Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4998, sondan 1239. ayet; 56. sure ve bu surenin 19. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 5, harf sayısı 21 ve toplam ebced değeri ise 627 olarak hesaplanmıştır.
لا يصدعون عنها ولا ينزفون
Lâ yusadde’ûne ‘anhâ velâ yunzifûn(e)
17,18,19,20,21. Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.
“Mukarrebûn” (Allah’a en yakın olanlar) diye nitelenen “es-sâbikûne’s-sâbikûn” (önde olanlar, o önde olanlar) grubu ile “Allah ve resulüne ilk iman edenler, ilk muhacirler, iki kıbleye doğru da namaz kılmış sahâbîler” şeklinde belirli kimselerin kastedildiği yorumları yapılmış olmakla beraber, İbn Atıyye esasen âyetin dünyada iken iyilik yapma ve kötülüklerden sakınma hususunda öncü konumunda olan ve âhiret mutluluğunda da en önde olmayı hak eden bütün insanları kapsadığını belirtir (diğer yorumlarla birlikte bk. Taberî, XXVII, 170-171; İbn Atıyye, V, 240; Şevkânî, V, 172). 13. âyette geçen ve “çoğu” diye tercüme edilen sülle kelimesi “az olsun çok olsun insan topluluğu”nu ifade eden bir kelimedir. Buna göre âyeti “bir kısmı öncekilerdendir” şeklinde çevirmek mümkündür. Fakat sonrakilerden söz eden 14. âyette “birazı” dendiği için buna da “çoğu” anlamı verilmiştir. Burada Kur’an’ın muasırları ve sonrasını kapsayan bir tasniften söz edildiği kabul edilirse, “sâbikûn”dan çoğunun öncekilerden olduğunu izah kolaylaşır; zira bu grubun öncüleri sahâbe-i kirâmdır. Bu tasnifin geçmiş ümmetleri de kapsadığı kabul edildiğinde ise, gelip geçmişlerden “sâbikûn”un çokluğu, bütün peygamberleri içine almasıyla izah edilebilir (İbn Atıyye, V, 241). 15-26. âyetlerde ve daha sonra da 28-37. âyetlerde cennet nimetiyle ödüllendirilecek ve onurlandırılacak kimseleri bekleyen hayata ilişkin canlı tasvirlere yer verilmektedir. 17. âyette, dünyadaki tasavvurlarımıza göre hatıra gelebilecek bir soruya cevap verilmekte; cennette dünyada olduğu gibi bir kısım insanların diğerlerine hizmet vermesinin söz konusu olmayacağı, cennetle ödüllendirilen herkesin “hizmet edilen” konumunda bulunacağı, ikramları sunmak üzere –sonsuza dek genç kalacak– hizmetçiler tahsis edileceği bildirilmektedir (başka yorumlarla birlikte bk. Şevkânî, V, 173-174). 19. âyetteki cennet içkilerinin içenlere baş ağrısı vermeyeceğine dair ifade “toplantıları dağıtılmaz, ağızlarının tadını kaçıracak bir durumla karşılaşmazlar”, aynı içkinin sarhoşluk vermeyeceğine dair ifade ise “içtikleri tükenmez” mânalarıyla da açıklanmıştır (İbn Atıyye, V, 242; cennet ve nimetleri hakkında bilgi ve değerlendirme için bk. Bakara
2:25; Zuhruf
43:68-73; M. Süreyya Şahin-Bekir Topaloğlu, “Cennet”, DİA, VII, 374-386).
O (içtiklerinden) dolayı başları ağrıtılmaz; sarhoş da olmazlar.
17,18,19. Hizmetçileri kadehler, ibrikler ve kaynaktan doldurulmuş bardaklar ile etraflarında devamlı dolaşırlar. Ondan başları ağrımaz ve sarhoş da olmazlar.
Ondan; başları ağrımaz ve sarhoş olmazlar.
Bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinip bulanır. (İçtikçe huzur ve mutlulukları artacaktır.)
O şaraptan başları da ağrımaz ve sarhoş da olmazlar.
ki, bu şaraptan baş ağrısı da olmaz, akılları da giderilmez.
İçtikçe lezzetleri eksilmez, toplumları perişan edilmez, başları ağrımaz, sarhoş olmazlar, akıllarına zarar gelmez, içtikleri de tükenmez.
Ondan dolayı ne başları ağrıtılır ne de akılları giderilir.
Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.
Ondan başları ağrımaz, sarhoş da olmazlar...
Ne o içecekten bıkarlar ne de o içecek tükenir.()
(*) Nesefi. Veya ne de sarhoş eder.
Ne başları ağrır ondan, ne de sersem olurlar
İçtiklerinden ne başları ağrır ne de taşkınlık ederler.
17,18,19,20,21. Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
Ne ara verirler ne de yorulurlar.
Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
Ne başları ağrıtılır ondan ne de irer zevâle
Ki bundan baş ağrısına uğratılmayacakları gibi akılları da giderilmez.
Ondan (o şarabdan) ne başları ağrıtılır, ne de sarhoş olurlar!
İçtiklerinden dolayı ne başları döndürülür, nede sarhoş olurlar.
O şaraptan başları ağrımayacak, sersem de olmayacaklar.
Bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de akılları giderilir.
Kana kana içtikleri bu cennet içkisi ne baş ağrısı yapar, ne de sarhoşluk verir.
Bundan dolayı ne baş ağrısı olur, ne sarhoş olunur.
17,18,19. Onların çevrelerinde ölümsüz genç hizmetçiler1 (ellerinde) onların başlarını ağrıtmayan, sarhoş etmeyen ve tertemiz içeceklerle dolu sürahiler, ibrikler ve kadehlerle dolaşır.
1 Ğılman (Vildan): Cennet ehlinin hizmetiyle görevlendirilen gençler anlamında Kur’an’î bir terimdir. Sözlükte, “çocuk, bıyığı yeni terlemiş genç, hizmetçi” anlamındaki “ğulâm” kelimesinin çoğulu olan “ğılmân”, Kur’an literatüründe “cennet ehlinin emrine verilen ve hiçbir zaman yaşlanmayan gençler” mânasına gelir. “Ğılman”, Kur’an’da (Tûr: 24) “kabuğunda saklanmış inciler gibi taze ve berrak” şeklinde tasvir edilmekte ve hiç kirlenmemiş, el değmemiş, bembeyaz, safi, tertemiz ve pırıl pırıl uşaklar ve Cennet sakileri, genç hizmetçiler olarak başkalarının değil sadece sahiplerinin etrafında onlara hizmet için dönüp duracakları anlatılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de iki âyette geçen “vildân”ın da (Vâkıa: 17, İnsân: 19) ğılmanla aynı mânada kullanıldığı anlaşılmaktadır. Velîd (çocuk) kelimesinin çoğulu olan vildan, her iki âyette de “ebedî” anlamındaki “muhalled” sıfatıyla nitelendirilmiş olup bu sıfat gençlerin fizyolojik değişikliğe uğrayıp yaşlanmaktan korunduğunu ifade etmektedir. Ğılman hakkında müfessirlerce üç görüş ileri sürülmüştür. 1. Ğılman, müminlerin kendilerinden önce ölen çocuklarıdır. 2. Kâfirlerin ölen çocukları olup mükellef bulunmadıklarından cehenneme atılmayacak, cennet ehlinin hizmetçileri statüsünde tutulacaktır. 3. Müminler için cennette yaratılan hizmetçilerdir ve çocukken ölenlerle ilgisi yoktur. Aslında hizmetçilik ayrı bir statü olup çocuklar buna dâhil değildir. Hz. Peygamber, küçük veya büyük yaşta ölenler dâhil bütün cennet ehlinin otuz yaş civarında olacağını bildirmiştir. (Müsned, Tirmizî) Ğılman konusundaki üçüncü yorum daha isabetli görünmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu gençler, her türlü aşınma ve kirlenmeden korumak amacıyla kabuğunda saklanırken buradan çıkarılıp cennet ehlinin etrafına saçılmış incilere benzetilmek suretiyle özel bir yaratılışa sahip olduklarına işaret edilmiştir. Ayrıca ğılman ve vildan’ın cennette içecek sunma görevinden söz edilerek onların hizmetçi statüsünde bulundukları da bir bakıma ifade edilmiştir.
ne kafalarını dumanlayan ne de onları sarhoş eden (bir su)
İçtiklerinden ne başları ağrıyacak ne de taşkınlık edip saçmalayacaklar. 37/46-47
ondan dolayı ne başları döner ne de sarhoş olurlar.
Onlardan baş ağrısına uğramazlar ve akıllarını da gidermiş olmazlar.
Bu içkiden ötürü baş ağrısı çekmezler, sarhoş da olmazlar.
(Bir şarap ki) Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
İçtikleri, ne başlarını ağrıtır ne de sarhoş olurlar.
Baş ağrısı vermeyen ve sersemleştirmeyen ..
O şaraptan ne başları ağrır, ne sarhoş olurlar.
Ne başları döner ondan ne de akılları karışır.
perekende olınmayalar andan ne daħı uśları azınurlar.
ol şarābdan maḫmūr olmazlar, esrük olmazlar.
(Dünyadakı şərabdan fərqli olaraq) ondan başları ağrımaz və keflənməzlər.
Wherefrom they get no aching of the head nor any madness,
No after-ache will they receive therefrom, nor will they suffer intoxication:(5232)*
5232 The Feast of Reason and the Flow of Soul are typified by all that is best in the feasts in this imperfect world, but there will be none of the disadvantages incident to such feasts in this world, such as satiety, aches, excess, a sense of exhaustion, or loss of senses, etc. Cf.
37:47, and n. 4063. A goblet is a bowl without handles; a beaker has a "lip" and a stem; "cup" is a general term.