Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4836, sondan 1401. ayet; 53. sure ve bu surenin 52. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 9, harf sayısı 32 ve toplam ebced değeri ise 2654 olarak hesaplanmıştır.
وقوم نوح من قبل انهم كانوا هم اظلم واطغى
وقومنوحمنقبلانهمكانواهماظلمواطغى
Ve kavme nûhin min kabl(u)(s) innehum kânû hum azleme ve atġâ
Daha önce de Nûh’un kavmini helâk etmişti. Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın kimselerdi.
Önceki âyetlerde eleştirilen tavır vesilesiyle, o sırada muhatapların hakkında en fazla bilgiye sahip oldukları peygamberlerden Hz. İbrâhim ve Hz. Mûsâ’ya indirilen vahiylerin özüne değinilmektedir. Bu âyetlerin ilk kısmında (38-42. âyetlerde) hatırlatılan ilkeler ve bilgiler –konuya ilişkin başka naslar da dikkate alınarak– şöyle açıklanabilir: a) Sorumluluk: Kur’an’da değişik vesilelerle belirtildiği üzere, suçların ve cezaların şahsîliği esastır; –istese de– kimse başkasının günahını yüklenemez. b) Kesp: Herkes bütün sırlarını ve inceliklerini bilemeyeceğimiz bir sınav düzeni içinde iradî seçimler yapmak durumundadır. c) Hesap verme: Dünya hayatında iradî seçimle yaptığı her iş mahşer günü insanın önüne konacak, iyilik ve kötülükleri görülecek, bu konuda tamamen âdil bir yargılama yapılacaktır. d) Karşılık verme: Sözü edilen yargılamanın sonunda herkese yaptıklarının karşılığı tastamam verilecektir. e) Nihaî takdir: Yapılanların karşılığı verilirken kimsenin en küçük bir haksızlığa uğratılmayacağı kesin olmakla beraber, ilâhî lutuf ve bağışlama hususu Allah’ın mutlak iradesine bağlıdır; bu konuda mümine düşen, ümitvar olmak, ama buna güvenerek gevşeklik göstermemektir. 39-40. âyetler dürüstlükle çalışıp çabalamanın, alın teriyle kazanmanın Allah nezdindeki değerine de işaret etmektedir. 43-49. âyetlerde insanın hayat-ölüm çizgisi içinde cereyan eden her oluşun ve genelde evrende olup biten her şeyin Allah Teâlâ’nın irade ve kudretine bağlı bulunduğunu gösteren örnekler verilmekte; 50-54.âyetlerde de inkârcılıkları sebebiyle helâk edilen bazı eski toplumların başına gelenler hatırlatılmaktadır. 47. âyette geçen ve “öteki yaratma” diye tercüme edilen “en-neş’etü’l-uhrâ” tamlaması genellikle “öldükten sonra diriltme” mânasıyla açıklanmıştır. Râzî, önceki âyetlerde insanın yaratılışından söz edilmesini ve başka bazı delilleri dikkate alarak bu tamlamayla, cenine ruhun üflenmesine işaret edilmiş olabileceği kanaatine ulaştığını belirtir (XXIX, 21). 48. âyet “Zengin eden de O’dur, yoksul kılan da” şeklinde de anlaşılmıştır (Şevkânî, V, 135). 49. âyette geçen Şi‘râ, bazı Arap kabilelerinin şans kaynağı saydıkları, bahtlarını kendisine bağladıkları ve bu sebeple taptıkları en parlak yıldız olarak anlaşılmıştır. Batı dillerinde yazılan meâl ve tefsirlerde, Şi‘râ karşılığında genellikle “Sirius” kelimesinin kullanılması da bu anlamdan hareketle yapılmış bir çeviridir (meselâ bk. Arthur J. Arberry, The Koran, s. 552; Hamidullah, Le Saint Coran, s. 528). Sirius, dilimizde Akyıldız veya Şuarayıyemânî olarak bilinen ve Büyükköpek takım yıldızı içinde yer alan en parlak yıldızın adıdır. Öyle anlaşılıyor ki, âyette Allah’ın Şi‘râ’nın da rabbi olduğu belirtilerek, bir tür şirk olan ve yukarıda değinilen telakkilerin temelden yıkılması hedeflenmektedir. 53. âyette geçen “altı üstüne getirilmiş şehirler” genellikle, Lût kavmi ve oturdukları yerler şeklinde açıklanmıştır; fakat benzer felâketlere uğratılarak ilâhî cezaya çarptırılmış bütün toplumların kastedilmiş olması da muhtemeldir (Râzî, XXIX, 24).
Daha önce Nuh kavmini de (O helak etmişti). Şüphesiz ki onlar haksızlık etmiş ve azgınlık yapmışlardı.
Onlardan önce, Nûh toplumunu da helâk etmiştir. Onların hepsi çok zâlim ve çok azgın kimselerdi.
Daha önce de Nûh'un halkını. Onlar, daha zâlim ve daha azgın olanlardı.
Daha önce Nuh kavminden de (intikam almıştı.) Çünkü onlar, daha zalimdi ve daha azgınlaşmıştı.
Ve onlardan önceki Nuh kavmini de; şüphe yok ki onlar, daha da zalimdi ve daha da azgın.
ve onlardan önce Nuh kavmini de, şüphesiz onlar bunlardan daha zalim yani yaratılış gayelerine daha aykırı yaşayan ve daha azgın idiler.
Daha önce de, baskı zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu ve Allah'ın yolundaki faaliyetleri engelleyen, zulüm, azgınlık ve eşkıyalıkta ileri giden Nuh kavmini helâk eden O'dur.
Daha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar.
Daha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar.
(Âd ve Semûd kavimlerinden) daha evvel de Nûh'un kavmini...Çünkü onlar pek zalimdiler, pek azgındılar.
Ve onlardan önce Nuh kavmini de helak eden O’dur. Çünkü onlar, çok zalim ve çok azgın idiler.
Önceden de Nuh' un ulusunu yok etti; evet onlar pek zalim, pek de azgın idiler
Daha önce de Nuh'un kavmini (yaptıkları yüzünden) helâk etmişti. Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın kimselerdi.
Daha önce de Nuh milletini yok eden O'dur; çünkü onlar çok zalim ve pek taşkın kimselerdi.
Daha önce de çok zalim ve pek azgın olan Nuh kavmini (helâk etmişti).
Ve ondan önce Nuh'un halkını da; onlar çok zalim ve çok azgın kimselerdi.
Önceden de Nuh kavmini (helak etmişti), çünkü onlar zulmetmiş ve azmıştı.
Daha evvel de Nuhun kavmını, çünkü bunlar pek zâlim, pek azgındılar
Daha evvel Nuuh kavmini de (O helak etdi) çünkü bunlar çok zaalim ve çok azgın (insan) ların ta kendileri idi.
Daha önce de Nûh kavmini (helâk etmişti). Çünki onlar, daha zâlim ve daha azgın olanların ta kendileriydiler.
Daha önceden Nuh toplumunu helak etmişti. Çünkü onlar çok zalim, isyankâr,
O, daha evvel Nuh kavmini de helâk etmişti. Çünkü bunlar daha zalim, daha taşkın idiler.
Daha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar daha zalim ve daha azgın idiler.
Ve onlardan önce Nûh kavmini korkunç bir tufanla yok eden! Çünkü onlar, zulüm ve haksızlıkta gerçekten çok ileri gitmişlerdi.
Önceden Nûh’un kavmini de!
Onlar, en zâlim ve azgındılar.
Daha da önce, onlardan daha zâlim ve daha azgın olan Nûh kavmini de (helâk eden, kesinlikle Odur.)
ve onlardan önce Nûh kavmini -[çünkü,] hepsi de kötülükte çok iştahlı ve çok azgın olmuşlardı-
Onlardan önce de Nuh’un kavmini. Çünkü onlar, zalim ve azgınlıkta ileri gitmişlerdi. 11/25.49
Tıpkı daha önceki Nûh kavmi (gibi): Çünkü onlar zulümde ve azgınlıkta ileri gitmiştiler.
Ve evvelce de Nûh kavmini (helâk etmişti). Şüphe yok ki, onlar olmuşlardı onlar, en zalim ve en azgın (kimseler).
45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54. Rahime atılan nutfeden (spermden) erkek ve dişi çiftini yaratma, öldükten sonra diriltme, tekrar yaratma O'na aittir. İnsanı zengin, kanaat sahibi ve halinden memnun etmek de O'na aittir. Müşriklerin taptığı Şi'râ yıldızının Rabbi de O'dur. Önceki Âd milletini yok eden de O'dur. Semud milletini yok edip geriye hiçbir şey bırakmayan da O'dur. Daha önce Nuh milletini yok eden de O. Çünkü bunlar çok zalim, çok azgındılar. Altı üstüne getirilen Lût milletinin şehirlerini yerle bir etti. Onları ne azaplar, ne musîbetler, neler kapladı neler! [86, 6-7; 69, 6-7; 26, 73]
Şi’râ, gökte en parlak görünen yıldızdır. Güneşten 23 kat daha parlak olup ışığı dünyaya 8 yılda ulaşır. Cahiliye döneminde bir kısım Araplar, yıldızların insanların hayatında etkili olduğuna inanır ve Şi’râ’ya taparlardı. Bilhassa Huzaa kabilesi ona tapmasıyla meşhurdur.
Önceden de Nuh kavmini (helak etmişti). Çünkü onlar daha zalim ve azgın idiler.
Bunlardan önce de Nuh’un toplumunu yok etmişti. Onlar (Ad ve Semud’dan) daha yanlış, daha aşırı davranan kimselere dönüşmüşlerdi.
Daha önce de Nuh'un kavmini... onlar, daha zalim daha azgın idiler...
Daha önce Nuh kavmini de O helâk etti. Çünkü onlar zulme sapmış ve azıtmıştı.
Daha önce de Nûh kavmini. Çünkü onlar, evet onlar zulmettiler, azdılar.
daħı nūḥ ķavmın ilerü. bayıķ anlar oldılar anlar žulm eyleyicirek daħı azġunıraķ.
Nūḥ ḳavmini daḫı helāk itdi anlardan burun. Anlar ḳatı ẓālimler‐idive azġunlar‐ıdı.
Daha əvvəl Nuh qövmünü (məhv etdi), çünki onlar daha zalım, daha azğın kimsələr idi.
And the folk of Noah aforetime, lo! they were more unjust and more rebellious;
And before them, the people of Noah, for that they were (all) most unjust and most insolent transgressors,