Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4828, sondan 1409. ayet; 53. sure ve bu surenin 44. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 4, harf sayısı 15 ve toplam ebced değeri ise 541 olarak hesaplanmıştır.
Ve ennehu huve emâte ve ahyâ
Şüphesiz O, öldürür ve diriltir.
Önceki âyetlerde eleştirilen tavır vesilesiyle, o sırada muhatapların hakkında en fazla bilgiye sahip oldukları peygamberlerden Hz. İbrâhim ve Hz. Mûsâ’ya indirilen vahiylerin özüne değinilmektedir. Bu âyetlerin ilk kısmında (38-42. âyetlerde) hatırlatılan ilkeler ve bilgiler –konuya ilişkin başka naslar da dikkate alınarak– şöyle açıklanabilir: a) Sorumluluk: Kur’an’da değişik vesilelerle belirtildiği üzere, suçların ve cezaların şahsîliği esastır; –istese de– kimse başkasının günahını yüklenemez. b) Kesp: Herkes bütün sırlarını ve inceliklerini bilemeyeceğimiz bir sınav düzeni içinde iradî seçimler yapmak durumundadır. c) Hesap verme: Dünya hayatında iradî seçimle yaptığı her iş mahşer günü insanın önüne konacak, iyilik ve kötülükleri görülecek, bu konuda tamamen âdil bir yargılama yapılacaktır. d) Karşılık verme: Sözü edilen yargılamanın sonunda herkese yaptıklarının karşılığı tastamam verilecektir. e) Nihaî takdir: Yapılanların karşılığı verilirken kimsenin en küçük bir haksızlığa uğratılmayacağı kesin olmakla beraber, ilâhî lutuf ve bağışlama hususu Allah’ın mutlak iradesine bağlıdır; bu konuda mümine düşen, ümitvar olmak, ama buna güvenerek gevşeklik göstermemektir. 39-40. âyetler dürüstlükle çalışıp çabalamanın, alın teriyle kazanmanın Allah nezdindeki değerine de işaret etmektedir. 43-49. âyetlerde insanın hayat-ölüm çizgisi içinde cereyan eden her oluşun ve genelde evrende olup biten her şeyin Allah Teâlâ’nın irade ve kudretine bağlı bulunduğunu gösteren örnekler verilmekte; 50-54.âyetlerde de inkârcılıkları sebebiyle helâk edilen bazı eski toplumların başına gelenler hatırlatılmaktadır. 47. âyette geçen ve “öteki yaratma” diye tercüme edilen “en-neş’etü’l-uhrâ” tamlaması genellikle “öldükten sonra diriltme” mânasıyla açıklanmıştır. Râzî, önceki âyetlerde insanın yaratılışından söz edilmesini ve başka bazı delilleri dikkate alarak bu tamlamayla, cenine ruhun üflenmesine işaret edilmiş olabileceği kanaatine ulaştığını belirtir (XXIX, 21). 48. âyet “Zengin eden de O’dur, yoksul kılan da” şeklinde de anlaşılmıştır (Şevkânî, V, 135). 49. âyette geçen Şi‘râ, bazı Arap kabilelerinin şans kaynağı saydıkları, bahtlarını kendisine bağladıkları ve bu sebeple taptıkları en parlak yıldız olarak anlaşılmıştır. Batı dillerinde yazılan meâl ve tefsirlerde, Şi‘râ karşılığında genellikle “Sirius” kelimesinin kullanılması da bu anlamdan hareketle yapılmış bir çeviridir (meselâ bk. Arthur J. Arberry, The Koran, s. 552; Hamidullah, Le Saint Coran, s. 528). Sirius, dilimizde Akyıldız veya Şuarayıyemânî olarak bilinen ve Büyükköpek takım yıldızı içinde yer alan en parlak yıldızın adıdır. Öyle anlaşılıyor ki, âyette Allah’ın Şi‘râ’nın da rabbi olduğu belirtilerek, bir tür şirk olan ve yukarıda değinilen telakkilerin temelden yıkılması hedeflenmektedir. 53. âyette geçen “altı üstüne getirilmiş şehirler” genellikle, Lût kavmi ve oturdukları yerler şeklinde açıklanmıştır; fakat benzer felâketlere uğratılarak ilâhî cezaya çarptırılmış bütün toplumların kastedilmiş olması da muhtemeldir (Râzî, XXIX, 24).
Öldüren de yalnızca O’dur, dirilten de.
Öldürecek ve diriltecek olan da O'dur.
Öldüren de dirilten de O'dur.
(Herkesi ve her şeyi) Hiç kuşkusuz, öldüren ve dirilten O'dur.
Ve şüphe yok ki odur öldüren ve dirilten.
Öldüren de O'dur, yaşatan da.
Eceller gelince ölümü gerçekleştiren de, hayat veren, yaşatan da O'dur.
Ve öldüren de O'dur dirilten de.
Doğrusu, öldüren ve dirilten O'dur.
Öldüren de muhakkak O'dur, dirilten de...
Ve şüphesiz öldüren ve dirilten O’dur. (O, bütün zıtların yaratanı ve sahibidir.)
Yine (yaşatıp) öldüren de (öldükten) sonra dirilten de O'dur.
Doğrusu dirilten de öldüren de O'dur.
Öldüren de dirilten de O'dur.
O'dur öldüren ve dirilten.
Öldüren de dirilten de O'dur.
Hakıkat odur öldüren, dirilten
Hakıykat şu: (Dünyâda) öldüren de, (âhiretde) dirilten de Odur.
Yine şübhesiz ki öldüren ve dirilten ancak O'dur.
Öldürende O, hayat verende O dur.
Öldüren O/dur, dirilten O/dur.
Doğrusu öldüren ve dirilten de O'dur.
Öldüren de O’dur, yaşatan da O!
Öldüren de O’dur, dirilten de!
Öldüren de dirilten de Odur.
ölümü getiren ve hayatı bağışlayan yalnız O'dur;
Öldürecek olan da O’dur, diriltecek olan da! 23/80
Dahası elbette öldüren de O’dur, hayat veren de O.
Ve şüphe yok O'dur, O'dur ki, öldürdü ve hayata erdirdi.
36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44. Yoksa o Mûsâ'nın ve o çok vefalı İbrâhim'in sahifelerinde bulunan şu kesin gerçekler hakkında bilgi edinmedi mi ki: Hiçbir kimse başkasının günah yükünü çekemez. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. Bu gayretinin semeresi de ileride ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına ödenecektir. Elbette son durak, Rabbinin huzuru olacaktır. O'dur güldüren ve ağlatan; O'dur öldüren ve yaşatan. [2, 124; 16, 123; 35, 18; 36, 12; 9, 105]
Hz. İbrâhim (a.s.)’ın “sahifelerin”den, Kur’ân dışındaki mevcut kutsal kitaplarda bahis yoktur. 38. âyetten şu kaide çıkar: Herkes kendi yaptıklarından sorumludur. Hiç kimse bir başkasının cezasını çekmeyi kabullenemez. 39. âyetten çıkan bazı kaideler: a-Her kişi, çalışmasının karşılığını görecektir. b-Hiç kimse yapmadığı işin karşılığını alamaz. Bazıları bu âyetleri anlamada aşırılığa saparak hata etmişlerdir. Başkasına bedel hac, sevap bağışlama, başkası için dua etmenin faydasız olduğunu iddia bu kabildendir. Ehl-i sünnet başkası için duanın fayda vereceğinde ittifak etmiş olup, sevap bağışlama, vekâletle yapılan işin sevabı hususunda da prensipte mutabık olup ayrıntılarda farklıdırlar. Mesela: İmam Malik ile Şâfiî’ye göre malî ibadetlerin (sadaka gibi) keza malî-bedenî ibadetlerin sevabı bağışlanabilir, ancak bedenî ibadetlerin (namaz, Kur’ân kıraatı) sevabı başkasına bağışlanamaz. Hanefîlere göre mezkûr her çeşit amelin sevabı başka bir mümine bağışlanabilir. Buna dair birçok hadis vardır. Allah, rûhuna bağışlanan kişiyi bu amellerden faydalandırdığı gibi, bu fazileti gösteren, bağışlayana da mükafat verir.
Öldüren de O'dur, yaşatan da O'dur.
O’dur öldürecek ve diriltecek olan.
Öldüren O'dur, dirilten de!
Öldüren de Odur, dirilten de.
Hiç kuşkusuz, öldüren de O'dur, dirilten de...
daħı bayıķ ol öldür-di daħı diriltti.
daḫı oldur öldüren ve dirilden
Öldürən də, dirildən də Odur!
And that He it is Who giveth death and giveth life;
That it is He Who granteth Death and Life;