Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5004, sondan 1233. ayet; 56. sure ve bu surenin 25. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 6, harf sayısı 25 ve toplam ebced değeri ise 2389 olarak hesaplanmıştır.
لا يسمعون فيها لغوا ولا تأثيما
لايسمعونفيهالغواولاتأثيما
Lâ yesme’ûne fîhâ laġven velâ te/śîmâ(n)
Orada ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir şey işitirler.
“Mukarrebûn” (Allah’a en yakın olanlar) diye nitelenen “es-sâbikûne’s-sâbikûn” (önde olanlar, o önde olanlar) grubu ile “Allah ve resulüne ilk iman edenler, ilk muhacirler, iki kıbleye doğru da namaz kılmış sahâbîler” şeklinde belirli kimselerin kastedildiği yorumları yapılmış olmakla beraber, İbn Atıyye esasen âyetin dünyada iken iyilik yapma ve kötülüklerden sakınma hususunda öncü konumunda olan ve âhiret mutluluğunda da en önde olmayı hak eden bütün insanları kapsadığını belirtir (diğer yorumlarla birlikte bk. Taberî, XXVII, 170-171; İbn Atıyye, V, 240; Şevkânî, V, 172). 13. âyette geçen ve “çoğu” diye tercüme edilen sülle kelimesi “az olsun çok olsun insan topluluğu”nu ifade eden bir kelimedir. Buna göre âyeti “bir kısmı öncekilerdendir” şeklinde çevirmek mümkündür. Fakat sonrakilerden söz eden 14. âyette “birazı” dendiği için buna da “çoğu” anlamı verilmiştir. Burada Kur’an’ın muasırları ve sonrasını kapsayan bir tasniften söz edildiği kabul edilirse, “sâbikûn”dan çoğunun öncekilerden olduğunu izah kolaylaşır; zira bu grubun öncüleri sahâbe-i kirâmdır. Bu tasnifin geçmiş ümmetleri de kapsadığı kabul edildiğinde ise, gelip geçmişlerden “sâbikûn”un çokluğu, bütün peygamberleri içine almasıyla izah edilebilir (İbn Atıyye, V, 241). 15-26. âyetlerde ve daha sonra da 28-37. âyetlerde cennet nimetiyle ödüllendirilecek ve onurlandırılacak kimseleri bekleyen hayata ilişkin canlı tasvirlere yer verilmektedir. 17. âyette, dünyadaki tasavvurlarımıza göre hatıra gelebilecek bir soruya cevap verilmekte; cennette dünyada olduğu gibi bir kısım insanların diğerlerine hizmet vermesinin söz konusu olmayacağı, cennetle ödüllendirilen herkesin “hizmet edilen” konumunda bulunacağı, ikramları sunmak üzere –sonsuza dek genç kalacak– hizmetçiler tahsis edileceği bildirilmektedir (başka yorumlarla birlikte bk. Şevkânî, V, 173-174). 19. âyetteki cennet içkilerinin içenlere baş ağrısı vermeyeceğine dair ifade “toplantıları dağıtılmaz, ağızlarının tadını kaçıracak bir durumla karşılaşmazlar”, aynı içkinin sarhoşluk vermeyeceğine dair ifade ise “içtikleri tükenmez” mânalarıyla da açıklanmıştır (İbn Atıyye, V, 242; cennet ve nimetleri hakkında bilgi ve değerlendirme için bk. Bakara
2:25; Zuhruf
43:68-73; M. Süreyya Şahin-Bekir Topaloğlu, “Cennet”, DİA, VII, 374-386).
25,26. O (cennet)lerde “Selam, selam”dan başka bir söz de günaha sokan bir (laf) da duymazlar.
25,26. Karşılıklı selâmlaşmadan başka, orada boş ve günah söz duymazlar.
Orada boş, anlamsız ve günaha sokan şeyler duymazlar.
(Cennet yurdunda) Orada, ne 'saçma ve boş bir söz' duyacaklar, ne günaha sokacak (ve huzur bozacak davranışlar olacaktır).
Orada boş ve çirkin bir söz de duymazlar, günaha ait bir söz de.
Orada ne boş konuşmalar duyacaklar, ne de günaha yönelen bir çağrı.
Orada, bâtıl, yalan, taahhüde sadakatsizlik, boş, manasız, çirkin söz ve birbirlerine günah işletecek davet işitmezler.
Orada ne boş bir söz ne de günâha götürücü söz duyarlar.
Orada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma.
Onlar cennetde ne bir boş lâf işitirler, ne de bir hezeyan.
Orada ne boş bir söz işitirler ne de günaha sokan bir iş yaparlar.()
25,26. Ne bir boş söz, ne de günah işitirler orada, ancak, bir söz, selâmdır, selâm !
Orada ne boş konuşmalar duyarlar ne de günaha yönelten bir çağrı.
Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
Orada ne bir saçmalık, ne de günaha sokan bir söz işitmezler.
Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
Ne bir boş lâf işidirler orada ne de bir te'sîm
Onlar orada ne boş bir lâf, ne de günâha sokacak bir şey işitmezler.
Orada ne boş bir söz, ne de günâhı gerektiren bir şey işitirler!
Orada asla boş ve yanlış çirkin sözler duymazlar.
Orada boş söz, günaha ait laf işitmeyecekler,
Orada ne saçma ve boş bir söz işitirler, ne de kimseye günah isnat edilir.
Orada ne boş konuşmalar duyacaklar, ne de günaha yönelten bir söz!
Orada boş söz işitmezler; günah işlemek de yoktur.
(Onlar) orada boş söz işitmedikleri gibi (eski) günâh(ların)a dair bir söz de duymazlar.
Orada ne boş konuşmalar duyacaklar, ne de günaha yönelten bir çağrı,
Orada ne kötü bir söz işitecekler ne de günaha sokan bir söz. 52/23
orada ne bir boş laf ne de kınanma duyacaklar;[4890]
[4890] Essemenin mastarı olarak te’simin ilk anlamı “kınama”dır. Yani: Mağfiret edilen günahlarından dolayı. Ğafr, “suçunu dahi dile getirmeden bağışlamak”tır (Bkz:
64:14, not 16).
Orada ne bir boş lâf ve ne de günaha sokacak bir şey işitmezler.
Onlar cennette ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir laf işitmezler.
Orada ne boş bir söz ve ne de günaha sokan bir laf işitirler.
Orada boş söz ve kendilerini rahatsız eden bir şey de işitmezler,
Orada boş ve günaha sokacak bir söz işitmezler
Orada boş veya günah bir söz işitmezler.
Ne boş bir laf işitirler orada ne de günaha sokacak bir şey.
işitmeyeler anuñ içinde herze söz ne daħı yazuķlu eylemek.
Anda herze söz işitmezler, yazuḳlu söz daḫı işitmezler.
Onlar orada (Cənnətdə) nə boş söz, nə də günaha bais olan bir şey eşidəcəklər.
There hear they no vain speaking nor recrimination
Not frivolity will they(5235) hear therein, nor any taint of ill,-*
5235 Cf.
52:23. Apart from the physical ills, worldly feasts or delights are apt to suffer from vain or frivolous discourse, idle boasting, foolish flattery, or phrases pointed with secret venom or moral mischief. The negation of these from spiritual Bliss follows as a matter of course, but it is specially insisted on to guard against the perversities of human nature, which likes to read ill into the best that can be put in words.