Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
4935, sondan
1302. ayet;
55. sure ve bu surenin
34. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi
4, harf sayısı
19 ve toplam ebced değeri ise
1562 olarak hesaplanmıştır. Bu ayetle aynı/benzer
30 ayet daha bulunmaktadır. Bunlar;
55:13, 55:16, 55:18, 55:21, 55:23, 55:25, 55:28, 55:30, 55:32, 55:36, 55:38, 55:40, 55:42, 55:45, 55:47, 55:49, 55:51, 55:53, 55:55, 55:57, 55:59, 55:61, 55:63, 55:65, 55:67, 55:69, 55:71, 55:73, 55:75, 55:77 ayetleridir.
Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibân(i)
O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
Müfessirlerin bir kısmı buradaki hitabı kıyamet tasviri çerçevesinde değerlendirmişler ve o gün cinlere ve insanlara böyle seslenileceği yorumunu yapmışlardır. Önceki âyetlerde hesap gününe ilişkin bir uyarının bulunması, müteakip âyetlerde de kıyametten ve âhirette karşılaşılacak sonuçlardan söz edilmesi bu yorumu destekleyici niteliktedir. Diğer bir grup müfessire göre ise bu hitap dünya hayatıyla ilgilidir ve önceki âyetlerde yer alan uyarıyı tamamlamaktadır: Cinlere ve insanlara kendilerine dünya hayatında tanınan fırsata aldanmamaları gerektiği hatırlatılmakta, ölümden ve ilâhî huzurda verilecek hesaptan kaçışın asla mümkün olmadığı bildirilmektedir. Derveze 33. âyette geçen sultân kelimesini “kişiyi kurtaracak sâlih ameller” şeklinde izah eder (VII,136); birçok müfessirin anılan kelimeyi “delil, hüccet” anlamında almaları (İbn Atıyye, V, 230) bu yorumu destekler nitelikte olmakla beraber, 35. âyetin ifadesi belirtilen ihtimali zayıflatmaktadır. Öte yandan, bazı tefsirlerde sultan kelimesinin “güç” anlamı esas alınarak “Büyük bir güç bulunmadıkça geçemezsiniz” ifadesinden, “Böyle bir gücünüz de olmadığına göre göklerin ve yerin sınırını aşıp ötelere geçmeniz de imkânsızdır” anlamı çıkarılmıştır. Fakat sultan kelimesinin “yetki” anlamı dikkate alınarak âyetin ilgili kısmı, “Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp ötelere geçebilmeniz ancak (Allah tarafından verilecek) bir yetki, bir imkânla olabilir” şeklinde de anlaşılabilir. Bu takdirde muhatapların, yüce yaratıcının evrendeki yasaları doğrultusunda ortaya koyacakları çabaları sonucunda elde edecekleri kuvvete bir gönderme yapılmış demektir. Uzay araştırmalarının ilerlediği ve uzaya seyahatlerin gerçekleştiği günümüz şartları, Kur’an tefsiriyle meşgul olanları bu yorumu benimsemeye ve bu âyetlerde uzayın fethine işaret bulunduğu görüşüne yöneltmiştir. Hatta 35. âyetteki tasvirin modern silâhları çağrıştırdığı yorumları yapılmıştır. Râzî’nin belirttiği gibi, bağlam bu hitabın âhirette olduğu izlenimini vermektedir. Fakat her iki ihtimale göre düşünüp bu âyetlerde, Allah’ın hükümranlığını aşmanın ve verdiği hükümden kaçmanın asla mümkün olmayacağı uyarısı bulunduğunu söylemek daha doğru olur (XXIX, 113-114). Bir başka anlatımla, Allah’a karşı sorumluluğu olan varlıklar ister dünya hayatında ister kıyamet gelip çattığında Allah’ın hükmünden kaçıp kurtulmak için yerin ve göğün sınırlarını zorlayacak kadar güç elde etseler veya kendilerine bu tarz bir imkân verilse, hatta bu varlıklar topyekün bir dayanışma içine girseler dahi, 35. âyette ifade edildiği üzere bunlar sınırlı ve sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Şu halde ikinci yorum esas alındığında da (dünya hayatı bakımından) bu âyetlerden çıkan mesaj şu olmaktadır: Evreni daha iyi tanıma merakı, yerin derinliklerine ve göğün en uzak noktalarına nüfuz etme arzusu yadırganacak bir şey değildir ve büyük bir güç oluşturularak bu konuda epeyce mesafe alınabilir; ama bu çabalar asla ilâhî iradenin egemenliğini alt etme gibi bir amaç taşımamalıdır. Zira bu, Allah’ın evrendeki mutlak gücünü ayan beyan gören şuurlu varlıklara yaraşmaz; kaldı ki böyle bir yöneliş başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkûmdur, böyle bir amaç taşıyanların âkıbeti hüsrandır. 35. âyette “erimiş bakır” diye çevrilen kelimeye “bakır gibi kızıl duman” mânası da verilmiştir.
Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz ki!
33,34. Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin etrafından kaçma imkanınız varsa kaçınız. Ama büyük bir güce sahip olmadan kaçamazsınız. Şimdi, Rabbinizin her yerde var olduğunu nasıl inkâr edebilirsiniz?
O halde siz ikiniz, Rabb'inizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini (şükrünü yapmayıp) yalanlamaya kalkışırsınız?
Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Öyleyse siz ey iki topluluk! Rabbinizin bunca nimet ve kudretinden, hangisini yalanlayabilirsiniz?
Ey insanlar ve cinler, bu durumda, Rabbinizin nimetlerinden hangisini, Kuran'dan hangi ilkeyi önemsemeyerek sınırsız rahmetini, kudretini yalanlayabilirsiniz?
O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkâr?
33, 34. Ey cin ve ins toplulukları! Eğer göklerin ve yerin etrafından geçebilirseniz geçin. Fakat siz ancak üstün bir kuvvet ile geçebilirsiniz. Madem böyledir, ey insanlar ve cinler! Rabbinizin hangi yüce nimetini inkâr edeceksiniz?
Tanrınızın hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
O halde Rabbinizin her yere ve her şeye egemen olduğunu nasıl yalanlayabilirsiniz?
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
Şimdi rabbinizin hangi eltafına dersiniz yalan?
O halde Rabbinizin hangi ni'metlerini yalan sayabilirsiniz?
Şimdi Rabbinizin ni'metlerinden hangisini yalanlarsınız?
Siz ikiniz, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
(İnsanlar, periler!) Rabbinizin hangi nimetlerini yalan sayabilirsiniz?
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Şu hâlde, ey insanlar ve cinler, Rabb’inizin hangi nîmetini inkâr edebilirsiniz?
Artık, rabbinizin hangi nimetlerini inkâr edersiniz?
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz?
O halde Rabbinizin onca nimetinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 16/114
o halde Rabbinizin hangi nimetini inkâr edebilirsiniz?[4858]
[4858] İki âyet birlikte düşünüldüğünde zımnen: Bir gün gelecek yerin ve göklerin sınırlarını geçeceksiniz. Bu O’nun bir nimetidir. Bunu O’nun verdiği akıl, donanım ve araçlarla yaptığınızı unutursanız, Rabbinizin nimetini inkâr etmiş olursunuz. Allahu a‘lem.
Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz?
O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?
Şimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz?
(Ey insanlar ve cinler) Bu durumda Rabbinizin hangi nimeti karşısında yalan söyleyebilirsiniz?
-O halde Rabbinizin hangi nimetini yalanlayabilirsiniz?
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlıyorsunuz?
pes ķanķı ni'metlerini çalabuñuzuñ yalan dutarsız.
Belə olduqda Rəbbinizin hansı ne’mətlərini yalan saya bilərsiniz?!
Which is it, of the favours of your Lord, that ye deny?
Then which of the favours(5195) of your Lord will ye deny?*
5195 Note how gradually we have been led up in the Argument. 'The Signs of Allah are all about you, in revelation, in your intelligence, and in nature around you. Your creation; the mystic light and heat typified by the sun in all directions; the cycle of waters in the physical earth and of Knowledge in the world of Intelligence; the help and cherishing care of Allah Himself-all these things should teach you the Truth and warn you about the Future, which is more particularly referred to in the remainder of the Surah.