Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 950, sondan 5287. ayet; 6. sure ve En'am Suresinin 161. ayetidir. En'am Suresi 161. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 65 ve toplam ebced değeri ise 3080 olarak hesaplanmıştır. En'am Suresinin toplam ebced değeri 933851 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
قل انني هديني ربي الى صراط مستقيم دينا قيما ملة ابرهيم حنيفا وما كان من المشركين
“Millet-i İbrâhîm” ifadesi, başta tevhid inancı olmak üzere bütün peygamberlerin benimseyip tebliğ ettikleri ilâhî ve değişmez ilkeleri, mesajları kapsar ve genellikle Hz. Muhammed’in yeni bir din uydurmadığı, aksine bütün hak dinlerde var olduğu halde unutulmuş veya tahrif edilmiş bulunan evrensel ilkeleri benimseyip tebliğ ettiği ve bu bakımdan geçmiş peygamberlerin bir devamı olduğu fikrini vurgular. Nüsük kelimesi hem genel olarak “tapınma” hem de özellikle “kurban” anlamına gelir. Burada müfessirlerce her iki mâna da verilmiştir. Halîfe ise “birinin ardından gelen, onun yerini alan” demektir (halîfe teriminin anlamları konusunda ayrıntılı bilgi için bk. Bakara 2:30).
Sûrenin başından itibaren Allah’ın varlığı, birliği, ilim, irade ve kudretinin genişliği ve her yönden mükemmelliği ile İslâm’ın hak din, Hz. Muhammed’in de hak peygamber olduğu; ayrıca İslâm’a aykırı bütün yolların bâtıl olduğu ve bunların insanlara dünyaları için de âhiretleri için de asla hayır getirmeyeceği hususunda, peşin yargılı olmayanlar için en doyurucu ve en ikna edici açıklamalar yapıldıktan, deliller verildikten sonra, bu son âyetlerde de sonuç mahiyetindeki ifadeler yer almaktadır. Bu ifadelerde Hz. Peygamber’e hitaben, insanlar ister inansınlar ister inanmasınlar, kendisinin Allah’ın lutfettiği hidayet sayesinde, belli başlı ilkelerine bu sûrede de yer verilen dosdoğru yolda bulunduğunu, itikadî ve amelî hükümleriyle gerçek, düzgün ve sapasağlam bir dine bağlandığını; bunun, hem Araplar’ın hem de yahudiler ve hıristiyanların sözde inandıkları İbrâhim’in, bâtıl inanç ve uygulamalardan münezzeh olan tevhid dini olduğunu; müşriklerin putlara tapmalarına karşılık kendisinin namazıyla, niyazıyla, kurbanıyla ölümüne kadar bütün varlığıyla hayatını Allah’a adadığını ve kendi döneminde hak dine teslimiyet gösterenlerin ilki olduğunu, bu sebeple de Allah’tan başka birini asla tanrı tanımayacağını tam bir inanç ve güvenle açıklaması emrolunmaktadır. Kuşkusuz bu, esas itibariyle bütün müslümanlara yönelik bir buyruktur. Herkes kendi ettiklerinin karşılığını görecek, kimse kimsenin vebalini yüklenmeyecektir. Hz. Peygamber tebliğini yapmış, görevini eksiksiz yerine getirmiştir; bu sebeple inkâr ve kötülüklerde direnenler sonunda Allah’ın huzuruna varacak ve müslümanlarla tartışmaya kalkışıp inkâr ettikleri gerçeği o zaman Allah kendilerine apaçık bildirecektir.
Son âyette Allah, gerek bütün insanlara gerekse insanların bir kısmına bahşettiği üstünlüğü ve seçkin nimetleri hatırlatmaktadır. Buna göre yeryüzünde birçok canlının nesli kesildiği halde yüce Allah, peş peşe yarattığı nesillerle insanları birbirine halef kılmış; dünyayı insanla şenlendirmiş, onları yeryüzünün seçkin varlıkları yapmıştır; ayrıca kimi insanlara, diğerlerine nisbetle dünyevî bakımdan üstün dereceler de vermiştir. Ama bunların hepsi bir imtihan içindir; hepsinin hesabı, sorumluluğu vardır.
Bu son âyetle dolaylı olarak, nesilleri birbiri peşine getirerek insan soyunu kıyamete kadar devam ettiren Allah’ın onları âhiret hayatı için yeniden yaratmaya ve hesaba çekmeye de kadir olduğu hatırlatılmakta ve nihayet Allah’ın cezalandırmasının çok çabuk olduğu uyarısıyla inkârda ısrar edenler bir defa daha uyarılırken, O’nun bağışlayıcı ve esirgeyici olduğu müjdesiyle de müminler sevindirilmektedir.
Mehmet Okuyan
De ki: “Şüphesiz ki Rabbim beni doğru yola, doğru dine, (Allah’ı) bir tanıyan ve müşriklerden olmayan İbrahim’in milletine (dinine) ulaştırdı.”
De ki: "Rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, (esasları sağlam) dimdik duran bir dine, İbrahim'in hanif (muvahhid) dinine (İslamiyet’e yöneltti) ... O (Hz. İbrahim), müşriklerden değildi." (Oysa bugünkü Yahudi ve Hristiyanların büyük kısmı şirke düşmüşlerdi.)
De ki: Şüphe yok, Rabbim, beni doğru yola sevketti, İbrahim'in tek Tanrı tanıyan dosdoğru dinine hidayet etti ve o, hiçbir zaman şirk koşanlardan değildi.
De ki: “Bakın benim Rabbim beni, düzgün ve saf bir inanç aracılığı ile dosdoğru bir yola; her türlü batıldan uzak durarak Allah'tan başka şeylere ilahlık yakıştırmayan İbrahim'in yoluna yöneltti.”
“Rabbim beni doğru, muhkem, güvenli yola, İslâmî hayata iletti. Dosdoğru dine, şeriata, medeniyete, tevhide ve Hakka yönelik İbrâhim'in dinine, sünnetine, İslâm dinine iletti. O, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah'a ortak koşan gizli şirki yaşayan, başka otoriteler de kabul eden müşriklerden, putperestlerden değildi." de.
De ki: “-Beni, Rabbim, şüphesiz dosdoğru bir yola hidayet buyurdu; O, öyle bir din ki, gayet sağlam ve devamlı, İbrahim'in Hakka yönelmiş tevhid dini; ve O (İbrahim), hiç bir zaman müşriklerden olmadı.”
De ki: “Şüphesiz Rabbim beni dosdoğru bir yola, mükemmel bir dine, (yani) tek Allah inancına yönelen İbrahim'in dinine iletti. O, (hiçbir zaman) Allah'tan başka şeylere ilahlık yakıştıranlardan olmadı.”
Cemal Külünkoğlu En'am Suresi 161. Ayet Açıklaması
İbrahim Peygamberin Hanif Dininde Yahudilerde olduğu gibi “milli tanrı”, Hristiyanlarda olduğu gibi “teslis” (üç tanrı) inancı yoktur. Bu din tevhidin esasını koruyarak Allah’ın birlik temeli üzerinde manevi ve ahlaki düsturlar ortaya koymuş ve toplumların ıslahını, irşadını ve birliğini bu düsturlarla sağlamıştır.
Diyanet İşleri (Eski)
"Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, gerçek dine, doğruya yönelen ve puta tapanlardan olmayan İbrahim'in dinine iletmiştir" de.
De ki: beni, rabbım şeksiz dosdoğru bir yola hidâyet buyurdu, doğru payidâr bir dine, başka dinlerden sıyrılıb sâde hakka müteveccih haniyf olan İbrâhimin milletine ki o hiç bir zaman müşriklerden olmadı
(Şöyle) de: «Şübhesiz ben (oyum ki) Rabbim beni dosdoğru bir yola, dimdik ayakda duran bir dîne, İbrâhîmin Hakka yönelmiş (tevhîd) dînine iletmişdir. O, (hiç bir zaman Allaha) eş koşanlardan değildi».
De ki: “Şübhesiz ki ben, Rabbim beni dosdoğru bir yola hidâyet etti. Doğru bir dîne, Hanîf (hakka yönelmiş) olan İbrâhîm'in dînine! Hâlbuki (o, sizin gibi) müşriklerden değildi!”
161, 162. Onlara de ki «— Rabbim beni doğru yola, yani muvahhid-i pâk olan yani İbrahim/in milleti olan dosdoğru bir dine götürmüştür. İbrahim müşriklerden değildir».
De ki: “Rabbim gerçekten beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Allah'ı birleyen İbrahim'in dinine hidayet buyurdu. O, (İbrahim asla) ortak koşanlardan değildi.”
Dinlerini paramparça eden bu zâlimlere de ki: “İşte Rabb’im, beni dosdoğru bir yola, sizin zamanla terk etmiş olduğunuz o mükemmel dine iletti; yani tüm sapık yollardan uzaklaşıp tek Allah inancına yönelen İbrahim’in ve diğer bütün Peygamberlerin ortak mesajı olan gerçek inanç sistemine! Çünkü Yahudi ve Hıristiyanların birtakım Peygamberleri, azizleri ve hahamları yüceltip ilâhlaştırmasına karşılık, İbrahim hiçbir zaman Allah’a ortak koşmamış ve Allah’ın hiçbir kitabını veya elçisini yalanlamamıştı.”
(Ey Muhammed!): “Rabbim beni dosdoğru yola ve dosdoğru dine, Allah’ın birliğine inanan ve (hayatında) hiç müşriklerden olmayan İbrahim’in dinine iletti.”1de.
1 İslâm’a göre; “İbrahimî Din” diye bir din çeşidi yoktur, Hz. Âdem’den Hz. Muhammed (s.a.v)’e kadar Allah tarafndan gönderilen dinlerin tamamının ortak adı “İslâm Dini”dir. Zîrâ Allah’a oğullar ve eşler isnat eden ve Allah’ı arzularına göre tanımlayanların dinleri, İslam dini veya kendi tabirleriyle “İbrahimî Din” olamaz.
Muhammed Esed
DE Kİ: “Bakın, Rabbim beni düzgün ve saf bir itikad aracılığıyla dosdoğru bir yola yöneltti; her türlü bâtıldan uzak durarak Allah'tan başka şeye ilahlık yakıştıranlardan olmayan İbrahim'in yoluna”.
De ki: “Hiç kuşku yok ki Rabbim beni, dosdoğru yola, her türlü şirkten arınmış İbrahim’in inanç sistemi olan sağlam dine yöneltti. Zira İbrahim, asla ortak koşan müşriklerden olmadı.” 3/95, 4/125, 16/123
DE Kİ: “Kuşku yok ki, Rabbim beni dosdoğru bir yola yöneltti; (Allah-insan arasında) her türlü aracı inancını reddeden ve Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştırmayan İbrahim Milleti’ne.”
De ki, «Şüphe yok ki Rabbim beni müstakim bir yola, dosdoğru bir dine, İbrahim'in Hanîf olan milliyetine hidâyet buyurdu. Ve o, müşriklerden olmuş değildi.»
De ki: Rabbim beni doğru yola, İbrâhim'in dimdik ayakta duran, batıldan uzak, tamamen Hakka yönelmiş tevhid dinine iletti. O, asla müşriklerden olmamıştı. [2, 130; 22, 78; 16, 120-123]
Allah Teâlânın tevhidin atası ve her zaman gerçek inancın temsilcisi Hz. İbrâhim (a.s.)’ın dinini zikretmesi düşündürücüdür. Kendisine Yahudi, Hıristiyan adlarını takanlar da, Arap müşrikleri de Hz. İbrâhim’e tam bir saygı ve bağlılık gösteriyorlardı. Bu âyet Hz. Muhammed’in, Hz. İbrâhim’in onun dâvetini yenilemekten başka bir şey yapmadığını, dolayısıyla ona mensup olmayı şeref saydığını göstermekte ve diğer din mensuplarını da Hz. İbrâhim’e sadık bir mensup olmaya dâvet etmektedir.
Süleyman Ateş
De ki: "Rabbim beni doğru yola iletti. Dosdoğru dine, Allah'ı birleyen İbrahim'in dinine. O, ortak koşanlardan değildi."
De ki “Rabbim bana doğru yolu gösterdi; sapasağlam dini, İbrahim’in dosdoğru dinini gösterdi. O, müşriklerden (Allah’ı ikinci sıraya koyanlardan) değildi.”
De ki: Rabbim beni dosdoğru bir yola iletti—bâtıldan uzaklaşarak hakka yönelmiş olan İbrahim'in sapasağlam dinine ki, o hiçbir zaman müşriklerden olmamıştı.