Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 896, sondan 5341. ayet; 6. sure ve bu surenin 107. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 13, harf sayısı 53 ve toplam ebced değeri ise 3075 olarak hesaplanmıştır.
ولو شاء الله ما اشركوا وما جعلناك عليهم حفيظا وما انت عليهم بوكيل
ولوشاءاللهمااشركواوماجعلناكعليهمحفيظاوماانتعليهمبوكيل
Velev şâa(A)llâhu mâ eşrakû(k) vemâ ce’alnâke ‘aleyhim hafîzâ(an)(s) vemâ ente ‘aleyhim bivekîl(in)
Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi yapmadık. Sen onlara vekil (onlardan sorumlu) da değilsin.
Hz. Peygamber’in görevi, insanları Allah’ın âyetlerine imana davet yanında, bizzat kendisinin de bunlara uyması, Allah’tan başka tanrı bulunmadığını ikrar etmesi ve böylece şirke sapanlardan uzaklaşmasıdır. Allah dileseydi onlar da şirk koşmazlardı; fakat ilâhî düzen ve hikmet, insanlardan kiminin kendi seçimleriyle iman etmelerine, kiminin de şirk, küfür gibi dalalet çeşitlerine sapmalarına imkân verecek şekilde tecelli etmiştir. Bu sebeple Hz. Peygamber’in inkârcılar üzerinde koruyuculuk ve bekçilik yapmak gibi bir sorumluluğu yoktur.
Allah dileseydi, onlar (Allah’a) ortak koşamazlardı. Biz seni onların üzerine bir bekçi kılmadık. Sen onlar üzerinde asla [vekil] (güven kaynağı) da değilsin.
Allah dileseydi, onlar ortak koşamazlardı. Biz seni onların üzerine bir bekçi kılmadık. Sen onların vekili de değilsin.
Eğer Allah dileseydi¹, onlar müşrik olmazlardı. Seni onların üzerine koruyucu yapmadık. Ve Sen onların vekili de değilsin.
1- İstediklerini seçme hakkı vermeseydi. Müşrik olmayı tercih edenlere, tercih hakkı vermeyip, onları mü'min olmaya mecbur bıraksaydı onlar müşrik olamazlardı. Âyetteki “ma”, “ma'yı nafiye” (olumsuz ma) anlamında değildir. Bu “ma” Allah'ın takdirini değil, gücünü ifade etmektedir.
Eğer Allah dileseydi (herkesi imana mecbur kılar) onlar da şirk koşmazdı. Biz Seni onlar üzerinde bir gözetleyici bekçi (zorla İslam’a getirici) kılmadık; Sen onlar üzerinde bir vekil de değilsin. (Suçları ve sorumlulukları kendilerine aittir.)
Allah dileseydi şirk koşmazlardı ve biz, seni onların üstüne bir bekçi dikmedik, onları korumaya, işlerini görüp kendilerini gözetmeye memur da değilsin.
Eğer Allah dilemiş olsaydı, onlar Allah'tan başka şeylere ilahlık yakıştırmazlardı. Biz seni, onların bekçisi yapmadık ve sen onların yaptıklarından da, sorumlu değilsin.
Eğer Allah'ın sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı, onlar ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah'a ortak koşamazlardı. Biz seni, onlar üzerinde koruma memuru, denetçi ve inzibat olarak görevlendirmedik. Sen onların adına Allah'a karşı savunma yapamazsın; Allah adına onların üzerinde zor da kullanamazsın.
Allah dileseydi onlar ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bekçi kılmadık. Sen onların üzerine vekil de değilsin.
Eğer Allah dileseydi onlar şirk koşmazdı. Biz seni onlar üzerinde bir gözetleyici kılmadık; sen onlar üzerinde bir vekil değilsin.
Eğer Allah dileseydi, onlar Allah'a ortak koşup müşrik olmazlardı. Biz, seni, onlar üzerine bir gözcü yapmadık. Sen onların üzerine bir vekil de değilsin.
Eğer Allah dileseydi, onlar Allah’a eş koşmazlardı. Seni onların üzerine koruyucu kılmış değiliz. Onlardan sorumlu da değilsin.
Allah dileseydi, onlar eş koşmazlardı, onların üzerine seni bekçi kılmadık, sen onlara vekil dahi değilsin
Eğer Allah dileseydi onlar (da inanmak isteseydi) şirk koşmazlardı. Seni onlara bekçi kılmadık. Sen onların yaptıklarından sorumlu da değilsin.
Bkz.
13:40,
88:21-22Âyetteki “ma”, olumsuz anlamındaki “ma’i nafiye” değildir. Bu “ma” Allah'ın takdirini değil, gücünü ifade etmek için kullanılmıştır. Yani Allah onlara seçme hakkı vermeseydi de onları mü’min olmaya mecbur etseydi onlar müşrik olmazlardı.Fakat Allah, akıllarını kullanarak kendi özgür iradeleriyle iman etmelerini istiyor.
Allah dileseydi puta tapmazlardı. Seni onlara koruyucu yapmadık, onların vekili de değilsin.
Allah dileseydi, onlar ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bir bekçi kılmadık. Sen onların vekili de değilsin.
ALLAH isteseydi ortak koşamazlardı. Seni onların üzerine bekçi yapmadık. Onların avukatı da değilsin.
Allah dileseydi, ortak koşmazlardı. Biz, seni onlar üzerine bekçi yapmadık, sen onlara vekil de değilsin!
Allah dilese idi müşrik olmazlardı, biz seni onların üzerine mürakıb göndermedik, sen onlara vekil de değilsin
Eğer Allah dileseydi onlar (böyle Allaha) ortak katmazlardı. Biz seni onların başına bir gözcü yapmadık. Sen onların üzerine bir vekîl de değilsin.
Hâlbuki (kullarını irâdelerinde serbest bırakan) Allah (îmân etmelerini)dileseydi, (aslâ) şirk koşmazlardı. Hem (biz) seni onların üzerine muhâfız yapmadık. Sen onların üzerine vekîl de değilsin!
Allah dileseydi, onlar Rablerine ortak koşmazlardı, seni onların üzerine koruyucu yapmadık ve sen onların yaptıklarından da sorumlu değilsin.
Allah dileseydi onlar şerik koşmazlardı. Biz seni onlar üzerine bekçi yapmadık; onlar üzerinde vekil de değilsin [⁷].
[7] Onların işi sana bırakılmamıştır ki imana cebredesin.
Allah dileseydi şirk koşmazlardı. Seni onlara koruyucu yapmadık, onların vekili de değilsin.
Eğer Allah onların zorla imana gelmelerini dileseydi, hiç birisi zaten müşrik olmazdı. Fakat Allah, akıllarını kullanarak kendi özgür irâdeleriyle iman etmelerini istiyor. Yine de onlar, gerçeği anlama konusunda en ufak bir gayret göstermiyorlar. O hâlde, bırak ne hâlleri varsa görsünler; çünkü Biz seni onların başına bekçi yapmadık ve sen, onların yaptıklarından sorumlu değilsin. Senin görevin, hakîkati onlara ulaştırmaktan ibarettir. Bu arada, onlarla yer yer tartışmalara girebilir, gerekirse inançlarını eleştirebilirsiniz, fakat bunu yaparken son derece dikkatli olmalısınız:
Allah dileseydi, şirk koşmazlardı.
Seni onlara korucu yapmadık.
Sen onlara vekîl de değilsin.
Allah dileseydi onlar, Allah’a eş koşamazlardı.1 Biz seni onların üzerine bir bekçi yapmadık ve sen, artık onların üzerine bir vekil de değilsin.
1 Yani, Allah dileseydi, onları da zorla Müslüman yapardı. Ama Allah, böyle yapmaz. Çünkü bu, insanın yaratılış sebebi olan imtihana, uygun düşmez.
Eğer Allah dilemiş olsaydı onlar başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmazlardı; 91 Biz seni onların bekçisi yapmadık ve sen onların yaptıklarından da sorumlu değilsin.
Eğer Allah, dileseydi onlar asla şirk koşamazlardı. Biz, seni onların başına bekçi kılmadık. Sen onlara vekil de değilsin. 2/119, 4/80, 6/104, 10/41
Eğer Allah isteseydi, onlar Allah’a şirk koşamazlardı.[1099] Ne Biz seni onlara muhafız yaptık ne de sen onları korumakla yükümlüsün.[1100]
[1099] Zımnen: Eğer Allah onların dilemesi için irade verip sonucu onların tercihine bırakmak yerine onları kendi tercihine mecbur kılsaydı, onlar isteseler de şirk koşamazlardı. Fakat Allah bunu tercih etmedi. Bunu da açıkça kitabında şöyle ifade etti: “Eğer Rabbin isteseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi de kesinkes iman ederdi. Şimdi sen insanları mü’min oluncaya kadar zorlayacak mısın?” (
10:99)
Bu ibarenin eliptik karakteri göz ardı edildiğinde, Kur’an’ı kendi kendisiyle çelişir göstermek işten bile değildir. Zira 148. âyette müşriklerin ağzından “Eğer Allah dileseydi biz şirk koşmazdık” ifadesi yerilerek nakledilir.
[1100] Olumsuzluk edatının haberi ba ile gelirse, olumsuzlanan işin istenilse dahi yapılmasının imkân ve/veya ihtimalinin yokluğuna delâlet eder. Bir eylemi fiille reddetmek onu öznenin zâtından değil sıfatından nefyetmektir. Fakat ism-i faille nefyetmek onu öznenin zâtından nefyederek imkân ve ihtimali dışlamaktır. Dolayısıyla “sen onları korumakla yükümlü değilsin” anlamının, “istesen de koruyamazsın” anlamını içerdiği kabul edilmelidir.
Ve eğer Allah Teâlâ dilese idi onlar şirke düşmezlerdi. Ve seni onların üzerine bir muhafız kılmadık, ve sen onların üzerine bir vekil değilsin.
Eğer Allah dileseydi onlar müşrik olmazlardı. Biz seni onların üzerine bekçi olarak göndermedik. Sen onların işlerini yürütmekle de görevli değilsin. [13, 40; 88, 21-22]
Allah isteseydi, ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bekçi yapmadık, sen onlara vekil de değilsin!
Allah, öyle olmasını tercih etseydi (zorlayıcı bir düzen kursaydı) şirke düşmezlerdi. Biz seni onların koruyucusu yapmadık. Sen onların üzerinde vekil de (onların yaptıklarından sorumlu da) değilsin.
Eğer Allah, dileseydi onlar şirk koşmazlardı. Seni onlara bekçi kılmadık. Sen onlara vekil de değilsin.
Allah dileseydi onlar ortak koşamazdı. Biz seni onlara bekçi yapmadık. Sen onlardan sorumlu bir vekil de değilsin.
Allah dileseydi, şirke batmazlardı. Biz seni onlar üzerine bekçi yapmadık. Sen onlara vekil de değilsin.
daħı eger dilese-idi Tañrı şirk getürmeyelerdi. daħı eylemedük seni anlaruñ üzere śaķlayıcı daħı degülseñ anlaruñ üzere iş sürici.
Eger dilese‐y‐di Tañrı Ta‘ālā anlar şirk getürmezlerdi. Daḫı seni bizḳıl[ma]duḳ anları ṣaḳlayıcı. Daḫı sen anlar üstine vekīl degülsin.
Əgər Allah istəsəydi, onlar müşrik olmazdılar. Biz səni onların üzərində gözətçi qoymamışıq və sən onların vəkili də deyilsən!
Had Allah is willed, they had not been idolatrous. We have not set thee as a keeper over them, nor art thou responsible for them.
If it had been Allah's plan,(935) they would not have taken false gods: but We made thee not one to watch over their doings, nor art thou set over them to dispose of their affairs.*
935 Allah's Plan is to use the human will to cooperate in understanding Him and His relations to us. This is the answer to an objector who might say: "If He is All- Powerful, why does sin or evil exist in the world? Can He not destroy it?" He can, but His Plan is different, and in any case it is not for a Teacher to force anyone to accept the truths which he is inspired to preach and proclaim.