Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4629, sondan 1608. ayet; 49. sure ve bu surenin 17. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 19, harf sayısı 76 ve toplam ebced değeri ise 2911 olarak hesaplanmıştır.
يمنون عليك ان اسلموا قل لا تمنوا علي اسلامكم بل الله يمن عليكم ان هديكم للايمان ان كنتم صادقين
يمنونعليكاناسلمواقللاتمنواعلياسلامكمبلاللهيمنعليكمانهديكمللايمانانكنتمصادقين
Yemunnûne ‘aleyke en eslemû(s) kul lâ temunnû ‘aleyye islâmekum(s) beli(A)llâhu yemunnu ‘aleykum en hedâkum lil-îmâni in kuntum sâdikîn(e)
Müslüman olmalarını bir lütufta bulunmuş gibi sana hatırlatıyorlar. De ki: “Müslüman olmanızı bir lütuf gibi bana hatırlatıp durmayın. Tam tersine eğer doğru kimselerseniz sizi imana erdirmesinden dolayı Allah size lütufta bulunmuş oluyor.”
Yerleşim bölgeleri dışında göçebe olarak yaşayan Arap kabileleri Hz. Peygamber’e geliyor, sosyal yardımlardan pay almak için kendisine boyun eğiyor, teslim oluyorlardı. Bu davranışlarını “iman etmiş olmak için” yeterli saymaları, kendilerini mümin olarak göstermeleri üzerine bu âyetler gelmiştir. Günlük dilde ve terim olarak İslâm, Hz. Muhammed’e vahiy yoluyla bildirilen dinin adıdır. Bu dine iman eden ve gereğini yerine getirmeye çalışan kimselere de müslüman denir. Ancak İslâm kelimesinin sözlük mânasında “boyun eğmek, teslim olmak” da vardır. Bedevîlerin yaptığı da İslâm’ın bu sözlük mânasını gerçekleştirmekten ibaret idi. Çünkü 15. âyeti de göz önüne aldığımızda bir kimsenin gerçekten iman etmiş olabilmesi için kendisinde şu inanç ve davranışların gerçekleşmiş olması gerekmektedir: 1. İslâm’ın taleplerini yerine getirirken bunların Allah ve resulünün emirleri olduğuna, Allah’tan geldiğine, O’nun emirlerine itaat etmenin insana, dünya ve âhiret mutluluğunu sağlayacağına kalbi ile de iman etmiş, inanmış olmak. 2. Bu inancında asla şüpheye düşmemek, aklı ve duygularıyla ikna olmuş, bu inanca bağlanmış bulunmak. 3. İslâm’ı ve müslümanları korumak, dininin güçlenmesi için malını ve gerektiğinde canını vererek çalışmak, çabalamak, olanca gücünü harcamak. Bağlamdan anlaşıldığına göre “Biz de müminiz, inandık” diyen bedevîler henüz cihad ile sınanmış ve imanlarını ispat etmiş değillerdi. İmanlarının kalplerine yerleşmiş olmadığı hükmüne gelince, bunu ancak Allah bilirdi ve peygamberine böyle olduğunu bildiriyordu. Şayet Allah bildirmeseydi, peygamber dahil herkesin, “Ben müminim” deyip emirlere itaat edenleri gerçekten ve kalpten inanmış saymaları, böyle bilmeleri gerekecekti. Bedevîlerin Hz. Peygamber’e teslim olmalarına, onun yanında yer almalarına iki yönden bakılabilir: a) Müminlere düşman olmak yerine dost olup destek sağlamak; b) Ganimetten, sosyal yardımlardan yararlanmak, daha da önemlisi müslümanlar arasında yaşayarak gerçek ve kâmil mânada imana kavuşmak. Bu âyetler geldiği dönemde müslümanların bedevî desteğine ihtiyaçları kalmamıştı; halbuki onların hem maddî yardıma hem de hidayete, doğru ve kurtarıcı bir hayat yolunun kılavuzuna ihtiyaçları vardı. Teslim olmalarının, itaat etmelerinin karşılığını eksiksiz olarak aldılar, Hz. Peygamber ve ashabı tarafından eğitilerek hem medenîleştiler hem de birçoğunun gönlüne iman yerleşti. Şu halde ortada sözü edilecek bir iyilik, bir lutuf varsa bu, onların teslim (İslâm) olmaları değil, bu sayede elde ettikleri idi; bundan dolayı asıl minnettar olması gerekenler kendileriydi.
Onlar, müslüman olmalarını senin başına kakıyorlar. De ki: “Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın! Doğruysanız bilin ki size imanı gösterdiği için aslında Allah size iyilikte bulunmaktadır.”
Bedevîler Müslüman olmalarını senin başına kakıyorlar. De ki: “Müslüman olmanızı benim başıma kakmayınız. Tersine, eğer gerçekten inanmışsanız, sizi imana ilettiği için Allah, başınıza kaksa yeridir.”[577]
[577] Dinin istismarı hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XVIII, 191-192.
Onlar, teslim olmalarını başına kakıyorlar. De ki: “İslam'a boyun eğdiniz diye, benden minnet beklemeyin. Bilakis, eğer özü-sözü bir kimselerseniz, sizi imana erdirdiği için, siz Allah'a minnet duyun.”
(Ey Resulüm, bazıları) Müslüman oldular (ve birtakım hizmet ve fedakârlıkta bulundular) diye (gelip başına kakmak niyetiyle) Sana minnet etmektedirler. (Başlarına gelen sıkıntıların sorumluluğunu Sana yüklemektedirler.) De ki: “Müslümanlığınızı bana karşı minnet (konusu) etmeyin. (Hizmet ve ibadetlerinize karşılık dünyalık makam ve menfaat beklemeyin, kendinizi ayrıcalıklı zannetmeyin!) Tam tersine, sizi imana yönelttiği (küfür ve kötülükten çekip çevirdiği) için Allah size minnet edip (verdiği nimet ve faziletlerin şükrünü isteyebilir) . Eğer doğru sözlüler (ve temiz özlüler) iseniz (bunu böyle kabullenmeniz gerekir.) ”
Müslüman olduk diye seni minnet altında mı bırakırlar? De ki: Müslümanlığınızdan dolayı beni minnet altında bırakmaya kalkışmayın, hayır, Allah'a karşı siz minnet altındasınız, sizi doğru yola sevkedip imanda başarı verdiğinden, eğer doğru söylüyorsanız.
Ey Muhammed! onlar islâm'a girip, müslüman olmak suretiyle, sana bir lütufta bulunduklarını zannederek, müslüman olmalarını senin başına kakarlar. De ki: “Müslüman olmanızı benim başıma kakmayın. Bilakis sizi imana ilettiği için, Allah size lütufta bulunmuştur. Eğer sözünüzde samimi iseniz.”
Onlar, İslâm'a girdikleri için seni minnet altında bırakıyorlar.
“Yaşamaya devam ettiğiniz müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Asıl sizin, aydınlatıcı bilgiler verdiği, imana kavuşturduğu için, sizin Allah'a minnet borcunuz var. Eğer imanınızda samimi iseniz siz borcunuzu ödeyin.” de.
Müslüman oldular diye sana minnet ediyorlar. De ki: "Müslüman olmanızı bana minnet etmeyin. Aksine, sizi imana yöneltmesi dolayısıyla size minnet eder; eğer doğrular iseniz.
17.Taberani`nin hasen bir senedle Abdullah ibnu Ebi Evfa`dan rivayet ettiğine göre bedevilerden bazı kimseler: "Ey Resulullah (a.s.)! Biz Müslüman olduk ve seninle çarpışmadık. Oysa filanca oğulları seninle çarpıştılar" dediler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.
Müslüman oldular diye sana minnet etmektedirler. De ki: 'Müslümanlığınızı bana karşı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine, sizi imana yönelttiği için Allah size minnet etmektedir. Eğer doğru söylüyor iseniz (bunu böyle kabullenmeniz gerekir.)'
(Bedevî'ler= Benî esed kabilesi, biz müslüman olduk; bize ikram et; bize yiyecek ver diye) İslâm'a girdiklerini senin başına kakıyorlar. (Ey Rasûlüm, onlara) de ki: “-İslâm oluşunuzu benim başıma kakmayın. Doğrusu sizi imana hidayet buyurduğundan, Allah sizin başınıza kakar; eğer (imanınızda) sadık kimselerseniz.
Müslüman oldular diye, sana minnet ediyorlar. De ki: “Müslümanlığınızı minnet olarak başıma vurmayın. Belki Allah sizi imana iletti diye, size minnet eder. O da, eğer (imanınızda) doğru iseniz…
İslama girdiklerin, senin başına kakıyorlar; diyesin ki: «İslâmlığınızı başa kakmayın, sizi doğru yola ilettiğinden, eğer gerçekseniz, Allah size büyük iyilik etmiştir»
(Ey Muhammed!) Onlar Müslüman oldular diye, bunu senin başına kakıyorlar. (Sen onlara) de ki: “Müslüman olmanızı başıma kakmayın (benden minnet beklemeyin!) Tam tersine eğer doğru kimselerseniz, imana erdirmesinden dolayı sizin Allah'a minnet borcunuz vardır.”
Müslüman oldular diye seni minnet altında bırakmak isterler; de ki: "Müslüman olmanızla beni minnet altında tutmayın, hayır; eğer doğru kimselerseniz, sizi imana eriştirmekle Allah sizi minnet altında bırakır."
Onlar İslâm'a girdikleri için seni minnet altına sokuyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Eğer doğru kimselerseniz bilesiniz ki, sizi imana erdirdiği için asıl Allah size lütufta bulunmuştur.
Müslüman (teslim) oldular diye seni minnet altında bırakmak istiyorlar. De ki, "Müslümanlığınızı başıma kakmayın. Aslında, sizi inanca ulaştırdığı için ALLAH sizi kendisine borçlu görür, eğer doğru kimselerseniz."
Onlar İslâm'a girdikleri için sana minnet ediyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Bilakis sizi imana erdirdiği için Allah sizin başınıza kakar. Eğer doğrulardan iseniz (Allah'a minnettar olmanız gerekir.)
İslâma girdiklerini senin başına kakıyorlar, de ki islâmınızı benim başıma kakmayın, belki sizi iymana hidâyet buyurduğundan dolayı Allah sizin başınıza kakar, eğer sadıksanız
Onlar İslama girdiklerini senin başına kakıyorlar. (Onlara) de ki: «Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Bil'akis sizi îmâna muvaffak etdiği için size Allah minnet eder, eğer size («İnandık» demenizde) sadık (insan) larsanız.
(Onlar) İslâm'a girmelerini senin başına kakıyorlar. De ki: “İslâm'a girmenizle beni minnet altında bırakmayın! Eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, bil'akis sizi îmâna erdirdiği için Allah sizi minnet altında bırakır.”
Onlar müslüman olmalarından dolayı, seni minnet altında bırakıyorlar. Böylelerine deki “Müslüman olmanızdan dolayı beni minnet altında bırakmayın. Tam aksine, eğer doğru düşünenlerdenseniz, bilin ki! Allah size iman etmenin doğru yollarını göstermesinden dolayı, sizi minnet altında O bırakıyor.
Onlar cenksiz Müslüman olmakla sana minnet yükletiyorlar. Onlara de ki Müslüman olmanız ile bana minnet yükletmeyin. Belki imanınızda gerçekseniz Allah size imana yol göstermekle size minnet yükletir.
Müslümanlar oldular diye sana minnet etmektedirler. De ki: “Müslümanlığınızı bana karşı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine sizi imana yöneltip ilettiği için Allah size minnet etmektedir. Eğer (iman iddianızda) doğru sözlüler iseniz (Allah'a minnettar olmanız gerekir).”
İman henüz yüreklerine sinmemiş olan bazı câhiller, “Biz Müslümanlarla savaşmadan, kendi irâdemizle İslâm’a girdik!” diyerek, Müslüman oldukları için güya seni minnet altında bırakmak istiyorlar. Böyle kimselere de ki: “Müslümanlığınızı başıma kakmayın! Tam tersine, eğer gerçekten iman iddianızda samîmî iseniz, sizi imana eriştirdiği için asıl Allah sizi minnetborcu altında bırakmıştır. Eğer yüreğinizde bu şükür duygusunu taşımıyorsanız, zaten iman etmiş değilsiniz demektir.”
Teslim oldular diye sana minnet ediyorlar / iyilik ettiklerini düşünüyorlar.
De ki: -“Sizin islam / teslim oluşunuzu bana minnet etmeyin!
Doğru söyleyen / sadık idiyseniz, size İman için yol gösterdi diye Allah size iyilik ediyor”.
Müslümanlıklarını senin başına kalkıyorlar.1 (Sen de onlara): “Müslümanlığınızla beni minnet altına almayın, eğer (îmanınızda) doğruysanız; sizi îmana yönelttiği için (esasen) Allah’ın, sizi minnet altına alması gerekir.” de.
1 Minnet: Lügatte iki manaya gelir. Birisi, nimet manasınadır ki dilimizdeki memnuniyet bu kökten gelir. Diğeri ise, bir hakkı kesmek, iyilik ettiği kimseye karşı iyiliklerini bir şey saymak ve ihsanına mağrurlanmaktır ki bu iyiliğin kıymetini eksiltir veya keser. Dilimizdeki “minnet” de bu kökten gelir. Bk. (Bakara: 262) Bu âyet Beni Esed kabîlesinin, savaşmadan Müslüman olmalarını Peygamberimizin başına kalkmaları üzerine nâzil olmuştur.
Birçok insan, 21 [sana] teslim olmak suretiyle 22 [ey Muhammed], sana bir lütufta bulunduklarını zannederler. De ki: “Teslimiyetinizi bana bir lütuf olarak görmeyin: hayır, tersine size iman yolunu göstermek suretiyle Allah size lütufta bulunmuştur; eğer sözünüzde samimi iseniz!”
Onlar Müslüman olduk diye senin başına kakıp seni minnet altına almaya kalkıyorlar. De ki: – Müslüman olduk diye benim başıma kakmayın. Bilakis eğer imanınız konusunda samimi iseniz Allah sizi doğru yola ilettiği için asıl siz ona minnet ve şükran borçlusunuz. 2/112, 27/81
Onlar teslim oldular diye seni minnet altına almaya kalkıyorlar. De ki: “İslâmınızdan dolayı beni minnet altına alıp bana lutfettiğinizi sanmayın; eğer (hakikate) sadıksanız, sizi doğru yola yönelttiği için asıl Allah size lutufta bulunmuştur.[4656]
[4656] el-Mennu, “ölçülebilen ve değerlendirilebilen şey” mânasına gelir. Değer ifade ettiği için “nimete” de minnet denilmiştir. ‘Alâ ile kullanıldığında, “karşıdakini kul etmek için iyilik yapmak, minnet altına almak” mânasına gelir. Bu anlamda minnet sadece Allah’ın hakkıdır, zira nimetin gerçek sahibi O’dur (Râğıb). Zaten kelimenin Kur’an’daki tüm kullanımları da buna işaret eder (et-Tefsiru’l-Beyani II, 48-49). Zımnen: Siz iman ettiniz diye Allah’ın hiçbir şeyi artmaz. Dolayısıyla imanınızı Allah’a bir lütuf gibi sunmaya kalkmayın! Aksine sizi imanla şereflendirdiği için Allah’a sonsuz minnet borçlusunuz! Bilinç ters dönerse, kişi minnet etmesi gerekirken minnet altına almaya kalkar. Bu, nimete ihanetin bir göstergesidir.
İslâm olduklarından dolayı sana karşı minnette bulunurlar. De ki: «Benim üzerime İslâmiyetinizle minnette bulunmayın. Belki Allah Teâlâ sizi imâna hidayet ettiğinden dolayı size minnet buyurur, eğer siz sâdıklar oldunuz iseniz.»
İslâm'a girmelerini sana minnet ediyorlar. Onlara de ki: “Müslümanlığınızı bana minnet etmeyin. Asıl size iman yolunu gösteren Allah size minnet eder, eğer iman iddianızda samimi iseniz! ”
İslam olmalarını senin başına kakıyorlar. De ki: "Müslüman olmanızı benim başıma kakmayın. Tersine, eğer gerçekten inanmışsanız, sizi imana ilettiği için Allah, sizin başınıza kaksa yeridir."
Allah’a teslim[1] oldular diye seni borçlu çıkarıyorlar. De ki “Sizin müslüman(teslim) olmanız beni size borçlu kılmaz ama imanın[2] yolunu gösterdiği için siz Allah’a borçlu olursunuz; eğer doğru kimselerseniz.”
[1] Teslim olmak anlamı verdiğimiz kelime İSLAM'dır. Teslim kökünden gelen islam kelimesi, kayıtsız şartsız Allah'a teslim olmak, "Allah ne emrediyorsa o!" diyebilmektir. Teslim olana müslüman denir. [2] İman: Emin kökünden gelen iman kelimesi Türkçe'de "inanıp güvenmek" anlamına gelir. Allah'a herkes inanır ama herkes güvenmez. Türkçe'deki emniyet kelimesi bu kelimenin dilimize Arapça'dan geçmesi ile oluşmuştur. Örneğin "Emniyet Genel Müdürlüğü" hiçbir Türk için "İnanma Genel Müdürlüğü" anlamına gelmez. Sadece "Güvenlik Genel Müdürlüğü" anlamına gelir. Dolayısıyla Allah'a iman Allah'a inanmak değil güvenmektir.
Müslüman oldular diye seni minnet altında tutmak istiyorlar. De ki: Müslüman olmanız sebebiyle beni minnet altında bırakmayın, bilakis size doğru yolu gösterdiği için Allah sizi minnet altında tutar, eğer samimi iseniz.
Müslüman oldular diye seni minnet altında bırakmak istiyorlar. De ki: Müslümanlığınızı başıma kakmayın. Eğer iman iddianızda doğru iseniz, sizi imana kavuşturmakla Allah size iyilik ediyor demektir.
İslam'a girmelerini senin başına kakıyorlar. De ki: "İslamınızı benim başıma kakmayın! Aksine, eğer özü-sözü doğru insanlarsanız, sizi imana kılavuzladığı için Allah hepinizi minnet borcu altına sokar."
minnet eylerler saña kim müsülmān oldılar. eyit “minnet eylemeñ baña müsülmān olduġuñuzı belki Tañrı minnet eyler size kim ŧoġru yol gösterdi size įmāna eger olursañuz girçekler.”
Onlar saña İslāmiyetleri‐y‐le imtinān iderler. Di ki baña İslāmiyetiñizle imtinānitmeyiñiz. Bel ki Allāhu Ta‘ālā size imtinān ider ki za‘muñuzca size īmān içün yolgösterdi. Eger ṣādıḳ iseñüz īmānda iḫlāṣ idiñiz.
Onlar islamı qəbul etdiklərinə görə sənə minnət qoyurlar. De: “Müsəlman olduğunuzla mənə minnət qoymayın! Xeyr, əgər (iman gətirdiyinizi) doğru deyirsinizsə, (bilin ki) sizi imana müvəffəq etməklə, əslində Allah sizin boynunuza minnət qoymuş olur!”
They make it favour unto thee (Muhammad) that they have surrendered (unto Him). Say: Deem not your Surrender a favour unto me; nay, but Allah doth confer a favour on you, inasmuch as He hath led you to the Faith, if ye are earnest.
They impress on thee(4937) as a favour that they have embraced Islam. Say, "Count not your Islam as a favour upon me: Nay, Allah has conferred a favour upon you that He has guided you to the faith, if ye be true and sincere.*
4937 Islam in itself is a precious privilege. By accepting it we confer no favour on its preacher or on any community. If the acceptance is from the heart, it is a great favour done to those who accept, that the Light of Allah has entered their hearts and they have received guidance.