Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5015, sondan 1222. ayet; 56. sure ve bu surenin 36. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 2, harf sayısı 14 ve toplam ebced değeri ise 514 olarak hesaplanmıştır.
36,37,38. Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık.
Hakkın ve erdemin yanında olanları bekleyen âhiret nimetlerine ilişkin bazı ayrıntılı bilgiler verilmektedir. 39-40. âyetlerde, 13-14. âyetlerdekinden farklı olarak hem öncekiler hem de sonrakiler için “bir çoğu” anlamı verilen sülle kelimesi kullanılmıştır. 14. âyette sâbikûnun “az” olmasının ifade edilmesi bir yandan bu mertebeye erişmenin zorluğunu belirtirken diğer yandan da iyi davranışlar için yarışmaya özendirme taşımaktadır. Burada ise sâbikûna göre bir alt derecede bulunacak müminlerin hemen bütün nesillerde çoğunluğu teşkil edeceğine işaret edilmiş olup olayın tabiatına uygun olan da budur (Derveze, III, 103-104, 106). 28. âyette geçen ve “dalbastı kiraz” olarak çevrilen tamlama daha çok Arabistan kirazının dikensiz olanı manasıyla açıklanır (bu tercihin izahı için bk. Elmalılı, VII, 4706-4707). 29. âyette geçen tamlama müfessirlerin çoğunluğunca “meyve yüklü muz ağaçları” diye anlaşılmış olmakla beraber başka ağaç tasvirleri de yapılmıştır (başka açıklamalar için bk. Şevkânî, V, 177). 34. âyet daha çok “Kabartılmış döşekler üzerinde (olacaklar)” diye anlaşılmıştır. Birçok müfessir ise –müteakip âyetlerin ifadesi ile Hz. Peygamber’in cennet ehli kadınların genç ve aynı yaşta olacakları ve hep öyle kalacakları yönündeki açıklamalarını dikkate alarak– bunu “ve mertebeleri yükseltilmiş eşleriyle birlikte olacaklar” şeklinde yorumlamıştır (Zemahşerî, IV, 58-59; İbn Atıyye, V, 244-245). 35 ve 61. âyetler, âhiret hayatında insanların ve eşlerinin hangi biçimde olacağı hususunda önemli bir ilkeyi hatırlatmaktadır: Yüce Allah orada herkesi oraya mahsus bir biçimde yeniden yaratacak, –âyetin ifadesiyle– “inşâ” edecektir; bizim bu dünyadaki tasavvurlarımızla bunun mahiyetini bilmemiz, anlamamız mümkün değildir. Şu halde oraya ilişkin olarak verilen diğer bilgi ve ayrıntıları hep bu ilke ışığında düşünmek gerekir. Buna göre öyle anlaşılıyor ki, âyet ve hadislerde cennet hayatı anlatılırken gençlik, bâkirelik, aynı yaşlarda olma gibi özelliklerden söz edilmesindeki amaç mahiyet bilgisi vermek değil, oradaki nimetlerin, dünya nimetleri gibi gelip geçici olmadığını, dolayısıyla insanların bunlardan mahrum kalıp tekrar elde edebilmek için özlem ve hasret hissetmeyecekleri yahut paylaşma kaygısı, kıskançlık ve birbirlerini çekememe gibi olumsuz durumların söz konusu olmayacağını belirtmek, bu hayatta gerçekleşmesi mümkün olmayan istek, özlem ve hayallerin, kısacası mükemmelliğin ve tam mânasıyla mutluluğun ancak orada bulunabileceğini somut bir anlatıma kavuşturmaktır.
34,35,36,37. (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir).
Ayetteki [hünne] zamiri öncesindeki [furuş] kelimesine gitmektedir. Esasında bu zamir 27. ayetten itibaren başlayan pasajda “sağın halkına verilecek ödüllere de gidebilir. Sanıldığı gibi bu zamir her zaman hakiki [müennes] denen kadınlarla ilgili kullanılmamakta, dolayısıyla konunun dişi kabul edilen hurilerle herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Çünkü bu çoğul zamir farklı varlıkların çoğul kullanımları için de söz konusu edilmektedir. Genelde konu hurilerle ilgili görülse de bizim kanaatimiz bunun “döşeklerle” ilgili olduğu yönündedir.
35,36,37,38,39,40. Sağdakiler için biz, kadınları yeniden biçimlendiririz. Onları genç kızlar haline getiririz. Eşleri tarafından sevilen yaşıt genç kızlar. Bütün bunlar amel defteri sağından verilenler içindir. Onların birçoğu öncekilerden, birçoğu da sonrakilerdendir.
Onları dokunulmamışlar¹ yaptık.
Hiç kullanılmamış, üzerinde yatılmamış döşekler.
Onları sürekli bâkireler (ve hep taze gelinler) kıldık.
Onları, kız oğlan kız olarak halkettik.
Kocaları onların yanına vardıklarında, hep bakire bulacaklar.
Hepsini bâkire kızlar haline getirdik.
Onları hep bakireler olarak kıldık,
Böylece onları, hep bakir kızlar,
36, 37, 38. Onları, sağ tarafın adamları için, yaşıt, güzel bakireler yaparız.
35,36,37,38. Biz onları uğurlu olanlarçin yeniden yaratmışız, eşlerini seven körpe, kız oğlan kız yaratmışızdır !
36-37-38. Onları, ahiret mutluluğuna erenler için eşlerine düşkün ve yaşıt bakireler yaparız.
35,36,37,38. Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
36, 37. Onları, eşlerine düşkün ve yaşıt bâkireler kıldık.
36,37. Kılmışızdır bir yaşıd ebkâri şeyda
36,37. kız oğlan kızlar, zevcelerine sevgi ile düşkün, hep bir yaşıt yapdık,
İşte onları (dâimî) bâkireler kıldık!
Daha önce hiçbir kimsenin elinin değmediği,
Onları hep bakireler olarak kıldık.
Ve onları, bünyelerinde ne kin, kıskançlık, bıkkınlık gibi ruhsal ve ne de hastalık, sakatlık, çirkinlik, kir, kötü koku ve benzeri bedensel eksiklikler bulunmayan tertemiz ve taptaze birer bakire kılacağız.
36,37. (Hem de) onları cilveli, birbirine denk ve gepegenç kılacağız. 1
1 Urub: “Arub”un çoğuludur. Üç mana ile tefsir edilmiştir. 1. Kocalarını çok seven kadınlar. 2. Cilveli, nazlı edalı kadınlar. 3. Güzel söz söyleyen kadınlar. Şüphesiz cilve ve anlatım güzelliği de, eşler arasındaki sevginin en latif sebeplerinden ve edalı kadının şiarındandır. Hep aynı yaşıt, yani yaşları da eşit, hep birbirine denktirler. Muaz (r.a.)'dan, Efendimiz (s.a.v): "Cennet ehli cennete tüysüz, bıyıkları henüz terlemeye başlamış, gözleri sürmeli, otuz-otuz üç yaşlarında girerler" buyurmuşlardır. (Tirmizî)
ve bakireler olarak dirilteceğiz, 14
Onların hepsi el değmemiş. 78/33
ve onları bâkir/bâkire[4899] olarak var edeceğiz:
[4899] Erkek ve kadın her iki cinsi de kapsar.
İşte onları bakireler kıldık.
36, 37, 38. Böylece onları, ashab-ı yemin için bakire kızlar, kocalarına âşık yaşıtlar kıldık.
Onları bakireler yapmışızdır.
Bir hadîse göre cennetteki kadınlar, dünyâ kadınlarıdır. Dünyâda ihtiyarlayan, kocakarı olan kadınlar, orada taze kızlar haline getirileceklerdir. Kocaları her vardıklarında onları bâkire bulacaklardır..
Her birini birer bakire kıldık.
Onları bakireler şeklinde yarattık.
Ve onları bakire yapmışızdır:
Hepsini bakireler yapmışızdır,
36-38. pes ķılduķ anları bıkrler erenlerin seviciler yaşdaşlar śaġ yan işleri içün.
And made them virgin - pure (and undefiled), -