Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 848, sondan 5389. ayet; 6. sure ve bu surenin 59. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 31, harf sayısı 114 ve toplam ebced değeri ise 7459 olarak hesaplanmıştır.
وعنده مفاتـح الغيب لا يعلمها الا هو ويعلم ما في البر والبحر وما تسقط من ورقة الا يعلمها ولا حبة في ظلمات الارض ولا رطب ولا يابس الا في كتاب مبين
وعندهمفاتـحالغيبلايعلمهاالاهوويعلممافيالبروالبحروماتسقطمنورقةالايعلمهاولاحبةفيظلماتالارضولارطبولايابسالافيكتابمبين
Ve ’indehu mefâtihu-lġaybi lâ ya’lemuhâ illâ hu(ve)(c) ve ya’lemu mâ fî-lberri velbahr(i)(c) vemâ teskutu min verakatin illâ ya’lemuhâ velâ habbetin fî zulumâti-l-ardi velâ ratbin velâ yâbisin illâ fî kitâbin mubîn(in)
Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.
İlk âyet, bir bakıma, inkârcıların Resûlullah’ı “şair, sihirbaz, mecnun” gibi hiçbir gerçeklik taşımayan ifadelerle itham etmelerine karşı bir cevap teşkil etmekte; onun tebliğlerinin kesin ve apaçık delile (beyyine) dayandığını haber vermektedir. 57-59. âyetlerde, müşriklerin, güya Hz. Peygamber’i zor durumda bırakmak ve âciz olduğunu göstermek için “Eğer iddialarında doğruysan, hadi şu bizi tehdit ettiğin azap ve musibetleri başımıza getir de görelim!” gibi sözler sarfetmelerine karşılık, Resûlullah’ta tanrısal bir güç bulunmadığı, onun böyle bir iddia da taşımadığı, azap ve musibet gibi hususlardaki hükmün yalnız Allah’a ait olduğu bildirilmiştir. Hz. Peygamber’in, Kur’an’daki bu açıklamaları, yani Allah’ın kendisine tanıdığı yetki ve görevin ötesinde ilâhî güçler taşımadığını, gaybı da bilmediğini –kendilerini olduğundan daha kudretli göstermeye çalışan sahte önderlerin aksine– hiçbir komplekse kapılmadan tam bir dürüstlük ve içtenlikle insanlara bildirmesi, onun nübüvvetinin en belirgin delillerinden biridir. 59. âyet, yüce Allah’ın ilminin ne kadar geniş, ne kadar kapsamlı olduğunun çok veciz ve eşsiz ifadelerindendir: Gaybın anahtarları (başka bir kıraate göre gaybın hazineleri) Allah’ın yanındadır (gayb terimi için bk. Bakara
2:3). Burada Allah’ın ilminin, karalar ve denizler gibi en geniş varlık ve olaylardan, düşen bir yaprağa, yerin karanlıklarındaki bir bitki tanesine, kuruluk, yaşlılık vb. keyfiyetler gibi en basit varlık ve olaylara kadar her şeyi kuşatıp kapsadığı, dolayısıyla bütün bunların en yüce, en ince bilgi ve kudretle yaratılıp düzenlendiği ifade buyurulmuştur. Bundan dolayı kelâm bilginleri tarafından söz konusu âyet, bazı düşünürlerin,ilm-i ilâhînin cüz’iyyâtı (değişken varlık ve olayları) kapsamadığı yolundaki iddialarını çürüten en kesin delillerden biri olarak gösterilmiştir. “Apaçık bir kitap” diye çevirdiğimiz “kitâbin mübîn” tamlaması, “hafaza melekleri tarafından tutulan amel defteri”, “levh-i mahfûz” veya “Allah’ın her şeyi kuşatan ilmi” olarak açıklanmıştır (Zemahşerî, II, 19; İbn Atıyye, II, 300). Râzî son yorumu tercih eder (XIII, 11).
[Gayb]ın (bilinemeyen şeylerin) anahtarları, yalnızca O’nun yanındadır; onları O’ndan başkası bilemez. Karada ve denizde ne varsa hepsini bilir; O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.
Bu ayet Bakara
2:33 ve Neml
27:65. ayetlerle birlikte okunmalıdır. Buradaki amaç zerreden kürreye her ne varsa, her şeyin Yüce Allah’ın bilgisinde olduğunu, hiçbir şeyin O’nun bilgisinin dışında kalmayacağını, her şeyin O’nun yasalarında ve bilgi sisteminde olduğunu bildirmektir. Benzer mesajlar: Ra‘d
13:8-10; Lokmân
31:16; Mücâdele
58:7; Mülk
67:13-14.
Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilemez. O, karada ve denizde ne varsa bilir. O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.[116]
[116] Gayb ve miftah kavramları hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, VI, 367-371.
Gaybın¹ anahtarı yalnızca O'nun yanındadır. O'ndan başka hiç kimse onları bilemez. Karada ve denizde olan her şeyi bilir. Bir yaprak düşse mutlaka onu bilir. Yerin karanlığında tek bir dâne, canlı ve cansız yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.
1- Yaratılmış varlıların idrakini aşan, görülmeyen, bilinmez olan, gizli, geleceğe dair bilgiler, duyularla kavranamayan şeyler.
(Ne var ki) Gaybın (bütün) anahtarları (şifreleri ve projeleri) Allah’ın katındadır. Onları Allah’tan başkasının bilmesi (imkânsızdır. Sadece seçtiği nebilerine ve velilerine dilediği kadarını gösterip aydınlatır.) O, karada ve denizde (büyük küçük) ne varsa hepsini bilip durmaktadır. O’nun ilmi (ve iradesi) dışında bir yaprak bile (dalından) kopmamaktadır. O, yerin (derin ve gizli) karanlıkları içindeki (en küçük bir tohum) tanesini bile bilip (her şeyi kudret avucunda tutmaktadır). Yaş ve kuru (DNA hücrelerinden galaksilere kadar âlemde) ne varsa her şeyin (plan ve programı) bir Kitabı Mübin’de kayıtlıdır. (Allah’ın sonsuz ilminde ve İlahi bilgi merkezinde saklıdır).
Gaibin anahtarları, onun yanındadır, onları ancak o bilir; karada ve denizde ne varsa bilir. Bir yaprak bile düşse bilir onu ve yeryüzünün karanlıkları içinde bir tek tane yoktur ki, yaş ve kuru hiçbir şey bulunamaz ki apaçık kitapta tespit edilmemiş olsun.
Akılla bilinemeyen tüm şeylerin anahtarları, O'nun katındadır. Onları Allah'tan başka kimse bilemez. O karada ve denizde olan herşeyi bilir, bir yaprak düşmez ki, O bundan haberdar olmasın ve ne yeryüzünün karanlığında tek bir tane, ne de yaş ve kuru hiç bir şey yoktur ki, hepsi O'nun apaçık kitabında kaydedilmiş olmasın.
Gayb âleminin, bilgi alanı dışındaki güçlerin ve imkânların anahtarları, şifreleri Allah'ın elindedir. Anahtarları, şifreleri ondan başkası bilmez. Karada ve denizde ne varsa O bilir. O'nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru, canlı ve ölü ne varsa, hepsi, her şey doğruları, hakkı ortaya koyan, kâinatın kayıt sicilinde, kanunlar ve ilkeler kitabında, bilgi işlem merkezinde yazılıdır.
Gaybın anahtarları O'nun yanındadır. Onu, O'ndan başkası bilmez. Karada ve denizde olanları da bilir. O'nun bilgisi dışında bir tek yaprak bile düşmez. Yerin karanlıklarındaki bir tane dahil, yaş ve kuru ne varsa hepsi açık bir kitaptadır.
Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitapta (yazılı)dır.
Gaybın anahtarları, Allah'ın katındadır. Onları ancak Allah bilir. Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O'nun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek tane, yaş ve kuru her şey Allah'ın ilmindedir (Levhi Mahfuzdadır).
Bütün gayb anahtarları O’nun katındadır. Ondan başka kimse onları bilemez. O karada ve denizde olan her şeyi bilir. Düşen bir yaprak, yerin karanlıklarında kalan bir dane ve yaş-kuru hiçbir şey yok ki onu bilmiş olmasın. Ve onlar kitab-ı mübinde kayıtlı olmasınlar.
Göze görünmiyenlerin anahtarların, yalnız bilen o, karada, denizde olanı bilir, bir yaprak düşmez ki, onu bilmeye, yerin karanlıklarında olan bir tane yaş, kuru ne varsa, açık olan kitaptadır
Gaybın (yaratılmış varlıkların idrakini aşan şeylerin bütün anahtarları Onun katındadır. Onları Allah'tan başka kimse bilemez. O, karada ve denizde olan her şeyi bilir. O'nun bilgisi olmadan ne (dalından) bir yaprak düşer ne de toprağın karanlıklarına/derinliklerine bir tohum. (Canlı-cansız) yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki O'nun (varlık kanunlarının bulunduğu) apaçık kitapta (bilgi işlem merkezinde) bulunmasın.
“Gaybın anahtarları O’nun katındadır”, yani yaratılmış varlıkların idrakini aşan daha açılmamış, vücuda gelmemiş, bilmediğiniz ve bilmeyi çok istediğiniz nice şeyler vardır ki bütün bunlar ancak Allah’ın bilgi hazinesindedir. Onları ondan başka kimse bilmez. İnsanın yaşadıkları ve yaşamak istedikleri de bu kapsamdadır. İnsan hayata geçirdiklerini ne için yaşamıştır? Neleri amaçlar ve amaçladıklarının ne kadarında muvaffak olur, hikmeti nedir bilemeyiz.Hadiselerin arka planında insan idrakini aşan fakat Allah’ın bilgisi dâhilinde olan nice hikmetler bulunmaktadır. İnsanlar her şeyi kendi beşerî güçleriyle yargıladıkları için yanılmaları çok kolay olmaktadır. İnsanın hayırlı zannedip günlerce peşinden koştuğu ve enerji tükettiği nice şeyler vardır ki şer, şer olarak düşünüp uzak durduğu ve kötü gördüğü nice şeyler de vardır ki hayır olabilmektedir (Bakara,
2:216). Nitekim İfk Hadisesinin anlatıldığı Nur suresinin
24:11. ayetinde “(kötü zannettiğiniz ve huzursuz olduğunuz) bu olayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın! Tersine belki sizin için hayırdır!” buyrularak bizim idrakimizi aşan meselelerde hakkımızda neyin hayır, neyin şer olacağını ancak Allah’ın bileceğine vurgu yapılmaktadır.
Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı kuruyu ki apaçık Kitap'tadır ancak O bilir.
Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.
Göklerde ve yerde insan ilminin keşf edip insanlığın istifadesine sunamadığı nice hazineler vardır ki Allah bunları bilir, zamanı geldiğinde, dilediğini insanlığın istifadesine sunar, dilediğini de kendi ilminde saklı tutar. İşte gaybın anahtarlarından maksat bunlar olmalıdır.
Gizliliklerin anahtarı onun elinde. O'ndan başkası onları bilmez. Karada ve denizde ne varsa onları bilir. Bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Yerin karanlığında bir tane, yaş veya kuru hiçbir şey yok ki apaçık bir kitapta kayıtlı olmasın.
Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları O'ndan başkası bilmez, karada ve denizde olanları O bilir ve bir yaprak düşmez ki, onu O bilmesin; ne toprağın karanlıklarında bir tane, ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki, o herşeyi açıklayan Kitap'ta bulunmasın.
Gaybin anahtarları onun yanındadır, onları ancak o bilir, hem kara ve denizde ne varsa bilir, bir yaprak düşmez, ve Arzın zulümatı içine bir habbede gitmez ki o bilmesin, ne bir yaş ne de bir kuru yoktur ki her hal bir kitabı mübînde olmasın
Gaybın anahtarları Onun yanındadır. Kendinden başkası bunları bilmez. Karada ve denizde varsa hepsini O bilir. Onun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş ve kuru (hiç bir şey) müstesna olmamak üzere hepsi apaçık bir kitabdadır.
Ve gaybın anahtarları O'nun katındadır; onları ancak O bilir. Hem karada ve denizde ne varsa bilir. Hiçbir yaprak da düşmez ki onu bilmesin; hem ne yerin karanlıklarında bir dâne, ne yaş ne de kuru (hiçbir şey) yoktur ki, apaçık bir Kitab'da(Kur'ân'da) bulunmasın!(1)
(1)“Bir kavle (görüşe) göre, Kitâb-ı Mübîn Kur’ândan ibârettir. Yaş ve kuru herşey içinde bulunduğunu, şu âyet-i kerîme beyân ediyor. Öyle mi? Evet, herşey içinde bulunur. Fakat, herkes herşeyi içinde göremez. Zîrâ muhtelif derecelerde bulunur. Bazen çekirdekleri, bazen nüveleri, bazen icmâlleri (özleri), bazen düsturları, bazen alâmetleri; ya sarâhaten (açıkça), ya işâreten, ya remzen (daha zayıf işâretle), ya ibhâmen (kapalı bırakarak), ya ihtar (hatırlatma) tarzında bulunurlar.” (Zülfikār, 25. Söz, 78)“Herşeyin mikdâr-ı muntazaması (intizamlı ölçüsü), kaderi vâzıhan (açıkça) gösteriyor. Evet hangi zîhayâta (canlıya) bakılsa görünüyor ki, gāyet hikmetli ve san‘atlı bir kalıbdan çıkmış gibi, bir mikdar, bir şekil var ki, o mikdârı, o sûreti, o şekli almak, ya hârika ve nihâyet derecede eğri büğrü maddî bir kalıb bulunmakla olur veyâhut kaderden gelen mevzûn (ölçülü), ilmî bir kalıb-ı ma‘nevî ile kudret-i ezeliye o sûreti, o şekli biçip giydiriyor.” (Tılsımlar, 26. Söz, 85-86)
Gaybın anahtarları (bilgisi) yalnızca O nun yanında olup, ancak ve ancak bilinmeyenleri (gaybı) bilen O dur. Karada ve denizde olanları da o bilir. Ağacından düşen her bir yaprağı da, yeryüzünün karanlıklarındaki en küçük taneyi de yine O bilir. Yaş ve kuru her şey açık bir kitapta yazılmıştır.
Gayıp hâzineleri [⁶] O/nun yanındadır. Onları O/ndan başka bilen yoktur. O, karada, denizde, ne varsa hepsini bilir. Ağaçtan tek bir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yer altındaki karanlıklarda bir tane, yaş, kuru hiçbir şey yoktur ki hepsi apaçık Kitapta [⁷] bulunmasın.
[6] Dua ederek sizden kurtulurdum.[7] Levh-i Mahfuz'da veya İlm-i Bari'de demektir. Yahut mâna böyledir: Yerin karanlıklarında hiçbir tane, bir kuru, bir yaş yoktur ki onu bilmesin, hepsi de apaçık Kitapta bulunmasın.
Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç kimse onları bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü o bilir. O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıklarında hiçbir tane, hiç bir yaş ve hiç bir kuru yoktur ki apaçık bir kitapta bulunmasın.
Yaratılmışların algı ve idrâk sınırlarının ötesinde bir âlem olan gayb’ın anahtarları O’nun elindedir; O’ndan başka hiç kimse gaybı bilemez. O, karada ve denizde ne varsa hepsini bilmektedir. O’nun bilgisi dışında, ne dalından bir yaprak düşer, ne de toprağın derinliklerine bir tohum; evet, canlı-cansız, yaş, kuru hiçbir şey yoktur ki, varlık kanunlarının yazılı bulunduğu apaçık bir Kitapta kaydedilmiş olmasın.
Gayb’ın anahtarları da O’nun katındadır.
Onları O’ndan başkası bilmez.
Deniz ve Kara’daki şeyleri de bilir.
Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin.
Yer’in karanlıklarında bir tohum, yaştan ve kurudan ne varsa, açıkça bir kitapta yazılıdır.
Ğaybın anahtarları1 Onun katındadır ve onu ancak O (Allah) bilir. O karada ve denizde ne varsa hepsini bildiği gibi, yere düşen her yaprağı ve toprağın karanlıklarındaki her bir taneyi dahi kesinlikle bilir. Yaş ve kuru2 ne varsa, hepsi mutlaka o apaçık kitap3 (olan levh-i mahfuzda) yazılıdır.
1 Mefteh: “Mim”in fethiyle ism-i mekân, açılacak yer demektir. “Mim”in kesriyle de “miftâh” ism-i alet olup anahtar demektir. Yani daha açılmamış, vücuda gelmemiş, bizim ilmimizin ulaşmadığı o kadar ğayb hazineleri vardır ki bütün bunların kapıları veya anahtarları ancak Allah’ın nezdindedir. Onları ondan başka kimse bilmez. O bütün bu ğayb’ları bildiği gibi hazırdaki bütün mevcudâtı da bütün teferruatına varıncaya kadar bilir. Meselâ karada ve denizde ne varsa hepsini bildiği gibi bir ağaçtan düşen yaprağı bile bilir. Arzda yaş ve kuru hiç bir şey yoktur ki Allah’ın indinde bir kitâb-ı mübîn’de (levh-i mahfuz’da) yazılı olmasın. Ğaib ve şahid, büyük ve küçük her şey bütün tafsilatı ile gayet açık ve beliğ bir kitaptadır. Yani ilm-i ilâhîde veya “Levh-i mahfuz”dadır. 2 Yani mecâzen, “her şey” demektir.3 Bu kitap, levh-i mahfuz veya Allah’ın ezelî ve ebedî ilmi demektir. Bazıları bu kitabın, Kur’an-ı Kerim olduğunu zannetmişlerse de bu doğru değildir. Zîrâ Kur’an’da yaş ve kuru her şey yoktur. Zâten Kur’an’ın kendisi de Allah’ın takdir buyurduğu kadarıyla levh-i mahfuz’dan indirilmiştir. Konuyla ilgili olarak Bk. (Yûnus: 61, Hûd: 6, Neml: 75, Sebe’: 3)
Çünkü, yaratılmış varlıkların idrakini aşan şeylerin anahtarları O'nun katındadır: onları Allah'tan başka kimse bilemez. O, karada ve denizde olan her şeyi bilir; bir yaprak düşmez ki O bundan haberdar olmasın; ve ne yeryüzünün derin karanlığında bir habbe, ne de canlı veya ölü 49 hiçbir şey yoktur ki [O'nun] apaçık fermanında kaydedilmiş olmasın.
Çünkü gaybın/bilinmezlerin anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları, kendisinden başka kimse bilemez. O, karada ve denizde olup biten her şeyi bilir. Düşen bir yaprak bile onun bilgisi dâhilindedir, yerin derinliklerinde kalmış bir tohum yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitapta/yasada mevcuttur. 6/50, 7/188, 10/61, 31/16, 34/3, 27/65
Zira gaybın anahtarları[1059] yalnızca O’nun katındadır; onu başkası değil, yalnızca O bilir. O, karada ve denizde olan-biten her şeyi bilir; hiç bir yaprak düşmez ki O bunu bilmesin; yerin derinliklerinde bir tek tohum, yaş-kuru[1060] hiçbir şey yoktur ki O’nun apaçık yasasına dahil olmasın.[1061]
[1059] Mefâtîh ile ilgili bkz:
28:76, not 87.
[1060] “Net-brüt” diye de anlaşılabilir. Zımnen: Her şey O’nun yasasına dahildir.
[1061] Lafzen: “kitapta”. Buradaki kitâb ile, Allah’ın ilmi ya da Korunmuş Levha’nın (Levh-i Mahfuz) kastedildiği söylenmiştir (Taberî). Fakat “apaçık” vasfını taşıdığı göz önüne alınırsa, bu yorumların isabetli olmadığı sonucuna varılır (38. âyetin notuna bkz).
Ve gaybın anahtarları O'nun (Cenâbı Hakk'ın) yanındadır. Onları O'ndan başkası bilemez. Ve karada ve denizde ne varsa bilir. Bir yaprak düşmez, ve yerin zulmetleri içinde bir habbe de bulunmaz ki, illâ O'na bilir. Ve bir yaş ve bir kuru da yoktur ki, illâ apaçık bir kitaptadır.
Bilinmeyen nice hazineler ve görünmeyen gayb aleminin anahtarları O'nun yanındadır. Onları Kendisinden başkası bilemez. Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O'nun haberi olmadan bir tek yaprak bile düşmez. Yer altı tabakalarının karanlıkları içindeki tek bir tane, hasılı yaş ve kuru hiç bir şey yoktur ki açık, net bir kitapta bulunmasın. [6, 38; 16, 89; 39, 63; 42, 12; 10, 61; 11, 6] {KM, Mezmurlar 139, 16; Vahiy 5, 1}
Âyetteki mefatih, miftah’ın çoğulu olarak anahtar, meftah’ın çoğulu olarak hazine mânasına gelir. Burada geçen gayb hazineleri veya anahtarlarını Hz. Peygamber, 31,34 âyeti ile şöyle açıklamıştır: “Gayb hazineleri beştir: Kıyamet hakkındaki bilgi, Allah’ın nezdindedir. Yağmuru dilediği yere dilediği mikdar indiren O’dur. Rahimlerin ihtiva ettiği çocukların istikballerini bilen O’dur. Hiç kimse yarın yapacağı şeyleri bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Her şeyi hakkıyla bilen, her şeyden haberdar olan Allah’tır.” Âyetin sonunda geçen kitab: Levh-i Mahfuz veya ilm-i ilahîdir. Kur’ân’ın üslubu, ilahî hakikatleri ekseriya müşahhas üslupla anlatır. Bu âyetin ilm-i ilahîyi anlatımı buna dair misaller ihtiva eder. Mücerret üslupla “Allah’ın ezelî ilminin dışında hiçbir şey olmaz.” gibi bir ifade yerine burada buyurulduğu gibi çok canlı, uçsuz bucaksız bir manzara içine giriyoruz. Mesela “O’nun haberi olmadan bir tek yaprak bile düşmez.” cümlesi, muhatabı dünya genişliğinde bir ormana yerleştiriyor. Her taraf yemyeşil. Sayılara sığmayacak kadar yaprak, yaprak, yaprak... Bunlardan birinin sessizce düşmesi bile O’nun izni dışında olmaz” anlatımıyla varlıkta olan biten herşeyin Allah’ın izni ile olduğu pek etkili tarzda anlatılmaktadır.
Gayb'ın (görünmez bilginin) anahtarları, O'nun yanındadır, onları O'ndan başkası bilmez. (O) karada ve denizde olan herşeyi bilir. Düşen bir yaprak, ki mutlaka onu bilir, yerin karanlıkları içinde gömülen dane, yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir Kitapta olmasın.
Gizli bilgilerin (gaybın) anahtarları, Allah’ın yanındadır. Onları, O'ndan başkası bilmez. Karada ve denizde olan her şeyi, O bilir. O'nun bilgisi olmadan düşen bir tek yaprak yoktur. Yerin karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş veya kuru ne varsa mutlaka apaçık bir kitapta (defterde) yer alır.
[*] Gayb kelimesinin açıklaması için Bkz:Al-i İmran
3:44 ve dipnotu
Gaybın anahtarları O'nun yanındadır. Onları, kendisinden başkası bilmez. Karada ve denizde olan her şeyi bilir. Onun bilgisi olmadan hiç bir yaprak düşmez ve yerin karanlıklarında hiçbir tane, hiç bir yaş ve hiç bir kuru yoktur ki apaçık bir kitapta bulunmasın.
Gaybın anahtarları Onun katındadır; başkası onu bilemez. Karada ve denizde olanı da O bilir. Onun bilgisi olmadan ne bir yaprak düşer, ne de yerin karanlıklarında bir tane saklı kalır. Yaş ve kuru ne varsa, hepsi apaçık bir kitaptadır.
Gaybın anahtarları O'nun yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde olanı da bilir. O'nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Toprağın karanlıklarındaki bir dâne, yaş ve kuru her şey apaçık bir Kitap'ın içindedir.
daħı anuñ ķatındadur ġayb kilidi dilleri bilmez anı illā ol daħı bilür anı kim yirdedür daħı deñizdedür. daħı düşmez hįç yapraķ illā kim. bilür anı. daħı degül hįç dene ķarañlıķlarında [67a] yirüñ daħı degül hįç yaş daħı degül hįç ķuru illā kim kitābdadur ya'nį ḥavlı eşkere eyleyici.
Daḫı Tañrı ḳatındadur ġayb kilitleri, bilmez anı illā ol Tañrı ki birdür, daḫıbilür yir yüzinde olġanı, deñizler dibinde olġanı daḫı. Daḫı bir yapraḳ düşmezaġaçlardan illā Tañrı Ta‘ālā anı bilür. Daḫı bir ḥabbe yoḳdur, yirḳarañuluḳlarında, daḫı bir yaş yoḳdur, bir ḳuru daḫı yoḳdur, illā Tañrı Ta‘ālāḳatında yazılmışdur.
Qeybin açarları (Allahın) yanındadır. Onları ancaq O (Allah) bilir. (Allah) suda və quruda nə varsa bilir. Yerə düşən elə bir yarpaq yoxdur ki, (Allah) onu bilməsin. Yerin zülmətləri içində elə bir toxum, (kainatda) yaş-quru elə bir şey yoxdur ki, açıq-aydın kitabda (lövhi-məhfuzda) olmasın!
And with Him are the keys of the invisible. None but He knoweth them. And He knoweth what is in the land and the sea. Not a leaf falleth but He knoweth it, not a grain amid the darkness of the earth, naught of wet or dry but (it is noted) in a clear record.
With Him are the keys(879) of the unseen, the treasures that none knoweth but He. He knoweth whatever there is on the earth and in the sea. Not a leaf doth fall but with His knowledge: there is not a grain in the darkness (or depths) of the earth, nor anything fresh or dry (green or withered), but is (inscribed) in a record(880) clear (to those who can read).*
879 Mafatih: Plural of either miftah - a key, or miftah = a treasure. Both meanings are implied, and I have accordingly put them both in my translation. 880 This is the mystic Record, the archetypal Plan, the Eternal Law, according to which everything seen and unseen is ordered and regulated. The simplest things in Nature are subject to His Law. The fresh and the withered, the living and the lifeless-nothing is outside the Plan of His Creation (Cf.
11:6 and
57:4). (R).