Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5212, sondan 1025. ayet; 64. sure ve bu surenin 13. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 9, harf sayısı 37 ve toplam ebced değeri ise 1157 olarak hesaplanmıştır.
الله لا اله الا هو وعلى الله فليتوكل المؤمنون
اللهلاالهالاهووعلىاللهفليتوكلالمؤمنون
(A)llâhu lâ ilâhe illâ hu(ve)(c) ve ’ala(A)llâhi felyetevekkeli-lmu/minûn(e)
Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayandır. Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.
Kullarına çok merhametli olduğuna inanılan Tanrı’nın kötülüklere niçin izin verdiği hususu, din felsefesinde genellikle kötülük problemi veya teodise (Tanrı’nın âdilliği problemi) başlığı altında geniş biçimde tahlil edilmiş ve tartışılmış bir konudur. Genel olarak hayrın ve şerrin var edilmesinin hikmetleri konusu bir yana, başa gelen her musibetin Allah’ın izniyle olması ifadesini Kur’an ve Sünnet’teki ilke ve bilgilere göre şöyle açıklamak uygun olur: Cenâb-ı Hak kullarına zulmetmez; dolayısıyla “kulların kendi fiilleri sebebiyle hak ettikleri bir karşılık” anlamındaki musibetin bu açıdan izahında zorluk bulunmamaktadır. Kusuru ve günahı olmadığı halde bazı kullara verilen sıkıntı ve felâketler ise kişinin ebedî mutluluğuna zarar veren yani gerçek mânada kötü ve insanın kendi fiili yüzünden başına gelen musibet olarak değerlendirilmez (bk. Şûrâ
42:30). Öyle görünüyor ki 11. âyette, insanların sorumluluğu bakımından musibetlerin değerlendirilmesi değil, Tanrı inancına ilişkin yaygın bir yanlışlığın düzeltilmesi amaçlanmaktadır. Önceki âyetlerin iman esaslarıyla ilgili olması, bu âyetin devamındaki ve müteakip iki âyetteki ifadeler de bunu destekler niteliktedir. Birçok bâtıl dinin yanı sıra ilâhî dinin mensupları arasında türemiş bazı sapkın mezheplerde, “iyi” ve “kötü” iki ayrı tanrı arasında bölüştürülerek şirk (Allah’a ortak koşma) telakkisine güya meşruiyet kazandırılmaya, masum bir çehre verilmeye çalışılmıştır. Bazı ilâhî dinlerin mensupları da zaman zaman, Allah’a kötülük yakıştırmama gibi ileri derecede bir duyarlılıkla, şerrin O’nun tarafından yaratılmış olamayacağı tarzında bir inanca kaymışlardır. Oysa Allah’ın fiilleri ve sıfatları insanların kendi isteklerine ve münasip görmelerine göre biçimlendirilebilecek bir konu değildir; kulun görevi O’nu kendisinin bildirdiğine göre tanıyıp O’nun istediği şekilde kulluk etmektir (ayrıca bk. Hac
22:11; Furkån
25:43; Câsiye
45:23). Doğru ve sağlam İslâm inancına göre bütün varlık ve olayların yegâne yaratıcısı Allah Teâlâ’dır; Allah, irade gücü verdiği, hem iyilik hem kötülük işlemeye müsait yarattığı şuurlu varlıklara kötüyü tercih etmemelerini buyurmuş ama –dünya hayatının imtihan alanı olması sebebiyle– kötülüğü istediklerinde ve işlemeye koyulduklarında bu eylemlerin yine kendisinin yaratma düzeni içinde varlık kazanacağını, sorumluluğunun da onlara ait olacağını bildirmiştir. Bu düzen içinde şeytanın kötülüğü teşvik görevini üstlendiği ama asla ona fiillerin yaratıcısı olarak bakılmaması gerektiği de hatırlatılmıştır. Bu sebeple İslâm akaidinde, “hayrın da şerrin de Allah’tan olduğuna yani O’nun mutlak irade ve kudretinden bağımsız olmadığına, onun bilgisi dışında kalamayacağına, ancak Allah’ın kulları için yalnız hayra razı olduğuna, kulun başına gerçek mânada (ebedî mutluluğuna zarar veren) bir kötülük gelmişse bunun kendi yanlış davranışından kaynaklandığına” inanmak esastır. Ayrıca samimi bir mümin, kendi kusuru sebebiyle olmadan başına gelen felâket ve sıkıntıların da imtihanla ilgili olduğuna ve sabırla karşıladığında ecir alacağına inanır. Dolayısıyla bu inancın dayanaklarından biri olan 11. âyet, ayrıca müminler için önemli bir teselli kaynağı oluşturmaktadır. Nitekim bu inancın ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkileri modern psikolojide kanıtlanmış olup, bu husus Hz. Peygamber’in şu hadisinde de veciz bir şekilde özetlenmiştir: “Müminin durumu ilginçtir: Allah’ın her hükmü onun iyiliğinedir; çünkü başına bir sıkıntı gelip sabretse bu onun hayrınadır, sevindirici bir şey meydana gelip şükretse bu da onun hayrınadır. Bu, yalnız mümine has bir özelliktir” (Müslim, “Zühd”, 64; Dârimî, “Rikåk”, 61; ayrıca bk. Nisâ
4:79; Hadîd
57:22).
Allah kendisinden başka ilah olmayandır. Müminler yalnızca Allah’a güvensinler!
Allah, kendisinden başka tanrı olmayandır. İnananlar yalnız Allah'a güvenip dayansınlar.
Allah! Kendisinden başka ilah olmayandır. İman edenler, yalnızca Allah'a tevekkül¹ etsinler.
1- Allah'a güvenme, O'na dayanma; her türlü çabayı gösterdikten sonra sonucu Allah'a bırakma.
Allah; ki O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse mü’minler (yalnızca) Allah'a tevekkül etmelidir.
Bir Allah'tır ki yoktur ondan başka tapacak ve artık Allah'a dayansın inananlar.
Allah, O'ndan başka gerçek ilah yoktur. Öyleyse inananlar sadece Allah'a güvenip dayansınlar.
Allah'tır O, Allah. Hak ilâh yalnızca O'dur. Mü'minler yalnız Allah'a dayanıp güvenirler.
Allah, kendinden başka ilah olmayan (ilah)dır. Mü'minler yalnız Allah'a güvensinler.
Allah; O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse mü'minler (yalnızca) Allah'a tevekkül etsinler.
Allah var, O'ndan başka hiç bir ilâh yok; onun için Allah'a tevekkül etsin müminler...
Allah, kendisinden başka ilah olmayandır. Artık müminler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.
Allah O'dur, O'ndan özge Tanrı yok, inanı bulunanlar, Allaha güveneler
Allah O'dur ki, O'ndan başka ilah yoktur. İnananlar yalnız Allah'a dayanıp güvensinler!
Allah vardır, O'ndan başka tanrı yoktur. İnananlar yalnız Allah 'a güvensinler.
Allah; O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Müminler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.
ALLAH: O'ndan başka tanrı yoktur. İnananlar yalnız ALLAH'a güvenmelidirler.
Allah ki O'ndan başka tanrı yoktur. Müminler Allah'a dayansınlar.
Allahdan başka Tanrı yoktur, onun için mü'minler hep Allaha dayansınlar
Allah odur ki kendisinden başka hiçbir tanrı yokdur. Onun için, îman edenler ancak Allaha güvenib dayansın (lar).
Allah ki, O'ndan başka ilâh yoktur! O hâlde mü'minler ancak Allah'a tevekkül etsin!
Allah, kendisinden başka ilah olmayan tek ilahdır. O halde, inananlar yalnızca Allah’a güvenip dayansınlar.
Allah ki O/ndan başka tapacak yoktur, mü/minler yalnız Allah/a güvensinler.
Allah, O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse müminler (yalnızca) Allah'a tevekkül etsinler.
Allah, kendisinden başka ilâh olmayan bir tek İlâhtır! Öyleyse inananlar, sadece Allah’a güvensin ve yalnızca O’ndan yardım beklesinler.
Allah ki O’ndan başka ilah yoktur.
Müminler sadece Allah’a tevekkül etsin!
(Sadece) Allah (vardır ve) tek ilâh Odur. Öyleyse Mü’minler, sadece Allah’a tevekkül1 etsinler...”
1 Tevekkül: Lügatte âcizliğini ortaya koymak ve başkasına güvenmek anlamına gelir. Terim olarak ise Tevekkül: Kulun sebepleri yerine getirerek, Allah’a karşı âcizliğini ortaya koyup, ona güvenmesidir. Geniş izah için Bk. (Âlu İmran: 122, İbrahim: 11)
Allah, O'ndan başka ilah yoktur! 10 Öyleyse, inananlar yalnız Allah'a güvensinler.
Allah, kendisinden başka ilah olmayandır. Bunun içindir ki müminler, yalnızca Allah’a bağlanıp güvensinler. 2/255, 3/160, 5/11
Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır: O halde mü’minler yalnızca Allah’a güvenip dayansınlar!
Allah O'dur ki, O'ndan başka tanrı yoktur. Artık mü'minler, Allah'a tevekkülde bulunsunlar.
Allah'tır gerçek ilah! O'ndan başka yoktur ilah! Müminler yalnız Allah'a dayanıp güvenmelidirler.
Allah ki O'ndan başka tanrı yoktur. Mü'minler Allah'a dayansınlar.
O Allah’tır; ondan başka ilah yoktur. İnanıp güvenenler yalnız Allah’a dayansınlar.
Allah, O'ndan başka bir ilah yoktur. İnananlar, yalnız Allah'a bağlansınlar.
Allah'tan başka tanrı yoktur; mü'minler de yalnız Allah'a tevekkül etsinler.
Allah! İlah yok O'ndan başka! Yalnız Allah'a güvenip dayanır iman sahipleri.
Tañrı yoķdur Tañrı illā ol. daħı Tañrı üzere tevekkül eylesün mü’minler.
Allāhdan özge tañrı yoḳdur, daḫı Tañrıya ṣıġınsun mü’minler.
Allahdan başqa heç bir tanrı (mə’bud) yoxdur. Buna görə də mö’minlər ancaq Allaha təvəkkül etsinlər!
Allah! There is no God save Him. In Allah, therefore, let believers put their trust.
Allah. There is no god but He: and on Allah, therefore, let the Believers put their trust.