Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4618, sondan 1619. ayet; 49. sure ve bu surenin 6. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 18, harf sayısı 79 ve toplam ebced değeri ise 4144 olarak hesaplanmıştır.
يا ايها الذين امنوا ان جاءكم فاسق بنبأ فتبينوا ان تصيبوا قوما بجهالة فتصبحوا على ما فعلتم نادمين
ياايهاالذينامنواانجاءكمفاسقبنبأفتبينواانتصيبواقومابجهالةفتصبحواعلىمافعلتمنادمين
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû in câekum fâsikun binebe-in fetebeyyenû en tusîbû kavmen bicehâletin fetusbihû ‘alâ mâ fe’altum nâdimîn(e)
Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.
Âyetin, güvenilmez kimselerin getirdikleri haberleri, doğruluğunu araştırmadan kabul etmenin uygun olmadığı yönündeki mânası ve hükmü geneldir, her zaman ve mekânda geçerlidir. Sosyal ve hukukî hayatın düzenli yürümesi, haksızlık ve huzursuzlukların önüne geçilmesi bakımından çok önemli olan bu tâlimatın vahyedilmesi ibretli bir olay üzerine olmuştur. Hadis kaynaklarının teyidi bulunmamakla beraber nüzûl sebeplerini anlatan kitaplarla tefsirlerde olay şöyle nakledilmektedir: Velîd b. Ukbe, Benî Mustalik kabilesinin zekât vergisini toplamak üzere gönderilir. Velîd yolda iken birisi, bu kabileden silâhlı bir grubun yola çıktığı haberini getirir. Velîd, onların savaşmak için çıktıklarını düşünerek geri dönüp Peygamberimize durumu anlatır. O da haberin doğru olup olmadığını araştırmak ve gereğini yapmak üzere Hâlid b. Velîd’i gönderir. Hâlid kabileye yakın bir yerde konaklayarak durumu araştırır; söz konusu grubun ezan okuyup namaz kıldıklarını, İslâm’a bağlılıklarının devam ettiğini tesbit eder ve Medine’ye döner. Sonunda onların, zekât tahsildarı geciktiği için durumu öğrenmek veya zekâtı kendi elleriyle Hz. Peygamber’e teslim etmek üzere yola çıktıkları anlaşılır (Müsned, IV, 279; Kurtubî, XVI, 296 vd.).
“Yoldan çıkmış” diye çevirdiğimiz fâsık, “dinin emirlerine uymayan” demektir; yalan haber taşıyan kimse de bu kavrama dahildir. Hz. Peygamber’in ashabı genel olarak doğru, dürüst, takvâ sahibi insanlar olarak kabul edilmişlerdir. Buna göre âyette geçen fâsık kelimesi, Velîd’in değil, ona yalan haberi taşıyan meçhul kişinin niteliğidir. Âyetten çıkan genel hüküm, durumu bilinmeyen veya yalancı, günahtan çekinmez olarak tanınan kimselerin verdikleri haberlere ve bilgilere güvenilmemesi, bunlara göre hüküm verilmemesi, harekete geçilmemesidir.
Ey iman edenler! Yoldan çıkmış biri size bir haber getirirse (onun doğruluğunu) araştırın! (Yoksa) bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.
Bu ayet İsrâ
17:36. ayetle birlikte okunmalıdır. Hz. Muhammed şöyle buyurmuştur: “Duyduğu her şeyi aktarmak kişiye günah olarak yeter” (Müslim, Mukaddime, 5). Anlaşılıyor ki başkalarıyla ilgili herhangi bir haber alındığında, onun aslının araştırılması gerektiği son derece önemlidir. Aksi takdirde pişmanlıklar kaçınılmaz olmaktadır.
Ey inananlar! Eğer bir fâsık/yalan haber taşıyan size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırınız. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de, sonra yaptıklarınıza pişman olursunuz.[572]
[572] Haberin aslının araştırılması hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XVIII, 168-169.
Ey iman edenler! Eğer fasık¹ bir kimse, size bir haber getirirse doğru olup olmadığını araştırın. Yoksa bir topluma cahilce kötülük edersiniz de sonra yaptığınız şeye pişman olursunuz.²
1- Doğru yoldan sapmış olan. Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan. İyi, doğru, temiz ve güzel şeylerden uzak kalan. 2- Birbirlerine cahilce kötülük yapmayı istemeyenler; edindikleri haberlerin doğru olduğundan emin olmak zorundadırlar. Günümüzde yaşanan bilgi kirliliği bu konuda çok daha fazla duyarlı olmamızı gerektirmektedir. Üretilen yalanlar üzerinden yapılan değerlendirmelerle neden olunan haksızlıklar, sahibini işlenen cahilce kötülüğe ve zulme ortak yapmaktadır.
Ey iman edenler, eğer bir fasık, (harama ve yalana meyilli şahıslar, oluşumlar ve yayın organları) size bir haber getirip (verirse), onu 'etraflıca araştırın' (her anlatılana hemen inanıp kanmayın) . Yoksa bilmeden (ve yanlış yönlendirme sonucu), bir kavme (ve kesime) kötülükle sataşıp (haklarına tecavüz etmiş duruma düşersiniz) de ardından bu işlediklerinize pişman oluverirsiniz.
Ey inananlar, buyruktan çıkmış biri, size bir haber getirdi mi doğru, yahut yanlış veya yalan olup olmadığını araştırıp iyice bir anlayın, yoksa bir topluluğa, bilgisizlikle bir kötülükte bulunur da yaptığınıza nadim oluverirsiniz.
Ey iman edenler! Şeriatın koyduğu sınırlardan dışarıya çıkmayı adet haline getiren biri, size bir haber getirirse, ona inanmadan önce, doğru olup olmadığını iyice araştırın, yoksa bir topluluğa yanlışlıkla bilmeden kötülükte bulunur, incitirsiniz de, sonra yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız.
Ey iman edenler, doğru ve mantıklı düşünmeyi terkeden bir fâsık, bir bozguncu, kötü niyetli bir âsi size, hükümetinize, emniyet güçlerinize, ordunuza önemli bir haber getirirse, doğruluğunu araştırın. Araştırmadan, ciddî, zarar verici tedbirler almaya kalkarsanız, bilmeden, yanlış bilgilendirme sonucu suçsuz bir kavme, bir topluluğa kötülük yapmış, hoş olmayan bir davranış sergilemiş olabilirsiniz. Sonra yaptıklarınıza pişman olursunuz.
bk. et-Tefsîru’l-Kebir,
28:118-121.
Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun aslını araştırın. Yoksa bilmeden bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz.
6.Ahmed bin Hanbel`in ve daha başkalarının Haris bin Dırar el-Huza`i`den rivayet ettiklerine göre; Haris (r.a.) Resulullah (a.s.)`ın yanına gider. Resulullah (a.s.) onu İslâm`a çağırır. O da kabul eder ve kendisini kavmine göndermesini böylece onları İslâm`a ve zekât vermeğe çağırmakla görevlendirmesini ister. Haris (r.a.) Resulullah (a.s.)`tan ayrıca belirli bir vakitte kendisine topladığı zekâtları almak üzere bir elçi göndermesini ister. Ancak elçinin gönderilmesi işi biraz gecikir. Haris (r.a.) bir şey olduğunu sanarak kabilesinin (Benu Mustalik kabilesinin) ileri gelenlerini toplayarak: "Resulullah (a.s.) şöyle bir vakitte benim topladığım zekâtları alması üzere bir elçi gönderecekti. Resulullah (a.s.) sözünden dönmez. Elçinin gönderilmesini bir kızgınlıktan başka bir şeyin engellediğini sanmıyorum. Gelin Resulullah (a.s.)`ın yanına gidelim (ve kendisiyle konuşup gönlünü alalım)" der. Bu sırada Resulullah (a.s.) Velid bin Ukbe`yi zekâtları alması üzere gönderir. Velid bin Ukbe gider ama (kalabalık bir grubun kendine doğru geldiğini görünce) geri döner. (Bir rivayete göre Velid, cahiliye döneminde kendisiyle Beni Mustalik kabilesi arasında bir meselenin olması sebebiyle onlardan korktuğu için geri dönmüştür). Resulullah (a.s.)`a da: "Haris bana zekâtı vermedi ve beni öldürmeye kalkıştı" der. Bunun üzerine Resulullah (a.s.) Haris`e karşı bir ordu hazırlayıp gönderir. Haris arkadaşlarıyla bu orduyu karşılayarak: "Nereye gönderildiniz?" diye sorar. "Size" derler. Haris: "Niye?" diye sorar. Onlar da Velid bin Ukbe`nin söylediklerini haber verirler. Bunun üzerine Haris, Velid bin Ukbe`yi görmediğine yemin eder. Daha sonra Resulullah (a.s.)`ın yanına geldiğinde, Resulullah (a.s.) kendisine: "Sen zekâtı vermeyip benim elçimi öldürmeye kalkıştın mı?" diye sorar. Haris yine Velid`i görmediğine yemin eder. Bu olayın ardından bu ayeti kerime indirilir. Bu olayla ilgili birbirine yakın daha başka rivayetler de nakledilmiştir.
Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz.
Ey iman edenler! Eğer size bir fâsık, bir haber getirirse, onu araştırın (doğruluğunu anlayıncaya kadar tahkik edin). Değilse bilmiyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz.
Ey iman edenler! Eğer bir fasık (yasalara riayet etmeyen biri) size bir haber ile gelirse, durup araştırın. Yoksa bilmeden bir topluma vurursunuz da yaptıklarınızdan dolayı pişman olursunuz.
Ey inanmış olanlar! Bir inansız, size salık getirirse, onu inceleyin ki, bilmeksizin birtakım kimselere sataşırsınız, sonra pişman olursunuz yaptığınıza
Ey inananlar! Size (herhangi bir kimse, özellikle de) güvenilir olmayan birisi, bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın! Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.
Hz. Peygamber Velid b. Ukbe’yi Beni Mustalik kabilesine zekât memuru olarak göndermişti. Aralarında önceden var olan özel bir sebepten dolayı Velid, korkuya kapılarak geri dönmüştü. Fakat Hz. Muhammed’e Beni Mustalik kabilesinin dinden ayrıldığını, dolaysıyla zekât alamadan geri dönmek zorunda kaldığını söylemişti. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Halit b. Velid’i göndererek durumu araştırmasını istemişti. O da gitmiş, Beni Mustalik kabilesini namaz ikame ederken bulmuştu ve zekâtlarını da alıp gelmişti. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.Buradan, “fasık kişinin getirdiği haberi araştırın ama diğerlerine araştırmadan itibar edin” gibi bir anlam çıkarmamak lazım. Zira ayetin ikinci cümlesinde araştırma yapmadan doğruluğuna itibar ettiğiniz yanlış haber yüzünden bir topluma zarar verebilirsiniz buyruluyor. Bazen doğruluklarına inandığımız insanlar da yanlış haber yüzünden çok büyük yanlışlar yapabiliyor. Çünkü onlara haber getirenler de doğru olmayabiliyor. Nitekim bugün dünyayı yöneten insanların en büyük hataları, güvenilirliklerinden emin oldukları yakın çevrelerindeki insanların yanlış haberleri ve bilgilendirmeleri yüzünden yanılgıya düşmeleridir.
Ey inananlar! Eğer yoldan çıkmışın biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz.
Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.
Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber, Velîd b. Ukbe’yi Benî Mustalik kabilesine zekât memuru olarak göndermişti: Velid, bunlarla arasında önceden var olan bir husumetten dolayı, korkuya kapılmış, yoldan dönmüş, üstelik Hz. Peygamber’e gelerek onların irtidat edip, zekât vermediklerini duyurmuştu. Bunun üzerine Hz. Peygamber onlara öfkelenmiş, savaşmayı bile tasarlamış, aynı zamanda Halid b. Velid’i de durumu incelemek üzere göndermişti. Halid, incelemeleri sonunda Benî Mustalik’in ezan okuyup, namaz kıldıklarını ve zekâtlarını da teslim ettiklerini Hz. Peygamber’e bildirmişti. Âyetin nüzul sebebinin bu olay olduğu değişik rivayetlerde yer almıştır.
Ey inananlar, kötü huylara sahip birisi size bir haber getirirse onu araştırınız. Yoksa bilmeden bir topluluğa karşı haksızlık edersiniz ve daha sonra yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız.
Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirsen onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptığınızdan pişman olursunuz.
Ey o bütün iyman edenler! eğer size bir fâsık bir haberle gelirse onu tahkık edin ki cehaletle bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza peşiyman olursunuz
Ey îman edenler, eğer bir faasık size bir haber getirirse onu tahkıyk edin. (Yoksa) bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yapdığınıza peşîman kimseler olursunuz.
Ey îmân edenler! Eğer fâsık (yalancı, günahkâr) bir kimse size bir haber getirirse, önce (onun doğruluğunu) iyice araştırın ki(1) bilmeyerek bir topluluğa sataşırsınız da (bu hareketiniz doğru olmadığından) yaptığınıza pişmân olan kimseler olursunuz.
(1)Âlimlerimiz bu âyetin mefhûm-ı muhâlifinden (zıd ma‘nâsından), haber-i vâhidin yani âdil bir kişi tarafından yapılan rivâyetin kabûl edilir bir delîl olduğu netîcesini çıkarmışlardır. (Râzî, c.
14:28, 121)
Ey iman edenler! Yoldan çıkmış (günahkâr) birisi, size bir haber getirdiği zaman, bilmeyerek bir topluma bir zarar vermeden önce, o haberin doğruluğunu araştırın. Sonra yaptıklarınıza pişman olanlardan olursunuz.
Mü/minler! Bir fasık gelip size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın ki yanlışlıkla bir cemaata fenalık getirirsiniz de yaptığınız işe sonradan pişman olursunuz.
Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haberle gelirse, onu etraflıca araştırın. Yoksa cehalet sonucu bir kavme kötülükte bulunursunuz da sonra işlediklerinize pişman olursunuz.
Ey inananlar! Herhangi bir kimse, özellikle de kötü huylara sahip biri size önemli bir haber getirirse, bu habere göre hareket etmeden önce, onun doğruluk derecesini iyice araştırın; yoksa bilmeyerek bir toplumun hakkını çiğnersiniz de, yaptığınıza pişman olur ve uzun süre vicdan azâbına mahkûm olursunuz!
Ey iman edenler!
Bir fâsık / yoldan çıkıp sapmış kimse size haber getirdiğinde iyice araştırıp anlayın!
Yoksa cehalet ile / bilmeyerek bir kavme kötülük edersiniz de yaptığınıza pişman olursunuz.
Ey îman edenler! Eğer fasığın1 biri, size bir haber getirirse, onun doğruluğunu etraflıca araştırın.2 Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülükte bulunursunuz da sonra yaptıklarınıza pişman olursunuz.3
1 Fâsık: Yoldan çıkan, adil olmayan ve dini emirlere uymayan demektir. Fâsık İslâmi terim olarak: Büyük günâh işleyerek veya küçük günâhlarda ısrar ederek, Allah’a itaatten çıkan kimse demektir. Fasığa verilecek en hafif anlam, “sorumsuz” ifadesi bile değildir. Bazı çokbilmişler kendi sorumsuzluklarına sorumsuzluk katmak ve ukalalığın zirvesine ulaşmak için bu anlamı vermişlerse de bu, tamamen yanlıştır. Fâsıklık: 1- Günâhı çirkin görmekle birlikte farkına varmadan işlemek, 2- Üzerine düşerek ahmakça günâh işlemek, 3- Günâhın çirkinliğini inkâr ederek yapmak, şekillerinde olabilir. Ehl-i sünnet’e göre ilk iki grup, Müslüman kabul edilir, üçüncü grup ise kâfir sayılır. Hariciler her üçünün de kâfir olacağı kanaatindedirler. Bu fâsıklar; şahıslar olduğu gibi zihniyetler ve bugünkü haber kaynakları ve medya da olabilir. Maide: 47. Ayette “kâfir ve zalim” anlamında kullanılmıştır.2 Bu ayette fâsığın sözlerini büsbütün hiçe saymayıp tahkik ve doğruluğunun araştırılması emrolunmuştur. Buna göre ravi, fâsık olmayıp da adil olacak olsa yerine göre “haber-i vahid”e itibar edilebilir. Peygambersiz bir din arzusunda olanlar veya peygamberi devre dışı bırakmak için sebep arayanlar, işlerine gelmeyen yerde sahih hadislere bile bahaneler uydurup, işlerine gelen yerde uyduruk (muharref Tevrat ve İncil denilen) kitaplara ve ne idiğü belirsiz sözde âlim bozuntularına, akılcı filozoflara uymakta hiçbir beis görmemektedirler. Kişiler sevdikleriyle beraberdir.3 Peygamberimiz Velîd b. Ukbe’yi Benî Mustalik kabîlesine vali ve zekât memuru olarak gönderir. O da aralarındaki önceki bir kinden dolayı, ona doğru gelen atlıların kendisini öldüreceğini zanneder ve korkup geri döner. Rasûlullah (s.a.v)’e varıp, “onlar, dinden döndüler ve zekâtı vermediler” der. Rasûlullah (s.a.v) de onlarla savaşmayı düşünür. Bunun üzerine bu âyet, nâzil olur. Peygamberimiz, Hâlid b. Velîd’i oraya gönderir. O da önce bir inceleme yapar. Ezan okuduklarını ve teheccüd namazı dahi kıldıklarını görür ve böylece söylenilenlerin doğru olmadığını anlar ve zekâtlarını alır gelir.
SİZ EY imana ermiş olanlar! Yoldan çıkmışın biri size [yalan] bir haber getirirse, muhakemenizi kullanın; 5 yoksa istemeden insanları incitir ve sonra yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız. 6
Ey iman edenler yoldan çıkmış fasıkın birisi size önemli bir haber getirdiğinde o haberin doğru olup olmadığını iyice araştırın aksi halde bilmeden bir topluluğa zarar verirsiniz de sonra pişman olursunuz. 24/4...14, 68/10-11
SİZ ey iman edenler! Fâsığın[4635] teki size (önemli) bir haberle geldiğinde, durup gerçeği araştırın![4636] Yoksa cehalet sebebiyle bir toplumun başına iş açar, ardından da yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız.[4637]
[4635] Fâsık, benzer bağlamlarda muttakinin zıddı olarak “sorumsuz” anlamına kullanılmıştır (Krş:
9:24, not 28). Bu tür bir hareket, 1. âyetteki “sorumlu davranın” emrinin karşısında yer almaktadır.
[4636] Âyette bi-haberin denilmiyor, bi-nebein deniliyor. Haber önemli önemsiz her şeydir. Fakat nebe’ sadece önemli olan haber için kullanılır; sahibi için değerli olan, sonuçlarıyla sahibini sevindiren veya üzen haber...
[4637] Örnek olaydan yola çıkarak zımnen: İslâm cemaatinin şeref ve itibarını örseleyecek haberlere karşı uyanık olun! Olumsuz haberlere inanmaya yatkın hastalıklı tavırlar göstermeyin! Günümüze mesaj: Medyalar tarafından kolaylıkla gözü boyanabilen ahmak bir güruh olmayın!
Ey imân etmiş olanlar! Eğer size bir fâsık bir haber ile gelirse hemen onu tahkik ediniz. Belki, bilmeksizin bir kavme saldırırsınız da sonra yaptığınızın üzerine peşimânlar olmuş olursunuz.
Ey iman edenler, herhangi bir fâsık size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa, gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz. Fâsık kelimesi burada, “çizgi dışına çıkmış, itaatsiz, emirleri yerine getirmeyen” anlamındadır. )
Peygamberimiz Velid İbn Ukbe adlı sahabîyi, Beni Mustalık kabilesine zekât toplamak için gönderdi. Velid ile onlar arasında daha önce bir kin vardı. Kabîleye yaklaştığı zaman karşısına gelen atlıların kendi aleyhinde oldukları intibaına kapılıp korkarak geri döndü ve zekât vermediklerini söyledi. Hz. Peygamber ordu toplayıp üzerlerine hücum edeceği sırada tesbitin asılsız olduğu kendisine bildirildi. Hâlid bin Velîd’i durumu tahkik etmekle görevlendirdi. Geceleyin onlara çaktırmadan gelen Halid, onların ezan okuyup cemaatle namaz kıldıklarını, hatta gece namazı bile kıldıklarını tesbit etti ve zekâtlarını alarak döndü. Bu âyet bunun üzerine nazil oldu. Bu âyete dayanarak hadis ravileri cerh ve ta’dile tâbi tutulmuşlardır. Fakihler her haberin değil, ama nebe’ tarzında önemli haberlerin tahkik edilmesini şart görürler.
Ey inananlar, size fasık (yoldan çıkmış) bir adam bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.
İnanıp güvenenler! Yanlış işler yapan birisi, size bir haber getirecek olursa iyice araştırın. Yoksa bilmeden bir toplulukla aranızı bozarsınız da yaptığınıza pişman olursunuz.
-Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse, cahillikle bir topluluğa kötülük etmemek için iyice araştırın, sonra yaptığınıza pişman olursunuz.
Ey iman edenler! Eğer fâsıkın biri size bir haber getirecek olursa onu araştırın. Yoksa cahillikle bir topluluğa sataşır da yaptığınıza pişman olursunuz.
Ey iman sahipleri! Özü-sözü bozuk birisi size bir haber getirdiğinde, hemen araştırıp inceleyin/delil arayın! Yoksa bilgisizlikle bir topluluğu suçlar da yapmış olduğunuza pişmanlık duyar hale gelirsiniz.
ey anlar kim įmān getürdiler! [275a] eger gelürse bize bir fāsıķ bir ħaber ile bellü eyleñ ya'nį girçegin yalanından kim irmeyesiz ya'nį yavuzlıġıla bir ķavma bilmemeklikle pes olasız anuñ üzere kim işledüñüz peşimen olıcılar.
İy mü’minler, eger bir fāsıḳ size bir ḫaber‐ile gelse, pes bellü oluñuz. Megerki bir ḳavme doḳınasız ḫabersüz, pes işledügüñüz işe peşīmānolursız.
Ey iman gətirənlər! Əgər bir fasiq sizə (pis) bir xəbər gətirsə, dərhal (onun doğruluğunu) yoxlayın, yoxsa bilmədən bir qövmə pislik edər, sonra da etdiyinizə peşman olarsınız!
O ye who believe! If an evil liver bring you tidings, verify it, lest ye smite some folk in ignorance and afterward repent of what ye did.
O ye who believe! If a wicked person comes(4924) to you with any news, ascertain the truth, lest ye harm people unwittingly, and afterwards become full of repentance for what ye have done.*
4924 All tittle-tattle or reports—especially if emanating from persons you do not know—are to be tested, and the truth ascertained. If they were believed and passed on, much harm may be done, of which you may have cause afterwards to repent heartily. Scandal or slander of all kinds is here condemned. That about women is specially denounced:
24:11-20; 23-26.