Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4432, sondan 1805. ayet; 44. sure ve bu surenin 18. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 9, harf sayısı 31 ve toplam ebced değeri ise 795 olarak hesaplanmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م (2) bulunuyor.
ان ادوا الي عباد الله اني لكم رسول امين
انادوااليعباداللهانيلكمرسولامين
En eddû ileyye ‘ibâda(A)llâh(i)(s) innî lekum rasûlun emîn(un)
O, şöyle demişti: “Allah’ın kullarını (esaret altındaki İsrailoğullarını) bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir peygamberim.”
Hz. Peygamber ve müminlerin karşısında Arap müşrikler olduğu gibi burada zikredilen tarihî örnekte de Hz. Mûsâ ve ona iman eden İsrâiloğulları karşısında Firavun ve adamları vardı. Firavun ve adamları inkârda direnip yapılacak başka bir şey de kalmayınca Allah, İsrâiloğulları’na vaad ettiği mûcizelerden birini lutfetti, Hz. Mûsâ’ya, inananları alıp gece yolculuğa çıkmasını emretti. Ken‘ân diyarına gitmek için Kızıldeniz’i geçmek gerekiyordu. Allah onlara denizden bir yol açtı, selâmetle geçtiler, arkadan gelen Firavun ve askerleri ise denizde açılan o yolun yeniden su ile dolması sebebiyle boğuldular. Mısır’da büyük bir refah, sayısız nimetler içinde yaşıyorlardı, bâtıl bir dâva uğruna bütün bu nimetleri, daha da önemlisi canlarını kaybettiler (denizin yarılması, geçiş için yol açılması ile ilgili olarak bk. Bakara
2:50). Dün köle olarak kullandıkları ve durmadan aşağılayıp işkence ettikleri İsrâiloğulları’na bu gibi nimetler bahşedildi. Tabii bu lutuflar da şartlı idi, İsrâiloğulları Hz. Musâ’ya iman ettikleri için bu nimetler, aynı çağda ve çevrede yaşayan başka topluluklara değil, kendilerine verilmişti; şart ise Allah’a itaat etmek, peygamberin yolundan gitmekti. 29. âyette geçen “Ne gök ağladı ne de yer” ifadesi mecazidir; kendilerini bir şey zanneden, başkalarını aşağılayan, kendilerinin içinde bulunmadığı bir dünya tasavvur edemeyen Firavun ve yandaşlarının hiç de önemli kimseler olmadığı anlatılmaktadır.
(Musa şöyle demişti:) “Allah’ın kullarını bana verin! Şüphesiz ki ben size (gönderilen) güvenilir elçiyim.
17,18. Andolsun, biz onlardan önce de, Firavun'un toplumunu imtihan etmiştik. Onlara da değerli bir peygamber gelmiş ve şöyle demişti: “Ey Allah'ın kulları! Çağrıma uyarak bana karşı görevinizi yerine getiriniz. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”[543]
[543] Hz. Mûsâ ve Firavun’un kıssası hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XVII, 399-412.
“Allah'ın kullarını bana verin.¹ Ben sizin için güvenilir bir resûlüm.”
1- Onları serbest bırakın; bırakın benimle gelsinler.
"Allah’ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir peygamberim" diye (davet etmişti).
Allah'ın kullarını demişti, bana teslim edin, şüphe yok ki ben, emin bir peygamberim size.
“Esaretiniz altındaki Allah'ın kullarını bana teslim edin, çünkü ben Allah'ın size gönderdiği güvene layık bir elçiyim!” demişti.
“Esaretiniz altındaki Allah'ın kullarını, İsrâiloğulları'nı, temel hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmasına son vererek, davetime icabet edebilmeleri ve iman etmeleri için bana gönderin. Ben size tebliğ görevi ile gönderilmiş, güvenilir bir Rasulüm.” diyordu.
"Allah'ın kullarını bana teslim edin. Gerçekten ben sizin için güvenilir bir elçiyim" diye. [1]
1.Bu ayeti kerimenin meali şöyle de olabilir: "Ey Allah`ın kulları! Bana gelin. Gerçekten ben sizin için güvenilir elçiyim" diye."
'Allah'ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim' (demişti).
Şöyle desin diye: “- Allah'ın kullarını bana bırakın; çünkü ben size güvenilir bir Peygamberim.
“Allah’ın kullarını bana geri verin. Ben, size gelen güvenilir bir peygamberim.”
«Allahın kullarını bana bırakın, ben sizinçin inanılır bir peygamberim»
O resul onlara şöyle demişti: “Allah'ın kullarını (esaretiniz altındaki İsrailoğullarını) bana verin. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir resulüm!”
"Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
17, 18. Andolsun, kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara: Allah'ın kulları! Bana gelin! Çünkü ben size (gönderilmiş) güvenilir bir resûlüm diye (davette bulunan) şerefli bir elçi gelmişti.
"Ey ALLAH'ın kulları, bana kulak verin. Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
O peygamber onlara şöyle demişti: "Esaretiniz altındaki Allah'ın kullarını bana teslim edin. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Şöyle diye: Allahın kullarını bana teslim edin, çünkü ben size emîn bir Resulüm
«Bana Allahın kullarını teslîm edin. Çünkü ben size (gönderilmiş) emîn bir peygamberim» diye.
“Allah'ın kullarını (İsrâiloğullarını) bana teslîm edin! Şübhesiz ki ben, sizin için(gönderilmiş) emin bir peygamberim” diye (da'vette bulundu).
“Allah’ın kullarını bana (İsrail oğullarını benimle gönderin) bırakın. Ben, sizin için güvenilir bir elçiyim“ demişti.
Ve şöyle demişti: Tanrı/nın kulları olan İsrail oğullarını bana verin [¹⁰]. Ben size gönderilmiş emniyetli bir peygamberim.
[10] Onları tutmayın veya Tanrı'nın kulları : Bana itaat ederek imanınızı gösterin.
“Allah'ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben sizin için güvenilir bir peygamberim (demişti).”
“Ey Firavun ve onun ileri gelen yöneticileri! Allah’a kulluk edin ve İsrail Oğulları’nı anayurtlarına götürmem için, Allah’ın bu kullarını bana teslim edin! Doğrusu ben, size Allah tarafından gönderilmiş güvenilir bir Elçiyim!”
(Dedi ki) : -“Allah’ın kullarını bana bırakın! Ben, sizin için güvenilir bir rasûlüm”.
(Mûsa): “Ey Allah’ın kulları! Bana uyun. Gerçekten ben sizin için güvenilir bir Peygamberim.”
“Bana teslim olun, ey Allah'ın kulları! 10 Ben size [gönderilen] bir elçiyim, güvene layık [bir elçi]!” demişti.
Bana gelin ey Allah’ın kulları! Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. 21/25, 42/13
ve (demişti) ki: “Bana gelin ey Allah’ın kulları![4443] Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
[4443] Veya: “Allah’ın kullarını bana teslim edin” (Krş:
26:17). Yani, Mısır’ın köleleştirdiği İsrâiloğullarını. ‘İbâde, hem nidanın muhatabı hem de cümlenin nesnesi olarak okunabilir. Hz. Mûsa’nın davetinin sadece İsrâiloğullarını değil, Firavun ve kavmini de kapsadığı gerçeğine dayanmaktadır.
(onlara demişti ki) «Allah'ın kullarını bana teslim ediniz, Şüphe yok ki, ben sizin için emin bir peygamberim.»
17, 18. Biz onlardan önce Firavun'un halkını da imtihan ettik, onlara da pek değerli bir resul gelip demişti ki: “Ey Allah'ın kulları, benim hakkımı verin, yani tebliğimi dinleyin; çünkü ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim.
Allah'ın kullarını bana teslim edin; çünkü ben sizin için güvenilir bir elçiyim.
“Allah’ın kullarını bana teslim edin. Ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim.
Allah'ın kullarını bana bırakın, ben güvenilir bir peygamberim, demişti.
“Allah'ın kullarını(2) bana teslim edin. Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
(2) Esaretiniz altındaki İsrailoğullarını.
Şöyle sesleniyordu: "Ey Allah'ın kulları, bana gelin! Çünkü ben sizin için güvenilir bir resulüm."
kim “virüñ baña Tañrı ķullarını bayıķ ben size yalavaçvan bellü”.
Benümle gönderüñüz, didi, Tañrı Ta‘ālā ḳullarını. Ben size imin peyġam‐ber‐ven.
(O demişdi: ) “Allahın bəndələrini (İsrail oğullarını) mənə verin. Həqiqətən, mən sizin üçün mö’təbər (güvəniləsi, sözündə düz, əmanətə xəyanət etməyən) bir peyğəmbərəm!
Saying: Give up to me the slaves of Allah. Lo! I am a faithful messenger unto you.
Saying: "Restore to me(4702) the Servants of Allah. I am to you a messenger worthy of all trust;(4703)*
4702 The argument of Moses and his "authority manifest" will be found at
7:104- 108, 120-126, 130-137. Notice how fully he assumes the authority of his office here. He claims all "servants of Allah", i.e., true worshippers, as under his protection, for his mission was both to the Egyptians and the Israelites; he asks that they should be restored to him; and he boldly denounces the Pharaoh's arrogance "as against Allah". 4703 "Worthy of all trust": Amin, a title that applied to prophets in S. 26, e.g., see
26:107. As the Prophet had historically earned that tide among his own people, the reminiscences of the story of Moses apply to him in his relations with the arrogant Quraysh.