Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5052, sondan 1185. ayet; 56. sure ve bu surenin 73. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 5, harf sayısı 28 ve toplam ebced değeri ise 2377 olarak hesaplanmıştır.
نحن جعلناها تذكرة ومتاعا للمقوين
نحنجعلناهاتذكرةومتاعاللمقوين
Nahnu ce’alnâhâ teżkiraten ve metâ’an lilmukvîn(e)
Biz onu bir ibret ve ıssız yerlerde yaşayanlara bir yarar kaynağı kıldık.
İnsanın kendi varlığı ve yakın çevresinde her gün yararlandığı imkânlar üzerinde, bütün bu varlık ve oluşların hangi irade ve gücün eseri olduğu hakkında düşünmeye çağıran çarpıcı sorularla Allah Teâlâ’nın irade ve yaratma gücüne, bunun da insana yüklediği kulluk görevine dikkat çekilmektedir. Burada özellikle zikredilen, insanın yaratılışı, tuzlu deniz sularının yağmura, tatlı suya dönüştürülmesi, ekinlerin ürün vermesi ve ateşin yararı konularına başka birçok âyette değişik vesilelerle geniş biçimde yer verilmiştir. 61 ve 62. âyetlerin bağlamı, öldükten sonra diriltilmeyi ve ilâhî huzurda mahkeme-i kübrâda yapılacak büyük yargılamayı inkârla ilgili olduğu için meâlde, “Aranızda ölümü biz takdir ettik; sizi benzerlerinizle değiştirmemiz ve bilemeyeceğiniz bir şekilde sizi yeniden var etmemiz hususunda bizim önümüze asla geçilemez” şeklindeki mâna tercih edilmiştir. 61. âyetteki emsâl kelimesi misl veya meselin çoğulu olmasına göre farklı mânalara geldiği ve gramer açısından önceki âyete iki ayrı şekilde bağlanabildiği için bu âyetlere şöyle mâna vermek de mümkündür: “Yerinize benzerlerinizi getirmek ve bilemeyeceğiniz bir şekilde sizi yeniden var etmek üzere aranızda ölümü biz takdir ettik.” Bu anlayışa göre âyetlerin yorumu da şöyle olmaktadır: Ölümü insan nesline son vermek için değil, ölenlerin yerine yeni nesiller var etmek üzere takdir ettik; ama haşir günü sizi yeniden yaratmaya da kadiriz” (başka yorumlarla birlikte bk. Râzî, XXIX, 178-180; Şevkânî, V, 182; bu konuda ayrıca bk. Yâsîn
36:81). İbn Âşûr “Aranızda ölümü biz takdir ettik” cümlesinde “hakkınızda” değil, “aranızda” denerek, ölümün âdeta herkesin sırası geldiğinde payını aldığı ortak bir şey olduğuna ve insanların yararına bir realite olarak düzenlendiğine işaret edildiğini belirtir (XXVII, 315). 72. âyette geçen “ağaç” anlamındaki şecere kelimesi genellikle bedevî Araplarca iyi bilinen ve birbirine sürtülmesiyle ateş çıkaran ağaç türü olarak anlaşılmıştır (bu konuda bk. Yâsîn
36:80). Buna göre 73. âyetteki mukvîn kelimesinin de sözlük anlamıyla “çöl yolcuları ve açlık çekenler” diye çevrilmesi uygun olmaktadır. Belirtilen kişiler açısından ateşin ve ona kaynaklık eden ağacın –gerek yemek pişirip açlığı giderme gerekse satıp maişet temin etmede– sağladığı yarar açıktır. Fakat âyetin lafzî anlamı bu olsa da, burada ateşin, sürtünme yoluyla meydana gelen yanma olayının, hatta daha geniş bir yorumla ışığın insan hayatındaki önemine, yine ateşin kontrol edilebilir hale gelmesinin medeniyetin oluşmasındaki rolüne dikkat çeken bir örneklendirme yapıldığı söylenebilir. Buradaki tezkire kelimesine, bağlam ve sözün akışı dikkate alınarak meâlde “işaret” anlamı verilmiştir, Mücâhid’in yorumu da bu yöndedir. Birçok müfessir ise belirtilen kelimeyi “ibret” mânasında anlamış ve bu ifadede, ateşin cehennem azabını hatırlatıcı yönüne işaret bulunduğunu belirtmiştir (Taberî, XXVII, 201; Zemahşerî, IV, 61). Bağlam göz önüne alındığında bu ifadenin öncelikle Allah’ın insanlara verdiği nimetler üzerinde düşünüp sonuçlar çıkarma ve özellikle O’nun insanları öldükten sonra diriltmeye kadir olduğu yargısına ulaşma (Râzî, XXIX, 184) mânasıyla anlaşılması uygun olur. Muhammed Esed ise burada insana “Allah’ın göklerin ve yerin nûru olduğu”nun hatırlatıldığı yorumunu yapar (III, 1107; ayrıca bk. Nûr
24:35). 74. âyetteki azîm kelimesi genellikle “rab” kelimesinin sıfatı kabul edildiği için meâlde “Öyleyse ulu rabbinin adını tesbih et” anlamı tercih edilmiştir; fakat bunu “isim” kelimesinin sıfatı olarak da düşünmek mümkündür; buna göre meâl şöyle olur: “Öyleyse rabbini yüce ismiyle tesbih et” (İbn Atıyye, V, 255).
İşte, biz onu (ağacı, gerçeğin) hatırlatması ve ihtiyacı olanlar için geçimlik yaptık.
71,72,73,74. Hiç düşündünüz mü yaktığınız ateşi? Onun ağacını siz mi var ettiniz yoksa biz mi? Biz onu bir ders ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık. Öyleyse Yüce Rabbinin adını övgüyle an!
Biz, onu bir hatırlatma ve ihtiyaç sahipleri için bir yararlanma kaynağı yaptık.
Biz onu (bitkileri, meyvelerini, kerestesini ve ateşini) hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık. (Hâlâ imana gelmez misiniz?)
Biz onu, cehennem ateşini bir andırma ve çöllerde konup göçenlere bir fayda olarak halkettik.
Biz bu ateşi, gözleri görenlere bir ibret ve çöl yolcularına bir fayda kıldık.
Biz onu, ibret almanız için planlayıp hazırladık. Çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık.
Biz onu hem bir ibret hem de ihtiyaç sahiplerine bir yarar kıldık.
Biz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık.
Biz bu ateşi, (cehennem ateşine) bir ibret ve sahradaki yolculara bir menfaat kıldık.
Biz, o ağacı bir belge ve köylüler için bir yaşam aracı yaptık.
Biz, onu hem bir ibret, hem çöl yolcularıyçin bir mata kıldık
Biz onu hem düşündürücü, ibret verici bir uyarıcı (cehennemi hatırlatıcı), hem de ihtiyacı olanlar için bir yararlanma kaynağı (enerji) olarak yarattık.
Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık.
Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık.
Kullananlar için biz onu bir ibret ve yararlı yaptık.
Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
Biz onu hem bir muhtıra kıldık hem de bir istifade: alandaki muhtaclar için
Biz onu hem bir ibret, hem çöl yolcularına bir fâide kıldık.
Biz onu (o ateşi, Cehennem ateşi için) bir hatırlatma ve çölde yolculuk edenler için bir menfaat kıldık.
Biz onu (ateşi) bir öğüt ve yolcular için ısınma aracı kıldık.
Biz bunu kalb gözü bulunanlara ibret, çölde giden yolculara da bâis-i menfaat yaptık.
Biz onu hem bir hatırlatma (konusu); hem de ihtiyacı olanlara bir geçimlik kıldık.
Biz ateşi, her an lütuf ve merhametimizi hatırlatan bir ibret belgesi ve ona ihtiyacı olanlar için hayatta vazgeçilmez bir nîmet kıldık.
Onu, İhtiyaç Duyanlar’a geçimlik ve tezkire / öğütleme olmak üzere biz yaptık.
Biz onu hem bir ibret hem de ihtiyacı olanların faydalanması için yarattık.
Onu [Bizi] hatırlamanı[zı]n bir vasıtası 24 ve [hayatlarının] yabaniliği içinde kaybolmuş ve acıkıp susamış bütün insanlar için 25 bir rahatlama vasıtası yaptık.
Biz, ateşi cehennem azabını hatırlatma vesilesi odununu da ihtiyaç sahipleri için bir yararlanma aracı kıldık. 2/24, 66/6
Biz onu bir hatırlama vesilesi ve (kendi yalnızlığında kaybolmuş) muhtaçlar için yarayışlı bir meta kıldık.[4918]
[4918] Bu anlamı, Esed’in el-mukvîn konusundaki açılımlarına borçluyum. Mukvîn “muhtaç” anlamına gelir (Râğıb). Dalalet çölde yolu kaybetmek, hidayet yolu bulmaktır. Kayıp çöl yolcusu için ateş ısı ve ışığıyla nasıl hayat demekse, zaman çölünde yolunu kaybetmiş insanlık için de vahiy ondan daha fazla hayat demektir. Âyet, ilk muhatabı bedevinin zihninde ateşin çöldeki bir yolcu için değerini çağrıştırır. İnsan yolcuya, evren çöle, vahiyse ışık ve ısı kaynağı ateşe benzetilmiştir.
Biz onu (o ateşi) bir muhtıra ve sahraya konup göçenler için bir menfaat kıldık.
Biz onu çölde, yolda bulunanlar ve muhtaçlar için hem bir ders, hem de istifade vesilesi kıldık.
Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
Biz ateşi, hem bilgi konusu hem ihtiyacı olanlar için yararlı bir şey haline getirdik.
Biz, onu bir ibret ve ihtiyaç sahipleri için faydalı kıldık.
Biz onu bir ibret yaptık ve tutuşturanlar için yararlı kıldık.
Biz onu hem bir ibret hem de çöl yolcularına bir nimet kıldık.
biz ķılduķ anı añdurmaķ daħı gönenmek menfa'at dutıcılara.
Biz anı bir āyet ḳılduḳ, daḫı menfa‘at ḳılduḳ beriyyelikde sākin olan‐lara.
Biz onu (sizi cəhənnəm odu ilə qorxutmaqdan ötrü) ibrət dərsi və səhrada olan müsafirlərin faydalanması üçün yaratdıq.
We, even We, appointed it a memorial and a comfort for the dwellers in the wilderness.
We have made it a memorial (of Our handiwork),(5255) and an article of comfort and convenience for the denizens of deserts.(5256)*
5255 Fire is a fit memorial of Allah's handiwork in nature. It is also an emblem of man's earliest civilisation. It can stand as a symbol of physical comfort and convenience to man, of the source of spiritual light, and also of the warning to Evil about its destruction. In the same way the sower's seed has a symbolical meaning in the preaching of the Message: see
48:29, and n. 4917: and the Rain and the Streams of water have a symbolical meaning: see notes 2404-5 to
18:60. 5256 Cf.
20:10 , and n. 2541, where the mystic meaning of the Fire which Moses saw in the desert is explained. Even ordinarily, a fire in a desert is a sign of human habitation; by following it you may get human society and human comfort. A fire, or light, or beacon in many places directs a traveller on the way. Lighthouses at sea and beacons in modern aerodromes serve the same purpose for mariners and airmen. Another parable about fire will be found in
2:17-18, and n. 38.