Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5124, sondan 1113. ayet; 58. sure ve bu surenin 20. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 8, harf sayısı 37 ve toplam ebced değeri ise 2273 olarak hesaplanmıştır.
ان الذين يحادون الله ورسوله اولئك في الاذلين
انالذينيحادوناللهورسولهاولئكفيالاذلين
İnne-lleżîne yuhâddûna(A)llâhe ve rasûlehu ulâ-ike fî-l-eżellîn(e)
Allah’a ve peygamberine düşman olanlar var ya, işte onlar en aşağı kimselerin arasındadırlar.
Allah’a ve peygamberine düşmanlık edenlerin dayanışma görünümü altında gerçekte kendilerini ve birbirlerini aldattıkları ve sonlarının hüsran olduğu belirtildikten sonra samimi müminlerin bu gibi kimselerle ilişkilerinde daha dikkatli olmaları gerektiği uyarısı yapılmaktadır. 14. ve müteakip âyetlerde başlıca özelliklerine değinilen kimselerin müslüman gibi görünen ama gerçekte İslâm düşmanlığı yapan münafıklar olduğu açıktır. Bunların kendileriyle iş birliği yaptıkları kimselerden “Allah’ın gazabına uğramış bir topluluk” diye söz edilmektedir. Âyette kimlikleriyle ilgili açık bir bilgi verilmemekle beraber, bağlamı dikkate alan hemen bütün müfessirler burada, o dönemde Medine ve çevresinde yaşayan yahudilerin kastedildiği kanaatindedirler. Dolayısıyla, 8. âyetin tefsiri sırasında belirtilen ihtimallerin bu âyetlerin iniş zamanı konusunda da göz önünde bulundurulması uygun olur (münafıkların müslümanlara tuzak kurmak üzere yahudilerle işbirliği yapmaları ve söz konusu yahudilerin Allah’ın gazabına müstahak olmaları hakkında bk. Enfâl
8:27, 55-57; Ahzâb
33:9-27; Haşr
59:2-6; ilâhî gazaba uğrayanlar hakkında ayrıca bk. Fâtiha
1:7). Tefsirlerde bu gruptaki âyetlerin veya bir kısmının nüzûl sebebi olarak –bazı rivayetlere göre Abdullah b. Nebtel isimli– bir münafığın, Resûlullah’ın huzurunda onun aleyhine sözler söylemediğine dair yalan yere yemin etmesi ve bulup getirdiği tanıkların da bile bile yalan yere yemin etmeleri olayına yer verilir (Zemahşerî, IV, 76-77). Bununla birlikte âyetin hedefinin bu olaya değinmekle sınırlı olmayıp, bile bile yalan yere yemin etmenin, yeminlerini kalkan olarak kullanmanın, yani yeminlerinin arkasına sığınıp onlarla insanları aldatmanın münafıklara özgü en belirgin özelliklerden olduğuna dikkat çekmek olduğu anlaşılmaktadır. 17. âyette yer alan “Malları da evlâtları da Allah katında kendilerine hiçbir yarar sağlamayacaktır” anlamındaki cümle değişik vesilelerle başka âyetlerde de bir uyarı ifadesi olarak yer almış, dünya hayatında kişiye güvence sağlayabilen hiçbir yolun kıyamet gününde bir yarar sağlayamayacağına ve herkesin tek başına yaptıklarının hesabını vermek durumunda kalacağına dikkat çekilmiştir (bk. Âl-i İmrân
3:10). 18. âyetin “... sanacaklar ki işe yarar bir şey yapmaktalar!” diye çevrilen kısmı şöyle açıklanmıştır: Dünyada yalan yere yemin etmek ve muhatabı kandırmaya çalışmak onlarda öylesine bir alışkanlık ve âdeta meleke haline gelmiştir ki âhirette dahi bu tutumlarını sürdürecekler, bunun kendilerine bir fayda getireceğini sanıp Allah’ı bile kandırmaya kalkacaklar, böylece iyiden iyiye rezil rüsvâ olacaklardır. Gerek duyular âlemindeki gerekse bunun ötesindeki her şeyi bilen Allah’a karşı bile böyle bir tutum sergilemeye kalkışan bu insanların dünyada müminleri kandırma çabası içinde olmalarını yadırgamamak gerekir (Zemahşerî, IV, 77; Râzî, XXIX, 274-275). 22. âyetin nüzûl sebebiyle ilgili birçok rivayet bulunmakla beraber bunları buradaki mânaların uygulanmasına ilişkin örnekler olarak düşünmek uygun olur, yoksa âyetin anlamını bunlardan birine bağlamak gerekmez. Âyet, içeriği bakımından öncesi ve sonrasıyla irtibatlıdır; Allah ve resulüne husumet besleyenlerin, akrabalık bağı gibi motifleri kullanarak müminleri kendileriyle –münafıkların yahudilerle yaptığı iş birliğine benzer– bir dayanışma ilişkisi içine çekmeye çalışabilecekleri tehlikesine karşı uyarı anlamı taşımaktadır (İbn Âşûr, XXVIII, 58). Kur’ân-ı Kerîm’in nüzûl sürecinde, müslümanlar başka dinlerin mensuplarıyla, özellikle putperestlerle farklı konumlarda ve çeşitli ilişkiler içinde bulunduklarından, bu konuya ilişkin âyetlerde üslûp ve içerik farklılığının bulunması tabiidir. Dolayısıyla, bu konuda sağlıklı sonuca ulaşabilmek için, her âyeti kendi bağlamında ele almak ve ayrıca müslümanların müslüman olmayanlarla ilişkilerini düzenleyen âyetleri ve Resûlullah’ın uygulamalarını topluca değerlendirmek gerekir (bu konuda genel bir değerlendirme için bk. Âl-i İmran
3:28; sevginin anlamı ve dereceleri ile ilgili tasnif ışığında bu âyette ve daha sonraki yıllarda nâzil olan iki âyette söz konusu edilen sevgi bağının yorumu için bk. Tevbe
9:23-24; ayrıca bk. Mümtehine
60:7-9). 22. âyetin “Onları katından bir ruh ile desteklemiştir” diye çevrilen kısmı “Onları katından bir lutuf ile, Kur’an’dan ve Hz. Peygamber’in sözlerinden kaynaklanan ilâhî bir lutuf, ışık ve başarı ile, Kur’an ile, Cebrâil (a.s.) ile desteklemiştir” gibi mânalarla açıklandığı üzere “Onları iman ruhuyla desteklemiştir” tarzında da yorumlanmıştır; çünkü bizatihî iman, kalplere hayat veren bir ruh mesabesindedir (Zemahşerî, IV, 78; İbn Atıyye, V, 282).
Şüphesiz ki Allah’a ve Elçisine karşı gelenler, işte onlar en alçakların arasındadır.
Allah'a ve Peygamberine karşı gelenler sürüm sürüm sürüneceklerdir.
Allah'a ve O'nun Resûl'üne karşı haddi aşanlar, işte onlar zillet içindedirler.
Şu kesin bir gerçektir ki; (Hakkı ve hayrı tanıdıktan ve katıldıktan sonra, dünyalık hesaplarla) Allah’a ve Resulüne (muhalefet bayrağı açıp) karşı çıkarak (İslam davasına hıyanet edip ayrılanlar) işte onlar mutlaka rezil ve zelil düşecek aşağılık kimseler arasındadır.
Allah'ın ve Peygamberinin sınırlarına uymayanlar ve karşı gelenler yok mu, onlardır en aşağılık kişilerin içinde bulunanlar.
Allah'a ve elçisine karşı gelenler, işte onlar kıyamet günü en alçaklar arasındadırlar.
Emirlerini terkederek Allah'a ve Rasulüne, Kur'ân'a ve sünnete, müslüman idarecilere isyan edip düşman olanlar, işte onlar, en aşağılıklar, en çok zillete düşürülecekler arasındadır.
Şüphesiz Allah'a ve Peygamber'ine karşı gelenler (var ya), onlar, en aşağılar arasındadırlar.
Hiç şüphesiz Allah'a ve Resûlü'ne karşı (onların koydukları sınırları tanımayıp) başkaldıranlar; işte onlar, en çok zillete düşenler arasında olanlardır.
Allah'a ve Peygamberine muhalefet edenler, muhakkak onlar, (cehennemdeki) en alçaklarla beraberdirler.
Gerçekten Allah’a ve Resulüne düşman olanlar; onlar en alçaklar arasındadırlar.
19,20. Şeytan yendi onları, Allahı anmayı onlara unutturdu, onlar, şeytan bölüğünden; şeytan bölükleri ziyandadırlar, hem Allaha, hem de peygamberine aykırılık güdenler en alçaklar arasında
Allah'a ve Resulüne karşı (onların koydukları sınırları tanımayıp kendileri sınır koymaya kalkışmakla) meydan okuyanlar var ya, işte onlardır en zelil ve en alçak olanlarla aynı safı paylaşanlar.
Allah'a ve Peygamberine karşı gelenler; işte onlar, en alçak kimselerle beraberdirler.
Allah'a ve Peygamberine düşman olanlar, işte onlar en aşağıların arasındadırlar.
ALLAH'a ve elçisine karşı gelenler, alçaklardandır.
Allah'a ve Resulüne düşman olanlar var ya, onlar en alçaklar arasındadırlar.
Allah ve Resulüne hudud yarışına kalkanlar herhalde onlar en alçaklar içindedirler
Allaha ve peygamberine muhaalefet edenler (yok mu?) onlar şübhesiz ki en çok zillete düşenlerin içindedir.
Şübhesiz ki Allah'a ve Resûlüne karşı, muhâlefet edenler yok mu, işte onlar en zelîl(en aşağı) kimseler arasındadırlar!
Allah ve Elçisi aleyhinde mücadele edenler, şüphe yok ki küçük düşeceklerdir.
Çünkü Allah ve peygamberini düşman tutanlar, en zelil kimseler katarındadırlar [²].
[2] Yahut en zelil kimselerle beraber Cehennemin en aşağı derekelerindedirler.
Allah'a ve resulüne karşı başkaldıranlar (var ya), işte onlar, kesinlikle en çok zillete düşenler arasında olanlardır.
Allah’a ve Elçisine karşı gelenler, dünyada da âhirette de en aşağılık kimseler arasında yer alacaklardır!
Allah’a ve O’nun rasûlüne hadd / sınır / yasa koyanlar, işte onlar Zilletler içindedir.
Şüphesiz Allah ve Rasûl’ü ile rekabete kalkışanlar,1 en alçaklarla beraberdirler.
1 Yani, Allah’a ve Rasûlüne karşı, Onların koydukları sınırları tanımayıp, kendileri sınır koymağa kalkışmakla başkaldıranlar onların koyduğu hükümlerin dışında hükümler koyanlar veya bu hükümlere uyanlar. Bir de kendilerini hâşâ “Allah’ın yaveri” zannederek; “benim bildiğim Allah, benim bildiğim peygamber böyle söylemez” veya hiçbir yere dayanmadan sadece koltuklarına dayanarak; “Allah/Peygamber bununla şunları kastetmiştir” diyerek yalanlarını Allah’a ve Peygamberine isnat edenler.
Allah'a ve Elçisi'ne karşı gelenler, işte onlar [Hesap Günü] en sefiller arasında bulunacaklardır.
Allah’a ve Allah’ın mesajlarını tebliğ eden elçisine meydan okuyanlar var ya! İşte onlar zillet içerisinde olacaklar. 39/71, 67/6...12
Bir de Allah’a ve Rasulüne meydan okuyanlar var:[4998] işte onlar da en alçaklar sınıfına dahildirler.
Muhakkak o kimseler ki, Allah'a ve resûlune muhalefette bulunurlar, işte onlar, zelîl olanların arasındadırlar. Allah yazdı ki, «Elbette ben galebe edeceğim Ben. Peygamberlerim de...». Şüphe yok ki Allah kavîdir, azîzdir.
Allah'ı ve Resulünü karşısına alanlar, onlara düşmanlık edenler en alçak olanların derekesindedirler.
Allah'a ve Elçisine düşman olanlar, onlar en alçaklar arasındadırlar.
Allah’a ve elçisine sınır çizenler var ya; işte onlar iyice alçalacak olanlardandır.
[*] Allah'ın ve Elçisinin her konuda söz sahibi olamayacağını söyleyen.
Allah'a ve Peygamberine muhalefet edenler, işte onlar, en alçaklar içindedirler.
Allah'a ve Resulüne karşı çıkanlar, en aşağılık kimseler arasındadırlar.
Allah'a ve resulüne kafa tutanlar en aşağılık kişiler arasındadırlar.
bayıķ anlar kim muħalefet eylerler Tañrı’ya [289b] daħı yalavacına şunlar ħorıraķlar arasındadur.
Ol kişiler ki Tañrıya düşman olurlar ve peyġamberine. Daḫı anlar ẕelīller‐dendür.
Allahın və Onun Peyğəmbərinin əleyhinə çıxanlar (Cəhənnəmdəki) ən zəlil kimsələr içərisində olacaqlar!
Lo! those who oppose Allah and His messenger, they will be among the lowest.
Those who resist Allah and His Messenger will be among those most humiliated.(5361)*
5361 There are various degrees of humiliation in the final state in the spiritual world. But the worst is the humiliation of being numbered among those who ignominiously attempted to resist the Irresistible.