Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5206, sondan 1031. ayet; 64. sure ve bu surenin 7. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 18, harf sayısı 69 ve toplam ebced değeri ise 6290 olarak hesaplanmıştır.
زعم الذين كفروا ان لن يبعثوا قل بلى وربي لتبعثن ثم لتنبؤن بما عملتم وذلك على الله يسير
زعمالذينكفرواانلنيبعثواقلبلىوربيلتبعثنثملتنبؤنبماعملتموذلكعلىاللهيسير
Ze’ame-lleżîne keferû en len yub’aśû(c) kul belâ ve rabbî letub’aśunne śümme letunebbeunne bimâ ‘amiltum(c) ve żâlike ‘ala(A)llâhi yesîr(un)
İnkâr edenler, kesinlikle, öldükten sonra diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: “Hiç de öyle değil, Rabbime and olsun, mutlaka diriltileceksiniz, sonra da yaptıklarınız size elbette haber verilecektir. Bu, Allah’a kolaydır.”
Böylece ilk beş âyette veciz bir anlatımla Allah-evren-insan arasındaki ontolojik ve ahlâkî bağı doğru bir şekilde kurabilmeyi sağlayacak ufuklar açılarak önce İslâm inançları teorisinin üç temel konusundan birincisini oluşturan ulûhiyyet (Allah’ın varlığı ve sıfatları) konusunun altı çizilmiştir. 6-10. âyetlerde ise diğer ikisi yani nübüvvet (peygamberlik, vahiy) ve âhiret konuları üzerinde durulmaktadır. 6 ve 7. âyetlerde peygamberleri, onların bildirdiklerini ve özellikle öldükten sonra diriltilme gerçeğini inkâr etmenin inkârcılara bir şey kazandırmadığı, Cenâb-ı Allah’a da bir şey kaybettirmediği, ama bir süre sonra onların bütün bu yaptıklarını bir bir önlerinde görecekleri ifade edilmekte; buna bağlı olarak 8. âyette Kur’an’ın muhatapları Allah’a, peygamberine ve O’nun indirdiği ışığa (Kur’an’a) iman etmeye çağrılmaktadır. 9. âyette haşir gününde gerçek anlamda kâr ve zararın ortaya çıkacağına değinilmekte ve iman edip erdemli davranışlarla ömrünü iyi değerlendirenlerin âhirette kavuşacakları mükâfat hatırlatılmaktadır. 10. âyette ise inkâr eden ve Allah’ın âyetlerini yalan sayanların acı âkıbetini gösteren bir uyarı yapılmaktadır. İnkârcıların peygamberlerin çağrısını kabul etmemekte haklı olduklarını ispat için sık sık kullandıkları argüman 6. âyette, “Bir beşer mi bizi doğru yola çıkaracak!” şeklinde özetlenmiş olup birçok âyette bu delilin çürüklüğü ortaya konmuştur (meselâ bk. İbrâhim
14:10-11; Kehf
18:110; Mü’minûn
23:24, 33; Furkan
25:7). Bu âyetin “Allah da muhtaç olmadığını gösterdi” şeklinde çevrilen kısmı, “Onların imanına ve kulluğuna muhtaç olmadı, muhtaç olmadığını gösterdi”, “Gücü yettiği halde onları imana zorlamadı” ve “Ortaya koyduğu açık ve kesin kanıtlarla yetinmek ve onları zorlamamak suretiyle kemalini gösterdi” gibi mânalarla açıklanmıştır (Zemahşerî, IV, 105; Şevkânî, V, 271). Müfessirlerin genel kanaatine göre 8. âyetin “İndirdiğimiz o ışığa iman edin” diye çevrilen cümlesinde geçen “nûr” kelimesinden maksat Kur’ân-ı Kerîm ve onun içeriğidir (Taberî, XXVIII, 121; İbn Atıyye, V, 319). 9. âyette geçen yevmü’t-tegåbün tamlaması “kayıp ve kazancın ortaya çıkacağı gün” şeklinde tercüme edilmiş olup buradaki tegåbün kelimesi hakkında geniş açıklamalar yapılmıştır. Bu kelimenin kökü olan gabn (gabn, gaben) masdarı sözlükte “gizlemek, unutmak, hata etmek, zayıf olmak ve aldatmak” gibi mânalara gelir. Fıkıh terimi olarak gabin de, iki tarafa borç yükleyen akidlerde edimler arasındaki dengesizliği, özellikle satım sözleşmesinde satım parasıyla satılan malın piyasa değeri arasında belirgin bir fark bulunmasını ifade eder. Tegåbün kelimesi Arapça’da genellikle iki veya daha fazla kişinin karşılıklı fiillerini anlatmak için kullanılan “tefâül” kalıbındadır. Bu sebeple daha çok “birbirini aldatmak” yahut “hem aldanmak hem aldatmak” mânalarıyla açıklanmıştır. İbn Atıyye ise burada bu kalıbın karşılıklı bir durumu değil, –“tevazu” kelimesinde olduğu üzere– fiilin konusundaki çokluğu ve yoğunluğu belirtmek için kullanıldığı kanaatindedir. Birçok müfessir –“doğruya karşılık sapkınlığı satın alanlar” şeklindeki (Bakara
2:16) tasvirden de yararlanarak– burada inkârcı ve münafıkların imanı küfür ile, âhireti de dünya ile değişmelerindeki yanlışlık ve aldanmaya bir telmih bulunduğu yorumunu yapmıştır. Bazılarına göre bu kelimeyle, hesap gününde eşyanın dünyadaki miktar ve değerinden farklı görüneceği anlatılmaktadır. Başka bir yoruma göre burada kastedilen şudur: Bazılarının “Allah’a verdikleri sözü düşük bir bedelle satmaları”, “Allah’ın müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın alması” (Tevbe
9:111) gibi Kur’an’da mânevî anlamda alışveriş lafzının kullanıldığı durumların gerçek kârlılık yönü yani kimin kazanıp kimin kaybettiği o gün ortaya çıkacaktır (başka yorumlarla birlikte bk. İbn Atıyye, V, 319; Râzî, XXX, 24-25; Elmalılı, VII, 5028-5030). Bu izahları ve bağlamı dikkate alarak, anılan tamlamayı “kayıp ve kazancın ortaya çıkacağı gün” şeklinde çevirdik.
Kâfir olanlar, elbette diriltilmeyeceklerini sanmışlardı. De ki: “Hayır! Rabbime yemin olsun: Şüphesiz ki diriltileceksiniz; sonra (da) yaptıklarınız size mutlaka bildirilecektir. Bu, Allah’a kolaydır.”
İnkâr edenler, öldükten sonra diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: “Hayır! Rabbime yemin olsun ki, öldükten sonra, diriltileceksiniz. Sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah'a göre kolaydır.”
Gerçeği yalanlayan nankörler, kesinlikle tekrar diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: “Rabb'ime ant olsun ki kesinlikle diriltileceksiniz. Sonra yaptıklarınızın tamamı size haber verilecektir. Ve bu, Allah için çok kolaydır.
İnkâr edenler (sürekli), asla diriltilmeyeceklerini öne sürmektedirler. De ki: "Hayır, Rabbim adına andolsun, siz, muhakkak diriltileceksiniz; sonra mutlaka yaptıklarınız size haber verilecektir (herkes hesaba çekilecektir) . Bu da Allah'a göre oldukça kolaydır."
Kafir olanlar, sanırlar ki öldükten sonra dirilmeyecekler kesin olarak; de ki: Evet ve Rabbime andolsun ki elbette dirileceksiniz, sonra da ne yaptıysanız size haber verilecek ve bu, Allah'a pek kolaydır.
Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler tekrar diriltilmeyeceklerini iddia ediyorlar. De ki: “Evet ve Rabbime andolsun ki, elbette diriltileceksiniz ve dünyada ne yaptıysanız hepsi size haber verilecek. Bu Allah'a göre pek kolaydır.
Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, küfre saplananlar asla diriltilmeyeceklerini ileri sürdüler.
“Bilâkis, Rabbim hakkı için, kesinlikle diriltileceksiniz. Sonra işlediğiniz ameller birer birer ortaya konarak hesaba çekileceksiniz. Bunu yerine getirmek Allah'a kolaydır.” de.
İnkâr edenler yeniden diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: "Hayır. Rabbime yemin olsun ki mutlaka yeniden diriltilecek sonra yaptıklarınızdan haberdar edileceksiniz. Bu Allah'a göre kolaydır.
İnkâr edenler kesin olarak diriltilmeyeceklerini öne sürdüler. De ki: 'Hayır, Rabbime andolsun, muhakkak diriltileceksiniz; sonra mutlaka yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu da Allah'a göre oldukça kolaydır.'
Kâfir olanlar, asla öldükten sonra diriltilmiyeceklerini zannedib iddia ettiler. (Ey Rasûlüm, onlara) de ki: “- Hayır, (zannettiğiniz gibi değil) Rabbim hakkı için muhakkak diriltileceksiniz. Sonra da (hesaba çekilerek) muhakkak yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu ise, Allah'a göre kolaydır.
O kâfirler, asla dirilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: “Evet, Rabbime andolsun ki dirileceksiniz. Sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu da, Allah’a çok kolaydır.
Küfredenler, yeniden hiç dirilmeyiz sanmaktalar; diyesin ki: «Evet Tanrıma ant, herhalde dirileceksiniz, yaptığınız şeyler de size bildirilecek, bu Allaha kolaydır!»
İnkârcılar, öldükten sonra bir daha diriltilmeyeceklerini iddia ediyorlar. De ki: “Hayır, Rabbim hakkı için elbette diriltileceksiniz, sonra da (dünyada) yaptıklarınız bir bir önünüze konacak. Bu, Allah'a göre çok kolaydır.”
İnkar edenler, tekrar dirilmeyeceklerini ileri sürerler. De ki: "Evet; Rabbime and olsun ki, şüphesiz diriltileceksiniz ve sonra, yaptıklarınız size bildirilecektir. Bu, Allah'a kolaydır."
İnkâr edenler, kesinlikle diriltilmeyeceklerini ileri sürdüler. De ki: Hayır! Rabbime andolsun ki mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah'a göre kolaydır.
İnkarcılar, diriltilmeyeceklerini ileri sürerler. De ki, "Evet, Rabbime andolsun diriltileceksiniz ve sonra yaptıklarınız size bildirilecektir. Bu, ALLAH'a kolaydır.
İnkâr edenler, katiyyen diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: "Hayır! Rabbim hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah'a göre kolaydır".
Küfredenler asla ba's olunmıyacaklarını zu'mettiler, de ki, hayır rabbım hakkı için muhakkak ba's olunacaksınız, sonra da muhakkak yaptıklarınız size anlatılacaktır ve o Allaha göre kolaydır
O küfredenler de öldükden sonra kat'iyyen diriltilmeyeceklerini (bir hakıykat gibi cahilane) iddia etdi (ler). De ki: «Hayır (öyle değil), Rabbime andolsun ki siz mutlakaa diriltileceksiniz. Sonra da yapdığınız şeyler behemehal size haber verilecekdir. Bu da Allaha göre kolaydır».
İnkâr edenler, (öldükten sonra) aslâ diriltilmeyeceklerini zannettiler. De ki: “Hayır! Rabbime yemîn olsun ki, mutlaka diriltileceksiniz; sonra yaptıklarınızdan, muhakkak haberdâr edileceksiniz. Bu ise, Allah'a göre pek kolaydır.”
İnkâr edenler, yeniden diriltileceklerini zannetmiyorlardı. Onlara deki “Evet, Rabbime yemin olsun ki, mutlaka diriltileceksiniz. Sonra yapmış olduklarınız size haber verilecektir. Bunu yapmak Allah için çok kolaydır.
Kâfirler tekrar dirilmeyeceklerini za/ım ve iddia ediyorlar. Onlara de ki, elbette, Rabbim hakkı için dirileceksiniz, sonra yaptıklarınız orada size bildirilecektir. Bu, Allah/a göre kolaydır.
Küfre sapmış bulunanlar, kendilerinin kesin olarak diriltilmeyeceklerini öne sürdüler. De ki: “Hayır, Rabbime andolsun ki siz muhakkak diriltileceksiniz, sonra mutlaka yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu da Allah'a göre oldukça kolaydır.
Buna rağmen inkârcılar, öldükten sonra diriltilmeyeceklerini iddia ediyorlar. Ey Müslüman! Bu sözleriyle Hesap Gününü, dolayısıyla ilâhî adâleti ve sonuçta Allah’ı inkâr eden o câhillere de ki: “Hayır; her şeye kadir olan Rabb’ime yemin olsun ki, kesinlikle diriltileceksiniz; sonra bütün yaptıklarınız size bir bir haber verilecektir. Bu, Allah için çok kolaydır.O hâlde, ey insanlar!
İnkâr edenler bilgisizce iddia ettiler ki; asla yeniden diriltilmeyecekler.
De ki: -“Evet, rabbime yemin olsun ki elbette yeniden diriltilirsiniz! Sonra da işlediğiniz şeyler size haber verilir / anlatılır. Bu da Allah’a çok kolaydır”.
Kâfirler, kendilerinin asla tekrar diriltilmeyeceklerini sandılar. (Ey Muhammed!) Onlara: “Evet! Rabbime yemin olsun ki siz, (âhirette) mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır.” de.
Hakikati inkara şartlanmış olanlar, tekrar diriltilmeyeceklerini iddia ediyorlar! 7 De ki: “Evet, Rabbime andolsun! Siz kesinlikle diriltileceksiniz ve o zaman, [hayatta iken] yaptıklarınız size mutlaka gösterilecektir! Bu, Allah için kolay bir şeydir!”
Kâfirler yeniden diriltilmeyeceklerini iddia ediyorlar. De ki: – Rabbime andolsun ki siz kesinlikle yeniden diriltilecek sonra da yaptıklarınız size bir bir haber verilecektir. Zira bu Allah’a göre çok kolaydır. 18/36-49, 45/24, 58/6, 67/23...29
Hakikati inkâra şartlanmış olanlar yeniden diriltilmeyeceklerini iddia ettiler.[5132] De ki: “Hayır! Rabbime andolsun ki kesinlikle diriltileceksiniz; sonra yaptıklarınız bir bir aktarılacaktır: zira bu Allah’a çok kolaydır.
[5132] Za‘m ve zu‘m, “insanın kendisini ikna ettiği tumturaklı yalan” anlamına gelir. Kur’an’da geçtiği 14 yerde de olumsuz mânada kullanılır. Şureyh, “Her şeyin kinayesi var, yalanın kinayesi za‘mdır” der.
Kâfir olanlar zû'm ettiler ki, öldükten sonra asla diriltilmeyeceklerdir. De ki: «Hayır ve Rabbime andolsun ki elbette diriltileceksiniz. Sonra da yapmış olduğunuz şeyler elbette size haber verilecektir. Ve bu ise Allah'a göre pek kolaydır.»
Kâfirler öldükten sonra diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: “Hayır! Rabbim hakkı için, elbette diriltileceksiniz, yaptıklarınız size tek tek bildirilecek (ve karşılığı verilecektir). Bu, Allah'a göre pek kolaydır. ”
İnkar edenler, kesinlikle diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: "Hayır, Rabbim hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah'a göre kolaydır.
Ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler) öldükten sonra bir daha diriltilmeyeceklerini sanıyorlar. De ki “Hayır! Rabbime yemin ederim ki tekrar diriltileceksiniz ve size yaptığınız her şey bildirilecektir. Bunu yapmak Allah’a göre kolaydır.”
Kafirler, tekrar dirilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki:-Evet, Rabbime andolsun ki, tekrar diriltileceksiniz. Sonra da yaptıklarınız size haber verilecek. Bu, Allah'a çok kolaydır.
İnkâr edenler, hiç diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: Evet, Rabbime and olsun, diriltileceksiniz. Sonra da yapmış olduklarınız size bildirilecek. Bu ise Allah için pek kolaydır.
Küfre sapanlar asla diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: "Rabbime yemin ederim ki, sandığınız gibi değil! Yemin olsun ki, mutlaka diriltileceksiniz; yine Yemin olsun ki, yaptıklarınız size mutlaka haber verilecektir. Ve bu, Allah için çok kolaydır."
śandı anlar kim kāfir oldılar kim girü ķoparınılmayalar. eyit; “evet çalabum ḥaķķı-y-içün ķoparınılasız andan ħaber virinilesiz anı kim işledüñüz. daħı şol Tañrı’ya geñezdür.”
Ṣandı ol kişiler ki kāfir oldılar ki hergiz ba‘ẟ olmayalar. Eyit: Evet, beniyaradan ḥaḳḳı‐çun ba‘ẟ olursız. Andan ṣoñra size ḫaber virilür siz işlegen‘ameller ve ol Tañrı Ta‘ālā ḳatında geñezdür.
Kafir olanlar (öldükdən sonra) əsla dirildilməyəcəklərini iddia edirlər. (Ya Peyğəmbər!) De: “Bəli, Rəbbimə and olsun ki, siz mütləq dirildiləcəksiniz. Sonra da (dünyada) etdiyiniz əməllər sizə (bir-bir) xəbər veriləcəkdir. Bu, Allah üçün çox asandır!
Those who disbelieve assert that they will not be raised again. Say (unto them, O Muhammad): Yea, verily, by my Lord! ye will be raised again and then ye will be informed of what ye did; and that is easy for Allah.
The Unbelievers think that they will not be raised up (for Judgment).(5487) Say: "Yea, By my Lord, Ye shall surely be raised up: then shall ye be told (the truth) of all that ye did. And that is easy for Allah."*
5487 In other words, they think that there is no future life, and no responsibility for our actions beyond what we see in the present life. If that were true, all the profits of fraud and roguery, which remain unpunished in this world—and many do remain unpunished in this world—will remain with the wicked; and all the losses and pain suffered by integrity and righteousness, if they find no compensation in this life, will never find any compensation. This would be an odd result in a world of justice. We are taught that this is not true—that it is certain that the balance will be redressed in a better future world; that there will be a resurrection of what we call the dead; and that on that occasion the full import of all we did will be made plain to us, and our moral and spiritual responsibility will be fully enforced.