetli bulur; İbn Atıyye ve Zemahşerî de sonuncu yorumu zorlama bir açıklama olarak nitelerler (Taberî, XXV, 41-42; İbn Atıyye, IV, 41; Zemahşerî, III, 408; Şevkânî, IV, 621). Müminlerin 45. âyette değinilen sözü dünyadayken söyledikleri de düşünülebilir. O takdirde meâli şu şekilde değiştirmek uygun olur: “Zaten iman edenler de ‘Kıyamet günü gerçek anlamda kayba uğrayanlar, hem kendilerini hem kendilerine uyanları ziyan edenler olacak!’ diyorlardı.” Öte yandan âyete şöyle bir mâna da verilebilir: “İman edenler de kıyamet günü, ‘Gerçek anlamda kayba uğrayanlar, hem kendilerini hem kendilerine uyanları ziyan edenlermiş!’ diyecekler” (Zemahşerî, III, 408). Bazı müfessirlere göre bu sözde geçen “kendilerini ziyan etmeleri”nden maksat bu kimselerin cehennem azabına mâruz kalmaları, “kendilerine uyanları ziyan etmeleri”nden maksat ise şayet uyanlar da cehennemdeyse kendilerine yararlarının dokunmaması, şayet cennetteyse aralarına kesin bir engelin girmesidir (Şevkânî, IV, 621). “Kendilerine uyanlar” diye çevrilen kısımla, dünyadaki yakınları yahut cennete girmiş olsalardı orada beraber olabilecekleri yakınları da kastedilmiş olabilir (İbn Atıyye, IV, 41). İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu birçok âyet ve hadise dayanarak,–şayet imanlı olarak ölmüşlerse– günahkârların ebedî olarak cehennemde kalmayacağı kanaatine ulaşmışlardır. Bu görüşe katılmayan bazı âlimler 45. âyette yer alan “zalimlerin sürekli bir azap içinde bulunacağı” ifadesini de delil gösterirler. Halbuki burada zalimlerden maksat inkârcılardır; zira Kur’an’da “zalim” kelimesi mutlak olarak kullanıldığında, bununla inkârcılıkta direnenler kastedilir, âyetin önü ve sonu da bu mânayı desteklemektedir (Râzî, XXVII, 182). 46. âyetin “Allah’a karşı” şeklinde çevrilen kısmını “Allah’tan başka” mânasında alarak, “Orada onlara Allah’tan başka destek verecek yardımcılar bulunmaz; bütün söz ve tasarruf yüce Allah’a aittir” şeklinde izah edenler de vardır (Şevkânî, IV, 621); fakat kanaatimizce Nesefî’nin “Allah’ın azabına karşı” şeklindeki açıklaması (V, 417) bağlama daha uygun düşmektedir; bu tercihe göre cümlenin anlamı şu olmaktadır: O’nun azabına karşı durabilecek, onu önleyebilecek hiçbir güç yoktur. 47. âyetin “Allah’ın hükmü gereği geri çevrilemez olan bir gün gelmeden önce” diye çevrilen kısmına, “Onunla ilgili hükmü verdikten sonra Allah’ın geri çevirmeyeceği gün gelmeden önce” gibi mânalar da verilmiştir. Sözü edilen günden maksat ölüm anı veya kıyamet vaktidir (Şevkânî, IV, 621-622). Yine bu âyetin “ne de yaptıklarınızı inkâr edebilirsiniz” diye çevrilen kısmı –burada geçen “nekîr” kelimesi farklı mânalara açık olduğu için– “ne de bir yardımcı bulabilirsiniz”, “ne de başınıza gelen kötü sonucu değiştirmeye gücünüz yeter”, “ne de bir onura sahip olabilirsiniz” gibi mânalarla da açıklanmıştır (Taberî, XXV, 43; Şevkânî, IV, 622).
Allah’tan geri döndürülmesi imkânsız olan bir gün gelmeden önce Rabbiniz(in çağrısına) uyun! O gün, sizin için sığınak yoktur; hiçbir şeyi inkâr da edemezsiniz.
Allah'tan geri çevrilmesi imkansız bir gün gelmezden önce, Rabbinize uyunuz! Çünkü o gün, hiçbiriniz sığınacak yer bulamazsınız, itiraz da edemezsiniz.
Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce, Rabb'inizin çağrısına olumlu yanıt verin. İzin Günü¹, sizin için bir sığınak yoktur. Sizin için kabul etmemek de yoktur.²
1- Hesap görme günü. 2- Yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz.
(Ey İnsanlar!) Allah'tan, geri çevrilmesi olmayan bir gün (başınıza) gelmeden evvel, Rabbiniz'e (Kur'an’a ve Sünnet’e) icabet edin. O gün, sizin için ne sığınılacak bir yer bulabilirsiniz, ne de sizin için (artık gerçeği) inkâr etmeye (veya ortadan kaybolup bilinmez hale gelmeye bir fırsat verilecektir.)
Rabbinizin davetine icabet edin reddine imkan olmayan gün Allah tarafından gelip çatmadan; o gün, ne kaçıp sığınılacak bir yer var size ve ne suçlarını inkara mecal var size.
Öyleyse ey insanlar! Allah'tan geri çevrilmesi imkansız bir gün gelmezden önce, Rabbinizin çağrısına olumlu cevap verin. Çünkü o gün, ne sığınacak bir yeriniz var, ne de yaptıklarınızı inkâra çare.
Allah tarafından, geri çevrilmesi, tekrarı mümkün olmayan bir gün gelmeden önce, Rabbinizin İslâm'a davetini kabul edip yerine getirin. O gün hiç biriniz sığınacak bir yer bulamazsınız. İtiraz da edemezsiniz.
bk. Kur’an-ı Kerim,
75:10-12.
Allah'tan, geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmeden önce Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne bir sığınak ne de inkar yolu vardır.
Allah'tan, geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmeden evvel, Rabbinize icabet edin. O gün, sizin için ne sığınılacak bir yer var, ne sizin için inkar (etmeye bir imkan).
Allah'dan (inecek azabın) geri çevrilmesine çare olmıyan bir gün (kıyamet) gelmezden önce, Rabbinizin (hak dine olan) davetini kabul edin. O gün size ne sığınacak yer vardır, ne de inkâra çare...
Allah’ın getirmesine karşı hiçbir engelin olmayacağı olan o gün gelmezden önce, Rabbinizin çağrısına icabet edin. O gün, sizin için ne bir sığınak vardır, ne de yaptıklarınızı inkâr edebilirsiniz?
Allah tarafından geri bırakılmayan bir gün gelmeden, Tanrınızın çağrısına gidiniz, size o gün, bir sığınak bulunmaz, sizin için tanımamak da olmaz
(O halde) Allah'tan gelen ve geri dönüşün mümkün olmadığı hesap günü gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun! (Çünkü) o gün ne sığınacağınız bir yer bulabileceksiniz ne de (yaptıklarınızı) inkâr edebileceksiniz.
Allah katından, geri çevrilemeyecek günün gelmesinden önce Rabbinizin çağrısına cevap verin. O gün hiçbirinize sığınacak yer bulunmaz, inkar de edemezsiniz.
Allah'tan, geri çevrilmesi imkânsız bir gün gelmezden önce, Rabbinize uyun. Çünkü o gün, hiçbiriniz sığınacak yer bulamazsınız, itiraz da edemezsiniz.
ALLAH katından, geri çevrilmesi olanaksız olan gün gelmezden önce Rabbinize cevap veriniz. O gün sizin için ne bir sığınak ne de bir koruyucu vardır.
Allah tarafından, geri çevrilemeyecek kıyamet günü gelmeden önce, Rabbinizin davetine uyun, çünkü o gün, sizin için sığınacak bir yer yoktur ve siz inkâr da edemezsiniz.
Allahdan reddine çare olmıyan bir gün gelmezden evvel rabbınızın da'vetine icabet ediniz, o gün sizin için ne sığınacak yer vardır, ne de inkâre çare
Allahdan reddine asla çâre olmayacak bir gün gelmezden evvel Rabbiniz (in da'vetin) e icabet edin. O gün sizin için ne sığınacak bir yer, sizin için ne de (günâhlarınızı) inkâr (a bir mecal) yokdur.
Allah tarafından (tehdîd olunduğunuz ve başkalarınca) kendisi için geri çevrilme(imkânı) olmayan bir gün gelmezden önce, Rabbiniz(in da'vetin)e icâbet edin! O gün ne size sığınacak bir yer, ne de sizin için (günahlarınızı) inkâr etme(ye bir çâre) vardır!
Allah’dan başka hiçbir kimsenin geriye çeviremeyeceği gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına icabet edin. O kıyamet gününde sizin için sığınıp kaçacağınız hiçbir yer yok. Ve artık o günü inkâr edecek durumda da değilsiniz.
Allah tarafından çevrilmeyecek olan bir gün gelmeden evvel Rabbinizin dâvetini kabul edin. O gün, kaçıp sığınacak bir yer yoktur. Amalinizi inkâra da mecal yoktur.
Allah'tan geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmeden önce, Rabbinize icabet edin. O gün, sizin için ne sığınılacak bir yer var, ne de sizin için inkâr (etme imkânı).
Öyleyse, ey insanlar! Allah tarafından, geriye dönüşü mümkün olmayano müthiş Gün gelip çatmadan önce, gelin şimdiden Rabb’inizin çağrısına uyun! Çünkü o Gün ne sığınılacak bir yer bulabileceksiniz, ne de suçlarınızı inkâr edebileceksiniz.
Allah’tan onun için geri dönüşü olmayan bir gün gelmeden önce rabbinize icabet edin!
Sizin için o gün hiçbir sığınacak yer de yoktur; hiçbir inkâr / nekîr de yoktur.
(Ey İnsanlar!) Allah’tan başkasının geri çeviremeyeceği gün gelmeden önce, Rabbinizin davetine uyun. Artık o (âhiret) günü sizin için sığınılacak bir yer olmadığı gibi (azabı) sizden giderecek birisi de yoktur.1
1 Âyetin son bölümü “Artık o gün, sizin için sığınılacak bir yer olmadığı gibi, (günâhlarınızı) inkâr etmeğe imkân da yoktur” şeklinde de tercüme edilebilir.
[O halde, ey insanlar,] Allah'ın buyruğu ile 47 geri dönüşün imkansız olduğu Gün gelmeden önce Rabbiniz[in daveti]ne uyun: [çünkü] o Gün ne sığınacağınız bir yer bulabilirsiniz, ne de [yaptığınız hataları] inkar edebilirsiniz.
Allah’tan gelecek ve geri dönüşün mümkün olmadığı o gün gelmezden önce Rabbinizin çağrısına uyun. Yoksa o gün ne kaçıp kurtulacak bir yer bulabileceksiniz ne de günahlarınızı inkâr edebileceksiniz. 6/26.28, 39/53...61
(Ey insanlar!) Allah’ın fermanıyla geri dönüşün mümkün olmadığı gün gelmezden önce Rabbinizin davetine uyun! O gün ne sığınacağınız bir yer bulabilirsiniz ne de delilleri karartabilirsiniz.
Rabbiniz için icabette bulunun, bir günün gelmesinden evvel ki, onun için Allah'tan reddedebilecek yoktur. O gün sizin için ne bir sığınacak yer vardır ve ne de sizin için inkâra bir imkan.
Allah tarafından gelecek ve geri çevrilmesi mümkün olmayacak olan gün gelmeden önce Rabbinizin çağrısını kabul edip O'na dönün. Yoksa o gün ne sığınacak bir delik bulabilirsiniz, ne de yaptıklarınızı inkâra bir çare! [75, 10-12]
Âyetin son cümlesi şu anlamlara gelebilir: 1.Yaptığınız kötülükleri inkâr edemeyeceksiniz. 2.Kimlik değiştirmek sûretiyle ortadan kaybolamazsınız. 3.Karşısında bulunduğunuz şeye kızamayacaksınız. 4.Bu durumdan kendinizi kurtarmanıza imkân yoktur.
Allah'tan, geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmezden önce, Rabbiniz(in çağrısı)na uyun. Çünkü o gün ne sığınacak bir yeriniz var; ne de (yaptıklarınızı) inkara çare.
Burada nekîr, iki anlama gelebilir: Birincisi inkârdır ki çeviride bu anlamı kullandık. İkincisi de inkâr eden demektir. Yani o gün size yapılan işi inkâr eden, kınayan, buna engel olmaya kalkan yoktur.
Allah’ın geriye dönme fırsatı vermeyeceği gün gelmeden Sahibinizin çağrısına karşılık verin. Yoksa o gün ne bir sığınağınız olur ne de suçu üstlenmemenin bir yolu bulunur.
-Allah tarafından geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmeden önce Rabbinize cevap verin. O gün sizin için ne sığınacak bir yer var ne de inkar...
Dönüşü olmayan o gün Allah tarafından gelmeden önce Rabbinizin çağrısına uyun. Yoksa o gün ne sığınacak bir yeriniz olur, ne de yaptıklarınızı inkâr edebilirsiniz.
Ertelenmesine Allah'tan izin çıkmayacak gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun. O gün, sığınacak yeriniz olmayacak; yaptıklarınızı inkârınız da mümkün olmayacak.
[260b] uy virüñ çalabuñuza andan ilerü kim gele bir gün döndürmeġi yoķdur anuñ Tañrı’dan. yoķdur sizüñ hįç śıġınacaķ yir ol gün daħı yoķdur sizüñ inkār eylemek pes 'amellere.
İcābet idüñüz sizi yaradan Allāh[a], bir gün gelmezden burun ki aña dön‐mek yoḳdur. Size ṣıġınacaḳ yir yoḳdur ol günde, günāhlara inkār yoḳdur.
(Ey insanlar!) Allah tərəfindən geri qaytarılması əsla mümkün olmayan bir gün (qiyamət günü) gəlməmişdən əvvəl Rəbbinizin də’vətini qəbul edin! (Ona iman gətirin!) O gün sizin üçün heç bir sığınacaq tapılmaz və (günahlarınızı) inkar etməyə də heç bir imkan olmaz!
Answer the call of your Lord before there cometh unto you from Allah a Day which there is no averting. Ye have no refuge on that Day, nor have ye any (power of) refusal.
Hearken ye to your Lord, before there come a Day which there will be no putting back, because(4591) of (the Ordainment of) Allah. that Day there will be for you no place of refuge nor will there be for you any room for denial(4592) (of your sins)!*
4591 The Day of Judgement is inevitable. Allah has ordained it, and it cannot in any way be put back. 4592 At Judgement no one can escape the consequences of his crimes or deeds. And no one can disavow them or deny them, or by any chance pretend that they do not apply to him.