Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 794, sondan 5443. ayet; 6. sure ve bu surenin 5. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 12, harf sayısı 53 ve toplam ebced değeri ise 2591 olarak hesaplanmıştır.
فقد كذبوا بالحق لما جاءهم فسوف يأتيهم انبـؤا ما كانوا به يستهزؤن
فقدكذبوابالحقلماجاءهمفسوفيأتيهمانبـؤاماكانوابهيستهزؤن
Fekad keżżebû bilhakki lemmâ câehum(s) fesevfe ye/tîhim enbâu mâ kânû bihi yestehzi-ûn(e)
Nitekim hak (Kur’an) kendilerine gelince onu yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine ilerde gelecektir.[168]
Hicretten sonra İslâm’ın devlet olması, Bedir zaferi, İslâm’ın fütuhatı ve yayılması, o gün için hayal bile edilmiyor, İslâm alay konusu oluyordu. Âyet, önceden bu tarihî gelişmelerin haberini veriyor, İslâm’la alay edenlerin ahirette beklenmedik şekilde karşılarına çıkacak azaba da işaret ediyor.
Burada geçen âyet, bilhassa Allah’ın tek tanrı olduğuna delâlet eden kanıtlar, Hz. Peygamber’in verdiği haberlerin, özellikle vahdâniyetle (Allah’ın birliği) ilgili bilgilerin doğruluğunu gösteren ve müşrikleri, fesahat ve belâgatta bir örneğini ortaya koymaktan âciz bırakan Kur’an âyetleri veya Resûlullah’ın Kur’an dışındaki mûcizeleri şeklinde tefsir edilmiş; “âyetlerden yüz çevirme” ise Mekke putperestlerinin göze hitap eden mûcizeleri reddetmeleri, Kur’ân-ı Kerîm’i dinlemeye tahammül edemeyip ona kulak vermekten veya onu dinledikleri halde sırf inat ve kibirlerinden ötürü onun bir mûcize ve gerçek olduğunu itiraftan kaçınmaları şeklinde açıklanmıştır. “Alay ettikleri şeyin haberleri” ise, kıyametin vukuu ve âhiret azabı veya İslâm’ın doğması ve isminin yükselmesi sırasında şirkin ve küfrün çöküşü ya da inkârcıların müslümanlar karşısındaki hezimetleriyle ilgili olarak Kur’an’ın verdiği haberlerdir. Bu bilgiler ışığında bu âyetler şu şekilde açıklanmıştır: O müşriklere ve inkârcılara, üzerinde düşünüp taşınmaları gereken bir âyet, bir delil veya mûcize geldiğinde muhakkak surette rablerinden gelen bu türlü âyetlerden yüz çevirirler; onların doğru olup olmadığı hususunda ciddi ve samimi olarak zihin yormadan, akıllarını kullanarak düşünüp taşınmadan hemen red ve inkâr ederler. İşte böylece onlar bütün âyetlerin, delil ve mûcizelerin en yücesi ve en şereflisi olan hak yani Kur’an kendilerine geldiği zaman onu da yalanlayıp inkâr etmişlerdir. Ancak böyle yalanladıkları, üstelik bir de alaya aldıkları Kur’an’ın bildirdiği haberler, yani kıyamet ve âhiret azabını ya da İslâm’ın doğuşu ve onun adının yükselişi sırasında inkârcıların başlarına gelecek azap ve yıkımı, müslümanlar karşısında uğrayacakları hezimeti görünce ne ile alay ettiklerinin farkına varacaklardır!
Elbette onlar, kendilerine gerçek (bilgi) geldiğinde onu yalanlamışlardı. Alay edip durdukları şeylerin haberleri ileride kendilerine gelecektir.
Benzer mesaj: Şu‘arâ
26:6.
Gerçekten onlar, kendilerine hak geldiğinde, onu yalanlamışlardı. Fakat yakında onlara, alay ettikleri şeyin haberleri gelecektir.
Fakat kendilerine gelen hakkı yalanladılar. Onlara, yakında kendisi ile alay ettikleri şeyin haberleri gelecek.
(Bu yüzden) Kendilerine Hakk (Kur’an) gelince, Onu yalanlamışlardır; fakat alaya aldıklarının (Kur’an’ın ve Resulüllah’ın bildirdiği) haberleri onlara gelecek (ve yakında gerçeği anlayacaklardır).
Kendilerine, gerçek olan Kur'an gelince onu yalanlarlar, fakat yakında gelecek onlara, alay ettikleri şeye ait haberler.
Ve böylece şimdi kendilerine gelen bu Kur'ân gerçeğini yalanlayanlar; ama zaman içinde kendisiyle alay ettikleri mesajın haber verdiği şeyler başlarına gelecektir.
Onlar kendilerine gerekçeli, hikmete dayalı, toplumlarında hakça düzeni gerçekleştirecek Hak kitap Kur'ân geldiğinde, Kur'ân'ı, Hakkı yalanladılar. Fakat, yakında onlara alay etmeye devam ettikleri şeyin gücünün yankıları, başlarından eksik olmayacak felâketlerin haberleri gelecektir.
Hakk kendilerine gelince onu yalanladılar. Alaya aldıkları şeylerin haberleri onlara gelecektir.
Kendilerine hak gelince, onu yalanladılar; fakat alaya aldıklarının haberleri onlara gelecektir.
En büyük mûcize olan KUR'AN onlara geldiği zaman dahi; onu yalanlamışlardı. Fakat yakında, ne ile alay etmiş bulunduklarının haberleri (dünya ve ahirette çekecekleri azab) onlara gelecektir.
Gerçekten hakikat onlara geldiği zaman yalanladılar. Kendisiyle alay ettikleri mesajın (gerçekleşmesinin) haberleri onlara gelecektir.
Onlara hak gelende, evet yalanladılar, alay ettikleri bir şeyin haberleri gelecektir onlara
Şimdi ise kendilerine gelmiş olan bu hakikati de böyle yalanlıyorlar. Ama yakında, o alay edip durdukları (cennet ve cehennemle) ilgili haberlerin gerçekliği karşılarına çıkacaktır.
Gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Alaya aldıkları şeyin haberleri kendilerine gelecektir.
Gerçekten onlar, kendilerine Hak geldiğinde onu yalanlamışlardı. Fakat yakında onlara alay ettikleri şeyin haberleri gelecektir.
Âyette zikredilen «Hak»tan maksat Kur’an ile Peygamber (s.a.)in getirdiği diğer mucizelerdir.
Kendilerine gerçek gelince onu yalanladılar. Alay ettikleri şeyin haberleri yakında kendilerine gelecek
Hak, kendilerine gelince onu yalanladılar. Alaya aldıkları şeyin haberi yakında kendilerine gelecektir.
İşte en belli hak geldiği zaman da kendilerine yalan dediler, fakat yakında onlara ne ile istihza etmekte olduklarının haberleri gelecek
İşte onlar hak (olan Kur'an) ı, kendilerine gelince, yalanlamışlardır. Fakat yakında onlara ne ile alay etmekde olduklarının (müdhiş) haberleri gelecekdir.
İşte (onlar,) kendilerine geldiğinde, o hak olan (Kur'ân')ı gerçekten yalanladılar. Fakat (o) kendisi ile alay etmekte oldukları şeyin haberleri, ileride onlara gelecektir.
Gerçek onlara geldiğinde, mutlaka onu yalanlamışlardır. Alay ettikleri şeylerin (öldükten sonra dirilme, hesaba çekilme vs.) haberleri mutlaka onlara gelecek.
Artık onlara hak [³] geldi mi mutlak onu yalan sayarlar. Fakat onlar maskaralığa aldıkları şeyin haberlerini alacaklardır [⁴].
[3] Kur'an-ı Mübin veya Nebi-i Zişan veya Şer'i Metin veya Mucizat.[4] Maskaralıklarının cezalarını göreceklerdir. Doğru olmadığını görüp anlayacaklardır.
Bu yüzden gerçek kendilerine gelince onu kesin bir şekilde yalanladılar. Sürekli alaya aldıkları şeyin haberleri kendilerine gelecektir.
İşte, Kur’an vasıtasıyla kendilerine gelen bu hakîkati de yalanladılar. Fakat alay edip durdukları cennet, cehennem, hesap ile ilgili haberlerin gerçekliği, yakında karşılarına çıkacaktır. Yoksa bu zâlimler, sahip oldukları sınırlı güce mi güveniyorlar?
Kendilerine geldiği zaman Hakk’ı yalanlıyorlardı.
Alay ediyor oldukları şeylerin haberleri onlara ilerde gelecektir.
Buna rağmen onlar gerçek1 kendilerine gelince hemen onu yalanladılar. Fakat hafife aldıkları şeylerin haberleri, onlara çok yakında gelecektir.
1 Buradaki hak; Kur’an, İslâm veya Hz. Muhammed (a.s) olabilir.
ve böylece şimdi kendilerine gelmiş olan bu hakikati yalanlarlar. Ama, zaman içinde, o alay ettikleri şeyi anlayacaklardır. 4
İşte şimdi onlara Hakkın belgesi olan Kuran geldi, ama ona karşı hemen yalana sarıldılar. Hafife alıp, alay edip durdukları hakikatlerin haberleri kendilerine yakında gelecektir. 11/17, 13/19, 39/2, 47/14
ve kendilerine gelen hakikati yalanlamışlardır. Yakında onlar, alay ettikleri şeyin ne olduğunu öğrenecekler.[1016]
[1016] Lafzen: “ne olduğunun haberi kendilerine gelecek”.
İşte onlar hakkı kendilerine geldiği vakit tekzîp ettiler. Fakat onlara ne ile istihzâ eder olduklarının haberleri atiyen gelecektir.
Hakikat kendilerine gelince onu yalan saydılar, alay ettiler; fakat alay ettikleri şeyin haberlerini, onunla alay etmenin ne demek olduğunu yakında öğrenirler!
İşte, kendilerine gelen hakkı da yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecek(uyarıldıkları azab onları kuşatacak)tır.
Kendilerine gelen o gerçek karşısında yalan yanlış şeylere sarıldılar. Hafife alıp durdukları şeyin haberleri yakında onlara ulaşacaktır.
Onlara hak geldiği zaman onu hemen yalanlamışlardır. Alaya aldıkları şeyin haberleri yakında onlara gelecektir.
İşte, kendilerine hak geldiğinde onu da yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberi yakında onlara ulaşacaktır.
Böylece hakkı, kendilerine geldiği anda yalanladılar. Fakat yakında onlara, alay etmekte oldukları şeyin haberleri gelecektir.
pes bayıķ yalan ŧuttılar ḥaķķı ol vaķt kim geldi anlara. pes śoñra gele anlara ħabarları anuñ kim oldılar anı yañśularlar.
Taḥḳīḳ yalanladılar ḥaḳḳı özlerine gelicek. Pes gelse gerek anlaraḫaberi ol nesnenüñ ki masḫaralıġa alurlardı.
Onlara haqq olan (Qur’an) gəldiyi zaman onu yalan hesab etdilər. (Müşriklərin) məsxərəyə qoyduqlarının (Qur’anın müsəlmanların qalib gələcəyi, müşriklərin məğlub olacağı və axirətdə şiddətli əzab görəcəkləri barəsindəki) xəbərləri onlara gəlib çatacaq!
And they denied the truth when it came unto them. But there will come unto them the tidings of that which they used to deride.
And now they reject the truth when it reaches them: but soon shall they learn the reality of what they used to mock at.