Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4997, sondan 1240. ayet; 56. sure ve bu surenin 18. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 5, harf sayısı 23 ve toplam ebced değeri ise 699 olarak hesaplanmıştır.
باكواب واباريق وكأس من معين
Bi-ekvâbin ve ebârîka veke/sin min ma’în(in)
17,18,19,20,21. Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.
“Mukarrebûn” (Allah’a en yakın olanlar) diye nitelenen “es-sâbikûne’s-sâbikûn” (önde olanlar, o önde olanlar) grubu ile “Allah ve resulüne ilk iman edenler, ilk muhacirler, iki kıbleye doğru da namaz kılmış sahâbîler” şeklinde belirli kimselerin kastedildiği yorumları yapılmış olmakla beraber, İbn Atıyye esasen âyetin dünyada iken iyilik yapma ve kötülüklerden sakınma hususunda öncü konumunda olan ve âhiret mutluluğunda da en önde olmayı hak eden bütün insanları kapsadığını belirtir (diğer yorumlarla birlikte bk. Taberî, XXVII, 170-171; İbn Atıyye, V, 240; Şevkânî, V, 172). 13. âyette geçen ve “çoğu” diye tercüme edilen sülle kelimesi “az olsun çok olsun insan topluluğu”nu ifade eden bir kelimedir. Buna göre âyeti “bir kısmı öncekilerdendir” şeklinde çevirmek mümkündür. Fakat sonrakilerden söz eden 14. âyette “birazı” dendiği için buna da “çoğu” anlamı verilmiştir. Burada Kur’an’ın muasırları ve sonrasını kapsayan bir tasniften söz edildiği kabul edilirse, “sâbikûn”dan çoğunun öncekilerden olduğunu izah kolaylaşır; zira bu grubun öncüleri sahâbe-i kirâmdır. Bu tasnifin geçmiş ümmetleri de kapsadığı kabul edildiğinde ise, gelip geçmişlerden “sâbikûn”un çokluğu, bütün peygamberleri içine almasıyla izah edilebilir (İbn Atıyye, V, 241). 15-26. âyetlerde ve daha sonra da 28-37. âyetlerde cennet nimetiyle ödüllendirilecek ve onurlandırılacak kimseleri bekleyen hayata ilişkin canlı tasvirlere yer verilmektedir. 17. âyette, dünyadaki tasavvurlarımıza göre hatıra gelebilecek bir soruya cevap verilmekte; cennette dünyada olduğu gibi bir kısım insanların diğerlerine hizmet vermesinin söz konusu olmayacağı, cennetle ödüllendirilen herkesin “hizmet edilen” konumunda bulunacağı, ikramları sunmak üzere –sonsuza dek genç kalacak– hizmetçiler tahsis edileceği bildirilmektedir (başka yorumlarla birlikte bk. Şevkânî, V, 173-174). 19. âyetteki cennet içkilerinin içenlere baş ağrısı vermeyeceğine dair ifade “toplantıları dağıtılmaz, ağızlarının tadını kaçıracak bir durumla karşılaşmazlar”, aynı içkinin sarhoşluk vermeyeceğine dair ifade ise “içtikleri tükenmez” mânalarıyla da açıklanmıştır (İbn Atıyye, V, 242; cennet ve nimetleri hakkında bilgi ve değerlendirme için bk. Bakara
2:25; Zuhruf
43:68-73; M. Süreyya Şahin-Bekir Topaloğlu, “Cennet”, DİA, VII, 374-386).
17,18. Çevrelerinde, kaynağından çıkan (suyla dolu) testiler, ibrikler ve kadehler bulunan uzun ömürlü gençler dolaşır.
17,18,19. Hizmetçileri kadehler, ibrikler ve kaynaktan doldurulmuş bardaklar ile etraflarında devamlı dolaşırlar. Ondan başları ağrımaz ve sarhoş da olmazlar.
Kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve billur kadehler ile.
(Kendilerine) Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler (uzatılır).
Kaynağından doldurulmuş şaraplarla dolu taslarla ve ibriklerle ve kadehlerle.
Tertemiz kaynakların şaraplarından doldurulmuş büyük kaplarla, sürahiler ve kadehlerle
Maîn çeşmesinden, meşrubat pınarlarından, ırmaklarından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle dolaşırlar.
(Şarap) kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.
Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler,
Cennet şarabından dolu sürahiler, ibrikler ve kadehlerle...
Kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehleri onlara sunarlar.
17,18. Akan pınarlardan doldurulmuş kâselerle, ibriklerle, bardaklarla, kocalmayan yavrular dolaşırlar yanlarında!
17-18. Sürekli genç kalan hizmetçiler, cennet şarabı doldurulmuş testiler, sürahiler ve kâselerle onların etrafında (servis için) dolanırlar.
17,18,19,20,21. Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Maîn çeşmesinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.
Kaynaktan doldurulmuş bardaklar, sürahiler ve kadehlerle.
Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.
Kübler ve ibrıklerle me'ıynden bir piyâle
«Maîn» (kaynağın) dan (dolu) büyük kablarla, ibriklerle ve kadehlerle.
17,18. (Aynı yaşları üzere) ölümsüz kılınmış çocuklar (ve genç hizmetçiler),(1)pınardan (akan Cennet şerbetleriyle doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehlerle onların (o sâbikunun) etrâfında dolaşır!
(1)“Mü’minlerin kable’l-bülûğ (bülûğdan önce) vefât eden evlâdları, Cennette, Cennete lâyık bir sûrette, ebedî, sevimli dâimî çocuk kalacaklarını ve Cennete giden peder ve vâlidelerinin kucaklarında ebedî medâr-ı sürurları (sürur vesîleleri) olacaklarını ve çocuk sevmek ve evlâd okşamak gibi en latif bir zevki, ebeveynlerine (ana-babalarına) te’mîne medâr olacaklarını ve herbir lezzetli şeyin Cennette bulunduğunu, (...) hem dünyada on senelik kısa bir zamanda teellümâtla (elemlerle) karışık evlâd sevmesine ve okşamasına bedel sâfî elemsiz milyonlar sene ebedî evlâd sevmesini ve okşamasını kazanmak, ehl-i îmânın en büyük bir medâr-ı saâdeti olduğunu şu âyet-i kerîme وِلْدَانٌ مُخَلِّدُونَ [Ölümsüz kılınmış çocuklar (ve genç hizmetçiler)] cümlesiyle işâret ediyor ve müjde veriyor.” (Lem‘alar, 25. Lem‘a, 229)
Ellerinde pınarlardan doldurulmuş kâseler, sürahiler ve bardaklar ile dolaşıp dururlar.
17, 18. Etraflarında devamlı taze kalan çocuklar bir kaynaktan akan halis şarapla dolu sürahiler, ibrikler, bardaklar dolaştıracaklar.
Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler.
Ellerinde, cennet pınarlarından doldurulmuş testiler, sürahiler ve kadehlerle.
Kaynaktan doldurulmuş kaplar, sürahiler ve bardaklarla!
17,18,19. Onların çevrelerinde ölümsüz genç hizmetçiler1 (ellerinde) onların başlarını ağrıtmayan, sarhoş etmeyen ve tertemiz içeceklerle dolu sürahiler, ibrikler ve kadehlerle dolaşır.
1 Ğılman (Vildan): Cennet ehlinin hizmetiyle görevlendirilen gençler anlamında Kur’an’î bir terimdir. Sözlükte, “çocuk, bıyığı yeni terlemiş genç, hizmetçi” anlamındaki “ğulâm” kelimesinin çoğulu olan “ğılmân”, Kur’an literatüründe “cennet ehlinin emrine verilen ve hiçbir zaman yaşlanmayan gençler” mânasına gelir. “Ğılman”, Kur’an’da (Tûr: 24) “kabuğunda saklanmış inciler gibi taze ve berrak” şeklinde tasvir edilmekte ve hiç kirlenmemiş, el değmemiş, bembeyaz, safi, tertemiz ve pırıl pırıl uşaklar ve Cennet sakileri, genç hizmetçiler olarak başkalarının değil sadece sahiplerinin etrafında onlara hizmet için dönüp duracakları anlatılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de iki âyette geçen “vildân”ın da (Vâkıa: 17, İnsân: 19) ğılmanla aynı mânada kullanıldığı anlaşılmaktadır. Velîd (çocuk) kelimesinin çoğulu olan vildan, her iki âyette de “ebedî” anlamındaki “muhalled” sıfatıyla nitelendirilmiş olup bu sıfat gençlerin fizyolojik değişikliğe uğrayıp yaşlanmaktan korunduğunu ifade etmektedir. Ğılman hakkında müfessirlerce üç görüş ileri sürülmüştür. 1. Ğılman, müminlerin kendilerinden önce ölen çocuklarıdır. 2. Kâfirlerin ölen çocukları olup mükellef bulunmadıklarından cehenneme atılmayacak, cennet ehlinin hizmetçileri statüsünde tutulacaktır. 3. Müminler için cennette yaratılan hizmetçilerdir ve çocukken ölenlerle ilgisi yoktur. Aslında hizmetçilik ayrı bir statü olup çocuklar buna dâhil değildir. Hz. Peygamber, küçük veya büyük yaşta ölenler dâhil bütün cennet ehlinin otuz yaş civarında olacağını bildirmiştir. (Müsned, Tirmizî) Ğılman konusundaki üçüncü yorum daha isabetli görünmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu gençler, her türlü aşınma ve kirlenmeden korumak amacıyla kabuğunda saklanırken buradan çıkarılıp cennet ehlinin etrafına saçılmış incilere benzetilmek suretiyle özel bir yaratılışa sahip olduklarına işaret edilmiştir. Ayrıca ğılman ve vildan’ın cennette içecek sunma görevinden söz edilerek onların hizmetçi statüsünde bulundukları da bir bakıma ifade edilmiştir.
tertemiz kaynakların suyundan doldurulmuş kâseler, ibrikler ve fincanlarla, 6
17-18. Doldurulmuş sürahiler ve kâseler ile ölümsüz gençler onların etrafında pervane olacaklar. 52/24, 76/6...23
tarifsiz güzellikte bir kaynaktan doldurulmuş bir o kadar tarifsiz ibrikler ve kadehlerle sunulan (içecekler);
Çeşmelerden akan şuruplar ile (dolu) destiler ile ve ibrikler ile ve bardaklar ile.
17, 18. Etraflarında, cennet şarabından dolu testiler, sürahiler, kadehlerle, ebedîliğe ermiş çocuklar dolaşıp hizmet ederler.
Bu gençlerin yaşları değişmez. Bunlar, dünyada ne günahları, ne de sevapları olmayan çocuklardır. Müşriklerin büluğdan önce vefat eden çocukları, cennetliklere hizmet edecekler. Böylece onlar da büyük bir lütfa mazhar olacaklardır. Zira cennete girmelerine vesile olacak yükümlülükleri yerine getirmedikleri halde cennetlik olacaklardır.
Akıp giden şarap kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.
Kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle gelir giderler.
Tertemiz kaynağından doldurulmuş ibrikler, testiler ve fincanlarla...
Pınarlardan doldurulmuş testiler, ibrikler, kadehlerle.
Sürahiler, ibrikler ve öz kaynağından içkilerle doldurulmuş kadehler eşliğinde.
[284b] ķulpsuz bardaķlar-ile daħı ıbrıķlarıla daħı sücilü ķadeḥıla gözlü bıñardan.
şarāb ṭolu barṭaḳlar‐ıla ve ıbrıḳlar‐ıla, daḫı ḳadeḥler ile bıñar ṣularından
(Cənnət bulağından axan) məin (şərab) dolu piyalələr, kuzələr və qədəhlərlə.
With bowls and ewers and a cup from a pure spring
With goblets, (shining) beakers, and cups (filled) out of clear-flowing fountains: