Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4339, sondan 1898. ayet; 43. sure ve bu surenin 14. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 4, harf sayısı 19 ve toplam ebced değeri ise 660 olarak hesaplanmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م (1) bulunuyor.
Ve-innâ ilâ rabbinâ lemunkalibûn(e)
12,13,14. O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve “Bunu hizmetimize veren Allah’ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz” diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.
Var etti ki, sırtlarına binesiniz, üzerine yerleştiğinizde rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve şöyle diyesiniz: “Bunu bize boyun eğdiren Allah noksanlardan münezzehtir, yoksa biz buna güç yetiremezdik! Ve biz kuşkusuz rabbimize geri döneceğiz.”
Şüphesiz ki biz sadece Rabbimize döneceğiz.”
“Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz.”
Kuşkusuz biz, sonunda Rabb'imize döneceğiz.
“Ve (sonunda) şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz!”
Ve şüphe yok ki biz, Rabbimize döneceğiz deyin diye.
İbn-i Ömer, Hz. Peygamberin, bir bineğe binince üç kere tekbir getirdikten sonra 13. âyetin "yücedir, münezzehtir" kısmından itibaren bu iki âyeti okuduğunu rivâyet etmektedir.
Ve şüphe yok ki biz, Rabbimize döneceğiz deyin diye, tüm binitleri sizin emrinize vermiştir.
“Biz elbette, Rabbimize döneceğiz” demelisiniz.
Ve biz elbette Rabbimize döneceğiz."
Ve biz elbette, Rabbimize çevrilip-döneceğiz.'
Ve Muhakkak biz, dönüb Rabbimize varacağız.”
“Ve elbette biz, Rabbimize döneceğiz.”
Demenizçin gemiden, yılkıdan binekler de yarattık!
“Ve şüphesiz biz, sonunda mutlaka Rabbimize döneceğiz.”
12,13,14. Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz (demelisiniz).
"Ve biz, sonunda Rabbimize döneceğiz."
"Gerçekten biz Rabbimize döneceğiz."
Ve her halde biz dönüp dolaşıp rabbımıza varacağız
13,14. Tâki sırtlarında karaar kılasınız, sonra üzerlerine yerleşince (kalblerinizle) Rabbinizin ni'metini iyice düşünesiniz ve (dilinizle de) «Bunları bize râmeden Allahın şânı ne yücedir, münezzehdir. Yoksa biz bunlara güc yetiremezdik. Biz herhalde, ancak Rabbimize dönüb gidicileriz», diyesiniz.
13,14. Tâ ki, onların sırtlarına kurulasınız; sonra üzerlerine yerleştiğiniz zaman, Rabbinizin ni'metini anarak: “Münezzehtir O (Allah) ki, bunu bize itâatkâr kıldı; yoksa (biz)buna güç yetirici kimseler değildik; çünki şübhesiz biz, gerçekten Rabbimize dönecek olanlarız” diyesiniz.(1)
(1)Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz bir bineğe bindiği zaman, üç kere tekbir getirir, sonra da: سُبْحاَنَ الَّذ۪ي سَخَّرَلَناَ هَذَا وَماَ كُنَّا لَهُ مُقْرِن۪ينَ۞وَاِنَّٓا اِلٰي رَبِّناَ لَمُنْقَلِبُونَ âyetlerini okurdu. (İbn-i Kesîr, c. 3, 286)“Şu meşhud (görünen) saltanat-ı insâniyet ve terakkıyât-ı beşeriye ve kemâlât-ı medeniyet (insanlığın medeniyette ilerlemeleri); celb ile (kendine çekmekle) değil, galebe (üstün gelmek) ile değil, cidâl (mücâdele)ile değil, belki ona onun za‘fı (zayıflığı) için teshîr edilmiş (emrine verilmiş), onun aczi için ona muâvenet(yardım) edilmiş, onun fakrı için ona ihsân edilmiş, onun cehli (câhilliği) için ona ilhâm edilmiş, onun ihtiyâcı için ona ikrâm edilmiş. Ve o saltanatın sebebi, kuvvet ve iktidâr-ı ilmî (ilim gücü) değil, belki şefkat ve re’fet-i Rabbâniye (Cenâb-ı Hakk’ın şefkat ve merhamet etmesi) ve rahmet ve hikmet-i İlâhiyedir ki; eşyâyı(varlıkları) ona teshîr etmiştir. Evet, bir gözsüz akreb ve ayaksız bir yılan gibi haşerâta mağlûb olan insana, bir küçük kurttan ipeği giydiren ve zehirli bir böcekten balı yediren; onun iktidârı değil, belki onun za‘fının semeresi(zayıflığının netîcesi) olan teshîr-i Rabbâniye ve ikrâm-ı Rahmânîdir.” (Sözler, 23. Söz, 117)
“Ve Hiç şüphe yok ki biz Rabbimize döneceğiz” demeniz içindir.
Biz herhalde Rabbimize döneceğiz».
“Ve biz elbette Rabbimize dönücüleriz (demeniz içindir).”
“Ve hiç kuşkusuz biz, bu nîmetlerden hesaba çekilmek üzere bir gün Rabb’imize döneceğiz!”
“Biz, elbette dönüp dolaşıp rabbimize varacağız”.
12,13,14. Bütün çiftleri1 yaratan ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan üzerlerine binmeniz, üzerlerine binince de Rabbinizin nîmetini anarak: “Bizim asla gücümüzün yetmeyeceği bu şeyleri hizmetimize veren (Allah)ın şânı çok yücedir.2 Ve biz elbette Rabbimize döneceğiz.” demeniz için3 binitler var eden de O (Allah)’tır.
1 Bk. (Ra’d: 3, Yasin: 36, Zariyat: 49) 2 Eğer Allah, suya kaldırma kuvvetini, petrole enerjiyi, demire dayanma gücünü, yeryüzüne çekim, atmosfere kaldırma kuvvetini, bazı hayvanlara evcilleşme özelliğini vermeseydi, insanın bunları emrinin altına alması, hiç mümkün olur muydu?3 İbnu Ömer (r.a.)'dan: Rasûlullah (s.a.v.) yolculuğa çıkarken hayvanı üzerine binip iyice yerleşince üç defa tekbir alır ve: “-Bizim asla gücümüzün yetmeyeceği bu şeyleri, hizmetimize veren (Allah)’ın şânı çok yücedir. Ve biz elbette, Rabbimize döneceğiz. Ey Allah’ım! Bu yolculuğumuzda senden iyilik, takva ve razı olacağın ameller işlemeyi nasip etmeni dileriz. Ey Allah’ım! Bu yolcuğumuzu kolay kıl, uzağını yakın et. Ey Allah’ım! Yolculukta yardımcımız Sensin, geride bıraktığımız ailemizin koruyucusu da Sensin. Ey Allah’ım! Yolculuğun zorluklarından üzücü şeylerle karşılaşmaktan ve dönüşte malımızda çoluk çocuğumuzda kötü haller görmekten sana sığınırım” der, dönüşünde de bunları söyler ve: -“Biz yolcular, tövbe ederek, Rabbimize ibadet ederek ve hamd ederek dönüyoruz.” cümlelerini ilave ederdi. (Müslim)
o halde biz mutlaka O'na döneceğiz!” diyesiniz.
13-14. Ki böylece onların üstüne kurulup hükmettiğinizde: “Bütün bunları bizim istifademize sunan Allah’ın şanı ne yücedir yoksa bizim buna asla gücümüz yetmezdi. Şüphe yok ki en sonunda biz Rabbimizin huzuruna çıkacağız,” diyerek Rabbinizin nimetlerini şükranla anasınız. 40/79
Nihayet şu kesin ki biz, elbet Rabbimize döneceğiz!”
«Ve şüphe yok ki, biz Rabbimize elbette dönüp gidicileriz.»
13, 14. Ta ki onların üstüne binerken Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve şöyle diyesiniz: “Bunları bizim hizmetimize veren Allah yüceler yücesidir, her türlü eksiklikten münezzehtir. O lütfetmeseydi biz buna güç yetiremezdik. Muhakkak ki biz sonunda Rabbimize döneceğiz. ”
Hz. Peygamber sefere çıkarken bineğine bindiğinde, “Bismillah” deyip atın üzengisine bastıktan sonra bu âyeti okuyarak üç defa el-Hamdülillah, sonra üç defa Allahu ekber derdi. Sonra bu âyetlerde bildirilen: “Sübhanellezî sehhare lena...” duasını okurdu.
Biz elbette Rabbimize döneceğiz.
Biz (öldükten sonra) yeni bir bedenle Rabbimizin (Sahibimizin) huzuruna çıkarılacağız.”
[*] "yeni bir bedenle" anlamı verdiğimiz "munkalib = مُنقَلِب" bir kalıptan bir başka kalıba girme anlamındadır. Allah Teala şöyle buyurur: "Biz aranızda ölümü yazdık; kimse bizden kaçıp kurtulamaz. Bunu, görüntünüzü değiştirmek ve bilmediğiniz bir görüntüde sizi yeniden yapılandırmak için yazdık. Şimdiki yapınızı iyi biliyorsunuz. Keşke elinizdeki bilgileri kullanıp da aklınızı başınıza alsanız?" (Bkz. Vakıa
56:60-62)
13,14. -Onların sırtlarına bitip oturmanız, sonra da: Rabbiniz'in nimetlerini hatırlamanız, onlara yerleştikten sonra da:-Bunu, hizmetimize veren Allah ne yücedir. Yoksa buna bizim gücümüz yetmezdi ve biz elbette Rabbimiz'e döneceğiz demeniz için..
“Sonunda hepimiz Rabbimize döneceğiz.”(3)
(3) Peygamberimiz yolculuğa çıkarken biniti üzerine yerleştikten sonra üç defa tekbir getirir ve daha sonra bu duayı (son iki âyetin Sübhânellezî ile başlayan kısmını) okurdu. (Müslim, Hacc: 425; Ebû Davud, Cihad: 72; Tirmizî, Daavât: 46.)
"Ve gerçekten biz, halden hale geçerek Rabbimize mutlaka döneceğiz."
13-14. tā ķarar dutasız arķaları üzere andan anasız çalabuñuz ni'met in ķaçan kim ķarar dutasız anuñ üzere daħı eyidesiz “arulıġı anuñ kim musaḥḥar eyledi bizüm içün uşbunı daħı olmaduķ aña güci yiterler. daħı bayıķ biz çalabumuz dapa dönicilerüz.”
Daḫı Tañrımuz ḥażretine dönecek‐biz. |
Həqiqətən, biz (öləndən sonra) Rəbbimizin hüzuruna qayıdacağıq!”
And lo! unto our Lord we are returning.
"And to our Lord, surely,(4619) must we turn back!"*
4619 Men of understanding, every time they take a journey on earth, are reminded of that more momentous journey which they are taking of the back of Time to Eternity. Have they tamed Time to their lawful use, or do they allow Time to run away with them wildly to where they know not? Their goal is Allah, and their thoughts are ever with Allah.