Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4468, sondan 1769. ayet; 44. sure ve bu surenin 54. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 4, harf sayısı 19 ve toplam ebced değeri ise 1234 olarak hesaplanmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (1) م (1) bulunuyor.
Keżâlike ve zevvecnâhum bihûrin ‘în(in)
İşte böyle. Ayrıca onları iri siyah gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
Dünyanın fâni, insanların ölümlü oldukları açıklanınca yeniden dirilişi takip edecek zaman içinde nelerin olacağı, insanların dünyada yapıp ettiklerine göre ebedî hayatta nelerle karşılaşacakları, kötüleri bekleyen cehennemin nasıl bir yer olduğu, oraya girenlerin çekecekleri ceza, iyiler için hazırlanmış olan cennetin tasviri, buraya girme bahtiyarlığına erecek olanların nâil olacakları çeşitli nimetler; insanların dünyadaki idrakleri, hayalleri, arzuları ve korkularından yola çıkılarak, bu kavramlar kullanılarak anlatılmaktadır. “Yargı günü”nden maksat kıyameti takip edecek olan sorgulama ve yargılamanın yapılacağı zamandır. Bu muhâkeme sonunda iyiler ve kötüler, suçlular ve mâsumlar, zalimler ve mazlumlar, cennetlikler ve cehennemlikler birbirinden ayrılacak, herkes dünyada yaptıklarının karşılığını elde edecektir. 43. âyetteki “zakkum ağacı” cehennemde bulunan ve azap için kullanılan bir ağaçtır (bk. Sâffât
37:62). 49. âyette geçen “Sen güçlü ve değerlisin” sözü, dünyada güçlerine güvenen, kendilerini değerli ve önemli bilen, böyle kabul ettiren, bu sayede kendilerine kimsenin dokunamayacağını zanneden kimselerin âhiretteki âcizlik ve çaresizliklerini, alaycı bir üslûpla dile getirmektedir. 56. âyette “İlk ölümlerinden başka bir ölüm tatmayacaklar” buyuruluyor. Mü’min (Gåfir) sûresinde (
40:11) ise iki kere öldürme ve iki kere diriltme olacağı ifade edilmişti. “İlk ölümleri” ifadesinden, her ikisi de gelip geçtiği ve “önceki” niteliğini aldığı için “dünyada ve berzahta vuku bulan iki ölüm” kastedilmiş olabilir. Bu ihtimali de geçerli görmekle beraber bize daha güçlü gelen ihtimal, dünya hayatının sonundaki ölümün kastedilmiş olmasıdır. Çünkü burada dünya ile âhiret, geçici ile ebedî, sonunda ölüm bulunan hayat ile bulunmayan hayat karşılaştırılmaktadır. Hangi ihtimal geçerli olursa olsun insanların defalarca ölüp dirileceklerini değil, dünya hayatı sonunda bir kere öleceklerini ifade eden âyet, reenkarnasyon inancını da reddetmiş olmaktadır (bk. Bakara
2:28).
İşte böyle! Biz onları, (güzel) gözlü hurilerle (de) eşleştirmiş (olacağ)ız.
Çeşitli ayetlerde geçen [hûr] kelimesi, [ahver] veya [havrâ] kelimelerinin çoğuludur ve cennet eşleri için kullanılmaktadır. Gözünün akı çok beyaz, siyahı da çok siyah olanlar veya kalpleri, nefisleri ve gözleri güzel olanlara denilir. İlgili ayetlerde geçen bu kelimenin cinsiyet ve cinsellik içermesi söz konusu değildir. Çünkü kadın-erkek bütün cennetliklere cennet arkadaşı olarak ikram edilecektir.,Benzer mesaj: Sâffât
37:48; Sâd
38:52; Tûr
52:20; Rahmân
55:56, 72; Vâkı‘a
56:22.
Aynı şekilde onlara çok güzel eşler veririz.
İşte böyle. Ve onları güzel gözlü hurilerle¹ eşleştirdik.
1- Bu eşleştirme, erkek için de kadın için de geçerli bir eşleştirmedir. Hur, gözdeki siyahın içinde küçük beyazlığın iyice gözükmesidir. Bu gözün güzelliğinin en mükemmel şeklidir. “Güzel bakışlı, bembeyaz parlak gözlü anlamına gelmektedir. “Hur”; Türkçeleşmiş şekliyle “huri” sözcüğünün, kökü “H-V-R” olup, “beyazlık, parlaklık” anlamına gelmektedir. Bu beyazlık, masumiyeti, saflığı, tertemiz olmayı, sevgiyi ifade etmektedir. “Hur” sözcüğünün tekil formu, erkek için “أَحْوَرٌ ” Ehver dişi için “حَوْرَاءٌ” Havra'dır. Yani, “hur” eril ve dişil formun çoğuludur. “Hur” sözcüğü, cinsiyet olarak, erkek ve kadın her iki cinsi de içine alan ortak bir anlama sahiptir. Dolayısı ile bu eşleştirme kadın için de erkek için de geçerli olan bir eşleştirmedir. Bu sözcüğün, tefsir ve çevirilerde Cennet'te erkeklere ikram edilecek eşler şeklinde anlam verilmesi bir zihniyet sorunudur. Ödüllendirmede ve cezalandırmada cinsiyet ayırımcılığı yapmak, Kur'an'a iftira etmektir.
İşte böyle! Ve Biz onları iri gözlü hurilerle eşlendirip evlendirdiğimizden (mutludurlar).
Böyle işte ve onları evlendiririz iri gözlü hurilerle.
İşte böyle olacak, biz onları siyah iri gözlü hûrilerle de evlendiririz.
Bu nimetlere kavuşturduğumuz gibi, onları iri, güzel gözlü hurilerle eveririz.
İşte böyle. Ayrıca onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
İşte böyle; biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
İşte müminlerin cennetteki yeri böyledir. Hem onları iri gözlü Hûri'lerle de eşlendirdik.
İşte bunun yanında, onları ceylan gözlü hanımlar ile evlendiririz.
İşte böyle, onları ceylân gözlü hurilerle eş kılarız
İşte böyle. Biz onları keskin bakışlı/ceylan gözlü eşlerle/arkadaşlarla bir araya getireceğiz.
Bkz.
52:20,
55:72,
56:22Ayette geçen “Hurin-inin” ifadesi “keskin bakışlı/ceylan gözlü” anlamına gelen bir ifade olup Kur’an’da dört yerde geçmektedir ve bu ayetlerin tamamı Mekke döneminde nazil olmuştur. Bu ayet, birçok meal ve tefsirde “Onları iri gözlü, güzel kadınlarla evlendireceğiz” şeklinde tercüme edilmiş olsa da burada anlatılmak istenen cennetteki birlikteliklerdir. “Zevvece” geçişli fiili burada “bir kişiyi başka bir kişi ile birleştirdi, bir araya getirdi” anlamında kullanılmıştır. Ayrıca “Ezvac-zevc” terimi Saffat
37:22. ayetinde arkadaş anlamında da kullanılmıştır. Buradaki eşlerin/arkadaşların mahiyetini ve birleşmenin/birlikteliğin içyüzünü ancak Allah bilir. Kadınların anlamakta zorlandığı “eşlerinin herhangi bir sınır konmadan hurilerle evlenmesi” ifadesi tamamen yanlış yorumlanmaktadır. Yoksa cennette Müslüman erkekleri olduğu gibi kadınları da üzecek bir durum söz konusu olamaz. Dünya algısıyla cenneti ve cennet nimetlerini tasvir ederken ölçüyü kaçırmamak gerekir. Zira aklı fikri nefisini tatmin etmek ve nefsin isteklerini yerine getirmek olan birileri cenneti nefsi terbiye olmuş olanların yeri değil de nefsi doymamış olanların yeri olarak düşünüyor olabilir.
Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz.
İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hûrilerle evlendiririz.
Bu böyledir; onlara güzel eşler vermişizdir.
İşte böyle, biz onları ayrıca iri siyah gözlü hurilerle evlendiririz.
Evet böyle, hem onları iri gözlü hurîlerle tezvic de etmişizdir
İşte (emir) böyledir. Onlara bembeyaz, şahin gözlü hurileri eş yapdık.
İşte böyle! Hem onları iri gözlü hûrilerle evlendirmişizdir.(1)
(1)“Ekl ve şürb (yeme ve içme) ve muâmele-i zevciye (evlilik hayâtı) gerçi bu dünyada bir ihtiyaçtan gelir, bir vazîfeye gider. Fakat o vazîfeye bir ücret-i muaccele (peşin bir ücret) olarak öyle mütenevvi‘ (çeşitli)lezîz lezzet içlerine bırakılmıştır ki, sâir lezâize tereccuh ediyor (diğer lezzetlere üstün geliyor). Mâdem bu dâr-ı elemde (sıkıntı yeri olan dünyada), bu kadar acîb (hayret verici) ve ayrı ayrı lezzetlere medâr (vesîle) ekl ve nikâhtır. Elbette dâr-ı lezzet ve saâdet (lezzet ve mutluluk yeri) olan Cennette o lezzetler; o kadar ulvî(yüksek) bir sûret alıp ve vazîfe-i dünyeviyenin uhrevî ücretini (dünyadaki vazîfesinin âhirette mükâfâtı olduğunu bilmekten gelen lezzeti) de lezzet olarak ona katarak ve dünyevî ihtiyâcı dahi uhrevî bir hoş iştihâ sûretinde ilâve ederek, Cennete lâyık ve ebediyete münâsib, en câmi‘ (çok lezzetleri içine alan) hayatdâr bir ma‘den-i lezzet (lezzet kaynağı) olur.” (Sözler, 28. Söz, 171)
Böylece onların yanlarına, güzel görünümlü, onlara eşlik eden hizmetçiler veririz.
Böyle ağırladığımız gibi kendilerine ahu güzeli beyaz yüzlü kadınları da yoldaş yapacağız [⁵].
[5] Veya ahu güzeli hurileri onlara zevce yapacağız.
İşte böyle ve biz onları beyaz tenli iri gözlülerle evlendiririz.
İşte böyle… Ayrıca onlara, güzel gözlü eşler vereceğiz.
İşte böyle! Onları iri gözlü hûrilere eş yaptık.
Ayrıca Biz onları güzel gözlü, beyaz tenli ve kusursuz eşlerle1 evlendireceğiz.
1 Hûri: (حُورٌ) kelimesi hem (حَوْرَاءُ) kelimesinin hem de (اَحْوَرُ) kelimesinin çoğulu olup, hem erkek hem de dişi için kullanılır. Dişi için kullanıldığında, “güzel gözlü, beyaz tenli ve kusursuz kadın” anlamına geldiği gibi, erkek için kullanıldığında da “güzel gözlü, beyaz tenli ve kusursuz erkek” anlamına gelir. Bu sebeple de bu kelimenin “eş” anlamında tercüme edilmesi daha doğru olur. Ayrıca Cennette “Hûri” adı altında özel bir kadın türünün olup olmadığı, müfessirler tarafından tartışma konusu edilmişse de (Saffat: 48-49 ve Vakıa: 35-37)’ye göre bu kadınların, cennette yeniden yaratılarak bu hale getirilen Müslüman hanımlar olması, daha kuvvetlidir.
İşte böyle olacak. Ve Biz onları güzel gözlü saf ve temiz eşler ile 30 birleştireceğiz.
İşte böyle, biz onları değerli olanlarla eşleştireceğiz. 2/25, 52/20
İşte böyle olacak. Ve Biz onları sıradışı güzellikte bir bakış, pırıl pırıl (bir kalp) taşıyan eşlerle birleştireceğiz.[4460]
[4460] Lafzen: “güzel gözlü”. Bi-hûrin ‘ıyn ifadesinin terkip olarak ilk geçtiği Rahmân 72 ve Tûr 20’nin notlarına bkz. Bir üstteki âyetle birlikte buradaki “güzel göz” güzel bir bakışı ifade eder. Cennetlik eşlerin yüzünde göz, gözünde yüz izi olmayacak kadar gözlerinin ve gönüllerinin birbirine dönük olduğunun ifadesidir. Dahası, eşlerin birbirlerine gözlerinden mutluluk aktardıklarına da delâlet eder.
İşte böyledir ve onları gözleri iri, elbiseleri tertemiz, renkleri beyaz cariyeler ile evlendirdik.
51, 52, 53, 54, 55, 56, 57. Müttakiler güvenli bir makamdadırlar: Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giymiş olarak karşılıklı otururlar. Hem Biz onları güzel gözlü hurilerle evlendiririz. Onlar canlarının çektiği her meyveden rahatlıkla isterler. İlk ölüm dışında artık orada ölüm tatmazlar. Allah kendilerini, tarafından bir lütuf eseri olarak cehennem azabından korur. İşte en büyük mutluluk, en büyük başarı budur!
Ayrıca onları, iri gözlü hurilerle de evlendirmişizdir.
İşte böyle olacak. Onlara, iri siyah gözlü kadınları(hurileri) hizmetçi olarak vereceğiz.
[*] Kur'an'da eşleştirmek fiilinin iki türlü kullanımı vardır. Birincisi evlendirmek anlamına gelen ( زَوَّجْنَاكَهَا لِكَیْ ) zevvecnâ kehâ like(Bkz: Ahzab
33:37) ve ikincisi yanına, hizmetine vermek anlamına gelen (وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ ) zevvecnâhum bi (bu ayet) kalıbıdır.
İşte böyle, onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
Onları böyle ödüllendirir, güzel gözlü eşlerle birleştiririz.
İşte böyle! Onları iri gözlü hurilerle de eşleştirmişizdir.
ancılayın daħı çift eyledük anlara ķaraśı gey ķara aķı gey aķ gözlüleri ulu gözlüler.
Daḫı evlendürdük anlara göz‐ leri alur ḥūrīler ki
(Mö’minlərin Cənnətdəki əhvalı) belədir. Hələ onları iri (ahu) gözlü hurilərlə evləndirəcəyik.
Even so (it will be). And We shall wed them unto fair ones with wide, lovely eyes.
So; and We shall join them to Companions(4728) with beautiful, big, and lustrous eyes.(4729)*
4728 The Companions, like the scene, the dress, the outlook, and the fruit, will be beautiful. There will be life, but free from all earthly grossness. The women as well as the men of this life will attain to this indescribable bliss. (R). 4729 Hur implies the following ideas: (1) purity; possibly the word Hawariyun, as applied to the first Disciples of Jesus, is connected with this root; (2) beauty, especially of eyes, where the intense white of the eyeballs stands out against the intense black of the pupil, thus giving the appearance of lustre, and intense feeling: as opposed to dullness or want of expression; and (3) truth and good will.