Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4453, sondan 1784. ayet; 44. sure ve bu surenin 39. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 8, harf sayısı 36 ve toplam ebced değeri ise 2150 olarak hesaplanmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (1) م (4) bulunuyor.
ما خلقناهما الا بالحق ولكن اكثرهم لا يعلمون
ماخلقناهماالابالحقولكناكثرهملايعلمون
Mâ ḣalaknâhumâ illâ bilhakki velâkinne ekśerahum lâ ya’lemûn(e)
Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Ama onların çoğu bilmiyorlar.
Kur’an burada, tarihe bir atıf yaptıktan sonra Hz. Peygamber’in inkârcı muhataplarına yöneliyor, dünya hayatını kötü etkileme bakımından en önemli inkâr konusu olan “öldükten sonra yeniden dirilme” inancını ele alıyor, bu inancın ispatı için iki önemli delil kullanıyor: 1. Yine tarihten, kendilerine Tübba‘ denilen Yemen’in güçlü hükümdarlarından ve bunlara tâbi olan halktan söz ederek onca güçlerine, şevket ve şanlarına rağmen nasıl bunlar helâk olup gittilerse Arap müşriklerinin de öyle helâk olacakları, bu dünyada ebedî kalamayacakları; 2. Yere, göklere ve bunların arasında/içinde bulunanlara bakıldığında bunların bir yaratıcısının bulunmasının zaruri olduğu sonucuna varılacağı, bu yaratıcının hayatı, yalnızca geçici dünya hayatından ibaret kılmış olmasının anlamsız olacağı, bu takdirde birçok olay ve olgunun yerine oturmayacağı, düşünüldüğünde birçok şeyin bambaşka bir âleme ve hayata bırakılmış olduğunun anlaşılacağı.
Onları sadece gerçek bir amaçla yarattık. Fakat çoğu (bunu) bilmez.
Biz onları, gerçek bir amaç için yarattık. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
İkisini de yalnızca hakk¹ olarak yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.²
1- Yüce bir amacı gerçekleştirmek için yarattık. Zira Ahiret hayatını yok saymak, bu denli mükemmel bir varlık olan insanın, varlığını önemsiz ve amaçsız olarak görmekten başka bir anlama gelmez. Hayatı anlamlı ve amaçlı kılan şey, onun bir sınav alanı olmasıdır. Eğer ölümden sonra diriliş olmasaydı, bu yaratma, boş ve anlamsız olurdu. Yani yalnızca bir oyun olurdu. 2- Bu gerçeği idrak etmiyorlar.
Biz onları (kâinatı, dünyayı ve insanları) yalnızca Hakk ile (vahdet ve kudretimizi göstermek ve imtihan etmek amacı ile) yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler (ve gerçeği merak etmezlerdi).
Biz onları, ancak gerçek olarak yarattık ve fakat çoğu bilmez.
Biz onları ancak değişmez bir gerçek ve şaşmaz bir düzen içinde yarattık, fakat çoğu bu gerçeği bilmezler.
Onları, ancak haklı bir gerekçe ile hikmete dayalı olarak hesaplı bir düzen içinde yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
Biz onları ancak hak üzere yarattık. Ama onların çoğu bilmezler.
Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.
Ancak bunları (iman ve itaatı gerektiren) hak için yarattık; fakat onların, (Mekke kâfirlerinin) çoğu bilmezler.
Biz onları, ancak hak ve hakikat ile yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
Biz onları hak olarak yarattık, pek çokları bilmezler
Biz onları ancak yüce bir amacı gerçekleştirmek için yarattık. Ama onların çoğu bunu bilmezler.
İnsanın en büyük amacı Allah’ı tanımak, anlamak ve O’nun istekleri doğrultusunda yaşayarak rızasını kazanmak olmalı. Bunun için bütün güzelliklerin karşılığının noksansız verileceği ebedi saadet yurdunu her daim göz önünde bulundurmak gerekir. Ebedi hayatı yok sayarak ya da göz ardı ederek tutarlı ve dengeli bir hayat yaşayamayız. Yaratılanlar arasında sayılamayacak müstesna özelliklerle donatılmış olan insanın ahiret hayatını yok sayması, kendi varlığını önemsiz ve anlamsız hale getirir. Eğer ölümden sonra hayat devam etmeseydi bu hayatın da bir anlamı olmazdı. Onun için Allah ahirete imanı ve ahiret için çalışmayı çok sık aralıklarla vurgulamaktadır. Âhiret yurdu kötülük yapanları cezalandırmak için değil, yaratılışın gayesini bilen ve o yüce amaca hizmet ederek kemale eren erdemli insanların ebedi saadeti için vardır.
Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler.
Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Biz onları ancak belli bir amaca göre yarattık. Ne var ki onların çoğu bilmezler.
Biz onları hak ve hikmetle yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
İkisini de ancak hak sebebiyle yarattık ve lâkin pek çokları bilmezler
Biz bunları hakkın ikaamesine sebeb olmakdan başka (bir hikmetle) yaratmadık. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
Onları ancak hak ile yarattık; fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Her ikisini (gökleri ve yeri) de yalnızca gerçek ve doğru bir amaç için yaratmışızdır. Fakat onların pek çoğu bunları bilmiyorlar.
Biz onları ancak hak ve hikmete uygun yarattık. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler.
Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.
Tam tersine, her ikisini de ancak hak, hukuk ve adâlet esaslarına göre, belli bir hikmet ve amaç doğrultusunda ve şaşmaz kanunlara bağlı mükemmel bir sistem hâlinde, yani hak olarak yarattık; ne var ki, insanların çoğu bunu bilmez.
Onları ancak Hakk ile yarattık; ama onların çoğu bilmez.
Biz, o ikisini şaşmaz (kural)larla yarattık. Ancak o (kâfirlerin) çoğu, bunu bilmiyorlar.
Bunların hiç birini [derunî bir] hakikatten yoksun yaratmış değiliz: 22 ama çoğu bunu anlamaz.
Biz onları sadece yüce bir amacı gerçekleştirmek için yarattık ancak insanların çoğu bunu bilmez. 11/7, 67/2
lakin bunları, başka değil sadece gerçek bir amaç uğruna yarattık;[4455] ne var ki onların çoğu bunu bilmiyor.
[4455] Zımnen: Âhireti inkâr, bu kâinat misafirhanesinin ve onun şerefli konuğu insanın yaratılışının anlamsız ve amaçsız olduğunu iddia etmek demektir. Böyle bir akıl, hayatı oyun, dünyayı lunapark olarak algılar. Böyle bir algı sahibi kendisine “oyun çocuğu” rolü biçiyor demektir. Oysa hayat bir sınav, dünya bir sınav alanıdır (Bkz:
67:2). Krş:
15:85. Bu âyet , 35-36. âyetlerde anlatılan inkârcı akla cevaptır.
İkisini de yaratmadık, ancak Hakk'a mukarin olarak yarattık, fakat onların birçokları bilmezler.
Evet, onları hak ve hikmetle, ciddî maksat ve gayelerle yarattık, ama onların çoğu bunu anlamazlar.
Onları sadece gerçek bir sebeple, (hikmetli bir gaye ile) yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Biz bütün bunları ciddi bir kararla yarattık ama onların çoğu bunu bilmezler.
Onları ancak hak ile yarattık. Fakat, onların çoğu bilmez.
Biz onları ancak hak ve hikmetle yarattık; lâkin çokları bunu bilmiyor.
İkisini de, sadece gerçeği göstermek üzere yarattık. Ama onların çokları bilmiyorlar.
yaratmaduķ ol iki illā ḥaķk-ıla velįkin eyregi anlaruñ bilmezler.
Anları yaratmaduḳ, illā ḥaḳḳ‐ıla. Lākin anlaruñ çoġı bilmezler.
Biz onları yalnız haqq olaraq yaratdıq, lakin onların (Məkkə müşriklərinin) əksəriyyəti (bunu) bilməz!
We created them not save with truth; but most of them know not.
We created them not except for just ends: but most of them do not understand.*
4717 Cf.
21:16 , and n. 2676. All creation is for a wise and just purpose. But men usually do not realise or understand it, because they are steeped in their own ignorance, folly, or passions.