Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 707, sondan 5530. ayet; 5. sure ve bu surenin 38. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 13, harf sayısı 64 ve toplam ebced değeri ise 1779 olarak hesaplanmıştır.
والسارق والسارقة فاقطعوا ايديهما جزاء بما كسبا نكالا من الله والله عزيز حكيم
والسارقوالسارقةفاقطعواايديهماجزاءبماكسبانكالامناللهواللهعزيزحكيم
Ve-ssâriku ve-ssârikatu fakta’û eydiyehumâ cezâen bimâ kesebâ nekâlen mina(A)llâh(i)(k) va(A)llâhu ‘azîzun hakîm(un)
Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Önceki âyetlerde (33-34) yol kesme ve yağmalamayı da kapsayan hırâbe suçunun cezası açıklanmıştı. Onun bir devamı olarak burada da hırsızlık suçuna verilecek ceza açıklanmaktadır. İslâm, meşrû kazançtan doğan malın korunmasını dinin temel hedeflerinden saymış ve telef olmaması için birçok tedbir almıştır. Bu cümleden olmak üzere kişinin haksız olarak başkasının malına el uzatmasını da kendi malını saçıp savurmasını ve israf etmesini de haram kılmıştır. Şu halde hırsıza verilen ceza sadece hukuk düzenini korumayı değil, aynı zamanda ilâhî emirlerin ve ahlâk ilkelerinin yaşatılmasını da amaçlar.
Hırsızlık, “başkasına ait bir malın, muhafaza edildiği yerden sahibinin rızâsı olmaksızın ve sahiplenmek kastıyla gizlice alınması” demektir. Bu fiili işleyen kimseye de hırsız denir. İslâm hukukçuları arasında hırsızlık suçunun unsurları ve cezalandırılma şartlarına ilişkin ayrıntılarda görüş ayrılıkları bulunmakla beraber, genel kabule göre hırsıza el kesme cezasının (had) verilebilmesi aşağıdaki şartların varlığına bağlıdır:
a) Hırsızın cezaî ehliyetinin bulunması yani temyiz gücüne sahip ve ergenlik çağına ulaşmış olması.
b) Hırsızlığın haram olduğunu bilmesi. Hırsızlığın haram olduğunu bilmeyen yeni müslüman olmuş bir kimseye bu ceza uygulanmaz.
c) Hırsızlık suçunun kasıtlı olarak işlenmesi, yani hırsızın başkasına ait olduğunu bildiği bir malı sahiplenmek maksadıyla bilinçli bir şekilde ve isteyerek alması.
d) Çalınan malın eylem esnasında başkasına ait olması, bu malda hırsızın mülkiyet cinsinden bir hakkının veya hak şüphesinin bulunmaması.
e) Malın, muhafaza edildiği yerden gizlice alınmış olması. Malın zorla alınması veya emanet malın geri verilmemesi –haksız fiil olmakla birlikte– gizlice alma sayılmadığından hırsızlık değildir. Hz. Peygamber emanete hıyaneti hırsızlık saymamış ve bu suçu işleyenin elinin kesilmesini uygun bulmamıştır (Nesâî, “Sârik”, 5).
f) Malın menkul ve mütekavvim (hukuken korunan iktisadî değere sahip mal) olması. Suçlunun fiiliyle taşınabilen her mal menkul sayılır. Mütekavvim olmayan mallar haklara konu teşkil etmediği için mülkiyeti de korunmaz. Meyve, sebze gibi kısa sürede bozulan şeylerin çalınmasında da el kesme cezası uygulanmaz (Nesâî, “Sârik”, 10-13).
g) Malın korunmuş iken alınmış olması. Açıkta bırakılan veya koruma altında bulunmayan bir malın alınması had cezasını gerektiren hırsızlık suçunu oluşturmaz.
h) Çalınan malın değerinin belirli bir miktara (nisab) ulaşmış olması. Örfün müsamaha ettiği miktarın açıkça alınmasına gasp denilmediği gibi habersiz alınmasına da hırsızlık denilmemektedir (Elmalılı, III, 1672). Nisab miktarıyla ilgili olarak Hz. Peygamber’den rivayet edilen hadisler ve uygulamalar arasında farklılıklar bulunması sebebiyle İslâm hukukçuları bu konuda farklı görüşlere sahip olmuşlardır. Hanefîler’e göre sikkeli, halis 10 dirhem veya bu değerde bir şeydir; Şâfiî ve Mâlikîler’e göre dinarın dörtte biri; Hanbelîler’e göre 3 dirhem veya dörtte bir dinardır. Bunlardan her birinin sünnetten delilleri vardır. Hz. Peygamber değeri bir kalkandan daha az olan bir malı çalanın elinin kesilmeyeceğini belirtmiştir (Nesâî, “Sârik”, 8, 10). O zamandaki bir kalkanın fiyatının 10 dirhem, 5 dirhem, dinarın dörtte biri veya 3 dirhem olduğuna dair farklı rivayetler mezhepler arasındaki görüş ayrılığına sebep olmuştur (farklı rivayetler için bk. Nesâî, “Sârik”, 8-10).
ı) Açlık, zaruret ve zorlama gibi hırsızlık suçunu işlemeyi kısmen veya tamamen mâzur gösterecek bir mazeretin bulunmaması.
Hırsız bu suçu ilk defa işlemişse fakihlerin çoğunluğuna göre sağ eli bileğinden kesilir. Suçun tekrarı halinde verilecek ceza konusunda hukukçular farklı görüşlere sahiptirler: Hz. Ali, Hz. Ömer ve Ebû Hanîfe’ye göre suçu ikinci defa işleyen hırsızı te’dip için hapis ve sopa cezası uygulanır fakat eli veya ayağı kesilmez. Çoğunluğa göre ise ikincisinde sol ayağı kesilir (İbn Âşûr, VI, 192).
Hırsızlık yapan erkek ve kadının, elde ettiklerine karşılık ve Allah’tan ibretlik bir ceza olmak üzere ellerini kesin! Allah güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ders olmak üzere güçlerini kesiniz. Allah, izzet ve hikmet sahibidir.
Hırsızlık yapan erkeğin ve kadının, her ikisinin de ellerini, Allah'tan caydırıcı bir ceza olarak kesin.¹ Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah'tan 'tekrarını önleyen etkin caydırıcı bir ceza' olmak üzere; onların ellerini (bu kötülüklerden) kesin (ıslah edici tedbirler geliştirin) . Allah Üstün ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
Erkek olsun, kadın olsun, hırsızlık edenlerin, elde ettiklerine karşılık, Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak kesin ellerini ve Allah, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadına gelince, işlemiş olduklarına karşılık, Allah'tan gelen caydırıcı bir ceza olarak, her ikisinin ellerini kesin. Zira Allah, çok güçlü ve çok kuvvetlidir, yaptığı herşeyi yerli yerince yapar.
Hırsızlık yapan erkeklerin ve hırsızlık yapan kadınların ellerini kesin. Bilerek işledikleri suça karşılık Allah tarafından hırsızlara caydırıcı bir gözdağı ve ders olduğu için bu cezayı uygulayın. Allah kudretli, hikmet sahibi ve hükümrandır.
Hırsız erkekle hırsız kadının yaptıklarına karşılık, Allah tarafından ibret verici bir ceza olması için ellerini kesin. Allah yücedir, hakimdir.
Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah'tan, 'tekrarı önleyen bir ceza' olmak üzere ellerini kesin. Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
Erkek hırsızla kadın hırsızın, yaptıklarına karşılık ve Allah'dan bir azab olmak üzere, (sağ) ellerini kesin. Allah, mutlak galibdir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.
Hırsızlık yapan erkek ve kadının, yaptıklarından dolayı Allah’tan bir azap olarak ellerini kesin. Şüphesiz Allah, Aziz ve Hakîm’dir.
Allahtan bir azap gelmek üzere, yaptıkları şeye ceza olarak erkek olsun, dişi olsun hırsızların ellerini kesiniz, Allah emre, Allah bilge
Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, (şartların oluşmasından sonra) yetkilerini ellerinden alın (ve işlerine son verin). Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.
Ayette geçen “faktaû eydiyehuma” cümlesi tefsircilerin çoğu tarafından “ellerini kesin” şeklinde tercüme edilmiş olsa da bu ifadeyi “yetkilerini ellerinden alın” şeklinde yorumlamak daha doğru olur. Çünkü “faktaû” emri ile birlikte kullanılan “yed” kelimesi Bakara
2:87, 253. Ayetlerinde ve daha birçok yerde “güç” ve Maide
4:64, Fetih
48:10 ayetlerinde ise “kuvvet/yetki” olarak kullanılmıştır. “Kataa” kelimesi Kuran’da 19 yerde geçer. Bu ayetin dışında geçtiği yerlerin (Ra’d,
13:4 “kıt’a/ada” ve Hakka,
69:47 “koparmak, kesmek” hariç) hemen tamamında “ilişkiyi kesme” veya “son verme” gibi fiziksel olmayan ya da mecazi anlamlarda kullanılmıştır. Söz konusu kelimenin bir başka formu olan “kattaa” kelimesi ise Kuran’da 17 kez geçer. Geçtiği yerlerin beşinde fiziksel olarak kesip atmak, on yerde mecazen ilişkiyi kesmek ve diğer iki yerde ise fiziksel olarak yarma/çizme anlamında kullanılmıştır. Bu iki kelimeye; bir cümle içerisinde bir arada kullanıldığında ve bu ayet bir sonraki -tevbe kapısının açık olduğunu bildiren- ayetle siyak-sibak ilişkisi kurulduğunda “yetkilerini ellerinden alın” anlamını vermek daha uygun düşer. Zira kesilen eller tevbe ile geri gelmeyeceğine göre bu durumda tevbenin bir anlamı kalmamış olur. Zina edene yüz sopa cezası uygulayan bir din, hırsızlık yapana elinin kesilmesi gibi geri dönüşü olmayan bir ceza verir mi? Üstelik tevbe ile telafisi mümkün olan bir suça karşı, böyle bir uygulamaya müsaade eder mi? El gibi önemli bir uzvun kesilmesi ne demek, düşünebiliyor musunuz? “Elleri kesilen kişi bekarsa evlenemeyecek ya da çok zor şartlarda izdivaç gerçekleştirecek, ölünceye kadar başkalarına muhtaç yaşayacak, kendi özel ihtiyaçlarını dahi göremeyecek, evli ise eşinin ve çocuklarının nafakasını temin etmekte zorlanacak. Merhamet edenlerin en merhamet edeni olan Allah’ın böyle bir ceza verebileceğini aklınız, mantığınız alıyor mu?
Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.
Erkek hırsızın ve kadın hırsızın ellerini, yaptıklarına karşılık kesin. Bu ALLAH'ın öngördüğü bir caydırma yöntemidir. ALLAH Güçlüdür, Bilgedir
Ayette "kesin" diye çevirdiğimiz kelimenin benzer formu olan "QaTaA'" Kuran'da 19 ayette geçer.
5:38 ayetinin dışındaki yerlerin hemen hepsinde "ilişkiyi kesme" veya "son verme" gibi fiziksel olmayan veya mecazi anlamlarda kullanılır (
2:27;
3:127;
6:45;
7:72;
8:7;
9:121;
10:27;
11:81;
13:4;
15:65;
15:66;
13:25;
22:15;
27:32;
29:29;
56:33;
59:5;
69:46). Bunlardan sadece
13:4'teki kullanımı fiziksel anlamda olup
69:46 ise tartışmalıdır.
Sözkonusu kelimenin bir başka formu olan QaTTaA' ise Kuran'da 17 kez geçer. Bu şeddeli form, hem fiziksel olarak kesip atmak (
5:33;
7:124;
20:71;
26:49;
13:31) hem mecazen ilişkiyi kesmek (
2:166;
6:94;
7:160;
7:167;
9:110;
47:15;
47:22;
21:93;
22:19;
23:53) ve hem de fiziksel olarak kesip yarma/çizme anlamında kullanılır (
12:31;
12:50).
12:31 ayetinde Yusuf peygamberin yakışıklığına hayran kalarak heyecanlanan kadınların meyve bıçağıyla "ellerini kestiği" anlatılır. Kuşkusuz, kadınlar ellerini kesip koparmadılar.
5:38 ayeti ile
12:31 ayeti arasındaki anlam ilişkisi, matematiksel ilişkiyle de destekleniyor gibi. "El kesme" ifadesinin geçtiği her iki ayetin sure ve ayet numaralarını topladığımızda her ikisinden de 43 rakamını elde ederiz. Bu matematiksel ilişki, 19 koduyla da desteklenir.
12:31 ayetinden tam 19 ayet sonra "el kesme" ifadesine bir kez daha rastlıyoruz. Bu matematiksel ilişkileri bir delil olarak değil, sadece ilginç bir gözlem olarak sunuyoruz.
Böylece, hırsızların ellerinin kesilmesini emreden ayeti, (1) ellerinin kesilip koparılması, veya (2) ellerinin çizilerek ve yarılarak kesilmesi, veya (3) mecazi anlamda, yani hırsızlıkla ilişkilerini kesecek önlemlerin alınması gibi üç değişik biçimde anlamak mümkün. Bu seçeneklerden birini veya suçun ağırlık derecesine göre kombinesyonunu tercih etmek topluma kalmıştır. (Bak:
7:52).
Hırsızlık olayını sadece bireysel bir suç olarak kabul etmek doğru olmaz. Aile yapısı, toplum normları, sosyal kurum ve değerleri de bu suçun işlenmesinden sorumludur. Aile bağlarının güçlü, sosyal yardımlaşmanın yaygın, gösteriş ve savurganlığın az olduğu bir toplum hırsızlık olayını minimuma indirebilir. Kuran'ın öngürdüğü cezalar böyle bir toplumda caydırıcı olur.
Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah'dan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah daima üstündür, hikmet sahibidir.
Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadın sâbit oldu mu ellerini kesin, kazandıklarına cezaen Allahdan kelepçek, çünkü Allah azîzdir, hakîmdir
Erkek hırsızla kadın hırsızın — o irtikâb etdiklerine bir karşılık ve ceza ve Allahdan (insanlara) ibret verici bir ukubet olmak üzere — ellerini kesin. Allah mutlak gaalibdir, yegâne hüküm ve hikmet saahibidir.
Hem hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadın yok mu, yaptıklarına bir cezâ, Allah'dan bir azâb olmak üzere onların (sağ) ellerini kesin!(1) Çünki Allah, Azîz (kudreti dâimâ galib gelen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.
(1)Bu cezânın tatbîk edilmesi bazı şartlara bağlıdır: Hırsız, âkıl-bâliğ olmalı, kör veya sağır olmamalı, çalınan malın sâhibi ile aralarında ebeveyn-çocuk veya karı koca yâhut ortaklık münâsebeti olmamalı, çalınan mal alel‘âde, kıymetsiz veya çabuk bozulur cinsten olmamalı, hırsızlık eden kimse çok maddî sıkıntı çeken zarûret hâlindeki birisi olmamalı (ki Hz. Ömer (ra), kıtlık zamanında hırsızlık cezâsını uygulamamıştır) ve malı korunan bir yerden çalmış olmalıdır. (Bilmen, c. 2, 765)“Bir hırsız, elini başkasının malına uzattığı dakīkada hadd-i şer‘înin icrâsını (İlâhi cezânın yerine getirilmesini) tahattur eder (hatırlar), arş-ı İlâhîden nâzil olan emir hatırına gelir. Îmânın hâssasıyla(husûsiyetiyle) kalbin kulağıyla, kelâm-ı ezelîden gelen ve hırsızın elinin i‘dâmına (kesileceğine)hükmeden, وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فاَقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَا [Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadın yok mu, onların (sağ) ellerini kesin!] âyetini hissedip işitir gibi, îman ve i‘tikādı heyecâna ve hissiyyât-ı ulviyesi(yüksek hisleri) harekete gelir. Rûhun etrâfından, vicdânın derin yerlerinden o sirkat meyelânına (hırsızlık meyline) hücum gibi bir hâlet-i rûhiye (ruh hâli) hâsıl olur. Nefis ve hevesten gelen meyelân (meyiller)parçalanır, çekilir. Git gide o meyelân bütün bütün kesilir. Çünki yalnız vehim ve fikir değil, belki ma‘nevî kuvveleri, akıl, kalb ve vicdan birden o hisse, o hevese hücûm eder, hadd-i şer‘îyi tahattur ile ulvî zecir(yasaklama) ve vicdânî bir yasakçı, o hissin karşısına çıkar, susturur.” (Mektûbât, Hutbe-i Şâmiye, 430)
Hırsızlık yapan erkek veya kadının, Allah’dan belirlenmiş bir ceza olarak, yaptıklarının karşılığı olmak üzere, ikisinin de ellerini kesin. Allah güçlü olan ve hüküm verendir.
Hırsız erkek ile hırsız kadının, kazandıklarına ceza olmak üzere Allah tarafından medar-ı ibret bir ukubet olarak, ellerini kesin. Allah galib-î yektadır, hakimdir.
Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini (parmaklarını) kesin. Allah üstün güç sahibidir, hikmet sahibidir.
Ey iman edenler! Hırsızlık edenlerin —ister erkek ister kadın olsun— işledikleri bu çirkin suça karşılık Allah tarafından ibret verici ve caydırıcı bir ceza olarak sağ ellerini bilekten kesin! Zira açgözlülük ederek mazlumların kanını emen soyguncuları, hırsızları, dolandırıcıları ancak bu şekilde caydırabilirsiniz. O hâlde, sakın bu hükmü uygulama konusunda zâlimlere acımanız tutmasın. Unutmayın ki, Allah hem sizden çok daha merhametli ve âdildir, hem de sonsuz kudret ve hikmet sahibidir.
Erkek Hırsız’a ve kadın Hırsız’a gelince; Allah’tan bir kelepçe olmak üzere, kazandıkları sebebiyle ceza olarak ikisinin ellerini kesin!
Allah hakîm azîzdir.
(Ey îman edenler!) Hırsız1 erkek ve hırsız kadının, yaptıklarına karşılık Allah’tan bir cezâ olmak üzere (sağ) ellerini kesin.2 Allah çok şerefli, hüküm (ve hikmet) sahibidir.3
1 Sirkat: Başkasının koruma altında bulunan ve değeri olan bir malını, gizlice almaktır. Yoksa örfte alınması adet olan şeylerin, habersizce alınması, hırsızlık değildir. Hırsızlığın, cezâyı gerektirebilmesi için çalınan malın değerli denilebilecek bir miktar olması ve korunması, gerekir. Ancak İbnu Abbas, İbnu Zübeyr, Hasan Basrî, had uygulanması için miktarın da korumanın da şart olmadığı kanaatindedirler. Hâlbuki hadlerin uygulanabilmesi için kesin bilgi şarttır. Şüphe ile hadler sakıt olduğundan eli kesilecek hırsıza tam manasıyla ve şüphesiz olarak hırsız denilebilmesi için miktar ve korumanın da şart olması gerekir. Fukaha’nın çoğunluğu bu kanaattedir. Ancak miktar hakkında ihtilaf vardır. Bazı kıraatlerde, “sağ el” ifâdesi geçtiği için, önce sağ el kesilir. Bu konuda icma’ vardır. Hırsızlığa devam ederse; sırasıyla “sol ayak, sol el ve en son sağ ayak” kesilir.2 Bu bölüm: “Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalarak) elde ettiklerine karşılık, Allah’tan bir cezâ olmak üzere (sağ) ellerini kesin.” diye de tercüme edilebilir.3 Çünkü Allah, insana güç vermiş, zekât ve sadakayı farz kılmış, fakirleri korumayı İslâm devletinin görevleri arasına koymuştur. Bu durumda hırsız, bu işi keyfi olarak yaptığından dolayı cezâlandırılır.
HIRSIZLIK eden erkeğe ve hırsızlık eden kadına gelince, işlemiş oldukları fiillere karşılık, Allah'tan (gelen) caydırıcı bir müeyyide olarak her ikisinin ellerini kesin: 48 zira Allah kudretlidir, hikmet sahibidir.
Erkek hırsız ve kadın hırsızın yaptıklarına karşılık, ibretlik ceza olması için ellerini hırsızlıktan kesin. Allah güçlüdür, doğru karar verendir. 12/70...77
İmdi, işledikleri suça karşılık Allah’tan ibret-i âlem bir müeyyide olarak hırsızlık yapan erkek ve hırsızlık yapan kadının ellerini kesin.[923] Zira Allah her işinde mükemmeldir, her hükmünde tam isabet sahibidir.
[923] Lafzen: “iki elini..” Hırsızlık yapanın elini kesme uygulaması Kur’an’ın ihdas ettiği bir ceza değil, Kureyş’in uyguladığı ve Kur’an’ın önünde bulduğu bir ceza geleneğidir. İlk kez Kâbe’nin hazinesini soyan birine uygulanmıştır (İbn Kesir). Allah Rasûlü bu geleneksel cezayı olabildiğince sınırlandırmıştır. Mesela Rasulullah seferde bu cezanın uygulanmayacağını buyurmuştur (Ebu Dâvud, Hudud, 19). Bir başka kaynakta “sefer” yerine “gaza” geçer ki bu ikisi ayrı durumlar olarak da anlaşılabilir (Tirmizî, Hudud 20). Bu nebevî talimatı hilafeti döneminde Hz. Ömer’in, ayrıca ordu komutanı Huzeyfe b. el-Yeman’in titizlikle uyguladığını görüyoruz. Allah Rasûlü’nün bu haddi uygulama konusundaki hassasiyetini şu olay ışığında anlamak gerekir: Abbad b. Şurahbil anlatıyor: “Buğday tarlasına girdim, biraz başak kopardım, onların tanelerini ayırmaya başladım. Bu esnada tarlanın sahibi geldi. Beni dövdü ve elbiselerimi sırtımdan soyup aldı. Ben Allah Rasûlü’ne gittim onu şikâyet ettim. Onu çağırttı ve kızarak şöyle dedi: ‘O açtı onu doyurmadın, o cahildi ona öğretmedin!’ Elbiselerimi geri verdirtti ve bana da bir ölçek buğday verdi” (Ahmed b. Hanbel).
Hz. Ömer’in şu uygulaması da Allah Rasûlü’nün uygulamasının izdüşümüdür: Yahyâ b. Abdurrahman b. Hatib’ten: Hatib’in köleleri Müzeyne’den bir adamın develerini çalıp kestiler. Olay ortaya çıkınca yakalandılar ve suçlarını itiraf ettiler. Halife Ömer kölelere hırsızlık cezası verecekti ki son anda bundan vazgeçti. Hatib’ı çağırdı ve “onları aç bıraktığını düşünüyorum” dedi. Deve sahibine dedi ki; develeri satsan kaça verirdin. O da “400 altın verseler eyvallah demezdim” dedi. Hz. Ömer 800 altını Hatib’ten alarak adama verdi ve Hatib’e eğer bir daha aç bırakırsa kendisine hırsızlık cezası vereceğini söyledi (Muvatta).
Vahiy, suçları cezalandırmada suçluyu değil suçu mahkûm etmeyi ve caydırıcılığı öne çıkarır. Tüm Kur’anî cezalar üç vicdanı teskin etmeyi hedefler:
1) Mağdurun vicdanı.
2) Kamunun vicdanı.
3) Suçlunun vicdanı.
Suçlunun vicdanını teskin etmek için önce suçluda bir vicdan inşâ etmek gerekir. Şu örnek olay, İslâm’ın mensuplarında nasıl bir vicdan inşâ ettiğinin destani bir göstergesidir: Ebu Mihcen bir türlü içkiyi bırakamayan biridir. İçtiği her seferinde cezasına razıdır. Bir seferinde Hz. Ömer’den de içki cezası yemiştir (el-Kâmil II, 340). Kadisiye savaşı sırasında yine aynı suçtan (veya içkiyi öven şiir söylediği için) cezalandırılmak üzere tutuklanır. Ordu komutanı Sa’d b. Ebi Vakkas (ö.
55:675), taarruz öncesinde cezayı infaz etmek istemeyip taarruz sonrasına bırakır. Savaş çok çetin geçer. Bir ara İslâm ordusu bozulur gibi olur. İşte bu hengamede Ebu Mihcen ordu komutanının eşi Selma’ya kendisini salması için rica eder ve sağ kalırsa kendi ayağıyla gelip cezasını çekeceğine söz verir. Bozulmaya yüz tutan ordu akşam karanlığında atını mahmuzlayan Ebu Mihcen’in tekbirlerle son sürat gelip düşman saflarını yarması üzerine Şam’dan takviye kuvvet geldiğini düşünür. Hatta aralarında meleklerin veya Hızır’ın (!) yardıma geldiğini sananlar bile vardır. İslâm ordusu bunun üzerine toparlanır ve savaşı alır. Zaferin ardından Ebu Mihcen sözünü tutar ve kendi ayağıyla gelerek teslim olur. Ordu komutanı Sa’d b. Ebi Vakkas durumu ayrıntılarıyla öğrenince ceza tatbik etmeye eli varmaz ve yenilmek üzere olan ordunun zafer kazanmasına sebep olan Ebu Mihcen’i bırakır. Fakat Ebu Mihcen cezada ısrar eder. Muhtemelen Allah Rasûlü’nün “İslâmî cezalar keffarettir” müjdesi onu böyle yapmaya sevk eder. Israrlarına rağmen ordu komutanı cezalandırmayınca o da bir daha içki içmeyeceğine söz verir (İbnu’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih, Beyrut, 1406, II, 330-331; Taberî, Tarih, Kahire, 1987, III, 548-549).
Ve hırsızlık yapan erkeğin ve hırsızlık yapan kadının (kazandıklarının bir cezası ve Allah Teâlâ tarafından bir ukûbet olmak üzere) ellerini kesiniz. Ve Allah Teâlâ azîzdir, hakîmdir.
Hırsız erkek ile hırsız kadının irtikâb ettikleri suça bir karşılık ve Allah tarafından insanlara ibret verici bir ukubet olmak üzere ellerini kesiniz. Allah azîz ve hakimdir (mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir). {KM, Çıkış 20, 15; Tesniye 25, 11-12 Levililer 19, 11}
Sirkat: sözlükte hırsızlık demek olup terim olarak: “Akil ve baliğ bir kişinin belirli miktarın üstünde olan bir malı veya parayı, konulup korunduğu yani saklandığı yerden, hiçbir hak ve şüphe sözkonusu olmaksızın, gizlice alıp zimmetine geçirmesidir.” Çalındığında el kesme cezası uygulanmayan çok durum vardır: Meyve ve sebzelerin, otlakta otlayan hayvanların, henüz toplanmamış tahılların, eğlence aletlerinin, kamu mallarının vs... Bunlar cezasız bırakılmaz, fakat el kesilmez. O halde hırsıza: a-Aklî dengesi yerinde olup, erginlik çağında bulunması, b-İmam Ebû Hanîfe’ye göre çalınan malın 10 dirhem (32 gram) gümüş değerinden az olmaması. c-Malın saklandığı yerden çalınması şartı aranır. Ceza sağ elin bilekten kesilmesi şeklinde uygulanır.
Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah'tan bir ceza olarak ellerini kesin! Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Erkek hırsız ile kadın hırsızın ellerini kesin ki kazandıklarına karşılık bir ceza, Allah tarafından bir caydırma olsun. Üstün olan ve doğru kararlar veren Allah’tır.
Erkek hırsız ve kadın hırsızın yaptıklarına karşılık Allah tarafından ibret verici bir ceza olması için ellerini kesin. Allah güçlüdür, hakimdir.
Hırsız erkeğin ve hırsız kadının, işlediklerine Allah tarafından ibret verici bir ceza olmak üzere, ellerini kesin.(12) Allah herşeyin mutlak galibi ve sonsuz hikmet sahibidir.
(12) Mâide Sûresi, en son inen sûrelerden biridir ve Kur’ân’ın ve Peygamberin terbiyesinde belirli seviyeye ulaşmış bir topluma hitap etmektedir. Bu toplum, insan haklarının—32’nci âyette de geçtiği gibi velev tek bir kişi hakkında dahi olsa—güvence altına alındığı, zekâtın titizlikle uygulandığı, yardım ruhunun insanlarda kökleştiği, yönetenlerin yönetilenlere karşı sorumluluklarını yerine getirdiği, dolayısıyla, hırsızlığa meydan verecek bütün kapıların kapatıldığı bir toplumdur. Böyle bir toplumda, kendi hakları tümüyle güvence altına alınmış olduğu halde başkasının malına uzanan bir el, toplumdaki dirlik düzenliğe ve güvenliğe karşı küçümsenemeyecek bir suç işlemiş ve “bir ibret cezası olarak kesilmeyi” hak etmiş olur. Bununla birlikte, anılan ceza büyük küçük her türlü hırsızlık olayında gelişigüzel uygulanacak bir ceza değildir; bu cezanın uygulanabilmesi için birtakım şartların gerçekleşmiş olması gerekir ki, bunlar fıkıh kitaplarında delilleriyle birlikte geniş şekilde ele alınmıştır. Ayrıca, bir kıtlık senesinde Hz. Ömer’in bu cezayı uygulamadığı da bilinmektedir. Cezanın yürürlükte olduğu dönemlerde ve toplumlarda bu uygulamanın pek az görülmesi ise, cezanın gerçekten ibret verici olduğunu ve bundan bütün bir toplumun kazançlı çıktığını göstermektedir.
Hırsızlık yapan erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah'tan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.
daħı uġrı er daħı uġrı 'avrat kesüñ ellerini ol iķimiñ yanud içün aña kim ķazandılar 'aźāb içün Tañrı’dan. daħı Tañrı beñdeşsüzdür. dürüst işlüdür.
Uġrı er kişinüñ ve uġrı ‘avratlaruñ kesüñüz ellerini. Cezāsıdur işledükleriişüñ ‘aẕābıdur Tañrıdan. Daḫı Tañrı Ta‘ālā ‘azīzdür, ḥakīmdür.
Oğru kişi ilə oğru qadının gördükləri işin əvəzi kimi Allahdan cəza olaraq (sağ) əllərini kəsin. Allah yenilməz qüvvət sahibi, hikmət sahibidir!
As for the thief, both male and female, cut off their hands. It is the reward of their own deeds, an exemplary punishment from Allah. Allah is Mighty, Wise.
As to the thief,(742) Male or female, cut off his or her hands: a punishment by way of example, from Allah, for their crime: and Allah is Exalted in power.*
742 Here we touch upon jurisprudence. The Canon Law jurists are not unanimous as to the value of the property stolen, which would involve the penalty of the cutting off of the hand. The majority hold that petty thefts are exempt from this punishment. The general opinion is that only one hand should be cut off for the first theft, on the principle that "if thy hand or thy foot offend thee, cut them off, and cast them from thee", (Matt.
18:8). Apparently in the age of Jesus thieves were crucified, (Matt.
27:38).